Tekil Mesaj gösterimi
Eski 15.10.11, 19:08   #1
KaLiNKa
Gerçek Üye

KaLiNKa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 162
Mesajlar: 831
Ettiği Teşekkür: 1494
Aldığı Teşekkür: 4145
Rep Derecesi : KaLiNKa muhteşem bir gelişmedeKaLiNKa muhteşem bir gelişmedeKaLiNKa muhteşem bir gelişmedeKaLiNKa muhteşem bir gelişmedeKaLiNKa muhteşem bir gelişmedeKaLiNKa muhteşem bir gelişmedeKaLiNKa muhteşem bir gelişmedeKaLiNKa muhteşem bir gelişmedeKaLiNKa muhteşem bir gelişmedeKaLiNKa muhteşem bir gelişmedeKaLiNKa muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: Kuskulu
Standart Teoman Mermutlu ile çok özel....



Hepinizin televizyonlardan çok iyi tanıdığı genç, başarılı ve yakışıklı Teoman Mermutlu'yu adanzyekadin takipçileri için biraz daha yakından tanıyalım istedim...



Teoman Mermutlu kimdir?

5 mayıs 1973 tarihinde Bandırma’da doğdum. Babam astsubay olduğu için Bandırma’da görev yaparken dünyaya gelmişim ama 1 yıl sonra İstanbul’a tayin çıkınca, ailem Üsküdar’a yerleşiyor. Çocukluğumun ve delikanlılık günlerimin büyük kısmını Üsküdar’da geçirdiğim için, oranın yeri benim için ayrıdır. Fıstıkağacı, Fethipaşa korusu, Kuzguncuk hala sık sık gezmeye gittiğim, hayatımın en saf ve masum zamanlarını tatlı bir tebessümle hatırladığım özel yerlerdir. Aile kökenimiz Bitlis’ten gelmekte. Ancak ne yazık ki ben oraları henüz göremedim. Biz 6 kardeşiz. Annem ve babam çok küçük yaşta evlenmişler. Onlarda Diyarbakır doğumlu ve kendi çevrelerinde herkes çok çocuk yaptığı için, onları örnek almışlar. Eğer Teoman Mermutlu kim diye sorarsanız; ailenin en sakin ve en efendi görünen, ancak bu görüntünün altında en çılgın, en uçuk ve en fırtınalı ruhu barındıran şahsiyeti diyebilirim size rahatlıkla.


Aldığınız eğitimler nelerdir?

İlk, orta ve lise eğitimimi Üsküdar İcadiye ilkokulu ve Üsküdar Cumhuriyet Lisesinde okudum. Lise 2. sınıftayken Maltepe’ye taşınınca Maltepe Lisesinden mezun oldum. Liseden sonra, Tekirdağ Meslek Yüksekokulu Turizm Otelcilik bölümünü kazandım ama içimdeki Tiyatro aşkı nedeniyle burayı kısa bir süre sonra bıraktım. Tiyatroyla ilgili eğitimlerime gelince; ilk olarak Kadıköy Halk Eğitim Merkezinde tiyatro kursuna başladım. Daha sonra Müjdat Gezen Sanat Merkezi tiyatro bölümünü kazandım. Ancak orada bir yıl okuduktan sonra ayrıldım. Akademi İstanbul Tiyatro Bölümünde 3 yıl okuyarak, Işıl Kasapoğlu atölyesinden mezun oldum.


Oyunculuğa nasıl başladınız? Ya da neden oyunculuk?

Ben çocukken inanılmaz utangaç bir çocuktum. Bakkala gidip ekmek al dediklerinde, yüzüm kızarır, sesim titrer, konuşamazdım. Sanki benden çıkan ses, bana ait değil gibi gelirdi. İçine kapanık bir yapım vardı. Adeta kapalı bir kutu gibiydim. Ama hep izlediğim çizgi filmlerin, ya da dizilerin kahramanlarıyla birlikte yaşadığımı hayal eder ve evde yalnız kaldığım zamanlar da onlarla konuşurdum. Dizi maceralarını onlarla birlikte yaşar, onlarla birlikte üzülür, onlarla birlikte sevinirdim. Ve birden fark ettim ki; arkadaşlarıyla konuşamayan, ailesiyle bile konuşmaya utanan ben, başka bir karaktere bürününce konuşabiliyorum, bağırabiliyorum, sevinç çığlıkları atabiliyorum… İçimde her an patlamaya hazır bir yanardağ var ve ben bu lavları ancak başka bir karakter olursam püskürtebiliyorum. İşte “kendimi en iyi ifade edebileceğim yol bu.. “der ya bütün oyuncular. Ben de böyle düşünüyorum.Yaşadıklarımı, hissettiklerimi, ya da etkilendiğim olayları kendi yorumumu da katarak, etrafımdakilere aktarabilmenin en güzel yoludur benim için oynamak.. Bu yüzden oyunculuk.. Ama bugünlerde yazmanın da güzelliğini, derinliğini keşfettim. Senaryo yazmaya başladım. Bu konuda da ilerlemek istiyorum. Kendi yazdığım senaryolarda oynamanın keyfi, benim için daha da büyük bir haz olacak.


Türkiye’de oyunculuğun gerçekten zor olduğunu düşünüyorum. Sizin karşılaştığınız sorunlar nelerdir?

Ben sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada oyunculuğun zor olduğunu düşünüyorum. Dünyanın neresinde olursanız olun, dışarıdan pembe bir masal dünyası gibi gelen ünlülerin hayatları, insanlara her zaman cazip ve çekici geliyor. Bu yüzden de yeteneği olsun olmasın, bir çok insan bu sektöre yöneliyor. Bu da asıl yeteneği olan oyuncuların kendilerini göstermesini zorlaştırıyor. Aynı şey ülkemiz için de geçerli. Ama Türkiye de ki en büyük sorun, özel tiyatrolarda ya da serbest çalışan oyuncuların sosyal güvencelerinin olmaması ve haklarını savunan bir sendikalarının bulunmaması. Kurulmuş bir çok dernek var ama bunların hepsinin bir çatıda toplanması ve tüm oyuncuların birlik olması da çok zor gibi görünüyor. En azından şimdilik. Ben Türkiye’nin en büyük özel tiyatrolarından birinde 7 yıl çalıştım. Ama hiç kimse seni sigortalı yapalım demedi. Hiçbir oyuncu arkadaşım da sigortalı değildi. Ve kimse de bu konuyu soracak kadar cesur değildi. Çünkü patron tiyatrosundasınız ve her an kapının önüne konabilirsiniz. Aynı şey diziler için de geçerli. Çalışma saatleri korkunç. Bütün hayatınız bir diziye endeksli ve bu şartlara karşı çıkacak olursanız yapımcılar sadece diziden değil sizi piyasadan silmekle adeta tehdit ediyorlar. İşte bu ve bunun gibi birçok sorunun halledilmesi için oyuncuları koruyan, haklarını savunan bir sendikaya acilen ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.


Türkiye’de tiyatronun gelişimi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sanırım Tiyatroya olan ilgi biraz daha arttı.

Evet son dönemlerde ben de tiyatroya olan ilginin arttığını düşünüyorum. Bunun da nedenini Türkiye’de son yıllarda yaşanan olumsuz politik gelişmelere bağlıyorum. AKP hükümetinin, yanlış ve yorucu baskılarından bıkan ve ekonomik sorunlarla boğuşan halkın gülmeye ihtiyacı var. Tiyatrolarda muhalif sesler oldukları için, TV dizilerindeki, sakız gibi uzayan ve hiçbir gelişme göstermeyen, yeni ve özgün bir hikayesi olmayan hep aynı klişe hikayelerden bıkan seyirci tiyatroya yöneldi.


Tiyatro seyircisini artırmak için neler yapılabilir?

Ben Işıl Kasapoğlunun öğrencisiyim. Kendisi uzun yıllar Fransa’da yaşamış ve tiyatro yapmış, usta bir yönetmendir. Ve okulda bize hep “İYİ OYUN MUTLAKA SEYİRCİSİNE ULAŞIR “derdi. Bende böyle düşünüyorum. İyi ve kaliteli oyun ya da bir sanat eseri mutlaka seyircisine ulaşır. Bir de kültür ve sanat eğitimle doğru orantılıdır. Okullarda küçük yaştayken çocuklara tiyatro sevgisi aşılanmalı ve bazı şeyleri tiyatro yoluyla çocuklara öğreterek, tiyatronun sadece eğlenmek için değil öğrenmek için de yararlı bir sanat dalı olduğunu insanlara göstermeliyiz. Bu bilinçle hareket edersek, zaman içerisinde tiyatronun daha da yaygınlaşacağına inanıyorum.


Bildiğimiz kadarıyla 1982 yılında Zahidem ile sanat hayatına merhaba dediniz. Daha sonra Baba Evi (Tuncay karakteri), Olacak O Kadar ile devam ettiniz. Sanırım burada aldığınız rollerden sonra yıldızınız iyice parladı.

Öncelikle şunu söyleyeyim benim Zahidem diye bir filmim asla olmadı ve bu film internette benim filmimmiş gibi nasıl yayınlandı hala anlayamıyorum 82 yılında 9 yaşında bir çocuktum ve ben oyunculuğa 20 li yaşlarda başladım.


Bunların dışında hangi projelerde rol aldınız?

İlk dizim Zeki Alasya-Metin Akpınar’la “HASTANE “ Dizisidir. 4 Yıl Zeki abinin oğlunu oynadım ve hastaneye sürekli para istemeye giden DR Salih’in yaramaz oğlu Erol rolüyle ilk olarak tanındım. Daha sonra Babaevi-TUNCER rolüyle 3 yıl, Olacak O Kadar da da 4 yıl boyunca değişik skeçlerde farklı tiplemelerde oynadım. Ardından Ihlamurlar Altında dizisinde Fatih rolüyle ekrana geldim. Günaydın İstanbul Kardeş, Çilekli Pasta, Muhallebinin Oğlu, Köçek gibi TV filmlerinde oynadım. Avrupa Yakası, Doktorlar dizisinde konuk oyuncu olarak rol aldım. Son olarak bu sezon, Küçük Kadınlar dizisinde, Yeliz’in reklam ajansındaki sinirli patronunu 4 bölüm konuk oyuncu olup oynadım.


Şimdiye kadar oynağınız rollerden kendiniz ile en çok özdeştirdiğiniz hangisi oldu?

Ihlamurlar altında dizisindeki Fatih rolüyle sanırım çok benzeşiyoruz. Çünkü o da iyi yürekli ve yardımsever biriydi. Tıpkı ben.


Oynamak istediğiniz bir rol var mı?

Bir değil bir sürü rol var oynamak istediğim J Tiyatroda Alman yazar Wolfgang Bohert’in “Kapıların Dışında “ adlı bir oyunu vardır. Oradaki Beckman Çavuş rolünü oynamayı çok isterdim. Savaşta esir düşüp, uzun yıllar esir kaldıktan sonra ülkesine dönen ve bıraktığı hiçbirşeyi eskisi gibi bulamayan bir askerin dramını ve savaşın kötülüklerini, insanlarda bıraktığı tahribatı anlatan çok anlamlı bir oyun. Aslında bu oyunu ülkemize uyarlayıp, hem güneydoğudaki illerin meydanlarında sahne kurup oynamak, hem askeriye de oynamak, hem de dağlara çıkıp, oradakilere oynamayı isterdim. Şu üç günlük dünya da yaşamak varken, savaşmakta niye? Bu dünyada insan hayatından daha önemli bir şey var mı? Koskoca dünya yetmiyor mu bize? Neyi paylaşamıyoruz? Bu dünya bu topraklar hepimize yeter diye haykırmak isterdim.


Siz ekranda kimi yada kimleri izlemeyi seversiniz? Kendinize örnek aldığınız bir isim var mı?

Ben ister tiyatroda ister TV de, nerede olursa olsun doğal, özgün ve özgür olan oyuncuları seviyorum. Taklitten uzak, kendi şahsına münhasır sanatçıları takdir ediyorum ve onları örnek alıyorum. Şöhret in şımartmadığı, sürekli kendini geliştiren oyuncular gibi olmak istiyorum. Zuhal Olcay, Tilbe Saran, Dolunay Soysert, Tolga Çevik, Sevinç Erbulak, Binnur Kaya, Hasibe Eren, Altan Erkekli izlemeyi sevdiğim isimler.


Yeni sezon için projeleriniz var mı? Sizi nerelerde göreceğiz?

Şu an “Vay Arkadaş “ adlı bir sinema filminde sivil polis rolünü oynuyorum. TRT de yayınlanan “ZORAKİ BAŞKAN “ dizisinde oynama durumum var henüz kesinleşmedi ama sanırım bu sezon güzel projelerim olacak.


Oyunculuk dışında bir uğraşınız var mı? (Ticaret vs. gibi)

Ticaret ten hiç anlamam. Az önce söylediğim gibi senarist olmak istiyorum. Bununla ilgili çalışmalarım var. Bu sezon Olacak O kadarda yazdığım 2 skecim çekildi mesela. Bu konunun üstüne gideceğim.


Özel hayatınızda biri var mı?

Şu an bi birlikteliğim yok. Evlenmeyi şimdilik düşünmüyorum.


Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?

Ailemle ve arkadaşlarımla vakit geçirmeyi ve PC karşısında oyalanmayı çok seviyorum. Ayrıca bir şeyler yazarak zaman geçirmek çok hoşuma gidiyor.


Eğlenmek için hangi mekanları tercih edersiniz? Sevdiğiniz yerler nereleridir?

Beyoğlunu ve İstiklal caddesini çok severim. Eğlenmeye genelde buralara gideriz. Tünel tarafında ve Nevizade’de oturup, arkadaşlarımla masa sohbeti yapmayı tercih ediyorum. Bir dönem club tarzı yerlerde eğlenmeyi çok severdim ama yaş itibariyle artık yorucu geliyor. Daha sakin ve huzurlu mekanlar ilgimi çekiyor bu aralar. Ayrıca Sultanahmet’e gidip gezmek, Mısır çarşısında dolaşmak, nargile içmek, Boğaz manzarasını seyretmek, vapura binip çeşit çeşit insanları gözlemlemek, keyif aldığım şeylerdir.


Gerçekten benim için çok keyifli bir röportaj oldu. Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Sanat hayatınızda yolunuzun hep açık, yıldızınızın hep parlak olmasını dilerim.

Betül Aktemur


İLGİNİZE BEN TEŞEKKÜR EDERİM. TEKRAR GÖRÜŞMEK ÜZERE..
TEOMAN MERMUTLU
__________________

Kendini sevmek, hayatı sevmektir!

KaLiNKa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz KaLiNKa'in Mesajına Teşekkür Etti.