Tekil Mesaj gösterimi
Eski 30.08.11, 02:48   #1
Canan
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 5434
Mesajlar: 24,478
Ettiği Teşekkür: 97414
Aldığı Teşekkür: 135840
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Hamamizade İsmail Dede Efendi - (1778-1846)

Büyük Türk Bestecisi

Hamamizade İsmail Dede Efendi
(1778 - 1846)




9 Ocak 1778'de İstanbul'da doğdu, Babası geçimini hamam işletmeciliğiyle sağladığı için, İsmail Efendi, Hammâmîzade adıyla tanınmıştır. Ancak günümüzde çoğu zaman Dede Efendi diye anılır. Klasik üslubun son ve önemli temsilcisidir.
İlköğrenimini yaptığı okulda, sesinin güzelliği dolayısıyla ilahicibaşı olmuştu. Müzikle uğraşan ve evinde meraklılara ders veren Anadolu Kesedarı Uncuzade Mehmed Efendi okuldaki bir tören sırasında ilahi okuyuşunu dinledikten sonra hemen öğrencileri arasına aldı. İsmail, ilkokuldan sonra, yedi yıl hem Uncuzade'nin derslerine devam etti, hem de öğretmeninin yardımıyla girdiği defterdarlık muhasebe kalemi'nde çalıştı. Bir yandan da köklü bir müzik geleneği olan Mevlevilik'in o yıllardaki en güçlü çevrelerinden Yenikapı Mevlevihanesi'nde zamanın değerli müzik ustası Şeyh Ali Nutkî Dede'nin derslerini izlemeye başladı. Şeyhin kardeşi olan müzik kuramcısı Abdülbâki Nâsır Dede'den de yararlandı. Ney üflemeyi ondan öğrendiği söylenir.

1798'de Muhasebe Kalemi'ndeki görevinden ayrılarak tekkede çileye girmeye karar verdi. Çilesi sırasında bestelediği, "Zülfündedir benim baht-ı siyahım" dizesiyle başlayan buselik şarkı, İstanbul'un müzikle ilgili çevrelerinde bestecisinin adı üstünde büyük merak uyandırdı. Ünü kısa sürede bütün kente yayılan şarkı sarayda da okundu. Kendisi de besteci olan III. Selim, şarkının çile doldurmakta olan genç bir Mevlevi dervişi tarafından bestelendiğini öğrenince, onu saraya çağırtarak yapıtı bir kez de kendisinden dinledi ve onu hemen saray hanendeleri arasına almak istedi. Padişahın sürekli ilgilenmesinin etkisiyle, üç yıllık çilesinin son yılı Nutkî Dede tarafından bağışlandı.


1799'da çilesini doldurunca Dede unvanını aldı. Yenikapı'da hücrenişîn (hücre sahibi) olduktan sonra, özellikle ayin günleri, hücresi ondan yararlanmak isteyen müzik meraklılarının uğrağı oldu. Bu sıralarda bestelediği en güçlü eserlerinden Hicaz Nakış büyük yankı uyandırdı. Yeniden saraya çağrıldı, bundan sonra haftada iki gün, padişah huzurunda düzenlenen küme fasıllarına hanende olarak katılmaya başladı. 1802'de saraydan bir kadınla evlendi.
1804'te büyük saygı ve sevgiyle bağlandığı öğretmeni Ali Nutkî Dede'yi, bir yıl sonra üç yaşındaki oğlunu, 1808'de annesini, 1810'da ikinci oğlunu yitirdi. Bayatî makamındaki, "Bir gonca femin yâresi vardır ciğerimde" dizesiyle başlayan bestesi büyük oğlunun ölümünden duyduğu acıyı dile getirir. Türk müziğinde ilk kez kişisel bir konunun işlendiği bu mersiye, Tanzimat öncesinin kişiselliğe ve duygusallığa açılma eğilimi içinde gözlenen kendine özgü romantik bir duyarlığın müziğe yansıması sayılabilir.

İsmail Dede, Abdülmecid zamanında da saraydaki yerini korudu. 1839'da bestelediği Ferahfeza Ayin'nden sonra bestecilik yaşamında görece bir durgunluk göze çarpar. Kendi sözleri, davranışları göz önüne alınırsa, Abdülmecid sarayını çok yadırgamıştır. Saraydaki havanın birdenbire "alafrangalaşması", Batı müziği zevkiyle yetişen yeni padişah zamanında Türk müziğinin, saraydaki varlığını eskisinden farklı olarak ancak resmi bir ilgiyle sürdürür hale gelmesi, Dede'nin bu çevreden uzaklaşmasına yol açtı. Öğrencileri Mutafzade Ahmed ve Dellâlzade İsmail Efendi ile birlikte padişahtan izin isteyip Hac'a gitmeye karar verdi. Hicaz'da hacı olduktan sonra yakalandığı kolera nedeniyle öldü. Mezarı Mekke'dedir

  • Sanatı
Dede Efendi besteciliğinin yanı sıra neyzenliği ve hanendeliği ile de ünlüdür Halk zevkinden saray zevkine kadar her çeşit üslûpta eserler bestelemiştir Yaşadığı sürece birçok öğrenci yetiştirmiş, ölümünden sonra da klasik Türk müziği ustalarını etkilemiştir Öğrencileri arasında ünlü Dellâlzade İsmail Efendi, Mutafzade Ahmet Efendi, Haşim Bey, Mehmet Bey, Zekâi Dede, Arif Bey, Nikoğos Ağa sayılabilir.

Dede Efendi klasik Türk müziğinde yeni birtakım makamlar da bulmuştur: sultani yegâh, neveser, saba buselik, hicaz buselik, araban kürdi vb.

  • Eserleri
Dede Efendi'nin eserleri özellikle öğrencilerinden Mutafzade Ahmet Efendi tarafından sonraki kuşaklara aktarılmıştır Ama gene de birkaç yüz eserinin kaybolduğu ve bu eşsiz müzik hazinesinden ancak küçük bir bölümün günümüze kadar ulaşabildiği sanılıyor.
Saba, neva, bestenigâr vb makamlarda çeşitli Mevlevi
Ayinleri.
Saba buselik, hüzzam ve ferahfeza makamında Ayini Şerifler.

Rast semai şarkı: Yine bir gülnihal aldı bu gönlümü.

* Bestenigâr curcuna şarkı: Ben seni sevdim seveli kaynayıp coştum.

* Şehnaz yürük aksak şarkı: Gönül durmaz, su gibi çağlar.

* Acemaşiran ağır sengin semai: Ey lebleri gonca, yüzü gül, servi bülendim.

* Hicaz köçekçe: Şu karşıki dağda bir yeşil çadır

* Rast Kar-ı Nev: Gözümde daim hayali cânâ

* Hicaz Yürük Semai: Yine neş'e-i Muhabbet etti dil-ü canım etti şeyda

* Hüzzam Yürük Semai: Reh-i Aşkında edip kaddimi kütah gönül

* Ferahfeza Yürük Semai: Bu gece ben yine bülbülleri hâmûş ettim

* Hicaz Semai : Ey büt-i nev-edâ olmuşum müptelâ
__________________


Canan Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
13 Üyemiz Canan'in Mesajına Teşekkür Etti.