Tekil Mesaj gösterimi
Eski 18.06.11, 01:42   #4
LaLe
Ne Mutlu Türküm Diyene

LaLe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2490
Mesajlar: 21,832
Ettiği Teşekkür: 88528
Aldığı Teşekkür: 127782
Rep Derecesi : LaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Osmanlı Cellatlarının Öyküsü - Osmanlı'da İdam

Devletin ölüm memurları

"Cellat"ın yazarı Muhammed Pamuk: "İdama karar veren hakim kutsalsa uygulayan cellat neden hor görülüyor?"


Cellatlık teklifini götürdüklerinde 'Boynuna ipi geçireceksin, sonra da sandalyeye bir tekme vuracaksın' demişlerdi. 'Sadece bir tekme...' Uzun zamandır işsizdi. Bir çocuğu ölüme gönderene kadar düşünmemişti bir cana kıymanın ne anlama geldiğini." Gazeteci Muhammed Pamuk'un "Cellat" adlı kitabı böyle başlıyor.

Osmanlı'da ve Cumhuriyet tarihindeki cellatları konu alan kitap, mesleği adam öldürmek olanların hayatına yakından bakıyor.

Neden bu mesleği seçtiler, ipi çekerken neler hissettiler... Örneğin 12 Eylül döneminde Erdal Eren'in infazını gerçekleştiren Cellat Hüseyin 1985'te Nokta'ya verdiği röportajda şöyle diyor:

"Beni kana susamış ilan ettiler. İdam kararını ben mi verdim? Ben devletin dediğini yaptım."
Cellatların çoğunun yoksulluk yüzünden bu mesleği seçtiklerini anlatan kitapta cellatların anıları, çeşitli röportajlarından derlenen açıklamalarının yanı sıra cellatlığın tarihi, günümüzdeki infazlar gibi bölümler de var.

Cellatlarla ve idamlarla ilgili bir kitap hazırlama fikri nasıl aklınıza geldi?


İdamın kalkmasıyla ilgili tartışmaların yaşandığı bir dönemde çalıştığım gazete benden cellatlarla ilgili bir yazı dizisi istedi. O zaman Türkiye'de bu konuda çok az kaynak olduğunu, var olan kaynaklara da zor ulaşılabildiğini gördüm. Ve bu konuda bir kitap yazmaya karar verdim.

Cellatların hayatlarına dair bilgilerin yanı sıra kitapta Osmanlı'da ve Türkiye'de ölüm cezası da incelenmiş.


Evet. Osmanlı döneminin ve Türkiye'nin idam tarihini kronolojik olarak ortaya koymaya çalıştım. Engizisyon dönemi, ABD'deki ve Avrupa'daki idam tartışmaları da var kitapta. Cellatlarla ve idamla ilgili bir kaynak-kitap olmasına çalıştım.

Cellat denince, neredeyse caniyle eşdeğer bir şey geliyor insanın aklına. Siz cellatlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

İdama karar veren hakim, kutsal kabul ediliyor. Peki bu kararı yerine getiren insan niye hor görülüyor ve toplum dışına itiliyor? Genelde cellatların hayatlarında trajediler var. Bu insanlar yoksul oldukları için kabul ediyorlar bu işi. Devlet "Seni infazlarda kullanayım, sana para vereyim" diyor. Ama bu görevden sonra cellatların çoğunun hayatı daha beter hale gelmiş. Yaptıkları iş nedeniyle toplumdan soyutlanmışlar. Yalnız kalmışlar. Bir de vicdan azabı var tabii.

"Yeşil Yol" filmindeki gibi; "masum birini öldürdüklerini düşündükleri için mi?

Mesela Cellat Hüseyin, Erdal Eren'in infazından sonra büyük çelişkiler yaşıyor. Bakıyor, idam sehpasında bir çocuk. Sonra idamı kendince sorgulamaya başlıyor.

Aralarında bundan zevk alan yok mu?

Keyifle değilse de bu işi övünerek anlatanlar var. İzmir İstiklal Mahkemesi celladı Kara Ali mesleğiyle gurur duyuyor.

ABD'de ölüm cezası çok yaygın. Oradaki cellatların koşulları nasıl?

ABD'de bir infazın maliyeti 2 milyon dolar. Orada cellatların aldığı para çok yüksek ve psikolojik destek alıyorlar. Cellat Kara Ali 1930'lardaki röportajında ABD'deki cellatları örnek gösteriyor. "Onların arabası var. Bilmem kaç bin dolar geliri var. Ve onların yaptığı iş bizimki kadar yorucu değil. Onlar elektrik düğmesine basıyorlar, biz kuvvetimizle insanları öldürüyoruz" diyor.



Cellat ipinin sara hastalarına iyi geldiğine inanılıyordu


"Halk arasında cellat ipine rağbet hayli yüksekti. Birini astıktan sonra yağlı ip birden kıymete binerdi. İlacı bulunmayan sara hastalığına cellat ipinin iyi geldiğine inanılırdı. (...) Dönemin cellatları infazlarda kullandıkları ipleri rayiç bedellerle satarken, bazı Çingenelerin de sırf bu iplerden elde edebilmek için İstiklal Mahkemeleri döneminde cellatlığı kabul ettikleri olurdu.

(...) Osmanlı döneminde idama mahkum edilen bir kimsenin yağlı urganı asılma anında koparsa idareciler bunu ilahi bir hareket olarak kabul eder ve idama mahkum olanın bu cezaya haksız yere çarptırıldığına inanılır, hatta mahkum affedilirdi. (...) Cellada büyük paralar vaat edilirdi. Cellat da lifleri bıçakla önceden keserdi ve tabii adam asılınca ip koptuğunda vazifesini yapmış olarak bu iş için aldığı paralarla küçük bir servet yapardı."


Menderes ölüme giderken hastaneye gittiğini sanıyordu


Kitapta eski Başbakan Adnan Menderes'in infazı da yer alıyor: "Menderes nereye gittiklerini sorunca, Ada komutanı hastaneye gittiklerini söyledi." Menderes'in son sözleri ise şunlardı: "Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda, devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum."



Çetin Altan, "İşim acele" deyip cellatla tokalaşmadı


"Cellat"ta, yazar Çetin Altan'ın 24 Mayıs 1998'de yazdığı bir köşe yazısı da hatırlatılıyor. Bu yazıda Altan, Ankara Adliyesi'nde bir cellatla karşılaşmasını anlatıyor: "Ayağında topuğuyla burnu açık, eskimiş, kahverengi sandaletler; daracık omuzlarından uzanan sıska kollarıyla ellerinde bir dosya; boynu bükük bir sırıtkanlıkla adliye koridorlarında başvurabileceği bir kapı arayan, yoksul görüntülü genç birine rastladım. Avukat bir dost 'Önceki sabah Karaşahin'i asan cellat' dedi. Cellatlık ücreti 20 lirayı almaya gelmiş."


Çetin Altan'ın karşılaştığı tek cellat bu genç adam değildi: "İkinci gördüğüm celladın yaşlılıktan kamburu çıkmıştı. Sümükümsü bir sıvılıktaki mavimsi gözlerinde rengi kaçmış yaşlılık halkaları vardı. Milliyet'in hemen girişinde bulunan bir banketin önünde, sattığı anıların parasını almayı bekliyordu."


Altan'ın karşılaştığı bu yaşlı adam Cellat Ali idi. "Beni görünce tanışmak için elini uzatmıştı" diye yazıyor Altan. "Ne yapacağımı şaşırmış ve 'işim çok acele' diyerek, elini sıkmadan hızla çıkmıştım gazeteden."



Derviş'in dedesinin kellesi ballı torba içinde saraya gitti


Muhammed Pamuk kitabında çengele asmak, çarmıha germek, kazığa oturtmak, ata bağlayıp öldürmek, derisini yüzmek gibi idam yöntemlerine de yer veriyor. Kitapta ayrıca "Kelle getirme" adeti anlatılıyor: "Taşrada öldürülen önemli kişilerin kesilen başları meşin bir kırbaya konur, torba balla doldurulurdu. Sonra da İstanbul'a yollanırdı. (...) Osmanlı'da bu şekilde idam edilen çok ilginç bir isim de vardır. Kemal Derviş'in dedesi Sadrazam Arnavut Halil Hamid Paşa'nın başı cellat tarafından kesilerek bal dolu bir tulumda saraya yollandı."

Tuba Akyol/Milliyet
LaLe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
12 Üyemiz LaLe'in Mesajına Teşekkür Etti.