Tekil Mesaj gösterimi
Eski 11.09.11, 00:29   #6
Basakca
Yönetici

Basakca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 2209
Mesajlar: 13,401
Ettiği Teşekkür: 85359
Aldığı Teşekkür: 82599
Rep Derecesi : Basakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Türkiye’nin Miladı | Lozan

Lozan’dan Önce



Büyük Taarruz’dan sonra Türk orduları, işgal altındaki Boğazlar ve İstanbul’a yöneldi. Çanakkale kıyılarında Türk ve İngiliz askerleri burun buruna geldi. O sırada 3. Kolordu, Gebze’de İstanbul’a girmek için emir bekliyordu.



Lozan Konferansı’na nasıl gelindi? Daha önce Mondros Mütarekesi, Sevr Muahedesi gibi anlaşmalar imza edilmişti. Ama bunlar barışı sağlamak bir yana, yeni savaşlara kapı açmıştı. Mondros Mütarekesi ile Osmanlı ülkesi tümden işgal edilmiş, Sevr o ülkeyi parçalara ayırmıştı. Yunan ordusu, İngiltere’nin teşviki, koruması ve gözetimi altında Anadolu’nun içlerine sürülmüştü. İngiltere savaş politikasını sürdürüyor, Başbakan Lloyd George, Yunanlılara büyük destek veriyordu. Yunanlılar 1922 yazında son ve büyük bir saldırıya hazırlanıyorken, Lloyd George da politik geleceğini bu saldırıyla gelecek zafere bağlıyordu. Türk sorunu böylece çözülecekti: “Versay Antlaşması yürürlüğe girecek, Türk egemenliği sona erecek, İngiltere’ye dost yeni bir Yunan imparatorluğu kurulacak ve İngiltere’nin Doğu’daki çıkarları garanti altına alınacaktı.”


Aslında, Yunanlıların Anadolu işgalinin beyhude olduğu biliniyordu. Ama Lloyd George “Bu Yunan milletinin sınanmasıdır ve şimdi direnirlerse gelecekleri garanti altına alınmış demektir. Ben İzmir’de ülkesinin amaçlarına sırt çeviren bir Yunanlıyla bir daha asla el sıkışmam” diye ısrar ediyordu. Yunan ordusunun 10 Temmuz’da Eskişehir’i ele geçirdiğini duyduğunda çok sevindi; savaş bakanına “Doğu’nun geleceği büyük ölçüde bu mücadeleyle çizilmiş olacak” dedi. Ne var ki, Yunan orduları önce Sakarya’da ağır bir yenilgiye uğradı, ardından da 26 Ağustos’ta tamamen dağıldı. Kaçabilenler kaçtı, kaçamayanlar esir düştü. Anadolulu Rumlar da kaçanlara katıldı. Yunan donanmasının yanı sıra, Müttefik gemileri mültecileri karşı kıyıya taşıdı. Öyle ki sonradan Lozan Konferansı’nın en önemli müzakere konularından birini oluşturacak “mübadele” sorunu, bu durumda fiilen gerçekleşmişti. Lozan’da varılan mübadele anlaşması ile Türkiye’yi terk eden Rumların sayısı sadece 190 bindi, karşılığında Yunanistan’dan 355 bin Türk göç ettirilmişti. Demek ki mübadeleye konu olan bir milyondan fazla Rum’un çok büyük kısmı Lozan’dan önce Türkiye’yi terk etmişti.






Türk zaferi, İngiltere’de şok etkisi yarattı. İstanbul ve Boğazlar ile Trakya’yı terk etmemeye kararlı Lloyd George, savaş çığlıkları atmaya başladı. Krala da güvence verdi: “Kemalistler, Çanakkale tarafındaki kıyıyı işgal etseler bile, donanmamız boğazın hürriyetini garanti altına almaya hazırdır... Britanya kara, deniz ve hava kuvvetlerinin ilk anlardan itibaren Gelibolu Yarımadası’ndan, kendi varlıklarını duyurmalarına karar verdik. Hava kuvvetlerimiz Mısır’dan derhal kuvvetler gönderecektir.” O sırada İstanbul ve Boğazlar ile Gelibolu Yarımadası, 31 bini İngiliz olmak üzere 65 bin kişilik Müttefik ordularının işgali altındaydı. Trakya da Yunan ordusunun elindeydi. Boğazlar’da ve Marmara Denizi’nde müttefik filoları geziniyordu.

Mustafa Kemal’in hedefi ise İstanbul ve Boğazlar’dı; Misak-ı Milli’nin işgal altındaki son topraklarını istiyordu. Türk askerleri bölük bölük geliyor ve kurşun atmadan müttefik mevzilerine giriyorlardı. Savaşın başlaması için bir silah sesi yeterliydi.

İngiltere işgali sonlandırmayı düşünmüyordu. Sömürgeler Bakanı Churchill, hükümet üyelerine hitaben“Asya’yı Avrupa’dan ayıran derin su çizgisi önemli bir çizgidir ve bunu tüm gücümüzle emniyete almamız gerekmektedir. Türkler, Gelibolu Yarımadası’yla İstanbul’u alacak olurlarsa zaferimizin tüm meyvelerini kaybetmiş oluruz” demişti. Lloyd George da öyle düşünüyordu: “Türklerin Gelibolu Yarımadası’na sahip olmaları akıl almayacak bir şeydir ve bunu önlemek için savaşmalıyız.”



İngiliz Başbakanı Lloyd George (sağda), Fransa Başbakanı Clemenceau (ortada) ve Fransız orduları başkomutanı Mareşal Foch birlikte. Lloyd George, bütün politikasını Türkiye ile savaşın devamı üzerine kurmuştu.



Sonunda karar verildi: İstanbul ile Boğazlar ve Avrupa yakasındaki topraklar “savunulacak”tı. İngiliz hükümeti, savaş kararını bildirmek ve İngiliz ordularına destek vermeleri için dominyonlara (Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika, Kanada, Newfoundland) ve Fransa ile İtalya’ya başvurdu. Müttefik işgal ordularının çekilmesi, yenilginin kabul edilmesi demekti. Bu da sömürge altındaki Müslüman dünyasını cesaretlendirecekti. “İngiltere güç karşısında geriliyor izlenimini asla vermemeliydi.” Ancak ne İngiliz kamuoyu, ne dominyonlar, ne de müttefikler yeni bir savaşı arzuluyordu. Fransa, İngiltere’nin bu oldubittisine tepki gösterdi ve Çanakkale’de ön cephedeki askeri birliklerine geri çekilme emri verdi. Dominyonlardan Avustralya ve Kanada, asker göndermeyi reddetti. “Britanya İmparatorluğu anayasasında bir ihtilal olmuştu: İngiliz dominyonları ilk kez anavatanın ardından savaşa girmeyi reddediyordu. Güney Afrika sessizliğini koruyordu. Sadece Yeni Zelanda ve Newfoundland olumlu yanıt vermişti.”

İngiltere yalnız ve çaresizdi. Churchill, Türkiye’deki askeri harekete nezaret edecek bir komisyonun başkanlığına getirildi. 23 Eylül’de Çanakkale’de Türk orduları İngiliz hatlarına yürüdü. Bölgeye her gün yeni Türk birlikleri geliyordu. Ateş açmıyorlardı, tersine kendilerinin ilk ateş eden olmayacaklarını göstermek için “tüfeklerini dipçikleri yukarı gelecek biçimde tutuyorlardı”. Durum vahimdi. Aynı gün İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Paris’te Fransız ve İtalyan meslektaşlarıyla görüştü. Burada varılan anlaşmaya göre, İstanbul ve Boğazlar ile Trakya Türklere bırakılmalıydı. Yani bir anlamda yenilgi kabul edilmeliydi. Ama hiç değilse görünüş kurtarılmalıydı. “Bu bir teslimden çok bir anlaşma olarak sunulacaktı.” Tarihçi David Fromkin’in aktardığına göre, Lord Curzon bu görüşmeden sonra “yan odaya geçerek ağladı”. Bu Lord Curzon, Lozan’da İngiltere’yi temsil edecek olan kişiydi.



Sömürgeler Bakanı Winston Churchill




Müttefiklerin görünüşü kurtarmak için benimsedikleri yol, Türkiye’yi mütareke masasına çağırmak oldu. Teslim ve tahliyenin ayrıntılarını düzenlemek üzere taraflar 3 Ekim’de Mudanya’da görüşmelere başladılar. Bu görüşmeler Lozan’ın kısa bir provasıydı; 11 Ekim’de burada Türk topraklarındaki işgal ordularının tahliye koşulları belirlendi. Asıl büyük meseleler, derin anlaşmazlık konuları toplanacak barış konferansına bırakıldı. Mudanya’da Türk heyetinin başkanlığını İsmet Paşa yapmıştı. İngiliz temsilcisi ve İşgal Kuvvetleri Komutanı Harrington’ın dışişleri bakanına iletilmek üzere kaleme aldığı mektuba göre İsmet Paşa, “Görünürde gösterişsiz, ufak tefek bir insandı. Az konuşuyordu. Bir eksiklik mi, yoksa bazı hallerde bir meziyet mi bilinmez- çok da ağır işitiyordu... Ama teferruat hususunda bir üstattı.” Harrington, Lord Curzon’a, Lozan’da karşısına çıkacak adamın özelliklerini ayrıntılarıyla anlattıktan sonra şu uyarıyı da eklemişti: “Bu adama dikkat edin!”

Anlaşma hükümleri gereğince Türk jandarmaları 18 Ekim’de İstanbul’a girdi; 22 Ekim’de de Müttefikler Türkleri Lozan’da yapılacak barış konferansına çağırdılar. Konferans 13 Kasım’da toplanacaktı. 15 Kasım’da ise İngiltere’de genel seçim vardı. Seçim, başta başbakan Lloyd George ve Sömürgeler Bakanı Winston Churchill olmak üzere savaş taraftarı Liberaller için hezimetle sonuçlandı. Lloyd George’un politik hayatı sona erdi. Avam Kamarası’na bile seçilemeyen Winston Churchill ise II. Dünya Savaşı’yla İngiliz tarihinin en önemli devlet adamı olmak için uzun bir süre beklemek zorunda kaldı. Garip bir tesadüf eseri olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun son padişahı Vahideddin de, 16 Kasım sabahı bir İngiliz zırhlı gemisine binerek İstanbul’u terk etti.

__________________
"Ey egosu boyundan büyük insan..
Bir gün ölüp toprak olacaksın. Bir tohum filizlenecek ot olacaksın, bir öküz seni yiyecek ve sıçtığı bok olacaksın.. Yani hep aynı kalacaksın."

Basakca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz Basakca'in Mesajına Teşekkür Etti.