Tekil Mesaj gösterimi
Eski 19.03.11, 13:32   #1
Simge
Üye

Simge - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jun 2010
Konular: 30
Mesajlar: 123
Ettiği Teşekkür: 638
Aldığı Teşekkür: 594
Rep Derecesi : Simge Karimasını arttırmak için doğru yerdeSimge Karimasını arttırmak için doğru yerdeSimge Karimasını arttırmak için doğru yerdeSimge Karimasını arttırmak için doğru yerdeSimge Karimasını arttırmak için doğru yerdeSimge Karimasını arttırmak için doğru yerdeSimge Karimasını arttırmak için doğru yerdeSimge Karimasını arttırmak için doğru yerdeSimge Karimasını arttırmak için doğru yerdeSimge Karimasını arttırmak için doğru yerdeSimge Karimasını arttırmak için doğru yerde
Ruh Halim: none
Standart Mezardan Saraya Takı Kültürü...

Mezardan Saraya Takı Kültürü



Anadolu takıları binlerce yılın içinden süzülüp gelen teknik incelikleri detaylarda saklanan derinliği ve onlarca kültürün izini süren tasarımlarının zenginliğiyle zamanın ötesine geçiyor...


Otuz bin yıl önce ölümün sessizliğinde doğdu takılar. İnsanoğlu yanıbaşında susan nefesin geri dönmeyeceğini anladığında belki son bir kez daha onu kutsamak gittiği yerde huzur duymasını sağlamak karanlığın kötülüklerinden korumak için mezarına taşlardan boynuz ve kemiklerden deniz kabuklarından yapılma boncuk dizileri bilezikler ve yüzükler koydu.

Sonra başa çıkamadığı kötülüklerden tehlikelerden kendisini de korumak için boynunu kollarını ellerini başını ayaklarını takılarla donattı; onları tanrılarına sundu. Bir de baktı volkanik camlara yansıyan görüntüsü takılarla daha farklı daha güzel... İşte dinin ötesine geçtiği o andan sonra taktıklarını bir daha hiç çıkarmadı; takıların güzelliğinde kendi güzelliğini buldu. Zamanın içinden sessizce geçerken onları en parlak en göz alıcı madenlerle taşlarla bezedi. 6000 yıl önce bu topraklarda Anadolu’da madenlerin en büyüleyicisini altını işleyebileceğini keşfetti ve altın diğer tüm değerli madenler ve taşların da önüne geçti; takıların vazgeçilmezi oldu. Altın takılar insanoğluna her şeyin tüm dinsel amaçlarının güzel görünme çabalarının ötesinde yaşadığı toplum içinde soyut konumunun somut işaretini sundu.




5000 Yıl Önce Parlayan Işık
Değerli madenlerden takı üretimi yani kuyumculuk işte böyle başladı. Ama bin yıl boyunca emekleyen kuyumculuk gerçek bir zanaat olarak karşımıza şaşırtıcı güzellikteki oya gibi işlenmiş takılarla M.Ö. 3. bin yılda çıktı. M.Ö. 2600-2000 dönemine tarihlenen en parlak ve yetkin takı objeleri Troya Eskiyapar ve Alacahöyük’te bulundu. Prens mezarlarında ele geçen altın gümüş agat kuvars kristali gibi değerli malzemelerden yapılan broşlar kolyeler iğne bilezik diadem kemer ve elbise süsü olarak kullanılan çift altın idollerin her biri birer sanat eseri niteliğindeydi.

Aynı döneme ait Doğu Anadolu’da Karaz Batı Anadolu’da Beycesultan ve Semayük Göller bölgesinde Kuruçay Geçiş bölgesinde Kusura Demircihöyük Polatlı Karaoğlan Konya civarında Karahöyük Malatya’da Aslantepe Çukurova bölgesinde Tarsus İslahiye bölgesinde Tilmenhöyük ve Gedikli Güneydoğu Anadolu’da Pulur Norşuntepe ve Tepecik buluntuları Anadolu insanının tasarımda ve döküm işlerinde daha o tarihte ulaştığı ileri düzeyi anlatıyor. Troya altın takılarında kullanılan granülasyon ve telkari teknikleri ise daha ileri bir kuyumculuk çalışmasına işaret ediyor.


Tunç çağını geride bırakırken M.Ö. 2000-1200 arasında Anadolu’da ticaret kolonileri oluşturan Asurlu tüccarların ilgisi de özellikle altın gümüş ve bakır madenleri üzerinde yoğunlaştı. Asurlu tüccarlar Mezopotamya’dan getirdikleri malların yerine buradan değerli madenleri götürüyorlardı. Ticaretin canlandırdığı iletişim olanakları Anadolu’daki ilkçağ zanaatkârlarına Mezopotamya kültürünü tanıttı. Zanaatkârlar yeni tanıdıkları motifleri ve konuları kendi dünyalarının anlamı içinde eritip ortak bir üslup yaratmayı başardılar.




Anadolu'nun Batısında Yükselen Takı Sanatı
Hititler’in egemenliği altındaki Anadolu’dan bugüne taşınan takılar ne yazık ki çok az; yalnızca Boğazköy’de bulunan altın mühür yüzük altın “oturan tanrıça” amuleti mezarlarda ölülerin ağız ve gözlerini kapayan kol ve ayak bileklerine sarılan altın safihalarla kulaklara yerleştirilen kulak tıkaçlarından ibaret...

M.Ö. 900’den sonra değerli maden ve taş kullanılarak yaratılan takılar eski görkemine özellikle Anadolu’nun orta ve batısında kurulan uygarlıklarda kavuştu. Burada hem takılar çoğaldı; hem teknik yetkinleşti. Günümüze çok fazla örnek kalmamasına karşın M.Ö. 8. yüzyılın ikinci yarısında Orta Anadolu’da egemen olan Frigya’nın kuyumculuk sanatına en önemli katkısı özgün bir formu olan fibulalardı.
Antik dünyanın ticaret merkezinde oturan Batı Anadolu kentlerinin zanaatkârları ise doğu ile batının sanatını kendilerinde bütünleştirip Orientalizan sentezi gerçekleştirdiler. M.Ö. 8. yüzyıl sonuyla 7. yüzyıl başında özellikle doğulu motiflerin kullanıldığı değerli metal ve fildişi takılar ortaya çıktı. Lydia’nın başkenti Sardes işte bu süreçte kuyumculuğun ışığı oldu. Kimyasal işlemle ilk kez saf altının da elde edildiği altın rafinerisinin bulunduğu Sardes’da özellikle fildişi oymacılığı ve değerli ya da yarı değerli taşların da başarıyla kullanıldığı teknik ustalıkla işlenmiş altın takılar ortaya çıktı.

Sonraki iki yüzyıl Anadolu’nun batısında kuyumculuk zanaatının doruğa ulaştığı yüzyıllar oldu. Saf ya da safa yakın ayarda altınla yapılan takılarda döküm repousse fligre granülasyon gibi birçok kuyumculuk tekniği birarada kullanıldı. En yetkin örnekleri Efes Artemis Tapınağı adak çukurunda ve Uşak çevresinde bulundu. Anadolu’nun ana tanrıçası ile Helenler’in anavatanındaki tapınma biçemini birleştiren ana tanrıça Artemis tapımı dönemin takı sanatını da biçimlendirdi. Evrensel uygarlığın koruyucusu doğanın yöneticisi ve arıların kraliçesi tanrıçanın üç farklı karakteri takılarda görülen arı hilal ve atmaca motiflerinde anlatımını buldu. Küpelerde apliklerde broşlarda ve iğne topuzlarında arı; küpeler ve sarkaçlarda hilal; broş ve sarkaçlarda ise atmaca kullanıldı daha çok.


Urartu'nun Zenginliği
Aynı dönemde M.Ö. 900-600 arasında merkezi Van olan Urartu krallığının önde gelen kentleri Altıntepe Patnos Adilcevaz ve Toprakkale’deki prens mezarları tapınak saray ve depolarından yüzyıllar sonra çıkan altın küpeler agat ve amber kolyeler ve özellikle düğmeler granülasyon tekniğinin en güzel örneklerini oluşturdu. Bu zor kuyumculuk tekniğinin ustası olan Urartular’ın granülasyonla bezeli üç at başı biçiminde kolye başı balık ve halka biçimi altın küpeler uçları ejder başlı gümüş bilezikler değerli metalleri işlemede ulaştıkları başarıyı tüm görkemiyle ortaya koydu.
Arkaik ve klasik dönemlere ait Anadolu takıları yalınlığın içinden ustalıkla çıkarılan bir etkileyiciliğe sahiplerdi. Yaygın olarak telkari ve mineleme teknikleriyle yapılan çelenklerde bitkisel motifler kolye ve pandantiflerde nar meşe palamudu ve hayvan başları işliydi. Ay tanrıçasının sembolü hilal Ön Asya kültürlerinin hepsinde olduğu gibi Anadolu’da da her yerdeydi.

Perslerle Renklenen Takı
M.Ö. 545’ten itibaren Pers egemenliğine giren Anadolu’da bir kez daha doğu ve batı kültürü harmanlandı; takılar bu kez kendilerine Pers etkisinde bir üslup buldular. Anadolu’nun hemen her yerine yayılan dönemin takılarının en çarpıcı özelliği üzerlerindeki yarı değerli taşların ve bunların cam taklitlerinin kullanımlarının çok artmış olmasıydı; takılar rengârenkti. Dönemin kuyumculuk merkezleri Sardes ve Çanakkale Boğazı üzerindeki Lampsakos’ta biçimlenen takılarda özellikle üçgen baklava motifi ve üçgen piramit süslemeler çok
kulllanıldı.

Hellenistik Dönemin Görkemi
Ardından gelen Hellenistik dönem Anadolu’da takı sanatının ve kuyumculuk zanaatının doruğa ulaştığı dönemlerden biri oldu. Arkaik ve klasik çağlar boyunca hemen yalnızca tapınaklara adak ve mezarlara sunu olarak yapılan ve çok nadir kullanılan takılar bu dönemde insanların gündelik yaşamlarına girdi. Trakya’da zengin maden yataklarının bulunması ve Pers hazinelerinde biriken altın ve gümüş stokları dünyevi zevklerin en cezbedici olanına eğilimi artırdı.

Bol bol insan ve hayvan figürleri kullanılan Hellenistik dönem takıları bol granülasyon ve filigre ile zenginleşti. Daha önemlisi Hellenistik dönem sadece değerli metallerin ve kimi zaman da yarı değerli taşların kullanıldığı takıların yerini artık değerli taşlarla bezeli mücevherlerin aldığı döneme işaret etti. Büyük İskender’in doğu seferleriyle Anadolu’ya taşınan zümrüt yakut agat aquamarin grena karneol sard plasma amatist gibi değerli taşlar Hellenistik dönem takılarına yerleşti. Motiflerde de farklılıklar oluştu; menadlarla eroslar zenci tasvirleri aslan boğa geyik gibi hayvanların başları sıklıkla kullanılır oldu. Dönemin “moda”sı ise Herakles düğümlü takılardı...




Anadolu Takı Geleneğinin Doruğu: Osmanlılar
Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar Anadolu’da her türlü değerli maden değerli taş ve süsleme teknikleri denenmiş; çeşitli formlar geliştirilmişti. Osmanlılar bin yıllarca süren istilalar ve göçlerle biçimlenen son derece zengin bir takı geleneği mirasını devraldılar. Yapabilecekleri tek bir şey kalmıştı; takı sanatını doruğuna ulaştırmak. Onlar da bunu yaptılar.

Osmanlı İmparatorluğu’nun gücü artarken kuyumculuk zanaatının önemi de giderek arttı. Osmanlı kuyumculuğu miras aldığı tarihi kültürel zenginlikle birlikte İmparatorluğun yayıldığı geniş coğrafyanın birikimlerini de yansıttı. Payitaht İstanbul’un dışında Trabzon Samsun Sivas Van Erzurum Erzincan Gümüşhane Bitlis Kula Eskişehir Diyarbakır Mardin Midyat Şam Halep Kıbrıs Prizren gibi yerlerde de değerli madenler farklı tekniklerle işlendi.

Bol bol insan ve hayvan figürleri kullanılan Hellenistik dönem takıları bol granülasyon ve filigre ile zenginleşti. Daha önemlisi Hellenistik dönem sadece değerli metallerin ve kimi zaman da yarı değerli taşların kullanıldığı takıların yerini artık değerli taşlarla bezeli mücevherlerin aldığı döneme işaret etti. Büyük İskender’in doğu seferleriyle Anadolu’ya taşınan zümrüt yakut agat aquamarin grena karneol sard plasma amatist gibi değerli taşlar Hellenistik dönem takılarına yerleşti. yayılmasıyla birlikte doğudan gelen Herat ve erken Safevi üslubunun etkisiyle şark motifleri ve 18. yüzyıldan sonra ise Batılı tarzda gemi fiyonk arma türü motifler belirginlik kazandı.




İlk dönemlerde daha sade olan takılar sonraları giyimin ayrılmaz bir parçası haline dönüştü ve giderek daha gösterişli olmaya başladı. Sorguç istefan zülüflük enseliksaç bağı gerdanlık iğne çelenk küpe bilezik yüzük zehgir mühürnişan halhal pazubent düğme çaprast zincir saat köstek kemerkemer tokası gibi takılar en çok tercih edilen parçalardı. Osmanlı’da değerli maden ve taşlar yalnız takılarda da kullanılmazdı. Kur’an kabı askı kılıç hançergaddare gürztüfek tesbih bardak matara kase şerbetlik maşrapa zarf kutu sandık şamdan buhurdangülabdan kaşıknargile yazı takımı yelpaze ayna tarak kamçı sadak Kabe armağanları gibi eşyaların süslenmesinde de kullanılırdı. Altın gümüş ve değerli taşlar kullanılarak yapılan taht beşik örtü kaftan zırh at koşum takımı gibi büyük parçalar ise özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünü simgeliyordu.

Balkanlardan ve İran’dan getirtilen kuyumcu ustaları ile Türk ustaların yanına geç dönemlerde katılan Ermeni ustaların kakma çalma oyma savat telkari hasır mıhlama gibi tekniklerle çalıştıkları Osmanlı takılarının en önemli özelliği İmparatorluğun çoğulcu yapısını yansıtan çeşitliliğiydi. Çok değişik parçaların yan yana kullanılması bir yana farklı tarza sahip karşıt renklerin de büyük bir uyumla kullanıldığı takılar Osmanlı İmparatorluğu’nun özgünlüğünü yaratıyordu.


Türkiye kuyumculuğunun geleceği bugün işte Anadolu’nun bu görkemli takı geleneğinin üzerinde biçimleniyor. Binlerce yılın içinden süzülüp gelen kuyum tekniklerinin incelikleri detaylarda saklanan derinlik birbirinin içinden geçerken başkalaşan kültürlerin izlerini süren tasarımların zenginliği bu topraklarda yetişen kuyumculara miras. Anadolu takılarının mezar odalarından saraylara yaptığı yolculuğu şimdi onlar sürdürüyor...

__________________
Simge isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
8 Üyemiz Simge'in Mesajına Teşekkür Etti.