Tekil Mesaj gösterimi
Eski 28.11.11, 19:23   #1
Karagöz
Uzman Üye

Karagöz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Nov 2011
Konular: 327
Mesajlar: 1,764
Ettiği Teşekkür: 1986
Aldığı Teşekkür: 8997
Rep Derecesi : Karagöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Malta Kuşatması


Malta Kuşatması



Kanuni’nin son dönemlerine ait bir hadise olan Malta kuşatması, Türk deniz hakimiyetini ve ticaretini daima engelleyen, hasarlar verdiren Malta korsanlarını ortadan kaldırmak gayesini taşıyordu. Kuşatma 18 Mayıs 1565’te başlamış, 8 Eylül 1565’te kaldırılmıştır. Malta; dünya haritası göz önüne alındığında, Akdeniz’in ortasında olup, adaya hakim taraf için bu denizi kontrol üstünlüğü sağlamaktaydı.

Malta’da Hazırlıklar
Rodos’ta hüküm süren Saint Jean şövalyeleri, buranın Türkler tarafından 20 Ocak 1522’de fethedilmesinden sonra Malta’ya yerleştiler. 27 yıl süreyle adayı daima Türk korkusu ile tahkim ve imar ettiler. Bilhassa günün birinde Malta’nın Türklerin taarruzuna maruz kalacağı devamlı işlenerek Avrupa’nın dikkati ve yardımı bu bölgede tutuldu. Malta’ya varıştan sonra Büyük Üstat (Şövalyelerin komutanı ve adanın hakimi konumunda) L’Isla Adam, St. Angelo kalesinin tahkimi işine başladı.
L’Isla Adam



Tarassut kalesinin bulunduğu Sciberras tepesi civarında İspanyol mimar Padro’nun kontrol ve direktifiyle “yıldız” şeklinde bir kale daha inşa edildi ki, adı St. Elmo’dur. Malta muhasarasında Türklerin alabildikleri tek müstahkem mevki bu kaledir. St. Elmo’nun inşaatı yıllarında şövalyeler, Malta’ya yapılabilecek bir Türk akınından daima çekindiler.
Nitekim Turgut Reis bu senelerde Marsamuscetto’da birliklerini karaya çıkardı ve çevreden ilerleyerek Birgu ve St. Angelo’yu kuşattı. Ancak mukavemetin çok kuvvetli olduğunu gördüğü için, tekrar birliklerini gemilere çekerek Gozo adasına yelken açtı. Gozo, Malta adalar grubunun ikinci büyük adası olup, daha kuzeybatıda yer alır.

1557 yılında Jean Parisot De La Valetta (La Valetta Rodos şövalyelerinden olup Rodos Türklere geçince, affedilip serbest bırakılmış, Malta’ya yerleşmiştir. Ne kadar ilginçtir ki, Kanuni’nin özgürlüğe kavuşturduğu bu adam bir gün Malta’ya komutan olacak ve Malta savunmasını başarıya ulaştıracaktır.) büyük üstatlığa gelince Malta hazinesini kalkındırmak üzere harekete geçti. Avrupa’daki bütün Hıristiyan liderlere muhtemel Türk taarruzuna karşı Haçlı cihadı için mesajlar gönderdi.

1565 yılı ilk aylarında Malta büyük bir telaş içinde bulunuyordu. Kaleler, hendekler, barikatlar tamamlanmaya çalışılıyor ve bu işler için de tamamen Türk esirler kullanılıyordu. Nitekim, Türk esirleri Birgu ve Sanglea çevresindeki derin hendekleri kazdılar, kaleler için “Malta taşı” denilen kayalardan binlercesini kesip yerlerine taşıdılar.

O sene gayet şiddetli fırtınalarla geçen kıştan sonra, ilkbaharda, Haçlı kalyonları ikmal sağlamak üzere Sicilya’ya gönderildi.
Tarihçi Balbi’ye göre Nisan ayında La Valetta’nın ordu gücü 600 şövalye ve 9000 erden müteşekkildi.Ayrıca Malta’nın kaybedilmesinin Türklerin Avrupa’ya yayılmasının anahtarı olduğunu düşünen ve Malta savunmasını kutsal sayan, Avrupa’nın birçok yerinden Haçlı soyluları da barbar(!) Türkleri durdurmak için adaya gelmişti.

Türk Tarafında Gelişen Olaylar

Kanuni Sultan Süleyman, gazaba gelmiş bağırıyordu:

-Bu eşekarılarını, tıkıldıkları Malta kovanından çıkartacağım!

Kanuni’yi böyle sinirlendiren Malta şövalyeleri, son zamanlarda büsbütün azmışlar, Türk ticaret gemilerini zaptediyorlardı. Malta, Müslüman esirlerle dolmuştu. Bu olaylar, Kanuni için bardağı taşıran son damla oldu. Hemen divan kuruldu, ferman okundu. Malta seferi için kara ordusuna Serdar Mustafa Paşa, Donanma’nın başına da Kaptan-ı Derya Piyale Paşa getirildi (Kanuni’nin Malta muhasarasına Piyale Paşa ile Mustafa Paşa’yı müşterek komutanlar olarak tayin etmesinin ne derece mahzurlu olduğu kuşatma esnasında gerçekleşen olaylarda görülecektir.) Ama Kanuni’nin asıl düşündüğü kişi kuşatmaya sonradan katılacak olan Turgut Reis idi. Fermanında; ”Turgut Reis Malta adasının her ahvaline vakıf ve şuuru ziyadedir. Metris yerlerini ve muhasaranın kolayını o bilir, zinhar onun reyine muhalefet olunmaya!” diye emretmişti.


Tarih 29 Mart 1565 idi ve Türk donanması, Haliç’te son olarak cephane ve asker yükünü aldı. Küçük tonajlı gemiler hariç 181 gemi Sultan Süleyman’ı selamlayarak denize açıldı. Filoda kalyon, hafif kadırga, çektiri sınıfı ile her biri 600 asker, 6000 fıçı barut ve 1300 atımlık gülle taşıyan 11 ikmal gemisi mevcuttu.


İlk Türk gemileri 18 Mayıs günü Malta ufuklarında belirdiler.


Kuşatma Başlıyor…
30.000 mevcutlu bir orduyu taşıyan 181 parçadan oluşan Osmanlı donanması 18 Mayıs 1565’te Malta adası önüne vardı ve Marsa Şolok limanına girdi. Turgut Reis henüz gelmemişti. Malta hakkında bilgi sahibi reislerle Piyale Paşa, tam mevcutla şehre yüklenilmesini, şehri zapt ettikten sonra kalelere yüklenilmesini teklif ettiler. Fakat Serdar Mustafa Paşa, bu fikri kabul etmeyerek, gayet sarp kayaların üzerine kurulmuş Saint Elmo kalesine hücum edilmesinin uygun olacağını bildirdi. Piyale Paşa, böyle bir çıkmaza sapılmasını uygun görmedi ve Padişahın, emirlerinde, Turgut’un fikrine riayet etmeleri gerektiğini tekrar ve kati olarak belirttiğini ifade ederek, mütalasını almak üzere, Turgut’un gelmesine intizar hareket etmelerini teklif etti. Mustafa Paşa, Kanuni’nin Turgut’u kendisinden üstün görmesini hazmedemeyerek “Karada kale zapt etmek, denizde hırsızlık etmeye benzemez!” diyerek Turgut Reis’i beklemeden muhasaraya başlama kararı aldı ve Saint Elmo kalesini kuşattı.

Muhasaranın yedinci gününe rastlayan Haziranın ikisinde, uzaktan, direklerinde kırmızı beyaz zemin üzerine mavi hilal işlemeli bayraklar dalgalanan 12 kadırga göründü. Denizlerin Sultanı, levendlerin serdarı Turgut geliyordu. Bu haber, Saint Jean şövalyeleri arasında sada suretiyle dolaştı. “Korkunç Dragut geliyor!” haykırışları, Malta halkını dehşete düşürdü. (Dragut Güney Avrupalıların Turgut Reis’e taktığı bir lakaptır. Turgut Reis’in Akdeniz’in Hıristiyan yakasına yaptığı yağma seferleriyle yarattığı korku ve dehşet; Dragon(Ejderha) ve Turgut kelimelerinin birleşerek “Dragut” kelimesinin doğmasına yol açmıştır. Batılı kaynaklar, kendisini hala “Dragut Reis” olarak anmaktadır. )

Trablusgarp Beylerbeyi, 3 Haziran günü 3.000 maiyetiyle adaya çıktı. Korkusuz adam ordugahını Saint Margarin manastırının bulunduğu tepeye kurdu. Mustafa Paşa ile Piyale Paşa hemen Turgut’u ziyarete geldiler. Turgut Reis vaziyeti hiç beğenmemişti. Serdar Mustafa Paşa’yı düşmüş olduğu vaziyetten kurtarmak için yeni planlar yapmaya davet etti. Denizde rakipsiz olduğu kadar, karada da Şarlken’in meşhur generallerini yenecek kadar kudretli olduğu, düşmanları tarafından da itiraf edilen amiralimizi deniz hırsızı diye hakir gören Serdar Mustafa Paşa, ne kendini savunabildi, ne de Turgut’un söylediklerinin yanlış olduğunu iddia edebildi.

Turgut Reis




Türkler, Saint Elmo kalesine yaklaşmışlar, fakat kalenin etrafındaki hendeğin doldurulamayacak kadar derin ve geniş olduğunu görerek çaresizlik içinde kalmışlardı. Turgut imdada yetişti. Hemen seçtiği uygun bir mevkiye iki top yerleştirerek kalenin temeline yakın muayyen noktaları dövmeye başladı. Bir müddet sonra dövülen yerlerde gedikler açıldı.

Sonra bir kısım kadırgaların serenlerini soyarak on tanesini getirtti ve akıllara hayret veren manevralarla bu serenleri bir uçları hendeğin başında kalmak, diğer uçları kalenin açılan gediğine sürülmek üzere yerleştirdi.

Böylece yan yana bağlanmış on direkten, Avrupa tarihlerinde adı “Dragut’s Bridge” diye geçen bir köprü meydana getirdi. Türkler bu köprüden hücuma geçerek bir kısmı açılan gediklerden girmeye, bir kısmı da sırtlarındaki merdivenleri dayayarak kalenin siperlerine tırmanmaya başladılar. Fakat civardaki Saint Anj kalesinden yardım geldiğini gören Turgut Reis, Saint Elmo kalesinin tam olarak muhasaraya alınmamış olduğunu anlayarak hemen mühendislerini yanına aldı, kaleden yağan ateş yağmuru altında etrafı dolaşarak tabiye edilmesi gereken topların yerini markaladı ve topları yerleştirdi.


Turgut Reis’in Şehit Düşmesi

Turgut’a göre artık bu kalenin teslim alınması an meselesiydi. Bu kale düştükten sonra sıra Saint Anj hisarına gelecekti. Turgut bu hisara karşı yapılacak istihkamın mevkiini belirledi ve adamlarını faaliyete geçirdi. Saint Anj kalesi, başına gelecekleri anlayarak, topların tabiyesine mani olmak üzere ateş püskürüyordu.


Fakat Turgut, daha başlangıçta bir çıkmaza sokulmuş olan muhasarayı başarıya ulaştırmak azmiyle, etrafına yağan ölüm gülleleri arasında ölüme meydan okurcasına dolaşıyor, topların bir an evvel tabiyesi için istihkamın inşaatına nezaret ediyordu.


Bu sırada kazılan istihkamın içerisine düşen bir gülle, buradaki bir kayaya çarparak, kayayı can alıcı parçalar halinde etrafa savurdu.
Bu kaya parçalarından bir tanesi de Turgut Reis’in Kanuni Sultan Süleyman’a bile eğilmemiş asil başına isabet etti (18 Haziran 1565). Bir anda başı kanlar içinde kalan Turgut’u, bu darbe yere yıktı.

Aradan beş gün geçmiş, çadırında ölümle boğuşan Turgut Reis, bu durumuna aldırmadan devamlı kuşatmanın durumunu soruyor, bir haber bekliyordu. Saint Elmo kalesinin zapt edildiği haberi geldiğinde yüzünde beliren bir tebessümle Koca Turgut, son nefesini verdi (23 Haziran 1565).

Turgut Reis’in cenazesi, kendi yaptırdığı kadırgalarından biriyle, yine kendi malı beş kadırganın himayesinde, öksüz kalmış levendlerinin eşliğinde, fatihi olduğu Trablusgarp’a getirildi ve kendi yaptırdığı Turgut Paşa camisinin sahile yakın tarafına defnedildi.

Kuşatmada Sona Doğru…

Türkler Saint Elmo kalesini almışlardı almasına ama Malta’nın fethi için Saint Elmo’dan daha heybetli Saint Mişel ve Saint Anj kalelerinin zaptı gerekmekteydi. İlerleyen günlerde Sicilya’da toplanan bir yardım filosunun haberleri de gelmeye başladı. Böyle bir yardım Malta’ya ulaşırsa şövalyelerin başarıya ulaşması içten bile değildi. Messina’da toplanan harp meclisinde, Malta’ya yardımın mümkün olmadığı hakkında münakaşalarda, Preveze’nin kabusundan henüz kurtulamamış olanlar; “Türkler denize bu kadar hakim iken, biz nasıl olur da Malta’ya varabiliriz.” diye korkularını açıkladılarsa da, neticede bir yardım fikri ağır bastı ve Sicilya, Napoli, İspanya krallıkları ile papaya ait, içleri muharip dolu 60 kadırgadan oluşan yardım filosu 25 Ağustos’ta Sicilya’dan hareket etti.


Malta’da ise durum çok farklıydı. Serdar Mustafa Paşa, denizcilerin bütün itirazlarına rağmen, donanmayı silah ve personelinden arındırarak zayıflayan kara ordusunu takviye etti. Sicilya’dan gelen yardım filosu da karşısında kendilerine direnecek güçte donanmanın olmamasından faydalanarak rahatça adaya çıktı ve gereken yardımı şövalyelere ulaştırdı. Serdar ve Piyale Paşa için kesin bir karar vermenin zamanı gelmişti. Zira Malta ile İstanbul arasında bin millik bir denizyolu vardı. Sonbahar ise fırtınaların başladığı, sert denizlerin hakim olduğu bir mevsimdi. Sonunda kuşatmanın kaldırılması ve Malta’yı terk kararı verildi.

8 Eylül günü öğleye doğru Türk varlığı Malta’da sona ermişti. Malta Muhasarası’nda Türk tarafının kaybına dair Balbi 30.000 gibi abartılı bir rakam verirken, Tarihçi Von Hammer’e göre, Malta’ya çıkan Türk kuvvetleri 31.000 idi, İstanbul’a ise ancak 10.000 kişi dönebilmişti.




Malta Şövalyelerinin simgesi olan siyah pelerin ve Malta Haçı

Kaynaklar:


*Dr. Faruk Sümer’in “Rodos’un Fethi” isimli yazısı
*Osman Öndeş’in “Malta Kuşatması” isimli yazısı
*E. Tuğa. Tevfik İnci’nin “Malta Muhasarası” isimli yazısı
*Türk Deniz Tarihi (E. Dz. Alb. Sadullah Tezcan)
*İmparatorların Denizi Akdeniz(Roger Crowley)


__________________
Karagöz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Karagöz'in Mesajına Teşekkür Etti.