Tekil Mesaj gösterimi
Eski 22.03.11, 18:52   #4
MyStery
Gerçek Üye

MyStery - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2011
Konular: 180
Mesajlar: 713
Ettiği Teşekkür: 2975
Aldığı Teşekkür: 3776
Rep Derecesi : MyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmedeMyStery muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı'da Mücevherlerin Önemi - Kuyumculuk

Kaşıkçı Elması
Osmanlı kuyumculuğunun en güzel örnekleri arasında Topkapı Sarayı Müzesi'nde sergilenin zümrütlü hançer, Kaşıkçı elması, Kanuni Sultan Süleyman'a ait fildişi ayna, altın beşik ve bayram tahtı sayılabilir.
Zümrütlü hançer, Sultan I. Mahmud (1730-1754) tarafından İran hükümdarı Nadir Şah'a armağan edilmek üzere yaptırılmıştır. Kabzasının bir yüzünde bulunan etrafını elmasların çevirdiği iri üç zümrüt sebebiyle bu isimle anılmaktadır. Dünyanın en büyük ve en değerli 10 elması arasında yer alan Kaşıkçı elması 86 kratlık olup 1774'te Pigot adlı bir Fransız subayı tarafından Hindistan'ın Madras mihracesinden satın alınmış ve bu yüzden Pigot elması adıyla da tanınmıştır. Daha sonra da Tepedelenli Ali Paşa tarafından satın alınan bu elmas, onun ölümünden sonra Osmanlı hazinesinin malı olmuştur. Kaşıkçı elmasının Osmanlı kuyumculuğu açısından bizi ilgilendiren tarafı, uzmanların, etrafındaki pırlantaların sonradan konulduğu düşüncesinde olmaları, ya Tepedelenli Ali paşa ya da Sultan II. Mahmud tarafından dizdirilmiş olduğu kanısını taşımalarıdır. Kaşıkçı Elması'nı iki sıra çeviren 49 adet pırlanta, ona ayrı bir değer ve güz ellik katmıştır. Kanuni Sultan Süleyman'a ait ayna ise, daire biçimli olup fildişi arkalığının çevresinde sultana övgüler içeren bir yazı yer almaktadır.

Osmanlı Şehzadelerinden birine ait" Süslü Beşik,"

Süslü Beşik
Türk kuyumculuk ve kakmacılık sanatının en seçkin örneklerinden biri olan altın beşik, Kanuni Sultan Süleyman döneminde adı bilinmeyen bir Osmanlı şehzadesi için yaptırılmıştır. İskeleti ceviz ağacından olan bu beşiğin dış yüzeyi altın yaldızlı sıvama gümüş olup, üzeri elmas, yakut ve zümrütlerle donatılmıştır. Beşiğin iki topuzu, sapı ve bağırdak denilen kundakta kullanılan dokuz adet çubuk da aynı şekilde değerli taşlarla bezelidir. Osmanlı döneminde çoğu kez padişahın doğacak çocuğunun beşik ve örtüsü padişahın annesi tarafından hazırlanırdı. Beşiğin hazırlanması için hazine kethü dasına emir verilir, kethüda değerli taşlar ve sırmalarla süslü beşiği hazırlar, kendisi önde saray memurlarından bir alay arkada olmak üzere "Beşik Alayı" denilen bir törenle bu beşik Eski Saray'dan Yeni Saray'a götürülürdü. Ancak beşiğin bazen sadrâzamlarca da gönderildiği olmuştur. Topka Sarayı'ndaki bu beşiğin vaktiyle Osmanlı sarayında gelenekli bir tören olan "Beşik Alayı" ile saraya getirildiği ve saray hazinesinde korunduğu sanılmaktadır.


Bayram Tahtı
Osmanlı saraylarında yapılan büyük törenlerden biri de dini bayramlarda padişahların saray ileri gelenleriyle bayramlaştığı muâyede (bayramlaşma) töreniydi. Fatih Kanunnâmesi'nde bu törenin nasıl yapılacağı belirtilmekte ve "Bayramlarda Meydan-ı Divan'a taht kurulup çıkmak emrim olmuştur.." denilmektedir. Zamanla bazı değişikliklere uğrasa da bu törende genellikle bayramın birinci günü padişahlara ait bayram tahtı hazineden alınır, Bab'üs-saade önündeki saçaklı sofaya getirilir, yerlere serilen ipek halıların üzerine yerleştirilen bu tahta padişah oturur, bayram tebriklerini kabul eder, tören bitince alayla bayram namazına giderdi. Törenden sonra ise saray başhazinedarı bayram tahtını alarak hazineye koyardı. Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan Bayram tahtı da vaktiyle bu amaç için kullanılmıştır. Ceviz üzerine altın plakalarla kaplanmış, üzeri değerli taşlarla süslü olan bu taht, Osmanlı kuyumcularının kaplama ve mücevher kakma tekniklerini uyguladığı güzel bir örnektir. Bazı kaynaklarda Sultan III. Murad'a 1585 yılında Vezir İbrahim Paşa'nın al tından, üzeri değerli taşlarla süslü bir Bayram tahtı hediye ettiği belirtilmekle, araştırmacılar bu tahtın o taht olmadığını ileri sürmekte 1760 tarihli bir arşiv belgesinde hazine eşyaları arasında 953 adet zebercedle süslü, altın kaplama bir taht-ı hümayunun varlığının bahsedilmesinden yola çıkarak Hazine Dairesi'ndeki bu tahtı 18. yüzyıla tarihlemektedirler.
Yapıların kubbe ya da tavanın ortasından bir zincirle sarkan genellikle yuvarlak biçimli süs eşyaları olan askıların padişahlar için yapılanlarının en güzel örnekleri Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunmaktadır. Bunlar padişahların oturdukları tahtın tavanında ya da tahtın bulunduğu salonun veya odanın tavanından aşağı bir zincirle asılırdı. Altından ve üzeri değerli taşlarla süslü bu askıların tabanları püskül şeklindedir.
Kadın ve Tesbih
Osmanlı döneminde özellikle dini günlerde ve toplantılarda kullanılması âdet olan, içinde hoş kokulu ağaç kabuklarının ve bitki dallarının yakıldığı bir kab olan buhurdanların örneklerine çeşitli müze ve özel kolleksiyonlarda rastlamak mümkündür. Pirinç, bakır ve gümüşten yapılabilen buhurdanların savatlı renkli taşlarla bezeli olanları ince bir işçilik sergilemektedir.
Boynuz, kemik ve fildişi ile ağaç ve madenden yapılan tesbihlerin özellikle madenden (altın, gümüş, inci, akik, kan taşı, kehribar, şah, maksut, yıldız taşı, yüz sürü, oltu taşı ve necef ) olanları malzemelerinin sertliği sebebiyle yapımı zor olan, zaman alan ve bir sanat eseri niteliği taşıyan parçalardır. D' Ohsson eserinde 18. yüzyılda tesbih kullanımı hakkında şu bilgileri vermektedir. "...Seçkin kadınların uzun bir tesbih taşımaları da âdettir. Bu tesbihlerin taneleri çok büyük bir ustalıkla işlenmiş akik, kan taşı, ak anber yahut mercandan olur. Hatta taneleri arasında çok değerli inc iler serpiştirilmiş olanlar, yahut altın tellerle yapılmış meşe palamudu biçimi süsler bulunur. Erkekler olsun, kadınlar olsun bunu bir oyalanma vesilesi olarak kullanır."
Kulpsuz kahve fincanının içine koyularak korunmasını ve fincanın eli yakmamasını sağlamak amacıyla yapılan tutmaya mahsus fincan zarfları, madenden, ağaçtan, bağa, boynuz ve fildişinden yapılabilmiştir. Madenden yapılanlarında, kakma, telkâri, kalemişi, tombak ve mıhlama gibi teknikler uygulanmış, ayrıca savatlı mercanlı değerli taşlarla kakmalı fincan zarfları da yapılmıştır.
MyStery isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
10 Üyemiz MyStery'in Mesajına Teşekkür Etti.