Tekil Mesaj gösterimi
Eski 30.12.11, 16:55   #9
Karagöz
Uzman Üye

Karagöz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Nov 2011
Konular: 327
Mesajlar: 1,764
Ettiği Teşekkür: 1986
Aldığı Teşekkür: 8997
Rep Derecesi : Karagöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmedeKaragöz muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Atatürk’ün Bilinmeyen Hizmetleri

Camiler konusu doğrudur sayın Yörük Kahya emin olabilirsiniz.

Alıntı:
Fransa’nın meşhur sözlüğü Larousse’de “décapiter” kelimesinin karşılığı ‘boynunu vurmak’ olarak yazıyor. Kelimenin ikinci anlamı olarak da ‘kazığa oturtmak’ deniyor ve bunun ne olduğuna örnek vermek için de bir cümle kullanılıyor: “Türkler bugün bile esirlerini kazığa oturturlar!”

Atatürk bu rezaleti görünce Fransız büyükelçisini yemeğe davet ediyor. Büyükelçi de Ata tarafından köşke davet edildiği için böbürleniyor ve çok seviniyor.

Köşke geliyor ve yemekler yeniyor. Atatürk tabiliğini hiç bozmadan büyükelçiye malum kelimenin manasını soruyor. O da bildiği anlamı söylüyor. Atatürk,“kelimenin ikinci bir anlamı var mı”diye sorunca, büyükelçi “sözlüğe bakmam gerekiyor efendim” diyor.

Atatürk daha önce çalışanlarına tembih ettiği için sözlük hemen önüne konuyor. Elçi, işin nereye varacağından habersiz olarak sözlüğü okumaya başlıyor. Kazığa oturtmak deyimine verilen örneğe gelince cümleyi yarıya kadar okuyabiliyor ve yutkunarak Atatürk’ün yüzüne bakıyor.

Atatürk: “Demek ki biz Türkler bugün de esirlerimizi kazığa oturtuyoruz, öyle mi sayın sefir?”

Elçi, iki iri çivi gibi duran mavi gözlerin kendisine battığını görüyor.

Atatürk devam ediyor: “Sözlüğünüze böyle yazmışsınız, bu doğru mu?”

Büyükelçi telaşla sözlüğün önünü arkasını karıştırıyor ve bir kaçamak noktası bularak:

“Efendim bu sözlük Katolik Kilisesi'nin matbaasında basılmış, bildiğiniz gibi biz laik bir ülkeyiz. Kilisenin yaptıklarının bizim hükümetimizle bir ilgisi yok. Bizi ilgilendirmez ve biz kiliseye karışamayız."

Atatürk: "Öyle mi efendim, siz laik bir ülke olduğunuz için demek ki kiliselere karışamıyorsunuz. Öyleyse ben de yarından itibaren İstanbul'daki kiliselerin kapılarına koca birer kilit astırıyorum" diyor.

Bunu duyan sefir birden ayağa kalkıyor ve: "Ekselans, protesto ederiz!" diyor.

Bunun üzerine Atatürk: "Hani sizi ilgilendirmiyordu, karışmıyordunuz?" diyor ve ilgililere dönerek: "Sefire yolu gösterin" diyerek bir anlamda onu kovuyor.

Sonra olan olaylar çok açık. Milyonlarca insanın evine giren Larousse sözlüğündeki kötü Türk imajı düzeltiliyor ve o cümle Fransız hükümetinin talebiyle çıkartılıyor. Böylelikle Türk milleti, dünya kamuoyu önünde görünümünü ve haklılığını kazanmak yolunda bir adım daha atıyor.

Bugün şuna benzer zeki bir hareket yapsaydı bir devlet görevlisi, Fransa çıkışlarındaki samimiyete inanabilirdim belki. Ruhu şad olsun...
__________________
Karagöz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Karagöz'in Mesajına Teşekkür Etti.