Tekil Mesaj gösterimi
Eski 28.05.11, 15:20   #1
Rock
Tam Üye

Rock - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 61
Mesajlar: 426
Ettiği Teşekkür: 1224
Aldığı Teşekkür: 1747
Rep Derecesi : Rock muhteşem bir gelişmedeRock muhteşem bir gelişmedeRock muhteşem bir gelişmedeRock muhteşem bir gelişmedeRock muhteşem bir gelişmedeRock muhteşem bir gelişmedeRock muhteşem bir gelişmedeRock muhteşem bir gelişmedeRock muhteşem bir gelişmedeRock muhteşem bir gelişmedeRock muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Onları hiç böyle görmediniz...

Ünlü fotoğrafçı Mehmet Turgut’un yaratıcı yönetmenliğini üstlendiği 46 dergisinin yeni sayısı yarın piyasada olacak. Kapağını Ayşen Gruda’nın süslediği “Smiley” konseptli bu sayı için Gruda’nın yanı sıra Ahu Türkpençe, Saba Tümer, Yosi Mizrahi, Esra Dermancıoğlu, Ezgi Mola, Selin Demiratar, Şebnem Bozoklu, Serra Yılmaz, Özge Fışkın, Levent Can, Levent Kazak, Aslıhan Gürbüz, Enis Arıkan, Ragıp Savaş ve Ian Scott Anderson objektif karşısına geçti. Farklı konseptlerde çekilen fotoğraflar, photoshop’la sıra dışı karelere dönüştü.




Ankara'dan kopup İstanbul'a gelmiş, dede mesleği fotoğrafçılığın üçüncü kuşak temsilcisi Mehmet Turgut... Çektiği sıradışı fotoğraflar ve manipule çalışmalarıyla son zamanların en çok konuşulan fotoğraf sanatçısı. Dergiciliğin gün geçtikçe zorlaştığı bu dönemde, yaratıcı yönetmenliğini yaptığı 46 dergisinin birinci yılını kutlayan, birçok ünlü ismi şekilden şekile sokan sanatçı, bu işin sırrını anlattı.

Gün geçmiyor ki ki gazetelerde , dergilerde, sosyal paylaşım sitelerinde adınız geçmesin, yeni işleriniz boy boy yer almasın. Sıkı takipçileriniz zaten sizi yakından tanıyor. Bir de Mehmet Turgut'u sizden dinlesek...
Bu kadar röportajın olması ve derginin ilgi görmesinin başlıca nedeni Türkiye’nin görselliğe çok önem veren bir ülke olması. İnsanlar, okumak, yazmak gibi şeyleri görselliğin yanında daha az tercih ediyor. Aslında çok da iç açıcı bir durum değil bu. Beni benden dinlemek mevzusuna gelirsek; o biraz zor çünkü ben kendimi çok iyi ifade edebilen bir adam değilim. Basite indirmek gerekirse; bir fotoğrafçıyım. Ailem de bu işi yapıyordu. Ben sadece duygularımı bu işin içine katarak farklı bir durum yaratmaya başladım. Bu yarattığım durum da Türkiye’de fotoğrafın gidişatı ile ilgili farklı açılımlar yarattı ve bu da beni çok sevindiriyor.

Peki bu oluşan 'Mehmet Turgut' markası hakkında ne düşünüyorsunuz? Hayalinizde böyle bir isim olmak var mıydı?

Benim hiçbir zaman ideallerim ve net hayallerim olmadı, her zaman uçlarda yaşayan bir çocuktum. Sürekli hiperaktif, organizasyon yapan, parçaları bir araya getiren bir adamdım. Bu benim yaratılışımda var. Karakterim nereye götürüyorsa oraya gidiyorum. Doğrularım var ve amacım bu doğrulardan dışarı çıkmamak. Yani dışarıdan konuşulan adamla içerdeki adam arasında bayağı bir fark var.


Fotoğraf sanatçısı olarak ailenizde üçüncü kuşaksınız. Elbette teknoloji değişti, eskisi gibi değil hiçbir şey ama sizi zaman zaman eleştirdikleri, “Bunu böyle yapmasaydın” dedikleri oluyor mu?
Aslında ailem stüdyo fotoğrafçısı. Arada doğa fotoğrafı çektikleri bile olmamış. O yüzden kabul görüp görmeyeceğim konusunda, 'Acaba saçmalıyor mu saçmalamıyor mu' gibi bir tedirginlikleri olduğunu hissettim. Ancak işlerim birinci-ikinci sergiden sonra kabul görünce ve yurtdışında 15-20 ödül alınca onlar da bu işin bir saçmalık boyutunda olmadığını idrak ettiler. Ailemle birlikte çevremde beni tanımayanlar da bunu anladı. İdrak edemeyenler de oldu elbet ve onlar hiçbir zaman da edemeyecekler.

'KANI ESTETİZE ETMEK ZOR BİR ŞEY'

İnsanların fotoğraflarınıza baktıklarında “Bu bir Mehmet Turgut fotoğrafı” demelerini bir artı mı yoksa omzunuzdan atmanız gereken bir yük olarak mı görüyorsunuz?

Bence çok büyük bir artı ve her fotoğrafçının başına gelebilecek bir durum değil. Bu arada nasıl anladığınızı da anlamıyorum açıkçası!


Fotoğraflarına bakıyoruz, çoğunlukla kan revan içinde…
Yani işin kan revan, dehşet kısmı fark ettiyseniz hep estetize edilmiş halde ve kanı estetize edebilmek zor bir şey. Fotoğrafa baktığınız zaman “Iyyy ne çekmiş bu böyle” demiyorsunuz.

Çalışmalarınızı özellikle sosyal paylaşım sitelerinde takipçilerinizle paylaşıyorsunuz. Kötü yorumlar moralinizi bozuyor mu?

Paylaşmayınca bir eser olmuyor ki. Eleştirmeyi bilmeyen bir toplumuz. Eleştirmek denilen şey “Berbat olmuş, sen bittin, sen şöylesin böylesin” değil; bunlar hakaret. Hakaret ve eleştiriyi ayıramıyoruz. O yüzden hiç kaale almıyorum. O yazılanlar arasında dikkate alabileceğim, eleştiri olabilecek bir yazı milyonda bir tanedir.



'HAYATLARI BOYUNCA VERMEYECEKLERİ POZLARI VERDİRTTİM'


Çalıştığınız insanların her birinin kendi çizgisi var. Hiç 'Bu iş böyle olmaz' dediğiniz, anlaşmazlık yaşadığınız durumlar oldu mu?

Hayır olmadı. Zaten ne çekileceği baştan bellidir. Zamanı gelir o fotoğraflar çekilir ve biter. Elbette kendi tarzımın dışında işler geliyor. Sonuçta bir reklam sektörü var ve istediğiniz gibi uçamıyorsunuz.


Birçok meslek grubundan insanlarla çalışıyorsunuz. Sanatçılar, gazeteciler, siyasiler... Uyumu sağlamak kolay olmuyordur. İnsanlar nasıl teslim ediyorlar size kendilerini?

Bu zamanla oluşacak bir şey. Ben ilk kurgusal fotoğrafları çekmeye başladığımda sağdan soldan toparlayıp kör, topal, çirkin, güzel ne varsa çekmeye başladım. Bir süre sonra insanlardan bana mail'ler gelmeye başladı “Beni de çeker misin” diye. Bu sefer ben seçmeye başladım. İstanbul’a geldikten sonra beni tanıyan rock grupları, yazarlar derken önce biraz undergraund tiplerin fotoğraflarını çektim, sonra daha popüler kültüre doğru yöneldik. Yaptığım çalışmalar karşı taraf için başta korkutucuydu ama bir süre sonra rahatladılar. Fotoğrafçıysanız kişisel durumlarınızı biraz daha geri plana atıp karşınızdakini dinlemek üzerine hareket ederseniz işler daha kolay olur. Bir süre sonra insanlar da bunu gördüler ve bu şekilde birçok insana hayatları boyunca vermeyecekleri pozları verdirdim. Sonuçta bundan zarar görmeyeceklerini anladılar.



'BENİ İTECEK BİR GÜCE İHTİYACIM VARDI'

46 dergisine gelirsek... Dergiciliğin çok zor olduğu bir dönemde özellikle maddi açıdan zorlandığınız durumlar olmuyor mu? Sonuçta oldukça maliyetli de bir iş yapıyorsunuz...

Dergiyi çıkarmasaydım oturduğum ev kira olmaz, çok iyi bir arabam, belki deniz kenarında bir evim olurdu. Ama bu dergiyi çıkarmak zorundaydım, elim kolum bağlıydı. Sürekli bir şeyler üretmek, yapmak üzerine yaşadığım için, beni kendi tarzımda fotoğraf çekmeye itecek bir güce ihtiyacım vardı ve başka dergilerde bunu yapamıyordum.


Yakınlarda yeni bir sergi projeniz var mı?
Geçen sene altı tane sosyal sorumluluk projesi kapsamında sergi açtım. Şimdi daha sanat fotoğraflarının ağırlıkta olduğu bir sergi açmak istiyorum. Onun için de kendime zaman ayırıp bir hafta büyük bir stüdyo kapatıp kafamdaki konseptleri çekmek ve büyük fotoğraflarla büyük bir sergi açmayı düşünüyorum. Onu da sanırım bu yaz hayata geçireceğim.

Aklınızda olan ama “Türkiye buna hazır değil” dediğiniz projeler var mı?
Evet öyle iki projem var ama onları ne dile getirebilirim ne de yapabilirim. İkisinden herhangi bir tanesini yaptığım anda İstanbul’a son kez bakıp Afrika’ya kaçmam lazım.


'HERKES FOTOĞRAF ÇEKSİN'

'Türkiye’de fotoğrafçılığın gelişiminde katkınız olduğunu düşünüyor musunuz?
2003 senesinden beri birçok fotoğraf derneklerinde, üniversitelerde konuşmalar, slayt gösterileri yaptım. İlk gittiğim senelerde duvarlarda gördüğüm fotoğraflar hep aynıydı; neredeyse aynı yerlere gitmiş gibi oluyordum. İki sene sonra gittiğimde ise yanıma gelen gençler çektiklerini gösterdiklerinde 'İşte bu!' diyordum. Algı değişiyor. Fotoğraf çekmek sadece manzara fotoğrafı çekmek değildir. İnanıyorum bu gelişimde benim de katkım oldu.

Herkesin eline bir fotoğraf makinesi alıp güvercin kanadı, batan güneş gibi fotoğraflar çekmesi sinirinizi bozuyor mu?
Hiç bozmuyor. Herkes fotoğraf çeksin. Bundan daha güzel ne olabilir ki! Olay biraz daha zihinleri genişletmek, farklı fotoğraflar çekmek, insanları düşündürmek... Herkesin fotoğraf çekmesi çok güzel bir şey. Bu şekilde mesleki farklılığınız da ortaya çıkıyor.


'ÇARK SİZİ İÇİNE ALIP SEKİZ PARÇAYA AYIRABİLİR'


Yükselme döneminiz İstanbul'a gelişinizle başladı. Ankara'dan sonra İstanbul'a adapte olmak zor muydu?
Ankara’da 30 yılda yaşayamadığımı burada 3 yılda yaşadım. Olayların hızlanması denen şey var ya... Bir şeyler çok hızlanıyor ve siz sürekli çarkı geriye çevirmeye çalışıyorsunuz. O kadar hızlı gidiyor ki, sizi içine alıp bir anda sekiz parçaya ayırıp fırlatabilir yani. Çok dikkat etmeniz gereken bir şehir. Kendinizi bir kaptırırsanız, özellikle egolarınızı frenleyemezseniz olmadığınız birisi olma riskiniz var burada.

Editörlüğünü Yekta Kopan’ın yaptığı '30' isimli bir kitap çalışması içindeydiniz. Hatta '40' adlı ikinci bir kitap planlarınız olduğunu da duyduk. Ne aşamada bu projeler?
Kitap aslında hazır ama ismiyle ilgili bir pürüz var. '30' dedik ama çıkana kadar 33 oldum. İsimde değişiklik yapacağız. Tekstleri de elden geçirmem lazım çünkü dili bayağı sokak dili. Ben konuşurken kaydettiler. O yüzden de toparlamamız lazım.

“Ömer Faruk Sorak'ın son filmi 'Aşk Tesadüfleri Sever'de Mehmet Günsur’un canlandırdığı rol Mehmet Turgut’un hayatından bir kesittir” deniliyor. Siz bize doğrusunu söyleyin…

İşin doğrusu o karakter benden modellendi diyebiliriz. Ankaralı oluşu, fotoğrafçı oluşu, stüdyosundaki fotoğrafların benim oluşu... Mehmet’le birkaç gün vakit geçiripona fotoğraf koçluğu yapmam ve filmin senaryo aşamasında kendi hikayemi anlatmam filmin bir parçası olmama neden oldu. Bunu bir başkası için yapmazdım. Ömer Faruk Sorak olunca iş başka. Onunla olan ilişkim artık bir ağabey-kardeş ilişkisi.
__________________
Rock isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Rock'in Mesajına Teşekkür Etti.