Tekil Mesaj gösterimi
Eski 21.05.11, 14:31   #1
OkyanusunKalbi
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart İdamın Tarihi

İdamın Tarihi

Köken olarak “yokluk” anlamındaki “adem” kelimesinden gelen idam, “yok etme” ve “vücudu ortadan kaldırma” anlamında kullanılıyor.

Tarih boyunca hemen her toplumda çok sık başvurulan bir ceza olmuş idam. Devletlere göre çok farklı suçlar için başvurulan idam genellikle, adam öldürmek, zina, hırsızlık, kutsal hayvanları öldürmek, büyü yapmak, haydutluk, devlete ve krala karşı gelmek gibi pek çok fiil için uygulanmış. İlk zamanlar bu cezanın hangi suçlar için verileceği ve ne şekilde infaz edileceği önceden belli olmadığından; bazen kralın bir arzusu bazen de halk kitlelerinin bir feveranı insanları idam sehpasına götürmüş.

Eski Yunan’da ünlü filozof Sokrates site tanrılarına ibadet etmediği, tek tanrı inancını savunduğu için gençlerin ahlakını bozmakla suçlanarak ölüm cezasına çarptırılmış. Roma’da İmparator Tiber, evini satarken kendi heykelini de satan adamı idam cezasına çarptırırken, Domilin ise, evinin duvarında dünya haritası bulunduran kişiyi astırmış. Mezopotamya’da ölüm cezasının infazı için uygulanan yöntemler arasında, suda boğma, ateşe atma, kazığa oturtma gibi 34 ayrı ceza biçimi bulunuyordu. Roma’da baltayla baş kesme, kırbaçlayarak adam öldürme, çuvallı ölüm cezası dinsel mesaj veren ceza şeklinde uygulanıyordu.


Karşı Çıkanlar, Savunanlar

Tarih boyunca ölüm cezasının lehinde ve aleyhinde ciddi görüşler ortaya konulmuş ancak bu cezaya karşı en önemli karşı çıkışı 1764 yılında “Suçlar ve Cezalar” adlı eseriyle Beccaria adlı düşünür yapmış. Voltaire de 1777’de Adaletin ve İnsanlığın Ödülü adlı yapıtıyla Beccaria’ya katılmış. İdam cezalarının ülkeler tarafından kaldırılmaya başlanması sürecinin Beccaria’nın fikirlerinin yayılmasıyla başgösterdiği savunuluyor.

Hümanist öğretinin temsilcisi olan Beccaria, her çeşit cezanın insani olmayan şekline karşı çıkarak “Kimsenin öldürmeye hakkı yoktur. Ölümü çabuklaştırmaya hakkı yoktur” diyor. Fransız Yazar Viktor Hugo, bu cezaya karşı şunları söylüyor: “Suç vicdan azabı ile ödenir, yoksa balta yahut yağlı kementle değil. Kan kan ile temizlenmez, gözyaşı ile temizlenir.”

Ölüm cezasına karşı çıkanlar buna dayanak olarak iki önemli gerekçe ortaya koyuyor. Bunlardan birincisi yaşama hakkının dokunulmazlığı ve diğeri ise ölüm cezasının telafisinin olmaması. Tarihte bir çok insanın mahkemeler tarafından verilen yanlış kararlar ve siyasi gerekçelerle idam edilmesi buna örnek olarak gösteriliyor. Ayrıca idama karşı çıkanlar bu cezanın caydırıcı olduğu görüşüne de katılmıyor.

İdamın gerekli olduğunu düşünenler ise ağır suçların önlenebilmesi ve caydırıcılık açısından ölüm cezasının kaçınılmaz olduğunu savunuyor. Bu konuda en çok dile getirilen görüşe göre ağır suçları önleyebilmek için büyük korkuya yani ölüm korkusuna ihtiyaç var. Ceza hukukunda genel önleme teorisi olarak bilinen görüşü savunan yazar Garraud “Ölüm cezasında ibret–i müessire vardır” diyor. Katillerin birini öldürmeden önce kendilerinin de öldürüleceğinin bilincinde olurlarsa öldürmekten vazgeçecekleri vurgulanıyor. Tabiat kanunu fikrini savunan Carnavele ise ölüm cezasının ıslahı imkansız bir suçlunun toplumdan atılması için gerekli olduğunu, tabiat kanunu gereği bünyenin kendine uygun olmayanı atacağını ileri sürüyor. Yine ölüm cezasının bir nevi keffaret olduğu belirtilerek bir kişinin hayatını yok edenin kendisinin de aynı şekilde cezalandırılması gerektiği görüşü savunuluyor. İnsan sevgisiyle tanınan ünlü mutasavvıf Mevlânâ da, Fihi Mâfih adlı eserinde “İdam suçluyu cezalandırmak için değil suçsuzu korumak için yapılır” diyor.


Semavi dinlerde varmı?

Ölüm cezası üç semavi dinde yer aldığı için tarihte dinin gereği olarak uygulanmış. İslam’da ölüm cezası adam öldürenler için kısas olarak öngörülüyor. Kur’an’da Bakara suresinin 178’inci ayetinde “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır” deniyor. Öldürülenin yakınlarına, diyet karşılığında katili affetme hakkı tanınıyor. Bunun dışında İslam hukukunda tazir cezası olarak devlete bazı suçlar için ölüm cezası düzenleme hakkı verilmiş. Ayrıca evli olduğu halde zina edenler için recm (taşlanarak öldürme) cezası öngörülüyor. Ancak bu cezanın uygulanması çok zor şartlara bağlandığı için İslam tarihinde recm cezasına çarptırılanların sayısı parmakla sayılacak kadar az.

600 yıllık Osmanlı döneminde sadece bir kişi recm cezasına çarptırılmış. Musevilikte de Tevrat kaynaklı olarak çeşitli suçlar için ölüm cezası bulunuyor. Recm ve kısas gibi hükümler bunlar arasında yer alıyor. Hıristiyanlık tarihinde ise kiliseler ölüm cezasını sıklıkla uygulamış. Orta Çağ’da mezhep kavgalarında kilise yargılamayı üzerine alarak Engizisyon mahkemelerini kurmuş.

Yaklaşık 200 yıldan bu yana dünyada ölüm cezasının kaldırılması yönünde bir gidiş olmasına rağmen hâlâ ülkelerin yarısından çoğunun yasalarında idam cezası var ve uygulanıyor. Uluslararası Af Örgütü’nün yaptığı araştırmaya göre Haziran 2001 itibariyle 75 ülkede tüm suçlar için ölüm cezası kaldırıldı. 14 ülkede savaş zamanı işlenen suçlar için korunuyor. Türkiye’nin de aralarında olduğu 20 ülkede yasalarda var ancak uygulanmıyor. 86 ülkede ise ölüm cezası yasalarda var ve uygulanıyor. Uluslararası Af Örgütü tarafından ulaşılabilen rakamlara göre 2000 yılında 65 ülkede toplam 3 bin 58 kişi idama mahkum edildi. Sadece 27 ülkede ise bin 427 kişinin cezası infaz edildi. Bilinen tüm infazların yaklaşık yüzde 80’inin Çin başta olmak üzere, Suudi Arabistan, İran, ve ABD’de gerçekleştiği belirtiliyor.

Ölüm cezasının dünyada en yaygın uygulandığı ülke olan Çin’de her yıl binden fazla insan idam ediliyor. İdam cezasına çarptırılanlar arasında siyasi suçlu olarak ölüme mahkum edilen çok sayıda Doğu Türkistanlı Uygur Türkü de bulunuyor. Çin'de idam cezaları enseye tek kurşunla gerçekleştiriliyor. Genellikle sanıkların cezalarını mahkeme başkanı ilan eder etmez idam da aynı gün gerçekleştiriliyor. İdam cezası infaz edilenlerin aileleri atılan kurşunun parasını ödedikten sonra cesedi alabiliyor. Çin’de uyuşturucu ticareti, siyasi suçlar, kaçakçılık, sahte kimlik ticareti, kamu malına zarar vermek gibi 68 kadar suç idamla cezalandırılıyor.


ABD Ölüm Cezasından Vazgeçemiyor

Dünyada idam cezasının uygulandığı tek Demokratik ülke olarak gösterilen Amerika’da 50 eyaletin 38’inde ölüm cezalaları infaz ediliyor. 2001 yılında 66 kişinin cezasının değişik yöntemlerle infaz edildiği ABD’de 1977 yılından bu yana 749 kişinin cezası infaz edildi.

2001 yılına kadar toplam 3 bin 700 kişi idam cezasına çarptırıldı. ABD’de, her eyaletin kendi yasası var. Örneğin Lowa eyaletinde idam cezası yok. Buna karşı Teksas’ta idam var ve çok sık uygulanıyor. İnfazların büyük bölümü, zehirli iğne kullanılarak gerçekleştiriliyor. Diğerleri ise, sırayla zehirli gaz, elektrikli sandalye, tüfek ve iple asma yöntemiyle yapılıyor. 1972 yılında Yüksek Mahkeme eyaletlerin bu cezayı uygulamasını yasakladı. 76 yılında ölüm cezasına tekrar izin verildi. Yapılan anketlerde halkın yüzde 70’e yakınının idam cezasına destek vermesi dikkat çekiyor. New Jersey eyaletinde idam cezası 1963 yılında kaldırılmış ancak 1982 yılında tekrar getirilmiş. Amerika’da da idam kararlarının mahkemeler tarafından ne derece doğru verilip verilmediği tartışılıyor. Amerikan Barolar Birliği 1997 yılında yaptığı kongerede bütün idam cezalarının durdurulmasını istemişti. Gerekçe olarak savunmanın çok pahalı olduğu gösterilmiş; mahkeme kararının, sanığın yararlandığı savunmanın kalitesine göre değişebileceği vurgulanmıştı. ABD’de 1973 yılından bu yana ölüm cezasına mahkum edilen 90’dan fazla insan masum olduklarını gösterir kanıtlar bulunduğu için serbest bırakıldı.


Avrupa İnsan Haklari Sözleşmesı 6 No’lu Protokol

28 Nisan 1983’te Strasbourg’da imzalanan bu protokol, 1 Mart 1985’te yürürlüğe girdi. Türkiye’nin katılmadığı bu protokol ile “ölüm cezası” kaldırıldı.

Madde 1
Ölüm cezasının kaldırılması

Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse bu cezaya çarptırılamaz ve idam edilemez.

Madde 2

Savaş Zamanında Ölüm Cezası

Bir devlet, yasalarında, savaş veya yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için ölüm cezasını öngörebilir; bu ceza, ancak yasanın belirlediği hallerde ve onun hükümlerine uygun olarak uygulanabilir. İlgili devlet, söz konusu yasanın bu duruma ilişkin hükümlerini Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.

13 NO’LU PROTOKOL

3 Mayıs 2002’de imzaya açıldı:

Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi’ne üye devletler...

Ölüm cezasının tüm koşullarda ortadan kaldırılmaya yönelik son adımların atılmasını kararlaştırarak aşağıdaki konularda anlaşmışlardır:

Madde 1

Ölüm cezasının kaldırılması

Ölüm cezası kaldırılmalıdır. Hiç kimse böyle bir cezaya çarptırılmamalı ya da bu ceza infaz edilmemelidir.

Madde 2

Askıya alma yasağı

Bu protokolün düzenlemelerinden hiç biri sözleşmenin 15. maddesi uyarınca askıya alınamaz.

Madde3

Çekince koyma yasağı

Bu protokolün düzenlemeleriyle ilgili olarak sözleşmenin 57’nci maddesi uyarınca çekince konulamaz.


İnfaz Yöntemleri



Elektrıklı sandalye

Hükümlü özel olarak yapılan sandalyeye bağlanır. Kafası ve bedeni bakır elektrotlarla daha iyi temas etsin diye traş edilir. Asıl infazcının hangisi olduğunun bilinememesi için genellikle üç ya da 4 infaz görevlisi düğmelere basar. Fakat sadece birinin bastığı düğme gerçek elektrik kaynağıyla bağlantılıdır. İlk elektrikli sandalye 20’nci yüzyılın başlarında George Westinghouse tarafından yapılmıştır. İnfaz yöntemi olarak uygulanan asmanın insanlık dışı olarak görülmesi nedeniyle Westinghouse bir elektrikli sandalye yapmak üzere New York şehir cezaevinde işe alınmıştır. Westinghouse sandalyeye bağlanan kişinin ilk 5 saniyede ölmesi için uygulanacak elektriğin 1000 volt olması gerektiğini söyler. Ancak ilk uygulamada infaz edilen kişi ilk 5 saniyede ölmez. Mahkuma 4 dakika sonra ölene kadar sürekli elektrik verilmek zorunda kalınmıştır. Bu süre içinde hükümlünün kollarındaki kıllar ve saçları tutuşmuş, yüzündeki her bir delikten kan akmaya başlamıştır.

Zehırlı İğne

Amerika’da kullanılan en yaygın infaz yöntemidir. İğne ile ölüm birbirini takip eden üç değişik ve ölümcül ilaç ile sağlanır. Hükümlünün elleri ve ayakları bağlanarak zapt edilir. Kalbi izleyen bir monitör ve bir steteskop hazırdır. Her biri ayrı kollara olmak üzere iki tuzlu sıvı damar içine verilmeye başlanır ve sonra kişi bir çarşafla örtülür. Sonraki aşamada tuzlu sıvılar kesilir ve sodyum thiopental enjekte edilir. Bu kişinin uyuması içindir. İkinci olarak bir kas gevşetici olan Pancuronium Bromide sıvısı verilir. Bu kişinin diyaframının ve ciğerlerinin felce uğrayarak solunumunun durmasına neden olur. Son olarak kalbi durdurmak için potasyum klorid verilir.

Asilarak İdam

En eski infaz yöntemlerinden biridir. Elektrikli sandalye çok acı veren bir yöntem olan asmaya alternatif olarak önerilmiştir. İnfazcıların kişinin yapısına göre ipin uzunluğunu ayarlayamadıkları durumda sorunlar çıkabileceği için idamın fiziksel ve biyolojik ilkelerini planlamak zorundaydılar. Asılacak olan kişinin ağırlığı ile ilgili hesaplar yapılarak hazırlanan ilmek mahkumun boynuna geçirilir. Düğüm kişinin boynunun kırılmasını sağlamak için sol kulağın arkasına getirilir. Sonra bedenin aşağı düşmesini sağlayacak olan düzenek açılır. Üçüncü ve dördüncü sevikal omurların kırılması ya da boğulma sonucunda ölüme neden olur.

Gaz Odası

1920’lerde kullanılan bu yöntemde mahkum hava geçirmez bir odadaki bir yatağa sabitlenir. Sinyal verildiğinde sübap açılır, odanın içine hidroklorik asit verilir. Diğer bir sinyal üzerine potasyum siyanür ya da sodyum siyanür kristalleri mekanik olarak asidin içine düşer ve hidro siyanür asidini oluşturur. Hükümlünün derin nefes alması durumunda hidro siyanür asit bir iki saniye içinde bedenin hemoglobin üretme yeteneğini yok eder ve bilinç kaybına neden olur. Ancak kişi nefesini tutarsa ölüm çok geç meydana gelir. Ölüm genellikle 6 ile 18 dakika arasında gerçekleşir.

Kurşuna Dızme

Bu yöntemin ne zaman kullanılmaya başlandığı kesin olarak bilinmemektedir. Pek çok örnekte suçlunun bedenini 5 kişilik bir ekip hedef alır ve bunlardan bazıları boşa hedef alır. Bu yöntemle infaz eden kişinin kim olduğu bilinmez. Kurşuna dizme yöntemi en yaygın olarak Çin’de kullanılıyor. Mahkum ailelerinin kurşuna dizilen cesetleri alabilmek için kullanılan kurşunun parasını ödemeleri gerekiyor.

Gıyotin

Fransız devriminin icadı olan giyotin bir kafa kesme makinası olarak tasarlandı. Giyotinle Fransa’da halka açık en son infaz 1939 yılında yapıldı.


Dünyada İdam

75 ülkede tüm suçlar için idam cezaları tamamen kaldırıldı.

14 ülkede savaş zamanı işlenen suçlar için idam cezası korunuyor.

20 ülkede yasalarda var ancak uygulanmıyor

86 ülkede idam cezası yasalarda var ve uygulanıyor.

2000 yılında 27 ülkede bin 457 hükümünün cezası infaz edildi.

65 ülkede 3 bin 58 kişi idama mahkum edildi.

Çin’de her yıl 1000’den fazla mahkumun cezası tek kurşunla infaz ediliyor.

2000 yılında ABD’de 85, Suudi Arabistan’da 123, İran’da 75, Japonya’da 3 kişi idam edildi.

...

Türkiyede'ki Seyri

Türkiye’de mahkemeler tarafından halen idam kararları verilmesine karşılık idam cezası 1984 yılından bu yana fiilen uygulanmıyor. 1984’le 1991 arasında idam cezasına çarptırılan mahkumların cezaları 1991 yılında çıkarılan afla 10 yıl ağır hapse dönüştürüldü. İdam cezaları uygulanmaya devam etseydi şimdi hayatta olmayacak olan bu insanların bir çoğu 90’lı yıllarda cezaevinden çıktı. Daha sonra değişik mahkemeler tarafından verilen ve Yargıtay’da kesinleşen idam kararları sonucu şu anda 125 idam mahkumu hakkındaki idam tezkeresi Meclis’te onay bekliyor. Bunlardan 44’ü idam cezasını sınırlandıran tasarıdan yararlanarak idamdan kurtulacak, buna karşılık 81 kişi yasadan faydalanamadığı için cezaevinde yağlı kemendin ne zaman boyunlarına takılacağını bekleyecek. Şu anda mahkemelerde yargılanmakta olan 856 sanık da hazırlanan yeni tasarı kabul edilirse idam talebiyle yargılanmaktan kurtulacak. Terör suçları kapsamında yer aldığı için kaldırılmayan maddelerden yargılanan 611 tutuklu ise idam talebiyle yargılanmaya devam edecek.

İdam cezaları konusunda Türkiye’de şimdiye kadarki en kapsamlı araştırmayı gerçekleştiren Prof. Dr. Semih Gemalmaz’ın “Türkiye’de Ölüm Cezası 1920 –2000” adlı eserinde verilen bilgilere göre 1920 ile 1984 yılları arasında Türkiye’de 15’i kadın toplam 712 kişi idam edildi. Ancak bu rakama İstiklal Mahkemeleri tarafından idamına karar verilenler ve Meclis’in devre dışı kaldığı dönemlerde idam edilenler dahil değil. İstiklal Mahkemeleri tarafından verilen kararlar sonucu yaklaşık olarak bin beşyüz ile 2 bin kişinin idam edildiği belirtiliyor. İdam cezaları askeri yönetim zamanlarında daha çok uygulandı. Yapılan araştırmaya göre sivil yönetimler tarafından yılda ortalama 2 infaz gerçekleştirilirken, askeri yönetimler sırasında yılda ortalam 13’ten fazla kişi idam edildi. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra darbe yönetimi döneminde başta Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan olmak üzere toplam 70 kişi idam edildi. 1920–1961 arasında idam edilen milletvekillerinin sayısı ise 16. Bunların 11’i İstiklal Mahkemeleri tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.

1971 muhtırası da yarım darbe olarak nitelenmesine rağmen 17 kişiyi darağaçlarında sallandırdı. Sol görüşlü, 68 kuşağının önde gelen gençlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan siyasi görüşlerinden dolayı yargılanarak idam edildi.

Önceki darbe dönemlerinde olduğu gibi 12 Eylül ihtilalinden sonra idam sehpaları yeniden sahneye çıktı. İhtilalden sonra bir çoğu siyasi suçlamalarla 7 bin kişi hakkında idam talebiyle dava açıldı. Askeri müdühelenin lideri Org. Kenan Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi?” fikri doğrultusunda sıkıyönetim mahkemeleri sağ, sol ayırt etmeden yüzlerce genç hakkında hukuka aykırı idam kararları verdi. Sadece 12 Eylül askeridarbesinden sonra 1980–84 yıllarında 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Meclis'te 54 kişinin idam cezası onaylandı. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si darağaçlarında asıldı. Bunlardan 18’i sol görüşlü, 8’i sağ görüşlü siyasi suçlu, 23’ü adli suçlu, 1’i de Asala militanıydı.

1983 seçimlerinden sonra da TBMM onayıyla 7 Ekim 1984 tarihinde İlyas Has, İzmir–Buca’da; 25 Ekim 1984’te de Hıdır Aslan, Burdur’da idam edildi. Bu tarihten sonra mahkemeler tarafından verilen idam cezaları Meclis’te onaylanmadığı için infaz edilmedi.

Mahkemeler tarafından verilen idam kararları Yargıtay’da onaylanıp kesinleştikten sonra Meclis’e gönderiliyor. Meclis’in idam kararlarını onaylaması halinde idam cezaları infaz ediliyor. İnfaz kurallarına göre ölüm cezası hükümlünün mesup olduğu din ve mezhebin hususi günlerinde yerine getirilmiyor. Gebe kadınlar doğurmadıkça, akıl hastalığına tutulanlar iyileşmedikçe idam edilmiyor. 18 yaşından küçükler ve 65 yaşından büyükler hakkındaki idam cezası infaz edilmiyor. İdamlar 1965 yılına kadar gündüzleri halkın da izleyebileceği şekilde alenen yapılıyordu. Aleni infazlar İstanbul’da Sultanahmet Meydanı'nda, Ankara’da ise Samanpazarı’nda gerçekleştiriliyordu. 1965 yılında İnfaz Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle infazlar cezaevi avlularında güneş doğmadan önce gizli olarak yapılmaya başlandı. Askeri bir kişinin askeri bir suçundan dolayı verilen idam cezası ise kurşuna dizilerek infaz ediliyor.

Şaibeli İdamlar

Ölüm cezasına karşı ileri sürülen en önemli argümanlardan biri, hatalı mahkeme kararıyla ölüme gönderilen bir kişiye yapılan haksızlığın telafi imkanının olmaması. Bu cezanın uygulandığı bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye tarihinde de bu tür hatalı ve şaibeli idamlar çokça bulunuyor. 1961 İhtilalinden sonra Adnan Menderes ve iki arkadaşı hakkında verilen idam cezası bunun en somut örneği. İdam kararını veren mahkemenin Başkanı Salim Başol’un idam kakarı hakkında “Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor” dediği aktarılıyor. Darbe döneminde Yassıada’da kurulan alağanüstü mahkemenin verdiği kararla idam edilen Menderes ve arkadaşlarının itibarı yıllar sonra İstanbul’da yapılan anıt mezarla iade edilmek istendi. Bu çok açık bir şekilde verilen idam kararının haksız ve adalete aykırı olduğunun teyidi anlamına geliyordu. Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes’e göre yapılan, bir idamın infazı değil bir cinayetti: “Adnan Menderes bir suç işlemiş, bir mahkeme kurulmuş, bunun sonucunda idam edilmiş değil... Adnan Menderes, devletin fetret içinde olduğu bir dönemde Yassıda’da asılmak suretiyle öldürülmüştür. Ortada idam cezası yoktur. Güpegündüz işlenmiş bir cinayet vardır.”

Yine bir ihtilal sonrası bu sefer sol görüşlü üç genç, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan için darağacı kurulmuştu. Yaşasalardı belki de şimdi bazı arkadaşları gibi Meclis sıralarında milletvekili olarak oturacak bu gençler ideolojileri nedeniyle kurban edilmişti. 6 Mayıs 1972’de idam edilen Gezmiş, Aslan ve İnan’ın nasıl haksız bir kararın kurbanı oldukları aradan 25 yıl geçtikten sonra idam talebinde bulunan 12 Mart savcısı Baki Tuğ tarafından “Duruşmada birazcık saygılı olsalardı idam edilmezlerdi...” sözleriyle dile getirilecekti.
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti