Tekil Mesaj gösterimi
Eski 06.08.11, 03:25   #2
Basakca
Yönetici

Basakca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 2209
Mesajlar: 13,401
Ettiği Teşekkür: 85359
Aldığı Teşekkür: 82599
Rep Derecesi : Basakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Osmanlı Çarşıları | Geleneksel Meslek Örgütlenmeleri Ve Anadolu Çarş



Hüsreviye Camii – Şam
Fotoğraf: Metin Keskin



Anadolu Çarşıları En eski çarşılarımızın merkezi bir cuma camisinin çevresinde, meslek ve zanaat işyerlerinin bir sıra ya da karşılıklı sıralandığı arastalardan teşekkül ettiğini bilmeyenimiz yoktur. Bu tümleşik (entegre) sistemin bozulup, parçalanmamış örneklerinden ancak birkaçı 1950’lere ulaşabilmiştir.

Bursa’nın, Beypazarı’nın, Edirne’nin, Kastamonu’nun, İskilip’in, Urfa’nın iyi kötü korunmuş eski çarşıları hâlâ var. Eksik olan bunlara dönük çalışmalardır. Derli toplu çarşı çalışmalarını Gündüz Öndeş’in, Mustafa Cezar’ın ve daha birkaç araştırmacının kitaplarında, pek çok da makalede bulabiliyoruz. Unutmamalı ki eski bir kent için çarşı, tarihinin başladığı yerdir. Kentlerin çekirdiği, ya yolların kavşağında; ya doğal bir limanın kıyısında teşekkül eden çarşılardı kuşkusuz. Bundan dolayı, çarşısından önce kurulan kent yoktur diyebiliriz. Dört yönlü alımsatım yeri anlamındaki “çarşı” sözcüğü, Farsça “çihar/ çar” (dört), Arapça “suk” (alım satım- pazaryeri) sözcüklerinin kaynaşmasından “çarsu”; Türkçede de çarşı olmuş. Farsça-Türkçe Burhan-ı Kaatı sözlüğünde, “çarsu”dan bozma çarşı için “dört köşeli demek olup, dört taraftan girilip çıkılan ticaret yeri” açıklaması vardır.





Sultanahmet Külliyesi
– Sipahi Çarşısı

Fotoğraf: S. Çakmak



Osmanlı Devleti’nin şer’i ve resmi belgelerinde çarşı yerine “suk-ı sultani” geçerse de bu deyim, gündelik yaşamda pek kullanılmamıştır. İstanbul’daki Kapalıçarşı (Çarşı-yı Kebir) Türk İslam dünyasının gerçekten de en büyük alışveriş merkezi olmuştur. Suk-ı sultani ya da sultan çarşısının şer’i hukuk açısından özel bir anlamı vardı. Çünkü bu çarşılarda, esnaf temsilcileriyle görüşerek narh (fiyat) belirleyen; kurallara uymayanları cezalandıran kadı ve oturduğu bir mahkeme; güvenlikten, çarşı düzeninden sorumlu muhtesip ve asesler bulunurdu.

Eski çarşıların dört taraflı arastalardan örülü dokuları vardı. Şam, Halep, Tebriz, İstanbul gibi başlıca kentlerde merkezi çarşıların sokakları genellikle kârgir örtülü, yollara açılan ana ve koltuk kapıları da demirdendi. Bu çarşılar eski dönemlerde her sabah erken saatte içeriden açılıp akşam hava kararırken yine içerideki bekçi ve kapıcılarca kapatılıp kilitlenirdi.



***
Sipahi Pazarı – Şanlıurfa
Fotoğraf: Umut Kaçar



Merkezindeki bedesten, daha güvenlikli bir yapı olup burada mücevherci, altın gümüş satıcıları, kambiyo, mezat, müzayede işleri yapan zengin esnaf faaliyet gösterirdi. Saraya ya da kent yöneticisinin konutuna yakın çarşıların çevresinin mezarlıklarla kuşatılmış olması da tesadüfi değildi. Esnafın çarşıya gelirken, evlerine dönerken ölümü düşünerek hileye, ihtikâra sapmamaları amaçlanıyordu. Çarşılarda işyeri birimi dükkândır. Benzer üretim veya pazarlamaların yapıldığı dükkân ve işyerlerinin karşılıklı sıralandığı çarşı sokaklarına arasta denirdi. Kapalıçarşılarda ve tonozlu arastalarda dükkânlar da tonozlu olur; açılan kepenklerden yukarıdaki gölgelik, aşağıdaki sergi görevi yapardı.

Üstü açık sokaklarda kâgir, ahşap, kepenkli, pencereli dükkân tipleri görülebilirken, değerli malların satıldığı dükkânlar yangına ve soyguna karşı mutlaka kâgir, kapıları küçük ve demir kanatlı, pencereleri de demir parmaklıklıdır. Eski esnaf ahlakı gereği dükkânların önünde müşteri celp edecek “mostra” bulundurmak ayıp hatta günah sayılırdı. Tabela âdetinin nihayet 150 yıllık bir geçmişinden söz edilebilir.




***
Dua Kubbesi – Lüleburgaz
Fotoğraf: G. Kızılkayak



Arasta sözcüğünün sıralı, saf saf, dizili anlamındaki “raste” ya da hazırlanıp süslenmiş, vitrinlenmiş demek olan “âraste”den Türkçeleştiği tartışmalıdır. Farsçada çarşı karşılıklı ve düzenli sıralarına, özellikle de ordu pazarlarının askeri disiplinle kuruluşlarına bağlanır.

Arastalar hem üretim, hem pazarlama/satış yerleriydi. Bugünün pasajlarıyla bir ölçüde benzerlikleri kurulabilse de işyeri ve çalışma düzeni, satış ilkeleri ve örgütlenme bakımından herhangi bir koşutluk yoktur. Arastaların kuruluşu evresi konusunda kesin tarih verilemezse de ancak arasta anlamında kullanılmayan sözcüğün Türkçede bu anlamı kazanması, dükkânların Büyük çarşıların yapılanmalarında 13. ve 14. yüzyıllarda, Anadolu’daki güçlü Ahilik, fütüvvet geleneklerinin etkili olduğu kesindir.





Milas Çolluoğlu Han

Fotoğraf: G. Kızılkayak



Türk çarşılarının, cuma camisi -ki buna cami-i kebir, ulu cami deniyordu- ile bedesteni merkeze alarak gelişmesi, yöresel organizasyon, gereksinim, tüketim koşullarıyla doğrudan ilişkiliydi. Kent çarşılarında her esnaf kesiminin geleneğine, çalışma ve gedik düzenine göre organize olan, bir veya birkaç sokağı sağlı sollu işgal eden; aynı üretimin yapıldığı veya aynı türden malların satıldığı işyerleri kuruluyordu.

Bütün kentlerde en yoğun iş kolu kavaflık, yani ayakkabıcılık olduğundan Edirne’de Selimiye Camii dış avlusuna bağlı kavaflar (ayakkabıcılar) arastası gibi, anayollar üzerindeki işlek kentlerde bir büyük çarşı hacminde kavaflar, yemeniciler, çarıkçılar arastası olur; her tezgâhın ustaları kalfaları, adeta geceli gündüzlü çalışır; ürettiklerini dükkânlarının içine dışına hevenk hevenk asarlardı. Ham deri işleyen ve akarsuya yakın olması gereken debbağlarla; demirciler, bakırcılar gibi gürültülü, ateşli, isli paslı işkolu arastaları çarşının uç ve uzak noktalarında yer alırdı. Terziler, kumaş satıcıları arasında kebapçı bulunmasını yasaklayan fetvalar vardır.




__________________
"Ey egosu boyundan büyük insan..
Bir gün ölüp toprak olacaksın. Bir tohum filizlenecek ot olacaksın, bir öküz seni yiyecek ve sıçtığı bok olacaksın.. Yani hep aynı kalacaksın."

Basakca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
14 Üyemiz Basakca'in Mesajına Teşekkür Etti.