Tekil Mesaj gösterimi
Eski 13.05.11, 00:57   #1
Smyrna
Okunuşu: Simirna

Smyrna - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 625
Mesajlar: 8,411
Ettiği Teşekkür: 37276
Aldığı Teşekkür: 38692
Rep Derecesi : Smyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzelSmyrna gerçekten güzel
Ruh Halim: Enerji Dolu
Standart Atatürk'ün Bergama'yı Ziyareti ve İlk Festivalimiz "Bergama Kermesi"

Atatürk’ ün Bergama’ ya Gelişi
(13 Nisan 1934
)


Nisan 1934' te Atatürk, İzmir ve yöresini kapsayan 1 haftalık geziye çıkmıştır. Bu nedenle 9 Nisanda İzmir'e gelmiş, önce Selçuk ve Kuşadası’nı gezmiş, daha sonra da Bergama, Dikili, Ayvalık, Edremit üzerinden Çanakkale'yi ziyaret etmeyi planlamıştı.

İtalya'da faşizm düzeni kuran Benito Mussolini, saldırgan bir tavır takınmış, Akdeniz’i bir Roma gölü yapacağını söyleyerek bizi de içine alan tehdit oluşturmaya başlamış ve böylece II.Dünya Savaşının ilk kıvılcımlarını yaymıştır. Atatürk daha 1934 yılında ikinci genel savaşın belirtilerini sezmiş ve bunu konuşmalarında açık açık vurgulamıştır. Oysa "yurtta barış, dünyada barış" diyebilen tek devlet adamıdır.

Hatta bu doğrultuda 9 Şubat 1934'te Balkan Antantı imzalanması için Yunanistan,Yugoslavya ve Romanya ile anlaşmıştır. Bu güvenlik ve işbirliği antlaşmasının amacı İtalya’nın saldırganlığıdır. Fakat barışçı amaçlı, savunma işbirlikçi, güvenlik kuşağı oluşturucu niteliktedir. Birlikte imzalanması da caydırıcı özellik yansıtmaktadır.

Atatürk yapılan toplantı anında “Uyuyan Aslanı uyandırmasınlar, ve benim çizmemi ayağıma giydirmesinler” demesi üzerine bu söz, Avrupa medyasında büyük yankı uyandırmıştı. Atatürk’ün tümceleri için toplantıdakiler, Mustafa Kemal, “Savaş çizmelerini mi yoksa İtalya haritasında ki Çizmeyi mi? diye yorumlar yapınca Musolini büyük geri adım atarak her fırsatta Türkiye ile iyi ilişkiler de bulunmak istediğini bildirmiş.

İşte bu nedenlerle Atatürk, Ege sahillerini gezmekte, yer yer askeri denetimler yapmakta ve böylece Türk ulusunun pasifize görülmemesini, kararlı, dirençli, inançlı, güçlü ve birlik içinde dinamizmini gören gözlere bir kez daha göstermek istemektedir.

Bu gezinin başka bir amacı da Atatürk'ün halkıyla kucaklaşması, ülkenin durumunu ve yaptığı devrimlerin yerleşme oranını izlemekle ilgilidir. 36 Osmanlı padişahından sadece II.Mahmut yurt gezisine çakmış ve halkını, ülkesini tanımak gereğini duymuştur. Atatürk ise ulusal egemenliği yani halk idaresini kurduğu için halka gitmek, mesaj almak ve vermek durumundaydı. Halkın isteklerini, beklentilerini topluyordu ama daha da ötesi nelere layık olduğu hesabını yapıyor, çağ değiştiren yenilikleri benimsetmeye, düzeylerini yükseltmeye çabalıyordu.

Kısacası bu soylu ve fakat yoksul ulus, ezilmiş ve istemlerini bile dile getirmekten aciz bırakılmış halk uyandırılmalı, uyuşukluktan kurtulmalı, kadercilikten sıyrılmalı, cahillikten arınmalı, üretken ve mutlu olmalıydı. Zincirleme devrim halkaları acaba algılanıyor mu, aksıyor mu, aksatılıyor mu, savsaklanıyor mu? gözlemek istiyordu.

Koca Gazi, Trablusgarp, Çanakkale, Kafkas, Filistin savaşlarının önderi, Kurtuluş Savaşının lideri, Cumhuriyetin kurucusu, karizmatik adam, efsane kişi işte Bergama'ya geliyordu. İki ay önce Bergama' da Halkevi açılmıştı. Halkevleri, Kemalizm’in odak noktalarıydı. Atatürk, bu kurumu kutsayacak, gönüllere ateş koyup gidecekti. Bergama çok krallar görmüştü ama, ilk kez bir cumhurbaşkanı ile karşılaşacaktı. Bergama'da 1933'te ortaokul açılmıştı ve müze açılması düşünülüyordu. Bunlarla bile Atatürk ilgileniyordu. Her yerde olduğu gibi Bergama' da kabuk değiştiriyordu.


İzmir Garajı ötesinde halk toplanmış bekliyordu. Atatürk, üstü açık bir araba ile saat 11.00 sıralarında geldi. Yanında Kurtuluş Savaşında süvari komutanı olan General Fahrettin Altay, Ordu müfettişi İzzettin Paşa, İzmir Valisi Kazım (Dirik) Paşa ve İzmir CHP İl Başkanı Hacim Muhittin (Çarıklı) bulunuyordu. Bergama Lisesinin (şimdi Anadolu Öğretmen Lisesi) o zaman ana bina ortaokul olarak hizmete açılmıştı, önünden Stadyumun olduğu taraflar bomboştu, tarlalar, bağlar vardı. Yol boyu, tepeler, bayırlar insan kalabalığından geçilmiyordu. Atatürk gelince coşku artıyor, dalgalanma oluyor, fakat hayranlık ve meraktan ötürü sessizlik artıyor, öylece seyrediyorlardı. Atatürk, eski İzmir garajının yakınında askeri kuvvetlerin bulunduğu eğitim alanına gitti. Burada Atatürk’ü askeri törenle karşıladılar

Eğitim alanında piyade, süvari ve topçu kuvvetleri tam donanımlı ve sefere hazır durumdaydı. Atatürk, bir ara taşın üzerinden inerek, tatbikat alanına girmiş, mevzilenmiş olan erlerin yanına gelerek , “Burada ne yapıyorsunuz?” diye sormuş. Bu arada Ahmet Beyler Köyünden Tevfik Karakuş adında ki er “Komutanımız karşıdan düşman geliyor dedi bizde karşı duruyoruz” diye cevap vermiş. Atatürk “Hepiniz o tarafa bakıyorsunuz , düşman ya bu taraftan gelirse ne olacak?” şeklinde ikinci sorusunu yöneltmiş. Aynı er “Başımızda sen gibi bir komutan varken dört yandan da gelseler bize vız gelir” diye cevap verince Atatürk erlerin sırtlarını sıvazlamış ve yanlarından ayrılmış.

Denetim bittikten sonra Atatürk oradaki bir taşın üstüne çıkıp (Anadolu lisesi bahçesindeki Atatürk anıtının altlığı) asker ve subaylara şöyle komut verdi: "Karşı tepenin ardında (Dikili Sultan Bayırını göstermiştir) düşman olduğu haberi gelmiştir. Herkes görev başına, düşman yok edilecektir". Bu komut üzerine ortalık toz dumana karıştı, top başı yapıldı, yürüyüş kolları ve atlılar harekete geçtiler. Askerin durum alışını beğenen Atatürk, sonucu daha sonra öğrenmek üzere alandan ayrıldı. Son derece memnundu.

Atatürk, arabasına binip, şimdi yıkılan Cumhuriyet Alanındaki Halkevine gelebilirdi. Fakat bunu yapmadı. Halkın arasına karışmak istiyor, onlarla göz göze gelmek, selamlaşmak, yol boyu konuşmak amacını güdüyordu. İlerledikçe park ve müzenin olduğu yamaçlarda gençler, kadınlar, öğrenciler büyük bir merakla onu izliyorlardı. Atatürk, önlerinden geçtikten sonra da peşine takılıyor, onu izliyorlardı. Hükümet binasının önünden, meydana vardığında kalabalık arttı. Orta boylu bir insan olmasına karşın, yanındaki iri ve uzun paşalardan daha çok dikkati çekiyordu. Çok etkileyiciydi, ilk anda o göze çarpıyordu. Üzerinde gri golf giysiler, elinde bir bastonla ilginç bir görünüm veriyordu.

1922 yılında açılan Zübeyde Hanım İlkokulu'nun önüne geldiğinde okulun girişinde ve Balkonun önünde annesinin yağlı boya ile yapılmış büyük resmini görünce, durup bir süre bakarak “Muhterem valideciğim” demiş ve Bergama halkına teşekkür etmiş.

Zübeyde Hanım Okulu'ndan ayrılıp 1932 yılında açılan Orta Okula gelmiş. Öğrenci kayıt durumunu sormuş, aldığı yanıt üzerine “Erkek sayısı iyi sayılır, fakat kız sayısı çok az, kız çocuklarınızı da Orta Okulda okumalarını teşvik edin” demiş. Kayıt defterinin ilk sırsında kayıtlı olan Faruk Atlan, için Babası Sami Altan’ı oğlunun kaydında öncü olduğundan tebrik etmiş.

Atatürk, halkın gittikçe artan sevgi gösterileri ile halkevine gelirken, kendini çok memnun ettiği kadar da; duygulandıran bir olayla tanışmış. Atatürk tam Hükümet Binasının hizasına geldiğinde karşıdan Özel İdare sokağından bir kişi "Albayım, Gazi Paşam, Komutanım hoş geldin; ben Çanakkale’de ki Salih Çavuşum" diyerek yaklaşmak istiyormuş, fakat korumalar bırakmıyorlarmış. O yine ısrarla "Albayım, Gazi Paşam, Komutanım hoş geldin; ben Conkbayırındaki Salih çavuşum" diye yaklaşmak isteyince Atatürk’ün gelsin işareti vermesi üzerine korumaların nezaretinde gelirken yine deyince Atatürk Salih Çavuşun yüzüne dikkatle baktıktan sonra "Albayım, Gazi Paşam, Komutanım; hani Conkbayırında, 10 Ağustos günü senin sol göğsüne şarapneli isabet edipte cep saatini parçaladığında sana su verip, yüzünü de ıslatmıştım ya! İşte o Salih Çavuşum." "Peki senin yüzüne gözüne ne oldu böyle Salih?" diye sorar, Salih Çavuş "Komutanım sen hasta olup İstanbul’a gidince, bizim birlikte karşıya Kum Kaleye yerleşti. Bir sabah başlayan bombardıman sırasında, bombanın biri tam üstümüze düştü, bazı arkadaşlarımız şehit oldular, bazıları da yaralandı. İşte o anda benimde gözüm akmış, yüzümde bu hale gelmiş, bizi Biga’daki sahra revirine götürmüşler. Eh anamız bizi vatan için yetiştirmiş, vatana bütün azalarımız feda olsun" deyince orada bulunanlar Salih Çavuşu alkışlamışlar. Atatürk sırtını okşayıp sağol Salih çavuş diyerek beraberindekilerden ordu Müfettişi İzzettin Paşa’ya "Paşam Salih Çavuşu da notumuza kaydedelim." demiş ve halkevine doğru yürümeye devam etmiş.

1934 yılının Haziran ayının ortalarında Askeri ve Sivil kişilerden oluşan bir heyet Bergama’ya gelerek Salih Çavuş’a, Süleymanlı ve Aşağıkırıklar Köyleri arasındaki hazine arazisinden büyük ölçüde tarla bağışlamıştır...

Yol boyunca ve karşılama sırasında erkekler, gençler, öğrenciler ve başı açık kadınlar, güzel giyimli kızlar dikkat çekmektedirler. Ancak Halkevine yaklaşırken ve hatta Asklepeion’a gidilirken asıl kalabalıktan ayrı, sokak başlarında kümelenmiş kadınlar Atatürk'ün gözünden kaçmadı. Bu kadınlar çarşaflı, peçeli görünümdeydi. Elbette Atatürk'ü görmeye gelmişlerdi, fakat bekçiler engellemek istiyorlardı. Çünkü bu kıyafetleri ile Atatürk’ün görmesinden çekiniyorlardı. Parti yöneticileri böyle önlem aldırmış, gözden ırak tutulmalarını düşünmüşlerdi.

Ne var ki Atatürk onları gördü, hem de kadınların itelenip kovalanmak istendiğini fark etti. Kızgınlıkla yanındakilere dönerek: “Halkımı benden uzak tutmayın, niçin böyle davranıyorlar" diye sordu, güvenlik için diye uydurma yanıtlar alınca, kıyafet devrimine uymadıkları söylenmeyince, Atatürk gibi birisi derhal anladı ve "halkın bunda kusuru yok, yetkililer görevini ihmal etmiş" diye sert biçimde çıkıştı. Oysa Atatürk, yurt gezilerine yanında Afet İnan gibi öğretim üyeleri ile çıkarak halka mesaj veriyordu. Zorlamadan, kanun emri yapmadan özendirmek istiyordu. Ona bir yabancı gazeteci sormuştu: "Kadınların yasa, buyruk, baskı olmaksızın yüzlerini açmaları nasıl başarılmıştır?" diye ve Atatürk espri, zeka, yöntem dolu şu yanıtı vermişti: "Evet, hiçbir zorlama, kanun yaptırımı uygulamadık. Biz sadece güzel bayanlar yüzlerini açabilirler dedik, hepsi açtı" demiştir.


Atatürk Halkevinin ön giriş kapısına yaklaştığında, yürüyeceği yerlere serilmiş olan halıları görünce durarak ilgiyle halıları izledikten sonra bir halıyı göstererek “Bakınız efendiler... Yüce ulumsuzun sanatkar elleri bizlerin üstün becerisi ile zevkini bu şahesere ne maharetle işlemişler. Bu sanat eserimiz sokakta yerlere serilmek ve çiğnenmek yerine gururla saklanmalıdır” diyerek Kaymakam ve Belediye Başkanına halıların kaldırılmasını söyleyip halılara basmadan kenarından yerlere basarak halkevine girmiş.
Atatürk’ün ilgilendiği o halı o günün Kaymakamı Fikri Şengül ile Belediye Başkanı Hasan Çelebioğlu tarafından halı sahibinin de muafakatı alınarak, Bergama hatırası olarak Atatürk’e hediye edilmiştir. Bu halı şimdi, Saim Yay tarafından Ankara Etnografya müzesinde, Atatürk’e ait eşyalar kısmında, Bergama halısı etiketiyle sergileniyor.

Halkevine giren Atatürk, elini yüzünü yıkayıp, biraz dinlendikten sonra Konferans salonunda bir masaya oturdu. Konuklar ve Bergamalılar çepeçevre masalara dizildiler. Etli güveç, pilav ve yoğurt getirdiler. Atatürk özellikle yoğurdu çok beğendi ve bir tabak daha isterken "İşte Türkün halis gıdası, bizim halkımızın sağlıklı, zeki ve çevik olmasında bu ata gıdasının yeri büyüktür" diyordu.

Halkevine, Atatürk’ ün yanına girenler, önceden partiden yaka kartı alabilmiş kimselerdi. Bu kişiler, Atatürk’ ü yakından görebilen, O’ nunla konuşabilen ve O' na hizmet edebilen mutlu kişiler olmuşlardı. İşte bu mutluluğu tatmış bilge kişilerden biri de Mustafa Boyacı' dır. O zamanlar 18 yaşında olan Mustafa Boyacı izlenimlerini şöyle anlatıyor :
"Bir ara Atatürk, parti bayrağındaki altı ok’un anlamını sordu. Etrafındaki gençler arasında bulunan Belediye Başkanı Nazif Bey'in oğlu Vehbi (Özçelik) atıldı: "Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik, İnkılapçılık" diye saydı ve ne anlam taşıdıklarını söyleyince Atatürk çok memnun oldu. Bunun üzerine "Altı ok'un en uzun olanı hangi ilkeyi gösterir?" diye daha ilginç bir soru sordu ve yine Vehbi "laiklik" diye hemen yanıtladı. Atatürk coşku içinde, laikliğin ne denli önemlilik taşıdığını gençlere anlattı".

Halkevinden ayrılırken, gençlerin bilgili ve çalışkan olmalarını görmekten övünç duyduğunu söyleyip Asklepion'u ziyaret için hareket edildi. Halk arasında Ayvazali denilen ilkçağ sağlık yurduna gidilirken yine yol boyu kalabalıklarla karşılaşıldı. Atatürk, üstü açık arabadan halkı selamlıyordu. Çarşaflı kadınlara müdahale edilmesini yine önledi. Atatürk'e güvenlik sağlamak için kalabalığı gerilettiklerini söylediklerinde: "Benim halktan çekincem yok, böyle davranmayın” dediği duyuldu.

Antik yerleri gezerken Osman Bayatlı ve Alman Arkeologlar açıklama yapıyorlardı. Eski Yunan ve Roma uygarlığı üzerine hayranlık derecesine varan anlatımlar yapıldıkça Atatürk sıkılmaya başladı ve bir ara: "Biraz daha kazarsanız, Türkün çarığı çıkar" diyerek yabancı hayranlığı yerine, Türk kültürüne ağırlık vermek gerektiğini çok güzel bir biçimde dile getirdi. Üstelik 1934 yılı, Türk Dil Kurumu’nun en etkili olduğu yıllardı, öz-kültüre, Türkçe’ye ve yazımına yılların gölgelemesinden sonra yoğun olarak döndüğümüz yılları yaşıyorduk. Herkesin Öz-Türkçe soyadı aldığı 1934' teydik.

Osman Bayatlı, Asklepion tiyatrosunda beraberindekiler ve arkeologlarla bildiğimiz fotoğrafını çekti. Bu fotoğrafta Atatürk’ün yanında Fahrettin Altay, Kazım Dirik, Hacim Muhittin Çarıklı, İzzettin Paşa, Alman arkeologları Hanson, Deubner, Ziegenaus görülmektedir.
Atatürk gelecek diye tüm Bergama çarşı ve sokakları süslenmiş, bayraklarla donatılmıştı. Ancak gezi programı yoğun olduğundan acele ediliyordu. Asklepion dönüşü hala dağılmayan kalabalığa "Allahaısmarladık, Allahaısmarladık" diye el sallayıp vedalaştı. Bergama’ dan ayrılan Atatürk-Dikili-Ayvalık yönünde gezisini sürdürecekti.

Atatürk’ümüzün Bergama’ya gelişleri, şehirde büyük izler bırakmıştır. Ebedi Şefin sözleri, tutum ve davranışları dikkatle izlenmiş ve vermek istediği mesaj ve uyarı incelikle algılanmıştır. Bu konuda ilk tavır Bergama Halkevi’nde Mayıs 1934’te kadınların yaptıkları toplantı ile ortaya çıkmıştır. Bu toplantıda bayanlar çarşaf ve peçe gibi Arap kölelerinin giydiği çağdışı kıyafetlerden arınarak kılık-kıyafetlerine çeki düzen vermişlerdir. Böylece 13 Nisan’ı Türk kadınının sosyal hayatta yerini alması düşüncesi için bir atılım günü kabul etmişler ve o gün Halkevinin önünde çarşaf ve peçeleri yığarak ateşe vermek biçiminde kutlamaya başlamışlardır. Bayan Nezihe başkanlığında, Şekibe İhsan, Sabriye Sabri, İsmet Abdülkadir, Müzeyyen Selim’den oluşan bu kurula, Bergamalı kadınlar içtenlikle destek vermişlerdir.

Atatürk'ün cesaret ve coşku verdiği Halkevi yöneticileri de yoğun çalışmalara girmişler, sosyal etkinliklerini arttırmışlardır. Atatürk’ ün Bergama'yı ziyaret ettiği yıl Türk Dil Kurumu, dilde özleşme konusunda çok başarılı bir yörünge çizmiş, yine o yıl soyadı yasası çıkmış ve tüm ulusun soyadları Türkçe sözcüklerden oluşturulmuştur. Bu nedenle Bergama Halkevi, edebiyat, köycülük kolları Türkçe tarama çalışmaları yapmışlar, bir çok terim, deyim, sözcük, atasözü ve deyişler derlemişlerdir. İzmir Postası, Yeni Türk Dili ve Halkın Sesi gibi basın organları bu konuda yazı yarışmaları açmışlardır. Bergama halkı, bu yarışmalara büyük ilgi göstermiştir. Ayrıca Bergama Halkevi temsil kolunun 10 bayan ve 42 baydan oluşan ekibi “Çoban" ve "Özyurt" temsillerini hazırlamış, hatta Dikili ve Akhisar'a kadar turnelere çıkmıştır.

Ulu Önderimiz Bergama’nın Tarihi, Folklarik zenginliklerinin yanı sıra doğal güzelliklerini de görerek bu güzel ve böylesine zengin kültür izlerine sahip bir beldenin hak etmediği unutulmuş ve bir kenara itilmişlikle kaderine terk edilmesinin asla kabul edilmeyeceğini ve Bergama’nın dünya turizmindeki yerini mutlaka alması gerektiğini ve bunun içinde, bir Şenlik Panayır düzenlenmesini basın yoluyla da yayınlanmasını istemiş ve bu konuda İzmir Valisi General Kazım Dirik’i vazifelendirmiş.

Atatürk’ün direktifiyle il yönetimi, il genel meclisinin hemen her toplantısında Bergama gündemde yer almış. Kazım Dirik Trakya Müfettişliğine atanınca, İzmir Valiliğine yeni atanan Fazlı Güleç’e, Bergama konusuna gereken ilgiyi göstermesini söylemiş. İl Yönetiminin istekli çalışmalarıyla 1936 yılında çevre ilçelerinde katılımlarıyla bir panayır düzenlenmiş ve çok ilgi toplamış. 1937 yılında ise, dünyada Fransa’nın Nice kentinden sonra ikinci, Türkiye’nin ise ilk festivali olarak Bergama kermesi, çok görkemli bir şekilde “ATATÜRK ŞENLİĞİ” adıyla doğmuş. Çünkü Ankara’da basılan Ulus gazetesi ilk sayfasına “ATATÜRK BERGAMASI, ATATÜRK ŞENLİĞİNİ YAPIYOR”, diye başlık atmış.


Uluslararası Bergama Kermesi,bu yıl 75. kez kapılarını ziyaretçilerine açıyor. Kermes’in 75 . Özel Yılı şerefine 22 Mayıs 2011’de başlayacak olan açılış etkinlikleri, 28 Mayıs, 4 ve 18 Haziran günlerinde gerçekleştirilecek faaliyetlerle devam edecek. Bergama, 20-26 Haziran 2011 tarihlerinde kutlanacak olan Uluslararası Kermes’le Türkiye’nin ve dünyanın bir çok bölgesinden gelen ziyaretçilere ev sahipliği yapacak.
__________________
Smyrna isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Smyrna'in Mesajına Teşekkür Etti.