Tekil Mesaj gösterimi
Eski 25.08.11, 00:52   #4
OkyanusunKalbi
Müdavim

OkyanusunKalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Sep 2009
Konular: 616
Mesajlar: 7,992
Ettiği Teşekkür: 27529
Aldığı Teşekkür: 40364
Rep Derecesi : OkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzelOkyanusunKalbi gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Türkiye'nin İlk Blues Gitaristi Yavuz Hilmi Çetin (Altın Çocuk)




N
urdan Akıner
Gitarist Çetin alkışlarla uğurlandı

İntihar ederek yaşamına son veren gitarist Yavuz Çetin'in cenaze töreninde, ailesinden sadece üvey annesi vardı


Boğaziçi Köprüsü'nden önceki gün atlayarak yaşamına son veren Türkiye'nin ilk blues gitaristi Yavuz Çetin, dün Karacaahmet Camii'nde düzenlenen törenden sonra Anadoluhisarı'ndaki Yeni Mahalle Mezarlığı'nda toprağa verildi.

31 yaşındaki gitaristin cenaze töreninde ailesinden yalnızca üvey annesi Sevinç Çetin vardı. Babası Gazeteci Erdal Çetin, oğlunun ölüm haberiyle yıkıldığı için törene katılamadı. Sevgilisi Mine Erkaya da doktor kontrolünde bulunduğundan Yavuz Çetin'i son yolculuğuna uğurlayamadı.

1996'da boşandığı eşi Didem Çetin ve 7 yaşındaki oğlu Yavuzcan'ın da bulunmadığı törende, cami avlusu, gitaristin ailesi yerine koyduğu yakın dostlarıyla doldu taştı.

Annesine kavuşamadı

Yavuz Çetin, babasının vasiyeti üzerine 1982 yılında ölen annesinin Karacaahmet Mezarlığı'ndaki mezarının üzerine gömülecekti. Ancak annesinin mezarını bilen tek kişi babası Erdal Çetin'di. Baba Çetin, cenazeye katılamayınca mezar bulunamadı ve genç gitarist, Anadoluhisarı'ndaki Yeni Mahalle Mezarlığı'na defnedildi.

NOTLAR
'O anlaşılamadı'

Siyah tişörtlerini ve siyah jeanlerini, sahnede görmeye alışık oldukları can dostlarının matemini tutmak için giyip cami avlusuna koşan gençlerin dilinde sitem vardı. Gençlerden biri de Yavuz Çetin'in Haydarpaşa Lisesi'nden sınıf arkadaşı Ercan Saatçi'ydi. Saatçi, "O anlaşılamadı. Hayattayken fotoğrafları bu kadar çok çekilseydi, basın bu kadar çok ilgi gösterseydi, belki şimdi yaşıyor olurdu. Kızgınlığı bu sistemeydi" dedi.

Son olarak MFÖ'nün Açıkhava Tiyatrosu'ndaki konserinde çalan ve bir ara sanatçıların isteğiyle şarkı söyleyen Yavuz Çetin'e, Fuat Güner bu kez mikrofon yerine toprak verdi. Güner, Çetin'in mezarını toprak atarak kapattı, mezar tahtasının üzerine de ismini kendi elleriyle yazdı.
Her şey bittikten sonra onun çocuk yüreğini ifade eden üç tane düdük şeker kondu mezarının üzerine ve alkışlar veda yerine geçti.

Bir yandan sahne çalışmalarını yürüten Yavuz Çetin'in diğer yandan da DMC'den çıkarmaya hazırlandığı ve "Satılık" adını vermeyi düşündüğü ikinci kasetinin hazırlığını yaptığı öğrenildi.

Taner Yener
Blues'cu 'mavi ölüm'ü seçti

Yavuz Çetin, henüz 31 yaşındaydı ve Türkiye'nin en ünlü gitar virtüözleri arasındaydı. 1992 yılında ilk blues grubunu o kurmuştu.

Yavuz Çetin, 31 yaşında ve Türkiye'nin en ünlü gitar virtüözlerinden biriydi. 1992'de ilk Blues grubunu kurmuştu. Son yıllarda MFÖ ile çalışan Çetin için terslikler 1996'da eşinden boşanınca başladı. Yaşamını düzene sokmak amacıyla 1.5 yıldır psikoloğa gidiyordu. Önceki akşam, Boğaziçi Köprüsü'nden, Blues'un mavisini hatırlatan ölüme atladı. Üstelik arkasında tek satır not bile bırakmadı.

İstanbul'un en meşhur cover gruplarından 'Blue Blues Band'ı 1992'de kuran, elektro gitarın virtüözlerinden Yavuz Çetin, önceki akşam Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak intihar etti. Türkiye'nin ilk Blues'cusu Çetin, kurduğu grubun adında olduğu gibi, 'mavi ölüm'ün kucağında yaşamına son verdi. 5 yıl önce eşinden ayrılan Çetin'in, yaklaşık 1.5 yıldır depresyon tedavisi gördüğü belirtildi. 31 yaşındaki usta müzisyenin geride tek satır not bile bırakmadan ölüme atlayışı, pek çok soru işaretini de beraberinde getirdi. Ama soru işaretleri gibi, intiharın sırrı da Boğaz'ın sularına gömülüp gitti.

Eşinden Ayrılmıştı

Gazeteci Erdal Çetin'in oğlu Yavuz Çetin, 1996'da eşi Didem Çetin'den ayrılmış ve bu ayrılıktan sonra hayatını bir daha düzene sokamamıştı. 7 yaşında Yavuzcan adında oğlu bulunan Yavuz Çetin, Kadıköy'deki Shaft Blues Rock Bar'da sahneye çıkıyordu. Gece sahne çalışmalarını sürdürürken, gündüzleri de DMC'den çıkartacağı ve 'Satılık' adını vermeyi düşündüğü ikinci albümünün stüdyo çalışmalarını yürütüyordu.


Yoğun depresyon teşhisi konulduğu için bir haftadır hastanede tedavi gören Yavuz Çetin, hafta başında iyileştiği gerekçesiyle taburcu edildi. Tedavisi sona erdikten sonra bir arkadaşına, "En iyi ilaç müzik" dedi ve önceki gün, hastalığı süresince bir an olsun yanından ayrılmayan kız arkadaşı Mine Erkaya ile birlikte son albümünün çalışmaları için stüdyoya girdi. Bir ara fenalaştı. Hemen çalışmayı bırakıp psikoloğuna gittiler. Psikoloğu da, Çetin'e iyi olduğunu söyleyerek bazı ilaçlar vermekle yetindi. Kız arkadaşı Mine Erkaya da paylaşıyordu bu kanaati. Öğleden sonra ayrıldıklarında, Yavuz Çetin'in gayet normal olduğunu söylüyordu.

Haberi Barda Yayınladılar

Yavuz Çetin, sahne aldığı Shaft Blues Rock Bar'a 23.00'e gelecekti. Gelmeyince, tonmaister Mine Erkaya ve Yavuz Çetin Group'un elemanları telaşa kapıldı. Telaşlanmakta hiç de haksız olmadıklarını çok geçmeden anladılar. Yavuz Çetin, saat 19.00 sıralarında, Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak yaşamına son vermişti.

Talkbox kullanan ilk gitarist ünvanını alan Yavuz Çetin'in, 1977 model Peugeot marka otomobili, Boğaziçi Köprüsü üzerinde, Ortaköy ayağına yakın bir noktada bulundu. 34 KBP 09 plakalı otomobilde, Yavuz Çetin'in ruhsatı, ehliyeti, 500 dolar ve 190 milyon lira, çeşitli ilaçlar ve 7 tane anahtar bulundu.

Yavuz Çetin' in cesedi Adli Tıp Kurumu Morguna kaldırılırken, ölümü tüm müzisyen arkadaşlarını ve ailesini yasa boğdu.

İlk blues grubunu kurdu

Tam 16 yıldır müziğin içinde olan bir isim Yavuz Çetin. Pek tanınmasa da ismini pek çok ünlü sanatçının albümünde görmek mümkün. Son yıllarda MFÖ Grubu'yla sahneye çıkan 31 yaşındaki Çetin, geçen ay Açıkhava Tiyatrosu'ndaki konserlerinde de MFÖ'ye eşlik etmişti.

1970 Samsun doğumlu olan Yavuz Çetin, 10 yaşında enstrüman çalmaya başladı. İlk enstrümanı cura idi. Daha sonra bağlama, 1985 yılında da gitarla tanıştı. Profesyonel müzik hayatına 17 yaşındaki başlayan Yavuz Çetin, Marmara Üniversitesi müzik bölümünde eğitim aldı.

1992 yılında ilk blues gruplarından Blue Blues Band'ı kurdu. Bu grupta 1970'li yılların şarkılarını yorumlayıp, hem elektro gitar çalıyor, hem de vokal yapıyordu. Blues gitarı alanında Türkiye'de en yetkin isimleri arasında gösterilen Çetin, başta Coca Cola olmak üzere bir çok reklamın müziğinde gitar sololarında, yabancı gitar virtüozlarını aratmıyordu. Daha sonra bugüne kadar çalışmalarına devam ettiği MFÖ ile tanışan Yavuz Çetin, böylece profesyonel olarak stüdyo müzisyenliğine başladı. Çaldığı kayıtlar arasında İzel'in 'Bir Küçük Aşk', Kıraç'ın 'Deli Düş' ve ''Bir Garip Aşk Bestesi'' , Soner Arıca'nın 'Ayrılık' şarkıları yer alırken, Turgut Berkes'in albümündeki 'Miranda' ve 'Mindos' ve Göksel'in 'Sabır' adlı parçalarında Türkiye'de ilk kez Talkbox performansını kullandı. Çetin, aynı zamanda bir çocuk babası.

Türkiye'nin sayılı gitaristlerinden biriydi

Yavuz, yaklaşık 20 yıllık arkadaşım. Haydarpaşa Erkek Lisesi'nde birlikte okuduk. Çocukluk arkadaşım. Müziğe birlikte başladık. O çok iyi bir müzisyen. Türkiye'nin sayılı gitaristlerinden biri. O yıllarda Ercan-Yavuz-Vahe adlı bir grup kurmuştuk. Milliyet'in düzenlediği müzik yarışmalarına hep katılırdık. Sık sık onlarda gidip kalırdım. Müzik piyasasında Yavuz, çok sevilen biriydi. Ama bugün bizi bırakıp gitti. Ondan böyle birşey beklemiyordum. Yakınlarına başsağlığı diliyorum.

'Propaganda' filmindeki 'Dünya' parçası onundu

Yavuz Çetin, 'İlk' adlı albümünü Ercan Saatçi ve Aykut Gürel'in sahibi olduğu Stop Müzik'ten 1997'de çıkarmıştı. Sinan Çetin'in yönettiği 'Propaganda' filminde Erkan Oğur'un üstün perdesiz performansının da yer aldığı 'Dünya' adlı parça da Çetin'in imzasını taşıyor.

MFÖ'nün gitaristiydi

Son kararı kendisi verdi

Ne diyeceğimi bilemiyorum. Çok duyarlı bir insandı ve Türkiye'nin değerli müzisyenleri arasındaydı. Son zamanlarda CD çalışmaları içindeydi. Onu tamamlamak üzereydi. Son 10 yıldır birlikte çalışıyorduk. Ancak son zamanlarda sorunları vardı ve psikolojik tedavi görüyordu. Son kararı da kendisi verdi.

Maddi sorunu olmasına izin vermezdik

Yaklaşık 10-15 yıldır aralıklı olarak Yavuz'la çalışıyorduk. Sessiz, sakin, biraz da içine kapanık biriydi. Konserlerde seyirciyle kısa bir diyalog kurardı. Bir süredir ruhsal problemleri vardı ve psikolojik tedavi görüyordu. Sorununun ekonomik olduğunu sanmıyorum çünkü buna izin vermezdik. Eşiyle 7-8 yıl önce ayrılmıştı. İlkokula yeni başlayan bir çocuğu vardı. Bir süredir de çeşitli gruplarda tonmaister olarak çalışan bir sevgilisi vardı. Çok iyi anlaşıyorlardı. İntihar ettiği gece, bir saat sevgilisiyle konuşmuş, bir daha gören olmamış. Çok üzüldüm.

Tolga Akyıldız
Müzisyenin değeri

Yaşamı kaza sonucu ya da doğal yollardan son bulsaydı, Yavuz Çetin'in adını duyma şansınız olur muydu, bilmiyorum.

Bence haber sayfalarında kendine yer bulmayacaktı. Bu tür bir ölümün bilinçli bir seçim gibi gösterilmesini, sonra da eylemi gerçekleştiren insanın bu nedenle kahramanlaştırılmasını kabullenmekte güçlük çekiyorum.

Oysa Yavuz'u, sağlığında bir müzisyen olarak kahramanlaştırmak için ne kadar çok sebebimiz vardı.

Geç mi kaldık? Bir açıdan evet. Ama hala bir şansımız olduğunu düşünüyorum.

Yavuz Çetin hayattayken, popüler müzik ürünleri üreten bir dolu şöhretli isme müzisyenliğiyle, fikriyle, duruşuyla katkıda bulunmuş bir adamdı.

Sizce de sağlığında ilgisiz kaldığımız iyi bir müzisyen olarak Yavuz, bugün bir tribute albümü hak etmiyor mu?

Bu en azından, aynı ilgiyi hakeden ve bugün hayatta olan müzisyenler, diğer bir deyişle bu işin gizli kahramanları için simgesel bir onur kaynağı olmaz mı?

Evet, bu tip albümler, özellikle Türkiye gibi bir ülkede kolay ortaya çıkmıyor. Çünkü organizasyon, disiplin ve koşulsuz iyi niyet gerektiriyor. Teoman, Aylin Aslım, Özkan Uğur, Mazhar Alanson, İzel, Turkut Berkes, Fuat Güner, Kıraç, Göksel, Bulutsuzluk Özlemi ve şimdi adını sayamadığım bir dolu isim...

Her birinin, bir şekilde Yavuz'la gönül bağı olduğunu düşünüyorum.

Birileri bu işin başını çekse, plak şirketleri işe çomak sokmasa, besteci, şarkı sözü yazarı, yorumcu, prodüktör herkes bir ucundan tutsa, ortaya yepyeni şarkılar içeren özel bir albüm çıksa...

Satış ve telif gelirleri Yavuz'un oğlu Yavuzcan'a bırakılsa...
Hem Türk popu taptaze ve sağlam şarkılara kavuşsa, hem de artık aramızda olmayan bir müzik adamının kişiliğinde bu işin emekçilerine minnet borcu ödenmiş olsa...

Ne dersiniz olamaz mı?

Yalçın Bel
Altın çocuğa veda

Türkiye'nin en yetenekli gitaristi Yavuz Çetin, son yolculuğuna sanatçı dostları ve yakınlarının gözyaşları arasında uğurlandı.

Türkiye'de Blues müziğinin ustası sayılan ve daha yirmi gün önce Açıkhava Konseri sırasında Mazhar Alanson'un, "Altın Çocuk" diyerek hayranlarına tanıttığı Yavuz Çetin, trajik ölümünün ardından dün gözyaşları arasında toprağa verildi.

Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak yaşamına son veren genç müzisyenin cenazesi Karacaahmet Camii'nde ikindide kılınan cenaze namazının ardından Anadolu Hisarı Yenimahalle Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Babası Dayanamadı

Annesini 1982 yılında kaybeden Yavuz Çetin'in cenazesine katılan üvey annesi Sevim Çetin, cenaze töreni boyunca gözyaşlarına hakim olamadı. Bu arada cami avlusu, Çetin'in müzisyen arkadaşlarıyla doldu taştı.


Babası gazeteci Erdal Çetin'in, "Dayanamam" diyerek katılmadığı cenaze töreninde MFÖ Grubu'ndan Fuat Güner ve Özkan Uğur, Ercan Saatçi ile eşi Gülümsün Saatçi, Mirkelam, Ali Güven, Nilgül, son albümüne katkıda bulunduğu Kıraç, Aykut Gürel ve Bulutsuzluk Özlemi solisti Nejat Yavaşoğulları hazır bulundu.

Parayı Önemsemezdi

Yavuz Çetin'in "İlk" adlı ilk albümünün prodüktörlüğünü üstlenen çocukluk arkadaşı Ercan Saatçi de cenazede gözyaşlarına boğuldu. Saatçi, "Yavuz çok iyi bir dost ve parayı önemsemeyen biriydi. Acısını yüreğimde hissediyorum" dedi.

Sedef Erken

Çok yaşayın e mi?

Gerçekten dinlediğim müzikten birşeyler anlamak için çok küçük bir yaştaydım. Ama hissedebiliyordum. O yıllarda ailemle yaşadığımız şehirde, farklı enstrumanlar görmek bile mümkün değildi. Mandolin, blok flüt ve bir de babamın bağlaması. Koca şehirde tek bir piyano vardı. O da emekli olmuş, çok kültürlü bir cumhuriyet öğretmeni olan komşumuz Sabiha teyzenin evindeydi. Oğlu Yaman'ın, kendisi dışında kimsenin giremediği 'yasak bölge' bir odası vardı. İlk gerçek gitarı orada görmüştüm. Benim meraklı gözlerle yalvarır gibi bakmalarıma dayanamayıp, zaman zaman içeri almaya başlaması, dinlediklerine ortak etmesi, saçma sapan sorularıma ciddiye alan cevaplar vermesi önümde geniş bir ufuk açmıştı. O yaşta bir çocuk için, ilkokul şarkıları ve TRT yurttan sesler korosundan hemen sonra bünyeye Frank Zappa'yı, Marvin Gaye'i yemek az şey değildi. İyi hatırlıyorum eşekten düşmüş karpuza dönmüştüm. O odada şahit olduğum nadir müzik anlarının sayısı arttıkça, köşedeki gitarı çaldığı zamanda orda olmak isteğim perçinlendi. Çok olmasada bazı zamanlarda buna bile izin verdi. Tüm bunların bir sebebi vardı aslında. Ben de ufaktan keman çalmaya başlamıştım. Ve dört duvar arasında önünde notalar ve bir enstrumanlar yapayalnız kalmanın ne demek olduğunu anlamaya başlamıştım.

Henüz kendi deli kanının coşkulu gitgellerini yaşayan o genç adam için ben, odadaki varlığım çok tercih edeceği bir şey olmamakla birlikte, en azından tahammül edebileceği bir çocuktum. Ama buralarda tahammül edemediği çok şey vardı. Sonra gitti. Şehri de ülkeyi de terketti. Geri de dönmedi. Bense kaldım. En güzel yaşlarım, kulağımda bir kulaklık ve ucunda hep bir müzisyenin ruhundan bir parça ile şekillendi. Belki de bu yüzden dinledikçe anlar oldum. Seslerin içine gizlenmiş minik duyguları, isyanları, sevgileri... Ve onlara, bunu üretebilenlere sevgiden öte saygı duymak farz oldu.

Şimdi işim gereği hem sektörde hem de adliyelerde, müzisyenler neler yaşıyor hemen her gün şahit oluyorum. Ve bazen gerçekten de içimden çok fena küfrediyorum. Zira biz nedense yaşayan müzisyenlerimize hak ettikleri değeri vermiyoruz görüyorum. Dün elime aldığım gazetede Barış Akarsu'nun yaptığı iki albümün birden, en çok satanlar listesine girdiğini görünce büyük üzüntü duydum. Aynı Kazım gibi, Yavuz gibi dedim içimden. Albümler satmıyor diyorduk. Demek satıyormuş ama müzisyenler ölünce. Dünyanın heryerinde böyle şeyler oluyor demeyin. Oralarda albümleri zaten satan, o albümler sayesine bir müzisyenin hak ettiği şartlarda üretebilenler ölünce, albümleri bir kez daha çok satan haline geliyor. Bizde ise hak ettiği değeri bulamayan geçim derdinden bir türlü başını alamayan çok değerli insanlar, bu adaletsiz düzen yüzünden istedikleri kadar üretemeden yitip gidiyor. Ondan sonra da kıymete biniyorlar. 'Biz çok severdik şöyleydi, böyleydi' diye methiyeler düzülüyor. İşte bu ikiyüzlülük de benim midemi bulandırıyor.

Aklım yine Yavuz ve Cherokee geliyor. Belki, Yavuz da değerini bilemediğimiz pek çokları gibi yukarıda bir yerlerden buralara bakıyor ve tüm bunları yalnızca tebessümle karşılıyordur. Belki o da, eninde sonunda bir gün bu ülkede de kurnazın, cebi şişkinin, bileği kuvvetlinin, çirkefin değil yürek ve beyin kuvvetinin, sağduyunun, üretenlerin gerçekten değer bulacağını biliyordur.

Biliyorum, bugün ben bunları yazarken bir dolu evde tertemiz ruhlarıyla gencecik insanlar ve hatta çocuklar, onunla ve müziğiyle, kendilerini ve dünyayı keşfetmeye çalışıyorlar. Etrafta olan biten hertürlü adaletsizliğe isyan ediyor, bazen bu isyan duygularını nasıl dile getireceklerini bilemiyor, bunu müzikleri yapabilenleri böyle anlarına ortak ediyorlar. Hatta bazıları da aynı şeyi kendi müziklerini üretme yoluyla yapmaya çalışıyorlar. Tek başlarına bir odada bir gitardan, bir kemandan tek bir doğru notayı çıkartmak için didinip duruyorlar. Müzik için yanıp tutuşuyorlar. Ve Yavuz da, ışıklar içinde, yüksek bir yerden onlara göz kırpıyor. Yazdığı ve bıraktığı şarkılarla isyanlarını, umutlarını yeşertiyor. Ve birileri onu dinledikçe yaşamaya devam ediyor.

Onlara ve tüm müzisyenlere saygıyla. Çok yaşayın e mi ?

Cherokee
Bak yine geliyor ayın sonu
yok mu yardım fonu
Kimisi beş kuruşun
Derdine düşmüş
Kimisinin keyfi yerinde

Herkesin derdi ayrı

Herkesin derdi aynı

Herkesin derdi kendine

Bu dönemde
Her dönem

Platin saçlı karıların

Altında Grand Cherokee
Etiler ve boğaz hattı
Civarında gezer tozarlar
Bir de ona sormak lazım
Seninde bir derdin varmı diye

Herkesin tuttuğu kendine


Bu dönemde

Her dönemde

Yine başlıyor aybaşı günlerim

Yoklarım ceplerim
Ben yine beş kuruşun
Derdine düştüm
Kiminin cebi şişkin

Herkesin derdi ayır

Herkesin derdi aynı

Yetmişlerde altmışlarda

Gezuntaytlarda

Yüxexes Dergisi Temmuz 2007 Sayısı
Sezen Aladağ

Renklerden Mavi

Henüz tıfıl dönemlerimi yaşadığım bir akşam, yemek sonrası televizyonda en sevdiğim müzik programını izliyorum. Bir ara dalmışım, bir şeylerle ilgilenirken, şarkılar gelip geçiyor...

Birden duyduğum müzik, kafamı kaldırıp "bu da neymiş" diye ekrana bakmaya itiyor beni. Çalan şarkı o kadar güzel, söyleyen adamın sesi öyle yumuşak ki... klibe bakıyorum; gece vakti bir köprünün üzerinde yürüyen uzun saçlı bir adam var. İşte o an o ses, o sahne içimde daha önce hiç bilmediğim bir yere dokunu veriyor. Böylece tanışıyorum Yavuz Çetinle; bir köprünün üzerinde. Kaderin acı bi cilvesi sonucu yıllar sonra bizlerden ayrılacağı yerin de yine bir köprü olacağını henüz bilmiyorum o zamanlar.

Yıllar geçtikçe canlı izlemeyi en çok istediğim isimlerden biri oluyor Yavuz Çein. Roll dergisinden çıkan Yavuz Çetin Group olarak Shaft'da hangi günler çaldıklarını ve mekanın basit bir krokisini içeren bir reklamdan adresi aklıma kazıyorum: Altıyolda, boğa heykeline sırtını dönerek KFC'yi sağ karşına al, yanındaki sokaktan önce sağa sonra sola girince karşında! Nasılsa bir gün İstanbul'a gelecek ve grubu canlı canlı izleyeceğim diyorum. Tamam şimdi çok yakında oturduğum Altıyol'un o zaman daha hangi yakada olduğunu bile bilmiyor olabilirim. Ama bu küçük ayrıntıya kafamı yormuyorum tabiî ki."Her şey biter..." diyerek sona erdirdiği veda mektubu Satılık'ı bize armağan edip gittikten çok sonra bir gün biri "işte burası Altıyol, bu da meşhur boğa heykeli" dediğinde bir an için donup kalıyorum.

Bakıyorum; adres hala aklımda. Hiçbir şey söylemeden,yıllardır orda yaşayan birinin kendinden emin adımları ile yürümeye başlıyorum. Elimle koymuş gibi bulduğum Shaft tam karşımda! Birkaç saniyeliğine yıllar boyunca oradan gelip geçmiş insanlar, müzisyenler konserler canlanıyor gözümde... Son olarak da grup elemanları ile birlikte eski model arabasının arkasına yaslanmış duran aynı uzun saçlı adam...


İstanbul'da bir okul gezisiyle gelip te köprüden ilk geçtiğimizde, herkes çılgın gibi fotoğraf makinalarına saldırırken benim boğazımda bir yumru ile öylece kala kalışımı hatırlıyorum. Sonra bunu bir ritüele çevirip; otobüsün camına kafayı yaslayarak oradan her geçişimde müzik çalarımda bir Yavuz Çetin şarkısı açmaya başlıyorum selam niyetine... Uzun zaman sonra şaşırtıcı bir şekilde, bunu yapan tek kişinin ben olmadığımı öğreniyorum!

"Genç, yakışıklı ve ölü" formulü ticari anlamda daima satmıştır belki, ama bunların hiçbiri bir insanı efsane yapmaya yetmez! Bir gitaristi ölümsüz yapan; aletine ne kadar hakim olduğu ya da solo atarken saniyede kaç nota bastığı değil, ruhunun derinliğini ve renklerini, yaptığı işe ne kadar katabildiği, dinleyen kişiye evrenin geri kalanının bir parçası olduğunu ne kadar hissettirebildiğidir. Yavuz Çetin'i, Jimi Hendrix'i Jeff Buckley'i, efsane sınıfına sokan en önemli özellikleri de bu.;yani notalara tasarlanmış bir şarkı hissini değil, şarkılara ruhunu aktarabiliyor olmaları.

Keşke gitarlarıyla attıkları bu çığlıkları müziğini zerre kadar anlamadıkları birini çeşitli kaygılarla ölüseviciliğe yaklaşan yüceltmelerle anan, gözü dönmüş sinek yağı çıkartma fabrikatörleri de zamanında anlayabilseler...Birşeyin değerini ancak onu kaybedince anlayarak yerlere göklere sığdıramayanlar, bu desteklerinin yarısını onlar hayattayken gösterebilseler... Gözlerinin önünce harcanıp giden nice yetenekler kervanına biri daha katılmasa, bir hediye olarak gelen yetenekleri hayatlarına devam ettirememelerine neden olan bir lanete dönüşmese böylece... Ama parayı güçle eşdeğer gören bu sistem, en çok da duyarlı ve kırılgan insanlara yüklenmek üzerine işler. Gençliğin en ateşli dönemlerinde, içinde bol bol "sistem" geçen havalı, asi cümleler kurup da yıllar sonra "kredi borcu-kooperatif taksidi-televizyon" üzerine mutlu mesut yaşayanlar değil, kendi karakterini kaybetmeden uzlaşma yolu arayanlar bastırılıp sindirilmeye çalışılır genelde... üstelik bu düzende yapamamalarının nedeni olarak "beklide terslik bende" diye düşünecek kadar da naifdir bu adamlar... Ama hepimiz biliyoruz ki yanlışlık ne çalarken her haliyle ortaya koydukları güzel kalplerinde ne de aktardıkları o bambaşka sihirli enerjide...

Müzik tarihine tadımlık da olsa çok güzel şarkılar armağan edip giden, onu dinleyen kişiyi çok iyi tanıyormuş gibi hissettiren hiç tanışmadığım, ama çok özlediğim insan! Umuyorum ki cennetteki Jam Session'larda ses sistemi, daha iyidir!

Çiçekler içinde uyu!

Özge Başak Taneli

O'NUN ŞARKISI (YAVUZ ÇETİN MÜZİĞİ ANISINA)

Okuduğumuz şairler, yazarlar ya da dinlediğimiz gruplarla öyle bağlar kurarız ki bazen onlar hayatımızdan birileri olurlar. Tanıdığımızı düşünürüz onları, tanıdığımızı hissederiz. Öyle duygusal bir bağ kurarız ki bazen, gelip bir başkasının onları eleştirmesine tahamül bile edemeyiz. Kendimize yöneltilen eleştirileri yok sayabiliriz ama onlara dil uzatanlar karşısında öfkemize yeniliriz. Kutsal bir yere taşırız onları. Kimse dokunmasın isteriz. Öyle ki kendisi bile gelip indirmesin kendini onu çıkarttığımız tepelerden. Onlarla bir tanışma fırsatımız olur bazen. Sonu ya hayal kırıklığıyla biter ya da içimizdeki dağda çıktığı yerde kendi cumhuriyetini kurar. Yavuz Çetin'in iki albümü de benim için çok özeldir. Kendisiyle Bulutsuzluk Özlemi'nin hiç yayımlanmayan bir klip çekimi sırasında karşılaşmıştık. Ayaküstü bir konuşmamızın dışında bir tanışıklığımız olmadı. Hangi yıl olduğunu tam olarak hatırlamıyorum ama hâlâ kaset aldığım, hangi şarkının hangisinden sonra başlayacağını ezbere bildiğim çocukluktan sonraki kadınlıktan önceki yıllardan biriydi. Ben sırf konuşma biraz daha uzasın diye saçma sorular sormuştum. O, saçmasapan sorularımı ciddi ciddi cevaplandırmıştı. Müziği gibi samimi biriydi. Kendisini hiçbir zaman canlı dinleme şansım olmadı. Ama o çocukluk sonrası kadınlık öncesi bir dönem onun şarkılarıyla geçti.

Bazen okunmuş bir kitabı yeniden okuruz. Geçmişin hisleriyle yenilerini karıştırarak yeni bir bakış açısıyla o yazarın yeni bir kitabını okur gibi hevesle çeviririz sayfaları. Neden bilmem şu an döne döne dinliyorum Yavuz'un şarkılarını bir ihtiyaçmış gibi. Döne döne bir kitabı yeniden okumakla eşdeğer değil ama eskiden dinlediğimiz şarkıları yıllar sonra yeniden dinlemek. Onlara yeni duygularla sarılmıyoruz, aksine onlar karşımıza geçmişte onlara yüklemiş olduğumuz duygularla, anılarla çıkıyorlar. Bir şarkının büyüsünü bir romanın sırrından ayıran gizemlerden biri de bu olsa gerek.

Onun gibi müzik yapan biri maalesef yok. Artık sadece kliplerle tanınıyor şarkılar ve müzisyenler çoğu insanlar tarafından. Ve maalesef birçoğu güzel ve seksi kadın ya da yakışıklı ve kaslı erkek görüntüleri satıyorlar bize. Plak, kaset, cd kültürleri yerini, değerli başka bir şeye bırakamadı. Elimizin altında bir albüm kapağı yok artık. İstanbul'a her döndüğümde, atladığı o köprüden her geçerken güzelliklerin arasından o düşer bazen aklıma. Müzik adına bir kaybın eksikliğinden çok daha kişisel bir üzüntü sarar içimi. Stüdyo kayıtları, iki güzel albüm ve unutmadığımız şarkıları var şimdi ondan geriye bize kalan. Her dinlediğimizde Kadıköy'de bir bara doğru ya da unutulmaya yüz tutmuş bir geçmiş zamana yol aldığımız az ama öz şarkıları. Ne güzel kadınlı klipleri, ne üstünde saatlerce uğraşılmış görüntüleri... Sadece ve sadece müziği... Sahte olan herşeyden mümkün olduğunca uzak ve samimiyet dolu Yavuz Çetin şarkıları. Son sözler benden değil ondan gelsin...

Benden bir ruhsuz yaratmayı
Nasıl başardınız
Benden bir hissiz yaratmayı
Nasıl başardınız
Benden bir uyumsuz yaratmayı
Nasıl başardınız
Benden sizden biri yaratmayı
Nasıl başardınız???
Yaşamak istemem artık aranızda..."


06.06.2010
__________________
ForumGerçek Türkiye'nin Forumu
OkyanusunKalbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz OkyanusunKalbi'in Mesajına Teşekkür Etti.