Tekil Mesaj gösterimi
Eski 21.05.11, 14:17   #2
OkyanusunKalbi
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama



Ahmed Rıza


Osmanlı siyaset adamı. Meşveret gazetesini çıkararak, Jön Türk hareketinde etkili bir rol oynamış, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önderleri arasında yer almıştır. Genç yaşta Batı kültürüyle tanıştı. Mekteb-i Sultani'yi (Galatasaray Lisesi) bitirdikten sonra, Hariciye Nezareti Tercüme Kaleminde bir süre katiplik yaptı. 1884'te tarım öğrenimi için Fransa'ya gitti. Çeşitli siyasal ve kültürel hareketleri izledi. Pozitivizme ilgi duymaya başladı. Bursa Mülki İdadisi müdürü, ardından Bursa Maarif Müdürü oldu. Nilüfer dergisinde şiirler yazdı. Pozitivistlerin yayın organı olan La Revue Occidentale'a İslamiyet ile ilgili yazılar yazdı. Osmanlı İmparatorluğu hakkında çıkan yazılara yanıt verdi. II. Abdülhamid'e eğitim sisteminde köklü değişimler öneren mektuplar yazdı. Doğu kültürünü, Batıdan alınacak bilim ve kültürle yoğurmayı ve halkın eğitim düzeyini yükseltmeyi öne çıkaran bir program yayımladı.

23 Eylül 1897'de Meşveret'i yeniden merkez yayın organı olarak yayımlamaya başladı ve Abdülhamid'in tahttan indirilmesi, Kanun-i Esasi'nin uygulanması gibi konulara giderek daha önem verdi. Jön Türk hareketinin dönüm noktalarında, ilkelerine bağlı tutumuyla, mücadeleci ve çetin bir kişilik gösteren Ahmed Rıza, bazı dönemlerdeki kopmalara karşın, hareketin sürekliliğini temsil eden toparlayıcı bir simge olmuştur. 1930 Şubat'ında İstanbul'da öldü.





Ahmed Vefik Paşa


Tanzimat döneminde kültür yaşamının ve özellikle Türk Tiyatrosunun gelişmesinde rolü büyüktür. Moliere'den, Zor Nikah ve Zoraki Tabip adıyla yaptığı uyarlamalar, Türk Tiyatrosunun ilk oyunları oldu. Bursa'da 36 localı bir tiyatro binası yaptırıp halka tiyatro sevgisi aşılamaya çalıştı.




Akçakoca


Osman Gazi'nin silah arkadaşlarından olan Akçakoca'nın, babası Abdülmelik bin Abdülfettah'dır. Ailesi muhtemelen Anadolu Selçukluları döneminde uç bölgelere yerleştirilmiş bir Türkmen boyuna mensuptur. Akçakoca'nın da Aşiret beyi olduğu ve Ertuğrul Gazi'ye bağlı bulunduğu sanılmaktadır. Osman Gazi tarafından, Orhan Gazi'nin emrinde Konuralp, Abdurrahman Gazi ve Köse Mihal gibi meşhur beylerle Sakarya ve İzmit yöresine akınlar yapmakla görevlendirildi. Bu bölgedeki bazı kaleleri ele geçiren Akçakoca, Sapanca gölünün batı tarafındaki bir hisarı kendine karargah yapmış ve İzmit yöresine akınlar düzenlemiştir.

1326 yılında Kandıra ve civarını zaptetti. Ayrıca Konuralp ve Abdurrahman Gazi ile birlikte Kartal civarındaki Aydos'u, ardından da Samandıra hisarını fethetti. Samandıra bölgesi kendisine mülk olarak verildi.

Birkaç yıl daha İzmit-Üsküdar arasındaki yerlere akınlarda bulunan Akçakoca, İzmit'in fethinden önce, 1328 yılında Kandıra yakınlarındaki bir tepede öldü ve buraya gömüldü. Ölümünden sonra, adamları Karamürsel'in etrafında toplandı. Uç beyliği yaptığı bölge ise önemi dolayısıyla Şehzade Murad'a (Sultan Murad Hüdavendigar) verildi.

Fetihlerde bulunduğu İzmit ve çevresine, sonradan Koca-ili denildi. Ayrıca bugün Bolu iline bağlı Akçakoca ilçesi de onun adını taşır. Hacı İlyas adında bir oğlu vardır. Torunu Fazlullah da önce kadı, sonra vezir olarak Osmanlı Devleti'nde önemli görevlerde bulundu.




Akşemseddin


Fatih Sultan Mehmed'in hocası, ünlü İslam büyüğü Akşemseddin, 1390 yılında Göynük'te doğdu. Küçük yaşlardan itibaren ilme ve sanata karşı ilgi duydu. Medrese tahsilini tamamladıktan sonra seçkin alimler arasında yerini aldı. Üstün zekası ve anlayışı, yılmak bilmeyen çalışma gücüyle kendini kitaplara adamış, başta İslami ilimler olmak üzere tıp, astronomi, biyoloji ve matematikte zamanın ünlülerinden olmuştur. Uzun yıllar Osmanlı medreselerinde çalışarak yüzlerce öğrenci yetiştirmiş, tıp alanında önemli çalışmalar yapmıştır.

Akşemseddin'in asıl ünü, büyük veli Hacı Bayram ile tanışmasından sonra başlamıştır. İlmi konulardaki önemli başarılardan sonra tasavvuf konusunda da ağırlığını göstermiş, daha sonra da Sultan İkinci Murad'ın emir ve isteğiyle Fatih Sultan Mehmed'in hocalığına tayin edilmişti. İstanbul'un fethi sırasında büyük yararlılıklar göstermiş, genç sultanı teşvik ederek zaferin kazanılmasında önemli katkılarda bulunmuştur. Fethin en önemli günlerinde Ebu Eyyub'el Ensari'nin kabrini bularak ordunun maneviyatını yükseltmişti. Dünya malına önem vermeyen ve Fatih Sultan Mehmed'in büyük saygı ve sevgisini kazanan Akşemseddin, doğum yeri olan Göynük'te 1498 yılında vefat etti.





Alaüddin Keykubad III.


Sultan Üçüncü Alaüddin Keykubad, Anadolu Selçukluları'nın 17.nci, yani son hükümdarı yada sonunculardan birisidir. Sultanlığı devrinde, Anadolu o kadar karışıktır ki, Üçüncü Alaüddin Keykubad'ın ve ondan sonra gelen İkinci Gıyaseddin Mes'ud'un Selçuklu hükümdarı sayılıp sayılamayacakları bile meçhuldür.

Üçüncü Alaüddin Keykubad'ın ölümü hakkında iki rivayet vardır. Birinci rivayete göre, Gazan Han'ın emriyle tahttan indirilen babasının yerine tahta geçtikten sonra, isyan başlatmak suçuyla, yine Gazan Han tarafından İsfahan'da idam edildi. Diğer rivayete göre ise, Bizans İmparatorluğu'na kaçan Üçüncü Alaüddin Keykubad, İmparator Mihal tarafından hapsedilerek orada öldü. Osmanlı Devleti'nin kuruluş tarihi olan 1299, Sultan Üçüncü Alaüddin Keykubad'ın hükümdarlık dönemine rastlar.





Alemgir Şah


Timur soyundan Hindistan' da hüküm süren ve Babür Şah tarafından kurulmuş olan büyük Türk-Moğol İmparatorluğu Hükümdarlarındandır. Asıl adı Evrenkzip' tir. Babası Şahıcihan annesi de Mümtaz Mahal lakabıyla meşhur Ercüment Banudur. Şahıcihan' ın bu değerli zevcesi için yaptırdığı Tacmahal adlı muhteşem türbe Ağra şehrindeki Türk Medeniyetinin değerli bir eseridir.

Alemgir Şah Padişah olmadan önce valiliklerde bulunmuştu. 1658' de tahta çıkmış ve ölümüne kadar yaklaşık elli seneye yakın saltanatta bulunmuştur. Gölkende, Bicabur, Değen vilayetlerini alarak Adil Şah ve Kutup Şah devletlerini ortadan kaldırmıştır. Bilgili bir hükümdar olan Alemgir Şah, ilmi alimleri korumuştur. Onun ölümünden sonra Hindistan Türk- Moğol İmparatorluğu zayıflamaya başlamıştır.




Alexander II.
(Rus Çarı)


Rus Çarı İkinci Alexander Nikolayeviç, Kırım Savaşı'ndan sonra intihar eden babası Çar Birinci Nicolay'ın yerine tahta çıktı. Paris Antlaşması'ndan sonra, ülkesinde geniş reform hareketlerine girişti. İlkokulları laikleştirdi, hukuki ve askeri reformlar yaptı. Rusların geleneksel saldırganlığı, Çar İkinci Alexander'ı da etkiledi. 1876-77 yıllarında gerçekleşen Osmanlı-Rus savaşlarından sonra, Rusya'da ihtilalci hareketler görüldü. 13 Mart 1881 yılında, özgürlük hareketi adlı devrimci bir topluluk, Çar İkinci Alexander'e karşı bir suikast düzenleyerek onu bir bomba ile öldürdü.



Ali Kuşçu


Ali Kuşçu Semrekant'ta doğdu. Babası Mehmed Bey, Türkistan ve Maveraünnehir Emiri Uluğ Bey'in doğancıbaşısıdır. Timurlenk'in torunlarından olan Uluğ Bey, aynı zamanda büyük bir astronomi alimiydi. Babası Mehmed Bey'in görevinden dolayı "Kuşçu" lakabı ile tanınan Ali Kuşçu da büyük bir matematikçi ve astronomdu. Uluğ Bey'in Semerkant'ta yaptırdığı rasathaneyi bir süre idare ettikten sonra, Tebriz'de Akkoyunlular Hükümdarı Uzun Hasan'ın hizmetine girdi. Fatih Sultan Mehmed'e elçi olarak gönderilen Ali Kuşçu, onun sevgi ve saygısını kazandı. Müderrislik vazifesi ile İstanbul'a yerleşerek öğretmenlik yaptı. Risalatı Halli Eşgali Kamer, Risalet-ül-Fethiye, Risalet-ül Muhammediye ve Şerhi Tecrit gibi eserler de yazan Ali Kuşçu, 1474 yılında vefat etti.




Ali Paşa
(Mehmet Emin)


Mehmed Emin Ali Paşa, 1814'de İstanbul'da Mercan'da doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, Mısır Çarşısı aktarlarındandı. 1830 yılında bir aile dostunun aracılığıyla Divan-ı Hümayun kalemine girdi ve buradaki adete uygun olarak kendisine, boyunun kısalığından veya güzel tavrı ve kabiliyetinden dolayı Ali mahlası verildi.

1833'de Tercüme Odası'na girdi. 1835'te Avusturya İmparatoru Birinci Ferdinand'ın tahta çıkışını tebrik için Viyana'ya gönderilen heyette, ikinci başkatip olarak bulundu. 1837'de Petersburg'a gönderilen Mehmet Emin Ali Paşa, dönüşünde Divan-ı Hümayun tercümanlığına tayin edildi. 1838'de Londra elçisi, Reşid Paşa'nın Paris'e geçişinden sonra da maslahatgüzarı oldu. Reşid Paşa'nın takdir ve himayesini kazanan Mehmed Emin Ali Paşa, kısa zamanda yükseldi. Devletin çeşitli kademelerinde görevler aldı. Kırım Savaşı sonunda Paris'te toplanan konferansta Osmanlı Devleti'ni temsil etti ve 30 Mart 1856 tarihli Paris Barış Antlaşması'nı imzaladı. Islahat Fermanı ve Paris Antlaşması'ndan dolayı Reşid Paşa'nın ağır eleştirilerine maruz kaldı.

Birçok kez Hariciye Nazırlığı ve Sadrazamlık görevlerinde bulunan Mehmed Emin Ali Paşa, 7 Eylül 1871'de öldü ve Süleymaniye Camiine defnedildi. Değeri öldükten sonra anlaşılan ve yokluğu hissedilen bir devlet adamı idi.




Ali Rıfat Çağatay


Geleneksel Türk müziğini, Batılı yorum ve yazım teknikleriyle yenilemeye çalışmış besteci, yorumcu ve eğitimci. 1867 yılında İstanbul'da doğdu. Özel eğitim gördü. Ud, viyolensel ve kemençe çalmayı öğrendi. Genç yaşta ud virtiözü olarak ünlendi. Önce Şark Musiki Cemiyeti'ni, sonra da Türk Musikisi Ocağı'nı kurup yöneterek, sayısız öğrenci yetiştirdi. Geleceğin Türk müziğini, Türk makamlarıyla Batılı yazım tekniklerinin birleşimi olarak tanımladı ve bu tanıma uygun besteler yaptı. "İstiklal Marşı" 1924-30 arasında onun bestesiyle okundu. "Zülfün görenlerin hep bahtı siyah olurmuş" (nihavent beste), "Verdim ateş dillere suzidil-i âvâreden" (suzidil beste), "Gördüm yine bir âfet-i nadide-edayı" (nihavent ağırsemai), "Sarahaten acaba söylesem darılmaz mı" (nihavent fantezi), "Edalı bir yosma kararım aldı" (hüseyni şarkı),"Meyledip bir gülzare" (nişaburek şarkı) ve "Meclis-i vaslında giryan olduğum mazur tut" (yegâh şarkı) en ünlü yapıtlarındandır. 3 Mart 1935'de İstanbul'da öldü.




Ali Rıza Bey


I. Dünya Savaşı'ndan sonra Ayan Meclisi başkanlığına seçildi. Amerikan Mandacılığını destekleyen görüşleri benimsedi. Kurtuluş Savaşı sırasında Avrupa'da bulunan Ali Rıza Bey, savaşın kazanılmasından sonra yurda döndü.





Ali Rıza Efendi


Ali Rıza Efendi 1841 yılında Selanik'te doğdu. Söke'den Selanik'e yerleşmiş Türkmenlerden "Kırmızı Hafız" lakaplı Ahmet Efendinin oğludur. İlkokulu Abdi Hafız Mahalle Mektebinde okudu. Selanik'te Evkaf İdaresinde katiplik, sonrada Gümrük Muhafaza Teşkilatında memurluk yaptı. Memurluğu sırasında, Hacı Sofi ailesinden Feyzullah Ağa'nın kızı Zübeyde Hanımla evlendi.

1876 yılında da Selanik Asakir-i Milliye taburunda subay olarak görev alan Ali Rıza Efendi, daha sonra da kereste ticareti yapmaya başladı. Zübeyde Hanım'dan beş çocuğu oldu. Çocuklarından Naciye, Ömer ve Fatma fazla yaşamadı. Sadece Mustafa ve Makbule hayatlarına devam edebildi. Ali Rıza Efendi, 1888 yılında, tek oğlu Mustafa Kemal ilkokulda okuduğu sırada, rahatsızlandı ve öldü.





Ali Rıza Paşa


Osmanlı Sadrazamı. 1886 yılında Harbiye'yi bitirdi. 1898'de Erkânı Harbiyei Umumiye Dairesi başkanlığı, Üsküp ve Manastır valiliği ve komutanlığı yaptı. 1908'de Harbiye Nazırlığına ve Âyân Meclisi üyeliğine getirildi. Hüseyin Hilmi Paşanın sadaretinde Harbiye Nazırı, Balkan Savaşı'nda Garp Ordusu Başkomutanı oldu. VI. Mehmet tarafından Sadrazamlığa getirildi (2 Ekim 1919). Anadolu'da gelişen Kuva-yı Milliye'cilerle anlaşmanın kaçınılmaz olduğunu görerek , Heyeti Temsiliye ile ilişki kurdu ve Salih Paşayı, Mustafa Kemal ile görüşmek için, Amasya'ya göndererek anlaşma yollarını aradı. Kuracağı kabinede Heyeti Temsiliye'nin isteklerini dikkate alacağına söz verdi. Fakat Kuva-yı Milliye'nin yönetim gücünü eline geçirmeye ve Heyeti Temsiliye'yi kaldırma çabalarına girişti. Müttefik Devletlerin baskısı karşısında istifa etmek zorunda kaldı (1920). Son Osmanlı kabinesinde Nafıa ve Dahiliye Nazırıydı (1922).



Arap Lawrence


Thomas Edward Lawrence, İngiliz arkeolog, asker ve yazardır. Bu yönlerinden çok Ortadoğu'da oynadığı siyasi rol ile Arap Lawrence olarak ün kazanmıştır. 1914-1918 yılları arasında Fransa'da ve Ortadoğu'da arkeolojik araştırmalar yapmış, Birinci Dünya Savaşı çıkınca, İngilizler tarafından, Arapları Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklandırmakla görevlendirilmiştir. Araplardan kurduğu düzensiz çetelerin başında, Osmanlı birliklerine karşı çarpışmış, Arapların Osmanlı yönetiminden çıkmalarında belirleyici bir rol oynamıştır.

Arapların, Birinci Dünya Savaşı'ndaki mücadelesini anlattığı "The seven pillars of Wisdom - Bilgeliğin Yedi Temel Direği" ve "Revolt in the desert - Çölde Ayaklanma" adlı eserleriyle ününe ün katan Lawrence, 1935 yılında geçirdiği bir trafik kazasında ölmüştür.





Arapzade Arif Efendi


Osmanlı Şeyhülislamlarından olan Arapzade Mehmed Arif Efendi, 1740 yılında doğdu. Medrese tahsilini tamamladıktan sonra, kısa zamanda mahreç ve bilad-ı erbaa derecelerini geçen Arapzade Mehmed Arif Efendi, 1785'te Yenişehr-i Fener kadılığına atandı. Bir süre sonra Mekke kadısı, 1789'da ise İstanbul kadısı oldu. 1795'te Anadolu, 1800'de Rumeli kazaskerliğine tayin edildi.



OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.