Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.11.11, 22:38   #2
Basakca
Yönetici

Basakca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 2209
Mesajlar: 13,401
Ettiği Teşekkür: 85359
Aldığı Teşekkür: 82599
Rep Derecesi : Basakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: Altı - Yedi Eylül Olayları

Olaylar Nasıl Patladı?



6- 7 Eylül Olayları, 6 Eylül günü ikinci baskı yapan İstanbul Ekspres ve Hürriyet gazetelerinin Atatürk'ün Selanik'teki evine yapılan bombalı saldırıyı manşete çıkarmalarıyla başladı. Atatürk’ün Selanik’teki evinde bir bomba patlaması ile ilgili haber önce 6 Eylül 1955 günü Türkiye radyolarında yayınlanır. Bunun üzerine, “Ata’mızın Evi Bombalandı” manşeti ile ikinci baskı yapan İstanbul Express gazetesinin nüshaları o dönemde kurulmuş olan “Kıbrıs Türktür Cemiyeti” üyeleri tarafından bütün İstanbul’da satılmaya ve halkı galeyana getirmek üzere kullanılmaya başlanır...

Haber çabucak yayıldı; tepki ve öfke dalgalar halinde yurdu kapladı. 6 Eylül öğleden sonra yükseköğrenim gençliği izinsiz bir gösteri düzenledi. Havanın kararırken bazı gruplar ortaya çıktı. Genellikle Taksim'de toplanılıyordu. Birkaç saat içinde kalabalık çığ gibi büyüdü; giderek hareketlendi ve denetimden çıktı. Bu arada binlerce sopa ve demir yerden bitercesine ortalığa yayıldı. Sokaklarda provokatörlerin "on binlerce lira kazanıyor, iki paralık malı iki liraya satıyorlar" diye çoğu cahil ve genç kitleyi galeyana getirdikleri gözleniyordu. Saldırılacak dükkan ve evler adeta önceden saptanmış, tahrip edici araçlar dahi hazırlanmıştı.








Bir süre sonra Beyoğlu'nda, Karaköy'de Rum vatandaşlara ait dükkanların kepenkleri demir çubuklarla sökülüyor; camlar kırılıyordu. Kalabalığın vahşi iştahıyla sürüklenen halk içeriye dalıyor; ne kadar eşya varsa dışarı fırlatıp o dakikada kullanılmaz hale getiriyordu. Çapulculuk, yağmacılık yetmiyormuş gibi, talan edilen mekanlar bir de kundaklanıyordu. Tecavüz meskenlere, ibadethanelere ve mezarlıklara kadar genişlemişti.

Saldırganlık akıl almaz boyutlara ulaşmış, kitle psikolojisi ile daha da acımasızlaşan güruh, bilinçsiz ve kendilerini kaybetmiş bir biçimde başkalarından gördüklerini tekrarlıyordu. Sırf isimleri yabancı veya sahipleri Rum olan dükkanlar kuru kalabalıkla dolup taşıyor, kuyumculardaki ziynetler, kırtasiyelerdeki defter kitaplar, tuhafiyelerdeki malzeme, dükkanlardaki porselen takımlar, evlerdeki çeyiz sandıkları, dolaplar havalarda uçuşuyordu.


Yağmayı durdurmak imkansızdı. İzmir'de Yunan Konsolosluğu ve Fuar'daki Yunan pavyonu ateşe verilmişti. Ordu ancak gece yarısından sonra müdahale edebilmiş, güruh bir parça yorulduktan sonra olaya hakim olabilmişti.







7 Eylül sabahı uyananlar sanki büyük bir afetle karşılaştı; deprem ve yangın sonrası mahvolmuş bir kent havası İstanbul'a çökmüştü. O sabah kentin caddelerinde bulunanlar gördükleri manzaraları hayatlarının sonuna kadar unutamadılar. Taksim'den Tünel'e kadar ulaşan o "seçkin" yoldan geçmek olanaksızdı. Bütün cadde, kepenkleri kırılan dükkanlardan atılan eşyalarla doluydu. Her çeşit kumaş yerleri rengarenk kaplamış, çamura, ise bulaşmış eşyalar üstüste yığılmıştı. Kaldırım taşları, tramvay hattı, iki taraftaki asfalt tamamıyla kumaşla örtülmüştü. Ötede beride kırılmış, parçalanmış buzdolapları, radyolar, bisikletler yatıyordu. Cadde cam ve porselen kırıklarıyla doluydu. Otomobiller devrilmiş, yakılmıştı. Taksim'deki ve Galatasaray'daki kiliselerden henüz söndürülememiş yangınların dumanları tütüyor, atmosferi daha da dramatik hale getiriyordu.

İstiklal Caddesi'nde hemen her üç dükkandan ikisi talan edilmişti. İstanbul'un diğer semtlerinde de durum farksızdı. Güruh önüne ne çıkarsa eziyordu. Rumlara ait diye bilinen ne kadar dükkan varsa sonu aynı olmuştu. Küçük ayakkabıcı tamircileri, mahalle bakkalları, iki ineğinden sağdığı sütü satarak yaşayanlar da aynı insafsız talana kurban olmuştu.





__________________
"Ey egosu boyundan büyük insan..
Bir gün ölüp toprak olacaksın. Bir tohum filizlenecek ot olacaksın, bir öküz seni yiyecek ve sıçtığı bok olacaksın.. Yani hep aynı kalacaksın."

Basakca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
13 Üyemiz Basakca'in Mesajına Teşekkür Etti.