Tekil Mesaj gösterimi
Eski 03.07.11, 23:26   #2
Basakca
Yönetici

Basakca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 2209
Mesajlar: 13,401
Ettiği Teşekkür: 85359
Aldığı Teşekkür: 82600
Rep Derecesi : Basakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Seyyah-ı Âlem | Evliya Çelebi (1611 - 1682)

Anadolu, Ortadoğu ve Balkanlar’da her şehir kendi tarihini Evliya Çelebi’den öğrendi.

Edirne’de Çeşme Meydanı.

Evliya Çelebi 1652 yılında yanında bulunduğu Melek Ahmet Paşa ile birlikte Edirne’ye gelmiş ve paşa hastalanınca 20 gün Edirne’de konaklamıştı.



Çelebi’miz Almanca ve Farsça kelimeler üzerindeki benzerlikleri not ederek işe başlar. Her halükarda bir İndo-Avrupa lisan grubundan bahsedecek değildir. Evliya’mızın Doğu Anadolu’daki Kürtçe vokabüler üzerindeki kayıtları dikkate değerdir. Ve bu kayıtların bugün için hâlâ önemli olduğunu belirtmek gerekir. (Evliya Çelebi, Diyarbakır Editör: Martin van Bruinessen). Bu kitapta Bosforth’un makalesi Evliya’nın filolojik değerini ustalıkla irdeleyen bir çalışmadır. Dankoff ve diğer uzmanlar Evliya’nın Kafkas dilleri üzerindeki kayıtlarını dikkatle takip ediyorlar. Hassaten artık kaybolduğu söylenebilecek Ubuhçadan devşirdiği kelimeler kayda değerdir. Evliya’nın Kafkaslar üzerindeki kayıtları bu kavimler için bir şanstır. Ve seyyahımızın dehasının bir işaretidir. 10 ciltlik kitabının birincisi İstanbul ve civarı; ikincisi Anadolu, Kafkasya, Girit ve Azerbaycan’dan söz eder. Dedik ya Evliya bir ilginç dehadır; zamanında henüz çok tahrip olmayan Girit’in Minos uygarlığına ait eserlerini ve duvar resimlerini tetkik etmiş, bu kavimle Mısır arasında bağlantı kurmuştur. Evliya’nın keskin zekâsı ve gözünden Mısır’ın ve Girit’in zenginlikleri kaçmamıştır. Yaptığı mukayeseler bugün adeta doğrulanır gibidir. Üçüncü cilt Suriye, Filistin, Kürdistan, Ermenistan bölgeleri; dördüncü cilt Doğu Anadolu, Irak ve İran; beşinci cilt Rusya ve Balkanlar; altıncısı Macaristan’a yapılan ve bizzat katıldığı seferler; yedincisi çok erkenden Almanca’ya çevrilen Avusturya, Kırım ve bazı Kafkas bölgelerinin tasviri; sekizincisi Yunanistan, Kırım ve Rumeli; dokuzuncusu Mekke’ye yaptığı hac ziyareti ve onuncusu da Mısır ve Sudan seyahatleridir.


Münif Fehim – Hürriyet Arşivi


42 yılda yapılan bu seyahatler muhteşem bir eseri meydana getirmiştir. Avusturya Viyana seyahatnamesi, Beylerbeyi Karamanlı Kara Mehmet Paşa’nın sefaret heyetiyle yapılmıştır. Evliya Çelebi, Vestfalya diplomatik usullerini henüz tanımayan Osmanlı’nın Avusturya ile sefaret heyetinin kabulü ve ağırlanması üzerindeki münakaşa ve müzakerelerini oldukça canlı ve dikkatli tasvir eder.

ErIch Prokosch’un 17. Yüzyılın İkinci Yarısında Kahire adlı eseri Evliya’nın muhteşem Mısır seferi için başvurulacak en ciddi çalışmalardandır. Burada Nil’deki hayvanat cinslerinden bahsetmekle yetinmeyip Mısır’ın fellahlarının timsahlarla kurduğu garip bağlantılardan da bahseder. Fantezi eseri olduğu gibi gerçek de olabilir. Kimselerin dilinden düşmeyen Evliya Çelebi’nin doğum tarihini ve yerini kendi söylüyor; İstanbul Unkapanı. Babasının adı malum. Mesleği ve içtimai statüsü, soyu sopu, anası ve akrabaları malum; imparatorluğu yöneten kişiler… Evliya’nın babası Derviş Mehmet Zılli sarayın kuyumcubaşısı, seferlere de katılmış. Aslen Kütahyalı olan bu ailenin 15. asırdan beri İstanbul’da yerleştiği kaydediliyor. O zamanki Unkapanı gözde bir semtti. Evliya Çelebi mükellef bir evde müreffeh bir İstanbul ailesinin çocuğu olarak yaşamına başladı. Mahalle mektebinin yanı sıra mutlaka babadan ve etraftan eğitim desteği gördü.
Seyyah Charles Texier’nin gravüründe Konya Kalesi’ndeki Pazar Kapısı. Evliya Çelebi zamanında Konya İç Kalesi tamamen sağlam durumdaydı.
Padişahların kuyumcubaşısının oğlu, mahalle mektebinden sonra Hamit Efendi Medresesi’ne girdi. Yedi yıl kadar bu medresede okudu. Ama asıl Evliya’yı şekillendiren yer, Saray-ı Amire’nin Enderun’udur. Evliya Çelebi devşirme değildi. Saraydaki akrabaları ve ricalin sayesinde padişah sarayına takdim edilmiştir. Birkaç yıl kaldığı Enderun’da hüsnühat, musiki, spor, Arapça ve Farsça gibi dersler ve asıl önemlisi hafız-ı Kuran gibi yeni kabiliyetlerle sivrildi. Enderun onun devrinde henüz parlak bir Osmanlı mektebi sayılır. Orada yetişenlerin dili hakikaten Osmanlıcadır. Ve adabımuaşeret bilirler, çok şeyden anlarlardı.





Evliya Çelebi’nin Enderun’da bulunduğu
dönemdeki Sultan IV. Murad.

Evliya buradan tımarlı olarak çıktı. Göze batan ve uzun yıllarını orada geçiren bir Enderunlu değildi şüphesiz. Lakin Evliya diplomatlık yapacak derecede devlet müzakere ve yazışmalarına vâkıf oldu. Enderun, Evliya Çelebi’nin kıvrak kaleminde, musiki bilgisinde etkin bir mektep oldu. Babasının muhiti sayesinde âlimler ve sanatkârlar arasında dostlar edinebildi. Bu onun ufkunu açmıştır. Büyük bir mu*****inas değildir. Böyle bir şair de tanımıyoruz. Belki de devrin tezkirelerinde (biyografi mecmuası) Evliya’dan bahsedilmemesi ona bir haksızlıktır.



J. Carne
Syria, The Holyland
- Asia Minor (1836)


William Henry Barlett’in gravüründe Hatay Antakya’da Ulu Cami. Memluklar döneminden kalan cami şehrin en eski camisidir.

Tam ismini bilmiyoruz. Niye bilmiyoruz? Sözlü kültürle yaşadı. Kendi yazdığı olmasa muhtemelen İstanbul’dan ağızdan kulağa nakledilen meşhur isimlerinden olacaktı. Ve eriyip gidecekti. Anasının akrabaları ise devletlulardı. Kafkasyalı anne sayesinde Melek Ahmet Paşa’nın maiyetine bile girdi.

Ulema ve meşayih meclislerinin etkisiyle bir muharrem gecesi rüyasında Resulüekrem Hazretlerini gördüğü, “Şefaat ya Resulullah” yerine “Seyahat ya Resulullah” deyip kendisine sağlık ve seyahat bahşedildiği hep söylenir. Bu vakanın haftasına akraba davetiyle Bursa’ya giden bir gruba katıldı. Görev delisiydi. Ardından seferlere katıldı, savaşlara katıldı, ülkelerden geçti. Elçilik heyetlerine katıldı. Viyana’ya kadar gitti. Tüccar kervanlarına katıldı. Hacca gitti. Gezmeyen bir milletin tek gezgini oldu. Bu uzun seyahatlerdeki emniyet ve konforu toplumun seçkin idareci sınıfına olan ünsiyeti ve tanışıklığıyla sağladı. Gerçekten hoşsohbet olmalıydı. Herkes ona her şeyi anlattı ve herkes onu yanında istedi. Görüp duyduklarını değerlendirecek irfana sahipti. Evliya Osmanlı toplumunun seçkiniydi. Ve gelecek nesillere o imparatorluğu en çok tanıtan ve sevdiren kişi oldu.

Sevimli, rahat bir dili vardı. Lügatten kaçınırdı. Hiç şüphesiz abartı dediğimiz latifeler, kendine has masumane şişirmeler onun üslubunun bir parçasıydı. Ama ciddi bilgilerden ayırt etmek kolaydır. Nihayet Evliya Çelebi Baron Münchhausen tarzında bir edebiyat yapmıyordu.

İşte çok tanıdığımız, çok bildiğimiz sanki her akşam görüşmüş kadar aşina olduğumuz ama hakkında en basit bilgilere bile kesinlikle sahip olamadığımız Evliya’mız. Üstelik onun yeteneklerini ve katkısını değerlendirirken onlarca sene ne kadar laubali ve saygısızdık. Bir bakıma her şehir kendisini onunla tanımıştır. Küçük kasabalarda bile birtakım okuması yazması olanlar onun seyahatlerinden beldeleri ile ilgili istinsah (kopya) etmişler ve etraftakiler “Falan bey veya amcada bir yazma eser var. Burası böyleymiş” diye konuşurlardı. Bugün bütün milletlerin filologları Evliya Çelebi tetkiklerine başvuruyor. Bu tarafına birkaç yıl evveline kadar el değmemiştir. Ama Evliya’nın kitabından birtakım latifeleri onun ciddi raporu gibi ele alıp uydurukçu diye tasvir edenler okul kitaplarına kadar girmiştir.


16. yüzyılda Viyana.
Mıchel Wolgemut – Nuremberg Chronicle


Evliya Çelebi, Osmanlı elçisi ile Viyana’da: Bu şehri öyle süpürürler ki bal döksen yalanır.

Evliya Çelebi’nin seyahat hatıralarından en önemlilerinden biri Viyana’da gördükleridir. Çelebi,Viyana’da hem elçinin siyasi temaslarını hem de bir Avrupa şehrinde tanık olduğu farklılıkları tüm detaylarıyla anlatır.

Evliya Çelebi 1663 yılında yani ikinci Viyana kuşatmasından tam 20 yıl önce elçi Rumeli Beylerbeyi Kara Mehmed Paşa ile birlikte bu şehre gitmişti. Elçilik heyeti şehrin dışındaki meşhur bir sayfiyede bir hafta dinlendi. Sıra şehre girmeye geldiğinde hemen bazı güçlükler çıkarılmaya başlandı. Evliya Çelebi, Kral I. Leopold’un, elçinin şehre girerken Osmanlı sancak, bayrak ve alemlerini açmasını, mehterin çalmamasını ve kendi subaylarının ve saray görevlilerinin elçinin önünde yürümesini isteğini belirttikten sonra Kara Mehmed Paşa’nın bu taleplere verdiği yanıtı şöyle anlatır: “Baka kâfirler… Sizin beni burada bir hafta oturtmanızın aslı ve sonu buna mı çıktı? Sizin kanununuz böyle ise o dinsiz, kâfirin kanunsuz batıl ayinleridir. Ben Rumeli Beylerbeyisiyim. Mazul da olsam, vazifede de bulunsam dava dinleyip suçluları katl ve siyaset ederek ve yedişer kat mehterhanemi çalarak alay ederim ve alayıma ecnebiden adam koymam. Eğer girerse vur ederim. Ben padişahın elçisi olayım da niçin peygamber sancağını açmayayım ve niçin alayımın içine kâfirleri koyup borularını, davullarını ve deccallerini çaldırayım. Ben bu teklifle sizin krala varmam. Osmanoğulları kanununu bozmam. Beni öbür elçilerle kıyas etmeyin.”


Evliya Çelebi Viyana’da iken tahtta bulunan
Habsburg hanedanı üyesi ve
Kutsal Roma İmparatoru Leopold I.


Evliya Çelebi kralın Kara Mehmed Paşa’nın binmesi için gönderdiği sekiz atlı arabayı da paşanın “Ben arabaya binmem. Biz Osmanlı’yız. Bizim âdetimiz küheylan atlara binmek, cirit oynayıp gazalara gitmektir. Bizim İstanbul’da böyle arabalara avratlar biner” diyerek reddetiğini aktarıyor.

Elçi ile şehre giren Evliya Çelebi, o günlerin Viyana’sını da şöyle anlatır: “Sokakları cümle hendese üzerine satrançvari açılmıştır, pak ve temiz kaldırım döşelidir. Bu şehre attan başka havyan giremez. At gezip kirletse hemen dükkân veya ev sahipleri gelir temizler, öyle mücella süpürürler ki bal döksen yalanır. Çarşı ve pazarı cümle bin beş yüz dükkândır. Öyle bakımlı ve süslüdür ki Mısır hazinesi gibi mal vardır.

Her esnafı ayrı yolda olup saatçiler, kuyumcular, kitap basanlar, berberler ve terzilerin çarşıları Çin resimhanesi gibi süslüdür. Belli zamanlarda çalan, ayı ve günü anlatan, güneşin hareketlerini gösteren asma saatler yaparlar.

Demirden dört ayak üzerinde çarkları var, yelpazeye benzer. Tirşe deriden ya da güderiden yelpazelerdir. Bunun çarklarını kurup şiddetli sıcakta yanına koysan o döndükçe oda içinde rüzgârdan oturulmayıp kürk giymek gerekir.

Evliya Çelebi’den Boğaziçi: Kazakları görünce ateş yakıp haber verirler
Bulunduğu Kerç (Yenikale) şehri. Çelebi uzunluğu bin adım olan Kerç Kalesi’nin içinde Sultan Bayezid Veli Camii’nin dışında 200 kâgir yapı, bir hamam, on iki dükkân ve bir adet kilise bulunduğunu belirtiyor.


19. yüzyılda Boğaziçi’nde bir kahvehane.


Beşiktaş: Havası gayet latif, lebi deryada vasi fezalarda alçak bayırlar üzerine kat kat bağlı bahçeli altı bin kadar yalı ve evleri muhtevidir. Kaptan Cafer Paşa, Kaptan Kazım Paşa yalılarında ikişer yüz oda, üçer hamam, birer cami vardır.

Ortaköy: Eskiden Hıristiyan yatağı imiş. İki yüze yakın olan dükkânı vardır ki çoğu meyhanedir. Han, imaret, medresesi yok ama bağ ve bostanları çoktur.

Arnavudköyü: Lebi deryada bin kadar bağlı bahçeli mamur haneleri vardır. Rum ve Yahudiye mahsus olup cami, mescid, medrese, imaret yoktur. Ekmeği ve peksimedi pek beyazdır. Rum Hıristiyanların ekseri kavmi Laz’dır. Cemaati Müslimini gayet azdır.

Rumelihisarı: Lebi deryada dar yerde olup bağsız ve behçesiz kayalar üzerinde kat kat bin altmış kadar hanedir. Üç camisi, on bir mescidi, bir mektebi sibyanı, bir hamamı, iki yüz dükkânı vardır. Halkı balıkçı, kale neferi, kayıkçı ve sair esnaftır.

Yeniköy: 3 bin haneli bağlı bahçeli bir şehirdir. Halkı Trabzonlu olduklarından kavgacı insanlardır. Medrese, bedesten gibi imaretleri yoktur ama tüfenk endaz askeri çoktur. Zira bir tarihte bayram günü Kazaklar Karadeniz boğazından üç yüz şayka ile gelip bin adam esir ve beş Mısır hazinesi mal alıp gitmişlerdir.

Yoroz Kalesi: Kavak kasabasının kuzeyinde, siyah renkli kaledir. Fatih Sultan Mehmed tamir edip içine asker koydu. Halkı odunculardır. Bu kale halkı Karadeniz’de Kazak şaykaları görünse ateş yakıp etraf köylere haber verirler.

Çubuklu: II. Bayezid şehzadesi Selim’i Trabzon’dan getirtip kızıp burda şehzadeye 8 çubuk vurmuştur ki 8 sene hilafetine işarettir. Kızılcığı meşhurdur.

Anadolu Hisarı: Hisarın taşra varoşu bin seksen hanedir. Bu kasabada asla kefere yok, ahalisi hep Müslümandır. Kale Camii’nden başka birkaç mescidi vardır. Halkı ehli zevk, garip dostu adamlardır.
Basakca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Basakca'in Mesajına Teşekkür Etti.