Tekil Mesaj gösterimi
Eski 21.05.11, 14:17   #1
OkyanusunKalbi
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama

Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler




Abaza Paşa
(Sultan Birinci Mustafa dönemi isyancılarından)

Abaza Paşa, asi Halep Valisi Canbolatoğlu'nun hazinedarı iken onun yenilgiye uğraması sırasında yakalanmış, ancak Yeniçeri Ağası Halil Ağa'nın aracılığı ile bağışlanmıştı. 1621 yılında Erzurum Beylerbeyi olan Abaza Paşa, Sultan İkinci Osman'ın öldürülmesi üzerine yeniçerileri padişah katili ilan etti. Etrafına topladığı sekbanlarla Erzurum'da yeniçerileri ortadan kaldırmaya çalıştı.

Yeniçeri Ocağı aleyhine İstanbul ve Anadolu'da ortaya çıkan hareket dolayısıyla askerler arasında büyük bir huzursuzluk başlamıştı. Abaza Paşa bir yandan sancaklara kendi adamlarını tayin ederken, diğer yandan da halktan vergi toplamaya başladı. Kısa zamanda çevresine 30.000 kişi toplamayı başaran Abaza Paşa, ele geçirdiği yeniçeri, topçu, cebeci ve acemi oğlanı gibi ocak mensuplarını öldürttü. Şebinkarahisar ve Sivas'ı ele geçirdi. Daha sonra da Ankara üzerine yürüdü ve şehri kuşattı.

Osmanlı kuvvetleri, Sultan Dördüncü Murad'ın tahta çıkmasından sonra Abaza Paşa'yı Kayseri yakınlarındaki Karasu mevkiinde mağlup etti. Abaza Paşa, bu yenilgiden sonra Erzurum'a dönerek kalesine sığındı. Abaza Paşa yeniçeri düşmanlığından vazgeçmiyordu. Sadrazam Hüsrev Paşa, 1628 yılında düzenlediği sefer sonunda Abaza Paşa'yı teslim aldı. Sultan Dördüncü Murad tarafından affedilen Abaza Paşa, Bosna valiliğine tayin edildi. Ancak tekrar isyan etmek gibi bir niyeti olduğu söylentileri padişah tarafından duyulunca 1634 yılının Ağustos ayında idam edildi.




Abdülmecid Efendi


Son Halife Abdülmecid Efendi 1868 yılında İstanbul'da doğdu. Sultan Abdülaziz'in ve Hayrandil Kadının oğlu Abdülmecid Efendi, Sultan Abdülhamid döneminde sarayda kapalı ve kontrol altında yaşadığı için güçlü bir öğrenim göremedi. Ancak resime meraklıydı ve oldukça başarılı tabloları vardı. Meşrutiyet döneminde bunlar sergilenirdi. Mehmet Vahidettin 1918'de tahta geçince, Abdülmecid veliaht ilan edildi. 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırılınca da Abdülmecid, 18 Kasım 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce Halife seçildi. Bu görev, Cumhuriyet'in ilkeleriyle bağdaşamayacağından, TBMM 3 Mart 1924'te Halifeliğin de kaldırılmasına ve Osmanlı hanedanının Türkiye sınırları dışına çıkarılmasına karar verdi. 1944 yılında Pariste ölen Abdülmecid Efendi'nin kemikleri 1954'te Medine'ye nakledilerek Haremi Şerif'e gömüldü.





Abdülhak Hamid Tarhan


19. Yüzyıl sonu ve 20. Yüzyıl başı edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen şair ve oyun yazarı. Türk edebiyatına Batı etkisini getirmiştir. Abdülhak Hamid Tarhan, 2 Ocak 1852 günü İstanbul'da doğdu.

Hekimbaşı Abdülhak Molla'nın (1876-1853) torunu, tanınmış tarihçi ve Tahran büyükelçisi Hayrullah Efendi'nin oğluydu. Bir yandan mahalle mektebine ve rüştiyeye giderken, bir yandan da Yanyalı Tahsin Hoca ile Edremitli Bahaeddin Efendi'den özel dersler aldı. 1862'de, 10 yaşındayken ağabeyi Nasuhi Bey ile birlikte Paris'te bulunan babasının yanına gitti ve bir süre orada okuduktan sonra 1864'te İstanbul'a döndü. Yaşının küçüklüğüne karşın Babıali Tercüme Odası'nda çalıştı. Bir yıl sonra, Tahran Büyükelçiliğine atanan babasıyla birlikte İran'a gitti. Orada Farsça öğrendi. Babasının ölümü üzerine İstanbul'a dönerek, 1867'de Maliye Mühimme Kalemi'ne girdi. Şura-yı Devlet ve Sadaret kalemlerinde çalıştı. 1871'de Fatma Hanım'la evlendi. 1876'da Paris Büyükelçiliği ikinci katipliğine getirildi. 1878'de Paris'te yayımlanan, Nesteren adlı oyununda halkın zalim bir hükümdara başkaldırmasını anlatmasından rahatsız olan II. Abdülhamid'in emriyle görevden alındı. 1881'de Gürcistan'da Poti, 1882'de Yunanistan'da Golos, 1883'te Bombay başkonsolosluğuna atandı. Bombay'dan gemiyle İstanbul'a dönerken uğradıkları Beyrut'ta eşi Fatma Hanım öldü (1885) ve orada gömüldü.

Abdülhak Hamid, bu beklenmedik ölümün sarsıntısıyla ünlü eseri Makber'i (1886, 1948) yazdı. İstanbul'a döndü. 1914'te Meclis-i Ayan üyeliğine getirildi. İstanbul'un İtilaf kuvvetlerince işgali üzerine Viyana'ya gitti (1920). Burada büyük maddi sıkıntı içinde yaşadı. Daha sonra Ankara Hükümeti'nce yurda dönmesi sağlandı. 1928'de İstanbul milletvekili olarak TBMM'ye girdi; bu görevi ölümüne değin sürdü.

Abdülhak Hamid şiir yazmaya 1870'lerde başladı. Bu dönemde Ebüzziya Tevfik, Recaizade Mahmud Ekrem, Namık Kemal gibi Tanzimat döneminin yeni edebiyatçıları arasında yer aldı. Gerek yabancı dil bilmesinin, gerekse yurtdışındaki görevlerinin sağladığı olanaklarla Batı edebiyatının Shakespeare, Corneille ve Racine gibi yazarlarını yakından tanıdı ve yapıtlarının etkisinde kaldı.

Dize ve uyak düzenlerinde değişiklikler yaptı, heceye önem verdi. Divan şiirindeki belirli konuların sınırını aşmaya çaba gösterdi. Tema olarak günlük yaşamı, doğa ve insan ilişkilerini de işledi. Lirik, epik ve felsefi şiirler yazdı. Tiyatro alanında Namık Kemal'in, daha sonra Batılı yazarların oyunlarını örnek aldı.

Abdülhak Hamid yaşadığı dönemde, Türk edebiyatının en büyük şairi sayıldı ve bu nedenle "Şair-i Azam" ya da "Dahi-i Azam" diye anıldı. 12 Nisan 1937'de İstanbul'da öldü.

Önemli Yapıtları; "Ölü" (1886), "Hacle" (1886), "Bir Sefilenin Hasbihali" (1886), "Bla'dan Bir Ses" (1911), "Validem" (1913), "İlham-ı Vatan" (1918), "Tayfalar Geçidi" (1919), "Ruhlar" (1922), "Garam"ı yazdı (1923). Oyunları, "İçli Kız" (1874), "Sabrü Sebat" (1875), "Duhtr-i" Hindu (1875), "Nazife" yahut "Feda-yı Hamiyet (1876, 1919), Tarık yahut Endülüs Fethi (1879 - 1970), Eşber (1880, 1945), Zeynep (1908), Macera-yı Aşk (1910), İlhan (1913), Tarhan (1916), Finten (1918, 1964). İbn Musa (1919,1928), Yadigar-ı Harb (1919), Hakan (1935).





Abdullah Bin Hüseyin


Bağımsız Ürdün'ün ilk Kralıdır. Mekke'de doğdu. Hicaz Emiri Hüseyin bin Ali'nin oğludur. İstanbul'da öğrenim gördü. 1908 Jön Türk hareketine katıldı. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra kurulan Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na Hicaz temsilcisi olarak girdi ve aynı anda Mekke şerifliğine atandı.

1920'de Şam'da toplanan Arap Ulusal Kongresi, Abdullah'ı Irak Kralı, kardeşi Faysal'ı da Suriye Kralı seçti. Emir Faysal, Suriye'de Fransız etkisini istemiyor ve bu yolla İngiltere'den teşvik görüyordu. Ama, aynı yıl Fransızların Şam'ı kuşatması, Arapların planlarını bozdu. Abdullah bin Hüseyin, Ürdün'ü ele geçirdi ve Suriye üzerine saldırma tehdidinde bulundu. Bunun üzerine İngiltere, Ürdün'de kendi mandası altında bir Arap hükümeti kurulmasına razı oldu. Kardeşi Faysal'a yardım etmekten vazgeçen Abdullah, Ürdün'ü içine alan bir Arap krallığı kurmak istiyordu. Bu amacını gerçekleştirmek için II. Dünya Savaşı'nda İngilizlerin yanında yer aldı. Ordusu 1941'de İngilizlerin Suriye ve Irak'ı ele geçirmesinde önemli rol oynadı. İngiltere, 1946'da Ürdün'e bağımsızlık verdi ve bir anayasa kabul edildi. Aynı yıl taç giyen Abdullah bin Hüseyin bağımsız Ürdün'ün ilk kralı oldu.

Birleşmiş Milletler 1947'de, ikiye ayrılan Filistin'e bir Yahudi devleti kurulması konusunda karar aldı. Abdullah, bu kararı onaylayan tek Arap önderi oldu. Ancak, 1948'de İsrail'e karşı yürütülen savaşta Ürdün ordusu, Batı Şeria'yı işgal ederek Kudüs'ü aldı. İki yıl sonra Abdullah, Batı Şeriya'yı Ürdün Krallığı'na kattığını ilan etti. Bu durum, Batı Şeria'da bağımsız bir Filistin Devleti kurulmasını isteyen öbür Arap ülkelerinde ve kendi ülkesinde geniş tepkilere yol açtı. İngiltere'ye karşı yürüttüğü uzlaşmacı politika da eleştirilere neden oluyordu. Filistinli bir milliyetçi tarafından Kudüs'te öldürüldü. Yerine büyük oğlu Tallal geçti.





Abdullah Cevdet Karlıdağ


Abdullah Cevdet 1869 yılında Arapkir'de doğdu. Arapkirli tabur imamı Hacı Ömer Efendi'nin oğludur. Elazığ Askeri Ortaokulu'ndan ve Kuleli Askeri Lisesinden mezun olduktan sonra, Askeri Tıbbiyeyi bitirdi (1888-1894). Okul sıralarında edebiyata merak saran Abdullah Cevdet, Abdülhak Hamid'in isteğine uyup, şiirlerini kitap haline getirdi. "Hiç" (1890), "Türbe-i Masumiyet" (1890), "Tulüat" (1891), "Masumiyet" (1896), ilk mensur eseri "Ramazan Bahçeleri" (1891) ve ilk düşünce eserleri "Dimağ" (1890), "Fizyolacya-i Tefekkür" (1892) hep bu dönemde yayımlandı. "Ömer Cevdet" adıyla yayımladığı bu ilk eserlerinde özellikle Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamid ve Halit Ziya'nın etkileri sezilir. 1894'ten sonra İttihatçı gençlerin, özellikle İttihat ve Terakki kurucularından olan yakın arkadaşı İbrahim Temo'nun etkisiyle, siyasi sorunlara eğildi. İttihatçıların faaliyetlerine katıldı. Tehlikeli olmaya başladığı anlaşılınca, 1895'te tutuklanarak İstanbul'dan uzaklaştırılmak amacıyla, Trablusgarp Merkez Hastanesi'nin göz hekimliğine getirildi. Fakat Cemiyet adına çalışmalarına orada da devam etti. Fizan'a sürüleceğini anlayınca, önce Tunus'a kaçtı, oradan Fransa'ya geçti (1897). Daha sonra da Cenevre'ye yerleşerek, Tunalı Hilmi ve Mehmet Reşit'in orada kurdukları Osmanlı İtilaf Fırkasına katıldı. İshak Sukuti ile birlikte derneğin yayın organı olan Osmanlı Gazetesini çıkardı. Cenevre'de iken "Fünun ve Felsefe" (1897), "Kahriyat" gibi şiir kitaplarını yayımladı.

Weber'den "Asırların Panoraması"nı, Gustave Le Bon'dan "Asrımızın Hususu Felsefiyesi"ni ve Hayyam'ın "Rubaiyat"ını çevirdi. "Mevlana'nın Divanından Seçmeler"i yayımladı. Cumhuriyet devrinde de bu tür çalışmalarını sürdürdü. Özellikle Gustave Le Bon'un eserlerini dilimize aktardı; "Dün ve Yarın" (1921), "İlm-i Ruh-i İçtimai" (1924), "Ameli Ruhiyat" (1931). Abdullah Cevdet, II. Meşrutiyet'ten sonra gelişen batılılaşma akımının başlıca temsilcilerinden biriydi. Abdullah Cevdet 1932 yılında İstanbul'da öldü.





Abdullah Beyefendi Dürrizade



Abdullah Beyefendi 1867 yılında İstanbul'da doğdu. Atatürk ve Milli Mücadele'ye katılanlar için idam fetvası veren Osmanlı Şeyhülislamıdır. Rumeli Kazaskeri olan Vezir Dürrizade Mehmed Dürri Efendi'nin oğludur. Müderris olduktan sonra Fetva Dairesi Kalemi'nde katipliği'e atandı. 1897'de Haremeyn, 1900'de Anadolu payelerini aldı. 1910 - 1912 yılları arasında Anadolu kazaskerliğinde bulundu. 1912'de İttihatçılar tarafından görevden uzaklaştırıldı. 5 Nisan 1920'de kurulan 4. Damat Ferid Paşa kabinesinde Şeyhülislam oldu. Damat Ferid Paşa'ya, Milli Mücadele'ye katılan asker ve sivil yöneticileri vatan haini sayan, onların idamını isteyen ünlü fetvasını verdi. Ferid Paşa'nın 30 Temmuz 1920'de görevden ayrılmasıyla, Şeyhülislamlığı sona erdi. Milli Mücadele'nin başarıya ulaşması üzerine önce Rodos'a, daha sonra Hicaz'a gitti ve Şerif Hüseyin'in yanına sığındı. 1923'de orada öldü.



Abdurrahman Gazi

Abdurrahman Gazi, Osmanlı Devleti'nin ilk kuruluş yıllarında gösterdiği yararlılıklarla ün kazanmış bir komutandır.

Abdurrahman Alp diye de tanınan Abdurrahman Gazi, Ertuğrul Gazi döneminde şöhret buldu. Osman Gazi ve Orhan Gazi dönemlerinde çeşitli savaşlara katıldı ve Aydos kalesini fethetti.

Yakın arkadaşı Akçakoca ile birlikte Kocaeli ve Yalova'nın alınması sırasında büyük başarılar gösterdiler. Abdurrahman Gazi 1329 yılında vefat etti.





Abdurrahman Şeref


Hükümet adamı ve Son Osmanlı Saray tarihçisidir (vakanivüs). Ayan Meclisi Başkanlığı ve Maarif Nazırlığı görevlerinde bulundu. Bu arada sarayın vakanivüsü olarak çalıştı. Anadolu'ya geçerek Kurtuluş Savaşı'na katıldı ve TBMM'ye ikinci dönem milletvekili olarak girdi. 1925 yılında öldü.





Ahmed Hulusi Efendi


Amasya'ya göç eden Şirvanlı Şeyh Siraceddin İsmail Efendinin oğlu ve Sadrazam Şirvanızade Rüştü Paşanın kardeşidir. 1874'de İstanbul Kadısı oldu, Anadolu Kazaskerliği payesini aldı. Meclisi Tetkikatı Şer'iye Başkanı iken Afganistan'a gönderildi (1877). II. Abdülhamid'in namesini Afganistan emiri Şir Ali Hana hediyeler ile verdikten sonra İstanbul'a döndü. Ümit edilen sonucun elde edilemediği bu sefaret görevinden dönüşte İstanbul'a gelmedi, Diyarbakır Kadılığında bırakıldı. Daha sonra da Amasya'da oturmaya memur edildi.





Ahmed İzzet Paşa


Sadrazamlığı sırasında Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalayan Ahmet İzzet Paşa, Ahmet Tevfik Paşa kabinesinde Dahiliye Nazırı olarak görev aldı. Mustafa Kemal ile Bilecik görüşmesini yaptı. Bilecik'ten Ankara'ya gelen Paşa, Mustafa Kemal'e, daha sonra kurulacak olan İstanbul Hükümetlerinde görev almayacağına dair söz vermesine rağmen sözünde durmadı. İki tarafı memnun etmeye çalıştığını sanan Paşa, halife taraftarlığını hayatının sonuna kadar korudu.





Ahmed Resmi Efendi

1700 yılında Girit'te doğan Ahmed Resmi Efendi, Osmanlı Devlet adamı ve tarihçisidir. İstanbul'daki Reisülküttablardan Tavukçubaşı'nın damadı Mustafa Efendi'nin yanında yetişti ve daha sonra onun damadı oldu.

Devlet hizmetine girerek bazı görevlerde bulunan Ahmed Resmi Efendi, Sadrazam Ragıb Mehmed Paşa tarafından, Sultan Üçüncü Mustafa'nın tahta geçişini bildirmek üzere Şıkk-ı sani defterdarlığı payesi ile elçi olarak Avusturya'ya gönderildi. Çeşitli elçiliklerde bulunmaya devam eden Ahmed Resmi Efendi cavuşbaşı, madbah, tersane emini, rüznamçeci oldu. Avrupa'yı yakından tanıyan Ahmed Resmi Efendi, 1771 yılında sadaret kethüdalığına getirildi.

Küçük Kaynarca Antlaşması görüşmelerine de katılan Ahmed Resmi Efendi, 31 Ağustos 1783 tarihinde vefat etti. Üsküdar'da Karacaahmed mezarlığına defnedildi.



OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
8 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.