Tekil Mesaj gösterimi
Eski 15.01.12, 16:43   #1
Emilio Santos
. . . . . Erlik'in Katili . . . . .

Emilio Santos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 135
Mesajlar: 3,871
Ettiği Teşekkür: 11972
Aldığı Teşekkür: 17675
Rep Derecesi : Emilio Santos has a spectacular aura aboutEmilio Santos has a spectacular aura aboutEmilio Santos has a spectacular aura aboutEmilio Santos has a spectacular aura aboutEmilio Santos has a spectacular aura aboutEmilio Santos has a spectacular aura aboutEmilio Santos has a spectacular aura aboutEmilio Santos has a spectacular aura aboutEmilio Santos has a spectacular aura aboutEmilio Santos has a spectacular aura aboutEmilio Santos has a spectacular aura about
Ruh Halim: none
Standart Deliler - Osmanlı Ordusu

Osmanlı Ordusu'nun Korkusuz Birliği - Deliler





Osmanlı kara ordusunda görevli bir askeri birliğin ismidir. "Deli" adı verilen süvarilerden oluşan bu birlik, savaşlarda üstün cesaret göstermeleri ve farklı giyinme şekilleri sebebiyle bu isimle anılmıştır. Asıl olarak kendilerine kılavuz, rehber manasına gelen delil ismi verilmesine karşın, cesur ve korkusuzca düşmana atılmaları nedeniyle halk arasında deli olarak anılmışlardır. Deli adını almalarının sebebi gönüllü 20-25 yaş arası gençlerden oluşmalarıydı ve savaşlarda ordunun en ön saflarında çarpışmalarıydı.





En tehlikeli görevlere korkusuzca atılmaları yüzünden bu ismi aldılar. Korkutucu bir görünümleri vardı. Silah olarak eğri pala, kalkan, mızrak ve bozdoğan taşıyan deliler, başlarına pars ya da benekli sırtlan derisinden yapılmış tüylü bir miğfer giyerlerdi. Kalkanlarını da yine kuş tüyleriyle süsleyen delilerin giysileri aslan, kaplan ve tilki postundan, şalvarları da ayı ya da kurt derisindendi. Ayaklarına ise "serhatlik" denen sivri burunlu mahmuzlu bir çizme giyerlerdi. Üzerlerine ayı, pars, aslan veya sırtlan postundan kılları dışarıda şalvarlar giyerlerdi.

Bayraklarında "Kaderde ne varsa o gelir başa" yazılıydı. Sonradan giysilerinde değişiklik yapıldı, 17. yüzyıldan itibaren başlarına bir arşın uzunluğunda siyah kuzu derisinden üstü sarıklı bir kalpak giymeye başladılar. Çoğunluğu Türk'tür ve Rumeli'de yaşayan halklar arasından seçilmişlerdir.


Türkler, Boşnaklar, Hırvatlar ve diğer Slav halklarından oluşturulan Osmanlı birlikleri, Rumeli beylerbeyi ve serhat beylerinin maiyet askerleri arasında yer alırlar. Bu askerler Serhadkulu isimli askerler arasında yer almışlardır.


16. yüzyılda deliler; Rumeli beylerbeyi, Semendere ve Bosna sancak beylerinin yönetiminde; 17. yüzyılın sonlarından itibaren de Anadolu vezir ve beylerbeylerinin yönetimi altında olmuşlardır. 60'ar kişilik "bayrak" adı verilen ocaklara ayrılmışlar, seferlerde "Delibaşı" adı verilen komutanları tarafından yönetilmişlerdir. 18. yüzyılda bozulmaları sonucu yönetimi altındaki beylerbeyinin görevden alınması sonucu görevlerini kaybetmişlerdir. Bu süreçten sonra köylere saldırmaya başlamışlar, eşkiyalık faaliyetleri sebebiyle 1829'da II. Mahmut tarafından dağıtılmışlardır.





Gözünü budaktan sakınmayan yürekli ve korkusuz kişiler oldukları için efsanevi bir ünleri vardır.

Bir rivayete göre de ıslatılmış mermer üzerine çıplak elle tokat atarak talim ederlerdi. İri yarı adamların ellerinde sadece bir kalkanla ve dahi kimi zaman o bile olmaksızın üzerlerine saldırdığını gören düşman askeri ne olduğunu anlayamadan, mermere meydan okuyan meşhur Osmanlı tokadıyla karşı karşıya gelir, ve bunun nasıl bir şey olduğunu anladığında ya ölü ya da artık savaşamayacak denli sakat bir asker olurdu. ''Osmanlı tokadı'' kavramı buradan çıkmıştır.






Delilerin Hücumu ve Dünya Depreme Tutuldu

…Topların tüfeklerin seslerinden kulaklar sağır oldu, gürültüsünden beyinler dondu; okların vızıltısından hava yüzünde periler korktu, bu ulu cengin heybetinden deniz dibindeki balıklar ürktü, dağ canavarları vatanlarını koyup gittiler, ses bağırtıdan, yankıdan, atların kişnemelerinden, erenlerin naralarından, bağırıp çağırmalar nefirinden ödler patladı, nicelerinin korkudan ödleri sıttı, nicelerinin başı gitti, kan ırmak gibi aktı, dumandan tozdan havanın yüzü kapkara oldu, can alıcı can almaktan yoruldu… Deri takkeli delilerin atlarının boyunlarında öten ziller, dürtüştükleri kâfirlerin iniltileri ve figanları idi. Bu garip tarz ve acayip tavırla kâfirlere köpeksiz koyuna kurd girer gibi koyuldulardı… dünya depreme tutuldu, Kaf dağı yerinden oynadı, gökler yer üstüne yığıldı sandılar, gaziler kâfirleri öyle kırdılar ki…
1448 yılındaki II. Kosova Meydan Muharebesi ve delilerin hücumunun tasviri. Abdullah Turhal'ın Deliler adlı kitabından.

Muhteşem cengâverlerdi… Kısa ve yağlı baldırlı atlarının üzerinde giderken kullanamadıkları silah yoktu. ''…öylesine cesur hareket ederlerdi ki, insanları gölgelerinin bile öldürücü olduğuna inandırmışlardı''. Sırtlarında kartal kanatları, üzerlerinde leopar postlarıyla düşman karşısına çıktıklarında insan mı yoksa insan dışı bir varlık mı olduklarını anlamak zordu. Güçlü fiziksel yapılarıyla Osmanlı ordusunun tüm askerlerinden ayrılan, kendine has kıyafetleriyle dikkat çeken savaşçılardı. Adları ''Deliler''di.


''Deliler'', İhsan Oktay Anar'ın kahramanlarını hatırlatıyor adeta. Osmanlı ordusu askerinden çok hayal gücünün beslediği roman kişileri gibiler. Peki, gerçekte kim bu deliler? Nasıl yaşarlar ve savaşırlar? Ne giyerler? Abdullah Turha'ın Osmanlı'nın Muhteşem Süvarileri üstbaşlığıyla yayımladığı ''Deliler'', Osmanlı ordusunda 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar varlık gösteren bu askerleri görseller eşliğinde anlatıyor.


Radikal Kitap Eki, Burcu Aktaş






Deliler, Gerçekten Deli miydi?

Ordu bünyesinde yer alan Deli Ocağı, genellikle sınır boylarında, Rumeli beylerbeyi veya sancakbeyleri maiyetinde bulunan hafif süvari birliklerinden oluşuyordu. Deliler bu ocağa bağlıydılar. Osmanlı kara ordusunun ikinci temel grubu olarak adlandırabileceğimiz eyalet askerleri; barış zamanı kendi işleriyle uğraşırlar, devletten maaş almazlar, savaş zamanı çağrıldıklarında orduya katılırlardı. Deliler de, tıpkı tımarlı sipahiler, azaplar, akıncılar gibi bu kategoriye giriyordu. İsimleriyse, gözlerini budaktan esirgemeden, görenleri şaşırtan bir cesaretle düşmana saldırmalarından geliyor. Yazar, onların, ''deli'' olmadığını, isimlerinin gözüpek, coşkun sıfatı olarak kullanılan deli sözcüğünden geldiğini dönemin yabancı yazarları ve gözlemcilerinden alıntılarla ortaya koyuyor. Abdullah Turhal, delilerin, sadece Osmanlı'nın değil, dünya askeri tarihinin de en renkli ve en olağanüstü askerleri olduğunun altını çiziyor.

Turhal, ''Deliler''de, bahsi geçen ve beş yüzyıl varlık gösteren bu askerlerin hemen her dönemini anlatıyor. Örneğin önceleri birer bölük halinde doğrudan beylerin çevresindeki muhafız birlikleriyken sonraları sayıları arttırılarak ve geliştirilerek korkunç bir savaş unsuru haline getiriliyorlar. Peki ''deli'' olmak için ne yapmak gerekiyordu? Osmanlı'da her önüne gelen deli olamıyordu. Deli Ocağı'na dahil olmak için bazı kurallar vardı: Gösterişli bir fiziki yapıya sahip olmak ve cesaretini, savaşma becerisini kanıtlamak. Düşmanla cesurca savaşabileceğini (ki bu tek başına 8-10 kişiyle çarpışabilmek anlamına geliyor) ve silah kullanmadaki ustalığını gösterenler deli başlığı giymeye hak kazanıp resmen ocağa dahil oluyorlardı. Ocağa girerken belli bir etnik kökene veya dini inanışa ya da tarikata mensup olma şartı aranmıyordu. Yine de ocağın büyük bir çoğunluğu Türklerden oluşuyordu. Sonradan Müslüman olan Boşnak, Sırp ve Hırvatlara da rastlanıyordu.


Kaynaklar; Vikipedi, Radikal, çeşitli forumlar.
__________________
kahrolsun bağzı şeyler!
Emilio Santos isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
10 Üyemiz Emilio Santos'in Mesajına Teşekkür Etti.