Tekil Mesaj gösterimi
Eski 10.09.11, 21:33   #3
Basakca
Yönetici

Basakca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 2209
Mesajlar: 13,401
Ettiği Teşekkür: 85359
Aldığı Teşekkür: 82599
Rep Derecesi : Basakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Türkiye’nin Miladı | Lozan




Beau Rivage, Leman Gölü kıyısında Ouchy Şatosu’na komşu görkemli yapılardan biri. Otel olarak hizmet veren bina, Lozan Konferansı sırasında İngiliz heyetini ağırladı. Görüşmeler boyunca kulis faaliyetlerinin odağı haline gelen otelin göz alıcı salonu da, konferansla ilgili bazı toplantıların mekânıydı.


Açılış töreninin yapıldığı Mont Benon Gazinosu ise şimdiki Adalet Sarayı’nın olduğu yerdeydi. Lozan Palas Oteli’ne yürüme mesafesinde. Mont Benon’un önünde geniş ve çok güzel düzenlenmiş bir park var. Parkta da tanıdık bir heykel: İsviçre’nin ulusal kahramanı Wilhelm (Giyom) Tell; bir despotun emrine boyun eğmek zorunda kalıp oğlunun başındaki elmayı okuyla vuran efsanevi şahsiyet.

Tuhaf olan şu ki, Tell bir bakıma Jön Türklerin de kahramanıydı. Abdülhamid rejiminin muhaliflerinden ve İsviçre’nin ilk sakinlerinden Abdullah Cevdet, daha 1896’da Tell efsanesini Türkçeye çevirmiş ve efsane Jön Türkler üzerinde büyük etki yaratmıştı. Jön Türkler, efsanedeki despotla Abdülhamid’i, despota isyan eden Tell ile de kendilerini özdeşleştiriyorlardı. O kadar ki, Jön Türkler iktidarı ele geçirdiklerinde, efsane okul kitaplarına girmişti. Aynı özdeşleştirme Kurtuluş Savaşı’na da uygulandı. 1934 çevirisinin önsözünde “yurtsever İsviçreliler” gibi Kurtuluş Savaşı kahramanlarının da “adaletsizliğe ve zorbalığa karşı” savaştıkları söyleniyordu.
Jön Türklerin İsviçre’si

Lozan Konferansı’nın açılış töreni, bugünkü Adalet Sarayı’nın yanındaki Mont Benon Gazinosu’nda yapıldı. Binanın önündeki parkta, İsviçre’nin efsanevi kahramanı Giyom Tell’in heykeli bulunuyor. Giyom Tell, baskıya direnen kimliğiyle Jön Türklerin de kahramanıydı.


Jön Türklerden bahsettiğimize göre, onların İsviçre’yle ilişkilerinden de söz etmek gerekir. İsviçre’deki Türkiye’nin ilk temsilcileri onlardır çünkü. Cenevre ve Lozan, öğrenim için gelenlerin yanı sıra, Abdülhamid rejimine muhalif aydınların sığındığı bir sürgün merkeziydi. Osmanlı aydınlarının burada yayımladığı ilk gazete İnkılab’dı ve ta 1870 yılına tarihliydi. Cenevre ve Lozan’da yayımlanan başka gazeteler de vardı: Ulum, Hürriyet, Gencine-i Hayal, İstikbal, Mizan (yayımcısı Murad bu yüzden Mizancı adıyla anılır), Ezan, Beberuhi, Meşveret, Osmanlı, İntikam, Tokmak vs. Tabii Osmanlı tebaasından Ermeni, Arnavut, Arap, Kürt, Yahudi aydınların kendi dillerinde çıkardığı gazeteler de vardı. İlk Kürtçe gazete 1898 yılında Cenevre’de “Kürdistan” adıyla yayımlanmıştı.

Jön Türkler kurdukları derneklerle de Cenevre ve Lozan’da varlıklarını hissettirdiler. Avrupa’da ilk Türk Yurdu Cemiyeti Lozan ve ardından Cenevre’de kurulmuştu. Aslında Lozan’da bir dernek daha vardı: Club Ottomans. Bu dernek etnik ayrım gözetmeksizin Osmanlı tebaasından herkese açıktı. Ancak her etnik grup, zamanın milliyetçi ruhuna uygun olarak kendi derneklerini kurdukça (mesela Lozan’da 1913 yılında Hevi –Umut- adlı bir Kürt derneği de kurulmuştu) Club Ottomans’ın varlık sebebi ortadan kalktı.





Sonuçta Osmanlı milletlerinin dernekler kurduğu ve her birinin kendi dilinde gazeteler yayımlayıp, toplantılar düzenlediği Lozan ve Cenevre, Osmanlı renklerinin geçit yaptığı kentler haline gelmişti. Bütün bu faaliyetlerin içinde kimler yoktu ki; Ali Kemal’den (Kurtuluş Savaşı sonrası ihanetle suçlanıp linç edilen gazeteci) Mithat Şükrü’ye (İttihat Terakki Genel Sekreteri), Tunalı Hilmi’den Mahmut Esat’a, Prens Sabahattin’den Yakup Kadri’ye; kimi öğrenim için, kimi sürgün olarak, kimi de Yakup Kadri gibi tedavi maksadıyla buralarda bulunmuş, etkili bir Osmanlı diasporası oluşturmuşlardı. Bu kendi içine dönük bir etkiydi. Bugün Lozan’da ya da Cenevre’de onların yaşadığı mekânları aramak, dolaştığı sokaklarda gezinmek nafile; onlardan herhangi bir anı yakalamak mümkün değil. Tuhaftır onların anılarında da İsviçre bir türlü kendini göstermez. Aralarından sadece bir ikisi İsviçre’yi tanımaya ve tanıtmaya çalışmıştı. Mesela Ferid Dervişoğlu, Avrupa Mektupları’nda “İsviçre’nin letafeti”nden bahsetmişti: “Hakikaten bu memleket, tabiatın bütün güzelliklerini cami, şuh, işvekâr bir yer. Her noktası şairler için bitmez tükenmez bir ilham kaynağı... Memleket serapa dağlık, serapa ağaçlık. Dağlar çok yüksek, hatta zirvelerine çıkmak isteyen bulutlar yorulup yarı yolda kalıyorlar.” Bu güzellemenin yazarını daha da çok etkileyen “umran ve terakki”de İsviçre’nin eşsiz olmasıydı. Binalara, sokaklara, bahçelere gösterilen ihtimam, ülkenin her noktasından yansıyan intizam o düzeydedir ki, “şudur diyecek söz bırakmıyor idi”.
__________________
"Ey egosu boyundan büyük insan..
Bir gün ölüp toprak olacaksın. Bir tohum filizlenecek ot olacaksın, bir öküz seni yiyecek ve sıçtığı bok olacaksın.. Yani hep aynı kalacaksın."

Basakca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
8 Üyemiz Basakca'in Mesajına Teşekkür Etti.