Tekil Mesaj gösterimi
Eski 09.09.11, 21:59   #1
Basakca
Yönetici

Basakca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 2209
Mesajlar: 13,401
Ettiği Teşekkür: 85359
Aldığı Teşekkür: 82599
Rep Derecesi : Basakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Türkiye’nin Miladı | Lozan Barış Antlaşması

Türkiye’nin Miladı
Lozan



İsmet Paşa’nın aylarca kaldığı Lozan Palace,
sert tartışmalara, fırtınalı oturumlara sahne olan Ouchy Şatosu.



Bir yanda Leman Gölü, bir yanda göle hâkim tepelerde yükselen katedraller, şatolar, yeşil yamaçlara serpiştirilmiş evler. Türkiye’nin kaderinin çizildiği, özgür geleceğinin belirlendiği görkemli ama zarif binalar. İsmet Paşa’nın aylarca kaldığı Lozan Palace, sert tartışmalara, fırtınalı oturumlara sahne olan Ouchy Şatosu, imzaların atıldığı Rumine Sarayı... Buralarda asırlık hesaplar görüldü ve asırlık bir barış inşa edildi. Lozan, Jön Türkler’in sürgün merkeziyken, yeni Türkiye’nin miladı oldu

“Nemrud’un bölgesiyle bataklık arasında” demişti Thomas Mann; Nazi salgınında ülkesi Almanya’yı terk edip sığındığı İsviçre için. Avrupa’nın yaşadığı dehşetten uzak durmanın hak edilmiş bir ödülüydü bu benzetme. Takibata uğrayan, kovuşturulan, kovulan, sürülen, kendi yurtlarında hor görülen dünyanın bütün özgür ruhlarına kollarını açan bir ülkeydi. Öyle ki, bu küçük ülkenin hangi kentine giderseniz gidin, isimlerini emanet olarak bırakmış o ay ışığı gezginleriyle, o büyük sürgünlerle karşılaşırsınız. Leman Gölü’nde Rousseau’nun; Zürih’te Lenin’in, Thomas Mann’ın, Robert Musil’in; Lozan’da Simenon’un, tarihçi Gibbon’un; Montrö’de Byron’un, Nabakov’un, Charlie Chaplin’in anılarına ortak olursunuz.



Leman Gölü



Tabii bir dünya yurttaşları ülkesi haline geldiyse İsviçre, bunu Avrupa’daki coğrafi ve demografik konumuna ama daha çok da Leman Gölü kıyısındaki kentlerine borçluydu. Ülkenin Fransız kesiminin kültürel merkezleri olan Cenevre’ye, Lozan’a, Montrö’ye... Dağların avucunda bir hilali andıran gölün incileri bunlar. Doğrusu hayran olunacak şehirler, güzel şehirler, müze şehirler, sanat pınarları hiç kurumayan şehirler.

İşte o şehirlerden biri, Vaud kantonunun başkenti Lozan. Leman Gölü’ne hâkim yeşil yamaçlara serpiştirilmiş evleri, görkemli katedralleri, şatoları, mimari yarışmaya çıkmış gibi kendini sergileyen binaları ve sanatçı ellerin düzenlediği bahçe ve parklarıyla gerçek bir “bahçe şehir” burası. Ripon Meydanı’nda şehrin en önemli yapılarından Rumine Sarayı... Bir üniversite binası olarak inşa edilmiş; yaptıran da annesi Lozanlı bir Rus prensi. Bugün üniversite kütüphanesinin yanı sıra güzel sanatlar, jeoloji, zooloji, arkeoloji ve tarih müzelerini barındırıyor. Binaya anıtsal sütunlar arasındaki merdivenleri tırmanarak girip çıkıyor insanlar. Mermer merdivenler içeride de devam ediyor, ortasında şadırvan olan bir hole ulaştırıyor konuklarını. Oradan da binanın en güzel salonuna. İçeride şehir meclisi toplantı halinde. Duvarları ve tavanı resimlerle donatılmış görkemli salonda ciddi, ağırbaşlı insanlar nezaketle tartışıyorlar. Daha doğrusu çalışıyorlar. Meclis kapısının hemen önünde bir televizyon kamerası, meclis üyelerinden görüş topluyor.

“Seksen yedi yıl önce burada bir barış antlaşması imzalandı.”





Burası, savaş tehdidiyle barış ümidinin defalarca karşı karşıya geldiği; uzun, sert, yorucu tartışmaların ardından bir devrin kapanıp yeni bir devrin açıldığı yerdi. Taraflar için zaferler ve hezimetlerle dolu korkunç savaşlardan sonra kılıçlar kınına konulmuş ve bu salonda, yeni bir devlet büyük fedakârlıklarla elde ettiği “istiklalini” bütün dünyaya kabul ettirmişti.



Rumine Sarayı bugün üniversite kütüphanesine, güzel sanatlar,
doğa ve tarih bilimleri müzelerine ev sahipliği yapıyor.



Lozan, Mustafa Kemal’in “asırlık hesaplar görüldü” dediği şehirdi. Ama Rumine Sarayı, Lozan macerasının son noktasıydı. Batılı devletler ile Türkiye arasında aylar süren görüşmeler ise mekân olarak tüm kente yayılmıştı. O yüzden konferansın hikâyesini araştırmak, bir bakıma Lozan’ın hikâyesine bakmak demektir. Tabii söz konusu kent Lozan olunca, on yıllar öncesine kayıtlı bir olaya ait izleri, anıları bulmak hiç de zor olmaz. Mekânlar, binalar o gün olduğu gibi bugün de karşımızdadır. Tarih özenle, dikkatle ve şefkatle nasıl korunurmuş merak ediyorsanız eğer, buyurun Lozan’a...

Seksen yedi yıl önce, İstanbul’dan hareket eden Şark Ekspresi de yolcularını, 11 Kasım 1922 günü buraya indirmişti. İsmet Paşa’nın indiği gar herhalde bugünkü kadar hareketli değildi. Trenlerin biri gidiyor, biri geliyor; garda tren gürültüsü hiç eksik olmuyor. Kentin yamaçlara yayılmış mahallelerini Ouchy Limanı’na ve göl kıyısına bağlayan metro da hemen garın altından geçiyor.



Cumhuriyet - Muammer Sun

__________________
"Ey egosu boyundan büyük insan..
Bir gün ölüp toprak olacaksın. Bir tohum filizlenecek ot olacaksın, bir öküz seni yiyecek ve sıçtığı bok olacaksın.. Yani hep aynı kalacaksın."

Basakca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz Basakca'in Mesajına Teşekkür Etti.