Tekil Mesaj gösterimi
Eski 21.05.11, 14:25   #15
OkyanusunKalbi
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Önemli Kişiler - Kronolojik Sıralama





Sadeddin Arel


Hüseyin Sadeddin Arel, 1880 yılında İstanbul'da doğdu. Anadolu kazaskeri Dardahanzade Mehmed Emin Efendi'nin oğlu ve Adliye nazırı kazasker Ali Haydar Arsebük'ün kardeşi olan Hüseyin Sadeddin Arel, hukuk mektebini bitirdi. Sırasıyla Adliye Nezareti Mütercimi, Mektubi Müdürü, Deniz Ticaret Mahkemesi Hakimi, Makedonya Vilayetleri Adliye Müfettişi, Ceza İşleri Müdürü, Adliye Müsteşarı, Şurayı Devlet Üyesi, Defter-i Hakani Emini, Şurayı Devleti Tanzimat Dairesi Reisi oldu. Sadeddin Arel, Şurayı Devlet kaldırılınca devlet görevinden çekildi. Arapça, Farsça, Fransızca, İngilizce ve Almanca'yı bilir, diğer birkaç dili de okuyup anlardı. Musikiye on yaşında başladı. Hemen bütün sazları çalmayı öğrendi.
1907-1909'da Edgar Manas'tan batı musikisine ait bilgiler öğrendi. Devrinin bütün musiki ustalarını tanıdı. Türk musikisi ilmi üzerine çalıştı. 500 yıldan beri adeta unutulmuş olan Türk musikisi nazariyatı ortaya çıktı. Türk musikisinin çoksesli çağdaş bir sanat olarak gelişmesi için büyük gayret gösterdi. Sadeddin Arel, şarkı formunda büyük şarkı bestecileri derecesine erişememiş, beste-semai formlarında da pek eser vermemiştir. Fakat gerek dini eserlerde, gerekse saz eserlerinde, Türk musikisinin çok önemli bir bestecisi olarak kalmıştır. 1955 yılında İstanbul'da vefat eden Hüseyin Sadeddin Arel'in kütüphanesi, ölümünden sonra İstanbul Üniversitesine verilmiştir.






Said Efendi


Türk matbaacısı Said Efendi İstanbul'da doğdu. Sultan Üçüncü Ahmed tarafından, Fransa Kralı Beşinci Louis'e elçi olarak gönderilen, 28. Mehmed Çelebi'nin oğludur. Said Efendi, babası ile birlikte Paris'e gitti. Fransa'da kaldığı sürece basın işleri ve matbaacılık üzerine incelemeler yaptı. Yurda döndükten sonrada İbrahim Müteferrika ile anlaşarak matbaanın kurulması için çalıştı. Matbaanın önem ve yararlarını Sadrazam Damad İbrahim Paşa'ya, onun aracılığı ile Sultan Üçüncü Ahmed'e bildirdi.

Matbaanın açılma iznini alabilmek için İbrahim Müteferrika ile anlaştı. Şeyhülislam Abdullah Efendi'den matbaanın kurulmasına izin veren bir fetva aldı. Said Efendi'nin Türk matbaacılığının kurulmasında büyük emeği vardır. 1761 yılında Maraş'ta vefat eden Said Efendi'nin Divan-ı Yekta (Biricik Divan), Menasik-i Kutsi (Kutsal Duraklar), Fevaidu'l-Müfredat (Programların Faydaları) gibi eserleri vardır.




Salih Reis


Biga'da doğmuştur. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Tunus'un fethinde ün kazanmış bir Osmanlı Amiralidir.

Yıllardır Akdeniz'de korsanlık yapan Salih Reis, Korsika adasının bir limanında Andre Dorya'nın ani baskını sonucu Turgut Reis ile birlikte esir düşmüş ve 3 yıl düşman kadırgalarında kürek mahkumu (forsa) olmuştur.

Turgut Reis ile birlikte, Barbaros Hayreddin Paşa tarafından kurtarılan Salih Reis daha sonraları birçok savaşta yer almıştır. Turgut Reis ile birlikte Tunus muharebesinde başarılı olmuş, 1553'te Fas şehrini ele geçirmiltir. 1556 yılında bu başarılarının bir ödülü olarak Cezayir Beylerbeyi olmuş ve Paşa ünvanını almıştır.






Samsa Çavuş


Samsa Çavuş'un hayatı hakkında çok fazla bilgi yoktur. Osman Gazi'nin 1291'de Karacahisar'ı almasından sonra, Sakarya ırmağının kuzeyine yaptığı akınlara katıldı. Lefke ve Mekece alındıktan sonra, buraların korunması için Yenişehir suyunun Sakarya'ya döküldüğü yerde, küçük bir hisar yapıldı ve bu kalenin kumandanlığı Samsa Çavuş'a verildi. Osman Gazi, Bizans sınırında uç beyliği kurduğu zaman bunlardan birinin başına Samsa Çavuş'u tayin etti.






Selanikli Mustafa Efendi


Mustafa Efendi Selanik'te doğdu. Haremyen mukataacılığı ve Nişancı Mehmed Paşa'nın divitdarlığını yaptı. Silahdar katibi oldu (1587). Gence seferine katıldı ve bu sefer sonunda sipahi oğlanları katipliğine getirildi. İstanbul'a dönüşünde bu görevinden alındı (1589). Safevi elçilik heyetiyle, Haydar Mirza'nın misafir edileceği sarayın hazırlanması ve yapılacak masrafların hesabını tutmak görevi verildi (1590).

Sadrazam Ferhad Paşa tarafından ruzname yazmakla ve ayrıca Anadolu muhasebeciliği ile görevlendirildi. Ferhad Paşa azledilince bu görevini kaybetti. 1593'de Osmanlı Devleti'ne sığınan, Gilan hakimi Han Ahmed'in mihmandarlığına tayin edildi. Sadrazam İbrahim Paşa tarafından Ruzname-i Humayun'un nakline memur oldu ve buna ek olarak da evkaf muhasebeciliği verildi. Haçova muharebesinden kaçanların, İstanbul'daki mülklerine el konulması ile görevlendirildi (1598). Mustafa Efendi, devrinin olaylarını bütün ayrıntıları ile yazmıştır.

Tarih-i Selaniki adlı eseri, 1563-1600 yılları arasındaki olayları içine alır. Eserinde saray törenleri, tayinler, aziller, mali sıkıntılar, kapıkulu askerlerinin isyanları anlatılır. 1600 yılında İstanbul'da öldü.






Selim Giray Han


Bahadır Giray'ın oğlu olup 1671'de Kırım Hanı olmuştur. 1671 yılında Osmanlı ordusuna katılarak Çehrin kalesinin alınması için görevlendirildi. Kaleyi alamayınca görevinden azledildi.

İkinci kez Kırım Hanı olunca Osmanlılara karşı ayaklanan Hıristiyanların isyanlarını bastırdı. 12.000 kişilik Avusturya ordusunu yenerek Kırım Hanlığı görevinden ayrıldı. 1692'de üçüncü kez Kırım Hanlığı'na getirildi ve Lugos Kalesinin alınması için yapılan savaşlara katıldı. Karlofça Antlaşması'nın imzalanmasından sonra tekrar hanlıktan ayrıldı. 1702'de dördüncü kez Kırım Hanlığı yaptı.






Seydi Ali Reis


Seydi Ali Reis Galata'da doğdu. İstanbul'un fethinden sonra Sinop'a yerleşen denizci bir ailenin oğluydu. Dedesi ve babası tersane kethüdasıydı.

1522 yılında Rodos seferine katılan Seydi Ali Reis, Barbaros Hayreddin Paşa'nın emrinde bir çok deniz seferine çıktı ve Batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Savaşı'ndan sonra adı daha çok duyulmaya başladı. Trablusgarp'ın fethi ile biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı. Basra'da, bir Osmanlı donanmasını Süveyş'e getirmek için, 1553 yılında Hint Kaptanı tayin edildi. Seydi Ali Reis 34 parçalık Portekiz donanması ile Güney Arabistan sahillerinde karşılaştı. Fırtınaya ve şiddetli düşman taarruzuna rağmen Demen Kalesi önüne gelebildi. Burada karaya oturan üç gemiden sonra, elinde kalan altı gemiyle birlikte Güceret'in başkenti Ahmedabat'a gitti. Süveyş'i geçemeyeceğini anlayan Seydi Ali Reis gemileri ve mühimmatı satarak parasını İstanbul'a gönderdi ve üç yıl Osmanlı ülkesi dışında yaşadı.

1557 yılında İstanbul'a döndüğünde, mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen olağanüstü olaylar yüzünden suçlu görülmedi. Önce müteferrika yapıldı. Ardından Diyarbakır tımar defterdarı tayin edildi. Bir süre Şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı. Galata Hassa gemi reislerinden biri oldu. 1562 yılında İstanbul'da öldü.






Sigismund


Ünlü Alman İmparatoru. Lüksemburg doğumludur. İmparator IV. Charles'in oğlu olup, Brandburg Hakimi, Kral Louis'in kızı ile evlenerek, Macaristan ve Lehistan Kralı olmuştur. 1396'da Türklere karşı büyük Haçlı ordusunu kurmuş ve Yıldırım Bayezid'in ordusuyla çarpışmış ve yenilgiye uğramıştır. 1411 yılında İmparator olmuştur. 1427 ve 1435 yıllarında Osmanlı ordusuna karşı savaş açmışsa da bozguna uğramıştır.






Silahdar Ali Paşa


Silahdar Ali Paşa, 1667'de Sölöz'de doğdu. Sirke Osman Paşa'nın aracılığı ile saraya girdi. Enderun'da öğrenim gördü. Çorlulu Ali Ağa'nın hizmetine giren Silahdar Ali Paşa, gizli ilimlere ve sihire olan ilgisi dolayısıyla Sultan İkinci Mustafa'nın saltanatında sırkatibi olarak nüfus kazandı. Silahdar Ali Paşa, Sultan Üçüncü Ahmed'in tahta çıkmasından sonra rikabdar, aynı yıl çuhadar ve 1704'te silahdar oldu. İkinci vezirlik görevi ile Kıbrıs eyaletine gönderilen Silahdar Ali Paşa, saraya yakınlığı dolayısıyla Çorlulu Ali Paşa, Köprülüzade Numan Paşa, Baltacı Mehmed Paşa, Gürcü Yusuf Paşa, Abaza Süleyman Paşa ve Kaptan İbrahim Paşa'nın sürgün edilmelerine ve öldürülmelerine sebep oldu. 1713'te sadrazamlığa yükseldi. Önce, Ruslarla olan anlaşmazlıkların halledilerek, barışın sağlanmasına çalıştı.

Silahdar Ali Paşa, içte ve dışta aldığı tedbirlerle güçlendikten sonra Karlofça Antlaşması'nın zararlarını gidermek amacı ile Venedik'e savaş ilan etti (1714). Bu seferin serdarlığına seçilen Sadrazam Ali Paşa, orduyla İstanbul'dan hareket ederek (1715) Mora'ya geldi, buradaki kaleleri, Ege denizinde Venediklilerin elinde bulunan bazı adaları ve Girit'te Suda ve Spirna Longa kalelerini aldı.

Ertesi yıl Avusturyalılar ve Venedikliler arasında bir antlaşma yapıldı. Bu olay üzerine Avusturya'ya da savaş ilan etti. Silahdar Ali Paşa ilkbaharda Avusturya seferine çıktı. Türk ordusu ile Prens Ojen komutasındaki Avusturya ordusu arasında Petervaradin'de yapılan savaşta Osmanlı ordusu bozguna uğradı. Savaş sırasında, 5 Ağustos 1716 günü, alnından vurulan Silahdar Ali Paşa, Karlofça'ya götürülürken yolda şehit oldu.






Silahdar Fındıklı Mehmed Ağa


Silahdar Mehmed Ağa, 1658 yılında İstanbul'da doğdu. Küçük yaşta Enderun'a alındı. Sonra Has bahçe bostancıları arasına girdi ve sırasıyla zülüflü, baltacı, hasoda hademesi, tülbent ağası, çuhadar ve silahdar oldu. Sultan Dördüncü Mehmed, Sultan İkinci Süleyman, Sultan İkinci Ahmed, Sultan İkinci Mustafa ve Sultan Üçüncü Ahmed devirlerinde sarayda yaşadı ve bu padişahların yakını oldu. Kara Mustafa Paşa ile İkinci Viyana ve Avusturya seferlerine katıldı. Silahdar Mehmed Ağa, birçoğunu kendisinin gördüğü, yaşadığı tarihi olayları "Silahdar Tarihi" adı ile tanınan eserinde anlattı. Bu eserinin dili Osmanlı nesir geleneğini sürdürür.






Siyavuş Paşa


prülü Mehmed Paşa'nın kölesiydi ve onun kızıyla evlendi. Fazıl Ahmed Paşa'nın sadrazamlığında onun kapıcılar kethüdası oldu. Fazıl Ahmed Paşa ile birlikte Uyvar, Girit ve Kamaniçe Seferleri'ne katıldı. Rikabı Hümayun kapıcılar kethüdalığına getirildi (1676). Koca Mustafa Paşa'nın sadrazamlığında küçük imrahor tayin edildi (1678). Çehrin seferine katıldı. Silahtar oldu (1681). İkinci Viyana kuşatmasına cebecibaşı olarak katıldı; sipahiler ağası oldu (1684). Aynı yıl Diyarbakır Valiliği'ne, sonra Bosna (1685) ve Halep (1687) valiliklerine getirildi.

Varadin'de bulunduğu sırada askerleri sadrazam Sarı Süleyman Paşa aleyhine kışkırttı ve kendisini sadrazam ilan ettirdi. Sultan Dördüncü Mehmed askerin bu isteğini kabul ederek sadrazamlık mührünü gönderdi. Siyavuş paşa kayınbiraderi Fazıl Mustafa Paşa ile anlaşarak Sultan Dördüncü Mehmed'i tahttan indirdi. Sultan İkinci Süleyman padişah oldu. Ordu ile birlikte İstanbul'a döndü. İstanbul'da isyan eden askerler tarafından öldürüldü.






Sokullu Mehmed Paşa


Kanuni Sultan Süleyman, Sultan İkinci Selim ve Sultan Üçüncü Murad devirlerinde sadrazamlıkta bulunan Sokollu Mehmed Paşa 1506 yılında Bosna civarında Sokoloviç kasabasında doğdu. Devşirme çocuklar arasında Edirne sarayına getirildi. Türk ve Müslüman kültürü ile yetiştirildi. Saraydan kapıcıbaşılıkla çıkarak Barbaros Hayreddin Paşa'nın ölümü üzerine Kaptanı Derya ve bir süre sonra Rumeli Valisi oldu. Bu sıralarda ilk büyük başarısına, Tameşvar Kalesi'nin fethi ile ulaştı. Bu başarı üzerine kendisine vezirlik verildi. 1561'de üçüncü vezir iken, Kanuni Sultan Süleyman'ın torunu ve Sultan İkinci Selim'in kızı Esmehan Sultan ile evlendi. İkinci Vezir iken Semiz Ali Paşa'nın ölümü üzerine, 1564'te sadrazamlığa getirildi. Bu tarihten ölümüne kadar Osmanlı Devleti'nin idaresini elinde tuttu.

Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi olan Zigetvar Kalesi fethini, padişah öldükten sonra o idare etti. Kanuni Sultan Süleyman'ın yerine padişah olarak Sultan İkinci Selim'i tahta çıkarmayı başardı. Bu padişah döneminde sürekli sadrazamlıkta kaldı ve devlet işlerini idare etti. Don ve Volga ırmakları arasında bir kanal açma düşüncesini gerçekleştiremedi. Süveyş Kanalı'nı da açmayı düşünen Sokollu Mehmed Paşa, bu amacını gerçekleştirmek için Sudan'ı zaptetti. Devlet teşkilatı içinde önemli düzenlemeler yapan Sokollu Mehmed Paşa, 1579 yılında öldürüldü ve Eyüp'te defnedildi.





Stanislas Pongatowski


Lehistan'ın son kralıdır. Lehistan kralı Üçüncü Auguste' nin ölümü üzerine imparatoriçe onu krallık tahtına geçirdi. Daha sonra aleyhine isyan ve ihtilal başladı. Üç büyük devlet arasında Lehistan iki defa taksim edilince İkinci Stanislas'a bir aylık bağlanarak memleketten çıkarıldı. Kral Stanislas memleketinden ayrı ancak iki sene yaşabildi ve bu felakete ait hatıralarını 8 cild halinde yazdı.






Subaşı Bekir


Subaşı Bekir, Yusuf Paşa Bağdat valisi iken, askeri kumandandı. Hızla artan nüfusunu bertaraf etmek isteyenleri yenilgiye uğrattı. Aralarında çıkan bir antlaşmazlık yüzünden, vali Yusuf Paşa'yı da öldüren Subaşı Bekir, sahte bir fermanla Bağdat valiliğinin kendisine verildiğini ilan etti. Hafız Ahmed Paşa, bir ordu ile Bağdat'ı kuşatınca Subaşı Bekir, Safevi Hükümdarı Şah Abbas'a başvurarak himayesini istedi. Safevi kuvvetleri şehre yaklaşınca çaresiz kalan Osmanlı kuvvetleri geri çekildi. Bağdat valiliği Subaşı Bekir'e verildi. Bu olaydan sonra, yardım istediği Safeviler'e yüz çeviren Subaşı Bekir'in üzerine Şah Abbas tarafından kuvvet gönderildi. Subaşı Bekir'den çekinen Osmanlı kumandanı Hafız Ahmed Paşa Bağdat'a yardıma gelmedi. Şah Abbas Bağdat'ı ele geçirdi. Subaşı Bekir önce diri diri, sonra cesedi bir kayığa bindirilip üzerine neft dökülerek Dicle'de yakıldı (1623).





Süleyman Şah


Süleyman Şah, 1363 yılında Germiyanoğulları Beyliği'nin başına geçti. Karamanoğlu Alaeddin Bey'in saldırısına uğrayan Hamidoğlu Hüsameddin İlyas Bey'e yardım etti. Karamanoğulları'nın saldırılarından korunmak için kızını Osmanlı hükümdarı Sultan Murad Hüdavendigar'ın oğlu, Şehzade Bayezid'e (Yıldırım Bayezid) verdi. Kızının çeyizi olarak Kütahya, Tavşanlı, Simav, Eğrigöz (Emet) bölgelerini Osmanlılara terk etti ve kendisi Kula'ya çekildi (1378). Süleyman Şah, beyliği süresince bilim adamlarını korudu. Şeyhoğlu Sadreddin Mustafa, Süleyman Şah'ın emriyle Merzbanname adlı Farşça eseri Türkçeye çevirdi. Ahmedi, İskendername adlı eserini onun adına yazdı. Kula'daki Gürhane adlı medrese Süleyman Şah tarafından yaptırıldı. 1388 yılında Kula'da öldü.







Şah Abbas


Şah Abbas 1557 yılında doğdu. Safevi sülalesinden Muhammed Hudabende'nin oğludur. Herat'ta babasına karşı ayaklandı. Kazvin'i ele geçirdi ve 1587'de hükümdar oldu. Şah Abbas, babasının kötü yönetimi ile yok olma derecesine düşen Safevi Devleti'ni kalkındırdı. Yeniçeriliği taklit ederek "Tüfekçi" adını verdiği bir ordu kurdu.

1597'de Herat yakınlarında Özbekleri yenerek Meşet'i geri aldı. Osmanlıların Avrupa seferi ve Anadolu ayaklanmaları ile uğraşmasından yararlanarak, Sultan Üçüncü Mehmed'in son yıllarında Osmanlı Türkleri'ne düşmanca tavırlar sergiledi. 1605'te, sayıca zayıf olan Osmanlı ordusunu Tebriz yakınlarında yenerek Tebriz, Erivan ve Kars kalelerini ele geçirdi. Kuyucu Murad Paşa'nın Tebriz'i harap etmesi üzerine, İran seraskeri Nasuh Paşa ile 1618 yılında imzaladığı antlaşma uzun sürmedi. Sultan İkinci Osman'ın öldürülmesini ve Anadolu'da çıkan karışıklıkları fırsat bilen Şah Abbas, Bağdat, Kerbela, Necef, Musul ve Diyarbakır'ı zaptetti. Şah Abbas, İran'ın gelişmesi için çok gayret etti. Yol, köprü, saray ve birçok kervansaraylar yaptırdı. Buna karşın çok zalim bir yönetim kurdu. Tahta geçmesine yardımcı olan Murşid Küli Han'ı, bir süre sonra da öz oğlu Şafi Mirza'yı öldürmekten geri durmadı. 1628 yılında ölen Şah Abbas'ın yerine torunu Şah Mirza Safi geçti.





Şah İsmail


İran Safevi Devleti'nin kurucusu olan Şah İsmail, 1487 yılında doğdu. Babası Şeyh Haydar, Şirvan hükümdarı Ferruh Yesar ve ona yardım eden Akkoyunlu hükümdarı Yakup Bey'e karşı yaptığı savaşta öldü. Üç yıl hapis hayatı yaşayan Şah İsmail, esaretten kurtulduktan sonra mücadelelere girişti. 1500 yılına kadar süren bu mücadelelerden sonra Şah İsmail, babasının katili Ferruh Yesar'ın üstüne yürüdü. Bakü'yü ele geçirdi ve 1502'de Akkoyunlu hükümdarı Elvend'i Nahçivan yakınlarında yenerek, ülkesinin bir kısmını ele geçirdi. Buradan Tebriz'e giderek Taç giydi ve "Şah" ünvanını kazandı.

1502 kışını Tebriz'de geçiren Şah İsmail, ilkbaharda Fars ve Irak'ı, Acem hükümdarı Murad Bey'i yenerek Şiraz'ı aldı. 1507'de Erçiş, Ahlat ve Bitlis'i alarak Elbistan'a kadar ilerledi. Kısa zamanda devletinin sınırlarını genişleten Şah İsmail, iki güçlü rakiple karşı karşıya geldi. Bunlar doğuda Özbekler, batıda Osmanlılardı. Şah İsmail, Osmanlı Devleti'ni yıkmak için Anadolu'yu karıştırmayı düşünüyordu. Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat mücadelesinin yoğun olduğu bir dönemde, Şah İsmail'in Anadolu'ya gönderdiği Nur Ali Halife, kendisine katılan Türkmen süvarileri ile Tokat'a girdi ve burada Şah İsmail adına hutbe okuttu. Ayrıca Şahkulu'da Antalya'da bir isyan başlattı. Yavuz Sultan Selim tahta geçince, taht mücadeleleri bitti. Yavuz Sultan Selim ilk olarak Anadolu'daki Şah taraftarlarına karşı harekete geçti. Anadolu'daki Şah İsmail taraftarlarını ortadan kaldıran Yavuz Sultan Selim, savaş hazırlığı yapmaya başladı.

Hazırlıklarını tamamlayan Yavuz Sultan Selim, 23 Ağustos 1515'de Çaldıran Ovası'nda yapılan savaşta Şah İsmail'i yendi. Bu yenilgiden sonra eski cesaretini kaybeden Şah İsmail, günlerini ayrı ayrı şehirlerde geçirdi. 1524'de öldükten sonra Erdebil'de Şeyh Safiyüddin'in yanına gömüldü. Şair de olan Şah İsmail, Hatayi mahlasıyla Türkçe tasavvuf şiirleri yazdı.






Şahkulu


Şahkulu'nun doğum tarihi bilinmemektedir. Teke ilinin, (bugün Antalya) Korkuteli kazasının, Yalımlı köyünde doğdu. Şah İsmail'in babası, Şeyh Haydar'ın halifelerinden Hasan Halife'nin oğludur. Küçük yaşta babası ile birlikte gittiği Erdebil'de Şeyh Haydar tarafından, Şii inançları doğrultusunda eğitildikten sonra, Antalya'ya gönderildi. Doğduğu köyün yakınlarındaki bir mağaraya çekilerek, Batı Anadolu ve Rumeli halkını Şiilik ve Şah İsmail'e bağlılık düşüncesi çevresinde toplamaya çalıştı. Yandaşlarını hızla çoğaltmasında en önemli etken, Sultan İkinci Bayezid ile oğulları arasında çıkan saltanat mücadelesidir. Şahkulu yeterince güç topladıktan sonra, 10.000 kişilik bir ordu ile ayaklanma başlattı. Antalya'dan Manisa'ya gitmekte olan Şehzade Korkud'un kuvvetlerine saldırarak hazinesine el koyduktan sonra Kızılkaya, İstanos, Elmalı, Burdur, Keçiborlu kasabalarını basarak kadılarını ve kendisine direnenleri öldürdü ve ele geçirdiği bu bölgenin yönetimine kendi adamlarını geçirdi.

Kütahya önlerinde kendisine karşı gönderilen Karagöz Paşa ile çarpışarak Karagöz Paşa'yı tutsak etti. Nisan 1511'de Kütahya Kalesi'ni kuşattı ama sonuç alamadı. Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa'yı öldürerek kuzeye yöneldi. Karaman yakınında, Kızılkaya boğazında sadrazam Hadım Ali Paşa komutasındaki kuvvetlerce çembere alındı. Amasya valisi Şehzade Ahmed'in, Yeniçeriler arasındaki ikilik ve bölünmeye yol açan tutumundan yararlanarak kuşatmayı yardı ve Sivas yönünde kaçmayı başardı. Hadım Ali Paşa az bir kuvvetle Çubukova'da ona yetişti ve iki taraf 2 Temmuz 1511'de Gökçay yöresinde savaşa tutuştu. Şahkulu çarpışma esnasında isabet eden bir okla öldü. Hadım Ali Paşa'nın ölmesiyle Osmanlı ordusu da çarpışmaya son vererek çekildi. Şahkulu'nun kalan kuvvetleri de İran yönünde çekilirken Tebriz'den gelen bir kervanı soydukları için Şah İsmail tarafından ağır biçimde cezalandırılarak dağıtıldılar.






Şah Tahmasb


Şah Tahmasb, 22 Şubat 1514'te İsfahan'da doğdu. Şah Birinci İsmail'in oğlu olan Şah Tahmasb, Çaldıran Savaşı'ndan sonra Horasan'a gönderildi. Bir süre Sebzvar ve Herat'ta kaldı. Şiilerin ve Safevilerin tanınmış bilgin ve şeyhlerinden özel öğrenim gördü. 1521'de Sultaniye'deki babasının yanına dönen Şah Tahmasb, Şah İsmail'in ölümü üzerine 1524'te tahta çıktı. Osmanlı Devleti'nin 1533 Irakeyn seferini açmasını neden olacak sınır olayları onun zamanında yoğunlaştı. Ulama Paşa'nın Osmanlılara sığınması, Bitlis Bey'i Şeref Han'ın Safevilere yaklaşması bu savaşın başlıca nedeniydi.

Şah Tahmasb, 1528'de Özbeklere karşı yaptığı ilk savaşını kazandıktan sonra Bağdat'a yürüdü. Burayı Osmanlılara teslim etmeyi düşünen Musullu Zülfikar Bey'i yenerek, Bağdat'a girdi. Özbeklere, Horasan'a yeni akınlar düzenliyorlardı. Bu nedenle 1529'da Horasan'a dönmek zorunda kalan Şah Tahmasb burada iki yıl kaldı. Osmanlı tehlikesi artınca da tekrar batıya yöneldi. 1533'te Osmanlı Veziri Azamı İbrahim Paşa Doğu Anadolu'ya geldi ve bölgeyi denetimi altına aldı. 1533-34 yılları boyunca Bitlis, Adilcevas, Erçiş ve Van'dan sonra Azerbaycan'ın başkenti Tebriz'de, Osmanlı kuvvetlerince ele geçirildi.

Irak'a yönelen Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman, Bağdat'ı aldı. Şah Tahmasb'da Tebriz'i kurtararak Van'a yürüdü. Bu nedenle Kanuni Sultan Süleyman ikinci kez İran'a geldi. Bu süre içerisinde kesin bir barış imzalanamamıştı. Sınır olayları eksik olmadı. Buna rağmen Osmanlı tehlikesini atlatmış görünen Şah Tahmasb, Horasan seferine çıktı. Özbekleri zayıflatarak bir tehlike olmaktan çıkardı. 1540-48 yılları arasında Gürcistan seferine çıktı. Kanuni Sultan Süleyman, 1548'de düzenlediği seferle Doğu Anadolu'da Şah Tahmasb'ın aldığı yerleri yeniden Osmanlı topraklarına kattı. Tebriz, direnmeden Osmanlılara teslim oldu. Osmanlı padişahı seferden dönerken Van'ı da aldı. Bu mağlubiyetlerden sonra Şah Tahmasb yağma ve saldırılar düzenleyerek kasaba ve köyleri yakıp yıktı. Erzincan'a kadar ilerleyen Şah Tahmasb, Osmanlı kuvvetlerinden çekindiği için Karabağ'a gitti. Gürcistan'a seferler yapmaya devam eden Şah Tahmasb, 1552'de Osmanlı sınırları içinde kalan topraklara akınlar düzenledi. Bu gelişmeler Kanuni Sultan Süleyman'ı üçüncü kez İran üzerine yürümeye zorladı. 1553'te Halep'e giden Kanuni Sultan Süleyman, 1554 baharında Kars üzerinden İran topraklarına girdi. 1555'de iki ülke arasında Amasya Antlaşması imzalandı. Şah Tahmasb ölümüne dek barışa bağlı kalarak dostluk ilişkisinin zedelenmemesine özen gösterdi. Sultan İkinci Selim'le de dost kalmaya çalışan Şah Tahmasb, hükümdarlığının son iki yılını ağır bir hastalıkla geçirdi. 1576 yılında Kazbin'de ölen Şah Tahmasb'ın yerine oğlu Haydar Mirza tahta çıktı. Bir gün sonra öldürülen Haydar Mirza'nın yerine, ikinci oğlu Şah İkinci İsmail tahta çıktı.




Şahin Giray



Şahin Giray (d. 1745- ö. 1787), 48. ve en son Kırım hanıdır. Birinci saltanatı 1777-1782 ve ikinci saltanatı 1782-1783 yılları gerçekleşti.

Şahin Giray 1745 yılında Edirne'de doğdu. Yunanistan ve İtalya'da eğitim gördü. Kırım Hanı İkinci Devlet Giray'ın oğlu torunu ve Ahmed Giray'ın oğludur. 1772'de Kırım Hanı olan kardeşi İkinci Sahib Giray tarafından kalgay (veliaht) olarak atandı. 1774'te Osmanlı Devlet'i ile Rusya arasında yapılan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım'ın Rus nüfusuna girmesine karşı çıkan ve 1775'te tahtı ele geçiren Dördüncü Devlet Giray'ın yerine, Ocak 1777'de Rusların desteği ile Kırım Hanlığına getirildi. Hükümdarlığı, Osmanlı yönetimi tarafından tanınmadı ve Aralık 1777'de Üçüncü Selim Giray, hanlık beratıyla Kırım'a gönderildi.

1778'deki ayaklanmanın bastırılmasıyla Kırım tahtının tek sahibi olan Şahin Giray, 1779 Aynalıkavak tenkihnamesinin imzalanması ile Osmanlı Devlet'i tarafından da tanınmış oldu. 1782'de izlediği Rus yanlısı siyaset nedeni ile çıkan yeni bir ayaklanma sonucu, Yenikale ve Kerç yöresine çekildi. Yerine, kardeşi İkinci Bahadır Giray getirildi. Ancak Ruslar, karışıklıklardan yararlanarak, Temmuz 1783'te General Potemkin'i Kırım'a göndererek Şahin Giray'ı göstermelik de olsa Kırım Hanı ilan ettiler ve Kırım'ın Rus topraklarına katılmasını sağladılar. Şahin Giray uygulanan baskılara dayanamayarak 1787'de Osmanlı Devleti'ne sığındı. Ancak Kırım hanlarının sürgün yeri olan Rodos adasına gönderilerek orada idam edildi (1787).







Şarlken
(Alman İmparatoru)


Şarlken, 24 Şubat 1500'de (Belçika) Gent'de doğdu. Babası 1506'da ölünce, halası onu Hollanda Kral naibi yaptı. İkinci Ferdinand'ın ölümünden sonra, Aragon ve Kastilya'nın yönetimini, annesinin akıl hastalığı nedeni ile Şarlken üstlendi. Kanuni Sultan Süleyman'ın 1520'de Osmanlı tahtına çıkmasından sonra Osmanlıların Avrupa'ya akınları daha da arttı. Macaristan Bohemya Kralı, 1526'da Mohaç'ta Osmanlılara yenilince, Şarlken'in kardeşi Ferdinand, geride kalan toprakların yönetimini ele geçirdi. Şarlken 1527'de, çoğunluğu paralı Germen askerlerinden oluşan ordusu ile Roma'ya girerek kenti yağmaladı. Papa ile bir antlaşma imzalayan Şarlken, Bologna'ya geçti ve Şubat 1530'da Papa tarafından kutsal Roma-Germen İmparatoru olarak kutsandı. 1529'da Viyana'yı kuşatan Kanuni Sultan Süleyman, Avusturya'ya büyük kayıplar verdirdi. Şarlken'in kardeşi Ferdinand Osmanlı akınları ile uğraşırken Alman prensleri üzerindeki otoritesini yitirdi. Şarlken, 1532'de Viyana önlerinde Kanuni Sultan Süleyman tarafından bir meydan savaşına zorlandıysa da buna yanaşmadı. Fransa üzerine akınlar düzenledi. Bu seferlerin sonuncusu da başarısızlıkla sonuçlanınca, İspanya ve Hollanda'yı oğlu Phillipe'e verdi. Avusturya'yı ise kardeşi Ferdinand'a bıraktı. Eylül 1556'da İspanya'ya gitti ve 1557'de Yuste Manastırı'na kapandı ve burada öldü.

Şarlken Avrupa'da kendi egemenliği altında birleşmiş, Katolik bir imparatorluk kurmak istiyordu. Bu amaçla uzun yıllar Protestanlar ve Osmanlılarla savaştı. Ancak geniş bir alana yayılmış, farklı iktisadi, dinsel ve kültürel yapılara sahip krallıkları Katoliklik etrafında bir araya getirmeyi başaramadı.





Şehzade Süleyman Paşa


Süleyman Paşa'nın doğum tarihi kesin değildir ancak 1316 yılında doğduğuna dair bilgiler bulunmaktadır. Orhan Gazi'nin oğludur. Annesi Nilüfer Hatun'dur. İlk görevine Gerede'de yöneticilikle başladı. 1330'da İznik'in, 1337'de İzmit'in fethine katıldı. Babası tarafından İzmit ve çevresi tımar olarak kendisine verildi. 1345'te Karesioğulları topraklarının fethinde bulundu. Edincik, Biga, Lapseki ve çevresini de alarak, Karesi (Balıkesir) sancakbeyliğine atandı.

1346'da Orhan Gazi tarafından Bizans İmaparatoru Kantakuzinos'un yardımına gönderilerek iki kez Rumeli'ye geçti. Selanik'in kurtarılmasında Bizans donanmasına yardım etti. 1352'de Sırpları ve Bulgarları Dimetoka'da yenerek Kantakuzinos'un Edirne'ye girmesinde rol oynadı. 1353'te Anadolu'ya dönerken, yardımlarına karşılık kendisine bırakılan Gelibolu'da Çimbi Kalesi'ne asker yerleştirdi. 1354'te Rumeli'nin fethi amacıyla Gelibolu'ya geçerek Bolayır'dan Rodosto'ya (Tekirdağ) kadar uzanan Marmara kıyılarını Osmanlı topraklarına kattı. Biga'dan göç ettirdiği Türkmenleri buralara yerleştirdi. Bursa'ya döndükten sonra aynı yıl Ankara'nın alınmasıyla sonuçlanan seferde komutanlık yaptı. 1356'da yeniden Rumeli'ye geçerek Akçaliman, Eksalimiye, Ayasoloniya kalelerini aldı. Bolayır'ı üs yaparak, akınlarını Gelibolu ve Keşan yönünde yoğunlaştırdı. Askeri başarılarının doruğundayken bir av sırasında uğradığı kaza sonucu öldü (1357).






Şerif Hüseyin


Şerif Hüseyin 1854'te İstanbul'da doğdu. Hz. Muhammed'in (S.A.V) soyundan geldiği kabul edilen Mekke şerifleri ailesindendir. 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra Hicaz Valisi ve Mekke Şerifi olarak, Arabistan'a gönderildi. Arapların Osmanlı Devleti'nden ayrılmaları yönünde çalışmalar yapmaya başladı. Şerif Hüseyin, oğlu Abdullah aracılığı ile Mısır'da ki İngiliz yönetimi ile ilişki kurdu.

1915-16 yıllarında Arapların Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ayaklanmaları durumunda İngilizlerin kendi krallığını tanımasını istedi. Oğullarından Faysal ise Suriye'de bulunan Osmanlı komutanı Cemal Paşa ile anlaşmaya çalıştı. 1916 ilkbaharında Cemal Paşa'nın Beyrut ve Şam'da devlete ihanetle suçladığı bazı Arap milliyetçilerini astırmasının ve Osmanlı birliklerinin Hicaz demiryolunu denetimi altına almasının ardından, Şerif Hüseyin krallığını ilan ederek, Haziran 1916'da Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklandı. Arap birlikleri Hicaz demiryoluna saldırılar düzenlemeye ve Osmanlı birliklerine kayıplar verdirmeye başladılar. Bir yandan İngilizlerle çarpışan Osmanlı ordusu, Hüseyin'in oğulları komutasındaki Arap birliklerine karşı da savaşmak zorunda kaldı. Birinci Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra İtilaf kuvvetleri, Ürdün'de kendilerine bağlı bir yönetim kurdular. İngilizlerin Filistin'de bir İsrail devleti kurmaya çalışması Şerif Hüseyin'i kızdırdı.

İngiltere'nin, 1921'de Abdullah'ı Ürdün Emiri, diğer oğlu Faysal'ı da Irak Kralı yapması Şerif Hüseyin'in Arap dünyasındaki otoritesini iyice sarstı. Mart 1924'te, Türkiye'de halifeliğin kaldırılmasından sonra kendisini halife ilan ettiyse de Mekke'yi kuşatan İbni Suud Abdülaziz tarafından krallığına ve halifelik iddialarına son verildi. Şerif Hüseyin 1930 yılına kadar Kıbrıs'ta sürgün hayatı yaşadı. Bundan sonra Şerif Hüseyin, Ürdün Emiri olan oğlu Abdullah'ın yanına gitti. Bir yıl sonra, 1931 yılında öldü.







Şeyh Bedrettin


Edirne yakınlarında, bugünkü Yunanistan topraklarında bulunan Simavna kasabasında doğmuştur. Babası Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus'un torunu olduğu söylenen Abdülaziz'in oğlu İsrail, annesi ise Rum asıllı bir hristiyan iken müslüman olan Melek Hatun'dur. Babasının mesleği nedeniyle Simavna Kadısı Oğlu diye tanınmıştır. Edirne'nin Osmanlılar tarafından alınmasından sonra ailesi ile buraya yerleşmiştir. Şeyh Bedreddin ilk tahsiline babasının yanında başladı. Daha sonraları Şahidi adlı bir hocadan ders aldı. Mevlana Yusuf'tan sarf ve nahiv okudu. Koca Efendi diye de bilinen Bursa Kadısı Şeyh Mahmud ile oğlu Musa Çelebi'nin I. Bayezid'in refakatinde Edirne'ye gelmeleri üzerine, ileride astronomi ve matematik alanlarında büyük şöhret kazanacak olan Musa Çelebi ile birlikte Koca Efendi'den ders almaya başladı; bu arada Mevlana Yusuf'un yanında fıkıh öğrenimine de devam etti.

6 ay sonra Musa Çelebi ve amcası Abdülmü'min'in oğlu Müeyyed ile birlikte 1 yıl süre ile Bursa Kaplıcaları Medresesi'nde yine Hoca Efendi'nin derslerini takip ettiler. Bu 3 öğrenci Bursa'dan Konya'ya gittiler ve orada Mevlana Feyzullah'tan mantık ve astronomi dersleri aldılar. 1 yıl sonra Musa Çelebi Semerkant'a giderek Uluğ Bey'in astronomi hocası olurken Bedreddin Simavi ve Müeyyed 1381'de Şam'a gittiler. Fakat Veba salgını nedeniyle Küdus'e dönerek Mescid-i Aksa'da İbnü'l Askalani'den hadis okudular. Daha sonraları Türk Beyi Ali Keşmiri'nin himayesinde Kahire'ye gittiler. Ali Keşmeri verdiği yemekte yapılan ilmi sohbet sırasında orada bulunan Şah el-Mantıki, Bedreddin Simavi'yi çok beğenmiş, bunun üzerine Bedreddin Simavi kendisinin en gözde öğrencisi olmuştur. 1383'te Hac için Mekke'ye giden Şah, Bedreddin Simavi'yi de yanına alır.

Sultan Berkuk, Bedreddin'in başarısını öğrenmiş, bunun üzerine oğluna ders vermesi için kendisini saraya davet etmiştir. Bedreddin Üç yıl bu görevde kalmıştır. Sultan Berkuk, hocası olan Ahlatlı Şeyh Seyyid Hüseyin ile Bedreddin Simavi'nin tartışmalardaki başarılarından memnun kalmış ve Bedreddin'i cariyelerinden Cazibe ile, Ahlatlı Hüseyin'i de onun kardeşi Meryem ile evlendirmiştir. Bu evlilik onun ilmi ve fikri hayatında bir dönüm noktası olmuş, baldızı Meryem'le yaptığı tasavvufi sohbetler üzerine tasavvufun aleyhinde iken tavrını değiştirerek Ahlatlı Şeyh Hüseyin'e intisap etmiştir. Bir süre sonra hastalanan Bedreddin Simavi doğuya bir geziye çıktı.

1402-1403 yıllarında Tebriz'e giderek Timur'un otağında İranlı alimlerle yaptığı tartışmalarda Timur'un ilgisini çekmiştir. Daha sonra Kahire'ye geçen Bedreddin Simavi, Şeyhinin gözetiminde çilesini doldurdu ve onun ölümü üzerine şeyhlik makamına geçmiştir. Diğer şeylerle arası açılınca Edirne'ye dönmeye karar verdi. Filistin, Şam ve Halep üzerinden Konya'ya geçmiştir. Daha sonra Tire'ye geçerek isyan hareketlerinin ileri gelenlerinden Börklüce Mustafa ile tanıştı. Daha sonraları İzmir'e geçti ve burada bir başka isyan hareketinin elebaşısı olan Torlak Kemal ile tanıştı.

Şehzadeler mücadelesi sırasında Bayezid'in oğullarından Musa Çelebi'nin kardeşi Süleyman Çelebi ile yaptığı savaş sonunda Edirne'yi ele geçirmesi üzerine Şey Bedreddin kazaskerliğe tayin edildi ve aktif olarak siyasi hayata atıldı. Musa Çelebi'nin kardeşi Mehmed Çelebi karşısında yenik düşmesiyle 1413'te Şeh Bedreddin ailesi ile birlikte İznik'e sürgün edildi. Kendisine 1000 akçe maaş bağlandı fakat bu durumu kabulenmeyerek siyasi teşkilatlanmayı sağlamak üzere harekete geçti. Börklüce Mustafa'yı Aydın ve civarında propaganda faaliyetleri için görevlendirdi. Börklüce Aydın ve Karaburun'da binlerce sempatizan topladı. Ancak onun bu faaliyetleri nedeniyle kendisinin sorumlu tutulacağından kaygılanan ve bu gelişmelerin isyan hareketi başlatma imkanı hazırladığını düşünen Şeyh, göz hapsinde olmasına rağmen muhtemelenen 1416'da İznik'ten kaçmayı başarmış, Kastamonu'ya giderek İsfendiyar Bey'e sığınmıştır. Tatar iline ulaşmak niyetinde iken bu amacına ulaşamamıştır. Bunun üzerine Sinop Limanı'ndan bir gemiye binerek Rumeli'ye geçmiştir. Önce Zağra, oradan da Silistre, Dobruca ve Deliorman'a gitmiş ve buraya yerleşmiştir. Burada taraftarları oldukça hızlı bir şekilde artmıştır.

Bu üç isyancının başarılarından endişelenen Sultan Mehmed, Şeyh'in üzerine büyük bir kuvvet göndermiştir. Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal bozguna uğratılmış, şeyin adamları dağıtılarak, şey esir alınmıştır. Padişah'ın emriyle bir heyet kurularak şeyh yargılanmıştır. Bu heyet Şeyhin, malı ve ailesi korunmak şartıyla idamına karar vermiştir. Bu fetva üzerine Şeyh Bedreddin 1420'de Serez'de idam edilmiş ve burada defnedilmiştir. 1961'de kemikleri, Sultan Mahmud'un Divanyolu'ndaki türbesi haziresine defnedilmiştir.





Şeyh Galib


Şeyh Galib 1757 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Mustafa Reşid Efendi, annesi Emine Hatun'dur. Kuvvetli bir tasavvuf eğitimi içinde yetişen babası, Mevleviliğe ve Melamiliğe bağlı şiirle de uğraşan, kültürlü bir kişiydi. Şeyh Galib'in dedesi Mehmed Efendi de mevlevi tarikatı aydınlarındandı. Galib ilköğrenimini babasından gördü. Hamdi adlı bir bilginden Arapça dersi aldığı ve kendisine Esad mahlasını veren Süleyman Neşet'ten de öğrenimi sırasında faydalandığı bilinmektedir.

Çok genç yaştayken güçlü bir şair ve geniş kültürlü bir aydın olarak tanındı. İlk şiirlerinde Esad mahlasını kullandı. Bu adın başkalarınca benimsendiğini görerek Galib adını kullanmaya başladı. Her iki mahlası birlikte kullandığı görüldü. Henüz 24 yaşındayken divan sahibi olan şair, 26 yaşlarında Türk edebiyatında mesnevi türünün en başarılı örneklerinden biri sayılan "Hüsnü Aşk" adlı eserini tamamladı. Bir yıl sonra Konya'da Mevlana dergahında çileye girdi, fakat ayrılığına dayanamayan babasının isteği üzerine çilesini tamamlamadan İstanbul'a döndü. Yenikapı Mevlevihanesi'nde yeniden çileye girdikten sonra hücreye çıktı. Sütlüce'deki evinde, 1791 yılına kadar ilimle ve eser yazmakla uğraştı. Bu tarihte Galata Mevlevihanesi şeyhliğine getirildi. Sekiz yıl kadar süren dergah şeyhliği sırasında Sultan Üçüncü Selim, Valide Sultan padişahın hemşiresi Beyhan Sultanın yakınları arasında yer aldı. Bunun sonucu olarak Sultan Üçüncü Selim ve Valide Sultan'da harap bir durumda olan dergahı ve Kasımpaşa Mevlevihanesi'ni tamir ettirdi. 1799 yılında İstanbul'da vefat eden Şeyh Galib'in mezarı Galata Mevlevihanesi'nin avlusundaki türbededir.





Şinasi


İbrahim Şinasi, 1826 yılında İstanbul'da doğdu. İlköğrenimini Tophane Fevzite mektebinde tamamladıktan sonra Tophane Müşriyeti kalemine memur olarak girdi. Burada İbrahim Efendi adlı bir memurdan eski doğu bilimleri ve Arapça, daha sonra bir Fransız subaydan Fransızca öğrendi. Agah Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahval ve sonra tek başına Tasvir-i Efkar gazetelerini çıkardı (1826). İçinde Ahmet Vefik Paşa ve Namık Kemal gibi genç isimlerin, gazetesinde yazılar yazmasını sağladı.

Matbaasında kitap basarak bir kütüphane kurmaya çalışan Şinasi, gazetesinde devlet işlerinin iyi yürümediğini yazdığı için Meclisi Maarifteki görevinden alındı. İki yıl kadar İstanbul'da kaldıktan sonra, işlerini Namık Kemal'e devrederek, Paris'e kaçtı. Paris'te özellikle dil konusuyla ilgilendi. Türkçe'nin büyük lugatını hazırlamaya girişti. Jön Türklerle de görüşen Şinasi, buna rağmen siyaset yapmadı. 1870 yılında İstanbul'a dönen Şinasi, beyninde çıkan bir ur sebebiyle öldü. Batı'ya yönelmeye başlayan yeni Türk edebiyatının ilk ve en etkili temsilcilerinden olan Şinasi, tiyatro, tenkit, gazete makalesi, tercüme eserler gibi türlerin ilk örneklerini vermiştir.


İlk tiyatro eseri olarak edebiyatımızda yerini alan Şair evlenmesi, Batı şiirinden ilk tercümelerin örneklerine Tercüme-i Manzume adlı eserinde topladı.





__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.