Tekil Mesaj gösterimi
Eski 24.02.12, 17:49   #1
Rukia
« En Akıllı Bızdık »

Rukia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Feb 2012
Konular: 177
Mesajlar: 2,225
Ettiği Teşekkür: 9714
Aldığı Teşekkür: 15796
Rep Derecesi : Rukia has a spectacular aura aboutRukia has a spectacular aura aboutRukia has a spectacular aura aboutRukia has a spectacular aura aboutRukia has a spectacular aura aboutRukia has a spectacular aura aboutRukia has a spectacular aura aboutRukia has a spectacular aura aboutRukia has a spectacular aura aboutRukia has a spectacular aura aboutRukia has a spectacular aura about
Ruh Halim: none
Standart Güneş Dil Teorisi

Güneş Dil Teorisi





Güneş Dil Teorisi Nedir?


Güneş-Dil Teorisi, Türk dilinin eskiliği ve başka dillere kaynaklık ettiği görüşünün dilbilim temellerine dayandırılabileceği görüşünden güç alan bir teoridir. 1934-1936 yılları, Atatürk’ün aynı zamanda Türkçenin ve öteki dünya dillerinin kökenine eğilme yönündeki çalışmalara ilgi gösterdiği yıllardır. Teorinin ilham kaynağı Viyanalı Dr. Hermann F. Kivergitsch’in Atatürk’e gönderdiği 41 sayfalık basılmamış bir incelemesidir.

Viyana Üniversitesi’nde yetişmiş olan Kıvergitsch, sosyoloji ve antropoloji yöntemi ile elde ettiği bilgileri, S. Freud’un psikanaliz görüşleri ile birleştirerek dil akrabalıklarının araştırılmasında kullanmak istemiştir. Türk Dillerindeki Bazı Unsurların Psikolojisi adlı incelemesinde ileri sürdüğü teorinin özü, Türkçenin eskiliği ve başka dillere kaynaklık ettiği görüşünün bazı ses değişme ve gelişmelerine bağlanmasıdır. Bu temel görüşten yararlanarak Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili adlı kitapçığı hazırlamıştır.


Teorinin İçeriği ve Siyasi Hedefleri

Teorinin ana fikri "Türk dilinin dünyada esas bir dil olduğu ve dünya dillerindeki birçok kelimenin de Türkçeden türediği"ydi.

Güneş Dil Teorisinin tarih içerisinde oynadığı rol, Atatürk Devrimleri'ni anlamak açısından önemlidir. Ümmetten millete geçme aşamasında olan ve Batı karşısında kendisini aşağılanmış hisseden Türk milletine özgüven aşılamak Teorinin amaçları arasında görülmüştür. Teori, Atatürk Devrimleri'nin yıktığı düzenle ve Avrupa merkezci tarih teorileriyle hesaplaşma çabası olarak değerlendirilmektedir. Bundan dolayı bilimsel nedenlerden çok siyasi nedenlerle desteklenmiştir.

Atatürk
Türk Tarih Tezi'ni desteklemek için Kvergić'in hipotezini geliştirilmesini istiyordu. Çünkü kendisine güvenen ve saygı duyan bir millet bilincinin uyanmasını istiyordu. Avrupalı tarihçilerin Türkleri aşağılamasına yanıt olarak "Türk dili, Taş ve Maden devrinde kültür kelimelerini göç yolu ile yeryüzündeki dillere yayan kadim büyük bir kültür dilidir." mesajı verilecekti.

Atatürk, teoriden iki şekilde yararlanmak istemiştir:

a.Türk milletine; eski, köklü tarihi ile olduğu kadar, eski ve köklü dili ile de gurur duyabileceğinin aşılanması,
b. 1932-1936 yılları arasındaki özleştirme çalışmalarında temel alınan tasfiyeciliğin frenlenmesi.



Geçmiş-Süreç


-Ulus gazetesinde 1935 yılında dillerin kökeni sorunu ile ilgili Notlarımızı anlatan izah başlığıyla imzasız makaleler yayınlandı.

-14 Kasım 1935 tarihinde Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili adıyla makaleler kitap haline getirildi.

-TDK genel sekreteri İbrahim Necmi Dimen, Tahsin Mayatepek ile yazışmasında bu notların ve açıklamalarının Atatürk'e ait olduğunu ancak kendileri isimlerinin ilanını arzu buyurmadıklarından imzasız yayınlandığını açıklar.

-Bu notların hazırlanmasında Rus dilci Pekarski, Fransız Hilarie de Barenton ve B. Carra de Vaux'un eserlerinden faydalanılmıştı. Necmi Dilmen'in mektubunda Atatürk'ün yazdığı anlaşılan Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımdan Türk Dili isimli kitapta, Sırp asıllı Avusturyalı dilbilimci Dr. Phil. Hermann Kvergic'in Türk Dillernin Nazı Unsurlarının Psikolojisi isimli 41 sayfalık basılmamış Fransızca eserinden de faydalanılmıştır.

-Bu tez, yazarı tarafından 1935 yılında Viyana’dan önce Türk Dil Kurumu'ndan Akmet Cevat Emre'ye gönderildi.

-Emre'nin kıymetsiz bulduğu mektubuna cevap alamayan Kvergić, bu kez eserini doğrudan Atatürk’e gönderdi. Teorideki esas fikir bizzat Atatürk tarafından geliştirildi ve sunuldu.

Güneş Dil Teorisi, 1930'lu yıllarda Atatürk tarafından desteklenmiş, Türk Dilini Tetkik Cemiyeti'nin düzenlediği 3. Dil Kurultayında katılımcılar tarafından tartışılmış ve hatta kurultay raporunda katılımcı dilbilimciler tarafından da araştırılmasını teşvik edilmiştir.



Kelimelerin Doğuşuyla İlgili Varsayımlar



Örneğin ;Niagara şelalesinin ismini alış hikayesi çok ilginçtir.Bering Boğazı yoluyla Amerika kıtasına geçen Türkler (sonradan Kızılderili olarak adlandırılacaklardır) kıtayı keşfe başlarlar. Bir müddet ilerledikten sonra önlerine korkunç gürültüler çıkaran bir şelale çıkar. Bu durumdan çok etkilenen Türkler "ne yaygara! ne yaygara!" derler. Zamanla "ne yaygara" yerini Niagara'ya bırakır.

Başka bir örnek de şöyledir.Kıta keşfine devam eden Türk boyları Güney Amerika'ya kadar gelmişlerdir. Burada ucu bucağı olmayan bir nehir görürler ve tüm çabalara rağmen sonunu bir türlü bulamazlar. Hayretler içinde kalıp "amma uzun!" demişler. Zamanla bu "amma uzun", Amazon'a dönüşmüştür.


Dillerin Türkçe ile Benzerliği



Sümerceden Örnekler;


Adda (ata, baba), Ama (anne, ana), Aga (yönetici, ağa), An (tan, gök), Anu (Gök Tanrı), Ar(er, şeref), As (tek, biricik), Bab(baba), Dingir (Tengri), E (ev), Kıya (kıyı), Es (esmek), Gisko (şişko), Dim (dik), Kol (kol), Uiku (Uyku), Kus (kuş), Sag (sağ) Mesu (meşe), Ag (akıl), En (engin, yüce), Ge (gel), Ka (kan), Kanal (kan damarı), De (demek), Duru (durmak), Kur (dağ, kurgan), Kusu (koşmak), Güles (güleç) Bur (delik,burgu), Bal (balta), Bar (barla/parla), İb (ip), Alım (alımlı), Ulu (ulu), Utu (Güneş, Uçtu, Ot-O), Kup (gitmek, kop), Gim (kim), Ir (er), Odun (odun, Ot-un) YAKU (yak), YAKUHİN (yakı, ilaç), TEPPEN (tepe), YORU (yürü, yakına gel),

Japoncadan Örnekler;


KURO (kara), AMA (ana, dalgıç kadın), YOOMO (yün), SUİ (su, meyve suyu), SUİ-DO (akarsu, hareketli su), WA (var), ARU (varlık), ASAİ (sığ), YANE (yan tavan), KAKU (yaz, kak), HANAŞİ (hanaş, konuş), CHIZU (çizi, harita), TABE (ye, tat), TATAKU (dayak, dövüş), YABAN (yabancı), YASAİ (yeşil sebze), KİİRO (kir, kır, sarı-gri, eski Japoncada ‘duman’), NANİ (ne), KA (kangı ‘soru takısı’), KATAİ (Katı), YAMA (yamaç), SUNDE (sin, çök, otur). İMA (imdi, şimdi), ASHİTA (Aştı, yarın), BOSHİ (Başlık), MURA (bura, köy),İRİGUÇİ (İrigiriş)

1932 yılında emekli General Tahsin Bey Atatürk’ü ziyaret etti. Maya dili ile Türkçe arasındaki benzerliklerden bahsetti. Mayalar Meksika’da yaşamışlar Türkler ise Orta Asya’dan gelmişlerdi. Aradaki uzaklığa rağmen Atatürk bu konuyla ilgilendi. Derhal Tahsin beyi Meksika’ya elçi olarak atadı. Ona iki dil arasındaki benzerlikleri ortaya çıkarma görevini verdi.



Tahsin Bey Meksika’da Amerikalı Arkeolog William Niven’in bulduğu tabletlerden haberdar oldu. Maya dilinin kökünün bu tabletlerde olduğu anlaşılmıştı, Türkçe ile maya dili arasındaki benzerlikler de bu tabletlerde aranmalıydı.

Amerikalı arkeologun ortaya çıkarmış olduğu tabletler Tahsin Beyi şaşkına çevirdi. Eğer bunlar doğru ise bilinen tarih ve bilim yanılıyor demekti. Çünkü tabletler M.Ö. 200000 ile 70000 arasında Büyük Okyanus’ta yer almış olan bir kıtayı haber veriyorlardı.

Bu kıtanın adı Mu’ydu. Avustralya’dan birkaç misli büyüktü. Yüksek bir medeniyete ulaştıktan sonra bir deprem ve tufan sonucu battığı sanılıyordu. Acaba Türklerin kökeni de bu kıtadan göç edenlere mi dayanıyordu? Tahsin Bey konuyla ilgilendikçe karşısına yeni bilgiler çıkıyordu. Bu kez kendisine İngiliz albayı James Churchward’ın Hindistan’da bulduğu tabletlerden bahsettiler. Bunlar da kayıp Mu kıtasıyla ilgiliydi.

Churchward 50 yıllık çalışma ile bu tabletleri çözmüştü aynı zamanda bu konunda yayınlanmış 5 adet kitabı da vardı. Tahsin Bey öğrendiklerini ve ortaya çıkardıklarını Atatürk’e raporlar halinde sundu. Churchward’ın Mu ile ilgili kitapları getirildi

Kitaplar basılmadan daktilo edilmiş halde Atatürk’ün önüne kondu. Atatürk insanın yaradılışı ile ilgili bölümlerle ilgilenmişti. Mu’nun insanoğlunun anayurdu olduğunu, nüfusunun 64 milyona kadar çıktığını, ilk insanın orada yaratıldığını anlatan satırların altını çizmişti.

Tercümelerde Maya dilinin yeryüzünün anadilinden gelmiş olduğunu, tüm dillerin orada doğduklarını ve anadilin Mu dili olduğu bölümlerin altı, yine Atatürk tarafından çizilmişti. İlgi çeken bir diğer bölüm, ırkların kökeniyle ilgiliydi. Anadolu’daki ilk insanlar olan Karyanlar’ın asıl vatanlarının Büyük Okyanus’taki Easter Adası olduğunu anlatan bölümün de altı çizilmişti. Mu’nun batışının anlatan bölümde ‘Ya Mu bizi kurtar’ diye bağırmalarını işaretlemiş ve ‘Demek ki Mu bir ilahtı’ notunu düşmüştür. Birçok Mu kökenli özel isim ve sıfatları Atatürk öztürkçe ile karşılaştırmış, notlar almış. Örneğin tarlaların Allahı anlamına gelen ‘bal’ kelimesinin yanına ‘balağmak’ notunu almış, “Ruhların memleketi Kui” cümlesinin yanına: “kökü: ailedir” diye yazmış.

Atatürk’ü önce Türklerin kökenini ve Mu dilinin Türkçe ile bağlantısı ilgilendirmiş. Sonra inançların ve Mu’nun yönetim biçimi üstünde durmuş. Üçüncü kitaptaysa çok geniş anlatılan Mu simgelerini, Atatürk Latin abecesiyle karşılaştırmış.






Atatürk, James Churchward’ın iki kitabıyla özellikle ilgilenmiştir: Kayıp Mu Kıt’ası ve Mu’nun Çocukları. Bu iki kitap, Anıtkabir Kitaplığı’nda 1301 ve 1302 no ile kayıtlıdır. Kitaplardan çıkarılan, daktilo ile yazılmış çeviri metinleri ise yine Anıtkabir Kitaplığı’nda 4 dosya halinde bulunmaktadır.

Ortada garip bir olay daha vardır: 1967 yılına kadar Türk Dil Kurumu arşivinde, sonra Anıtkabir Kitaplığı’nda bulunan bu çeviriler hâlâ basılmamıştır. Öylece durmaktadır.

Atatürk’e kitapları sağlayan Tahsin Bey, Meksika’da araştırmalar yaparken, Maya-Aztek-İnka uygarlıklarının Türklerde kullanılan eşyalara benzer eşyalar kullandıklarını öğrenmişti. Ayrıca davullar ve kalkanlar bizimkilere çok benziyor, üstlerinde ay ve yıldız simgeleri bulunuyordu. Tahsin Bey, tüm çalışmalarını belge ve fotoğraflarla birleştirerek üç cilt defter halinde Atatürk’e yollamıştır. Bunların ilk ikisi 1970’lere dek TDK Kütüphanesi’nde 56-57 numaraları ile durmaktadır. Üçüncü defter kayıptır.


Atatürk’ün Cevabı

Mademki Türkçe öteki dillere de kaynaklık etmiş bir dildir, o hâlde, dilimize girerek benimsenmiş olan sözlerin de dilden atılmasına gerek kalmamıştır. Böylece, dili özleştirme çalışmalarında, tasfiyecilik yönündeki aşırı tutumun önü frenlenmiş oluyordu.

Nitekim, Atatürk 1936 yılında dil konusunda yaptığı bir sohbet sırasında: “Yeni Türkçe kelimeler teklif edebiliriz. Bu yönde ısrarla çalışmalıyız. Fakat bunları Türk dilinin olgunlaşma seyrine bırakmalıyız. Birkaç gün önce Ahmet Cevat Bey’e söyledim: ‘ketebe’, ‘yektübü’ Arabındır; ‘kâtip’, ‘mektup’ Türkündür” diyordu. O, bu sözleriyle, elbette tarihî görevini tamamlamış olan Osmanlı Türkçesine dönüşü kastetmemiştir. Çok açık olarak halkın diline girip benimsenmiş olan sözlerin değil, daha üzerinden yabancı damgasını atamamış olan sözlerin üzerinde durulması gereğine işaret ederek gidilecek doğru yolu belirlemiştir.


Yapılan tüm bu çalışmalara rağmen Güneş Dil Teorisi beklenilen ilgiyi bulamaz ve Atatürk'ün vefatından sonra bir daha üzerinde herhangi bir çalışma yapılmaz. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde konuyla ilgili olarak ders veren İbrahim Necmi Dilmen, "Güneş öldükten sonra onun teorisi mi kalır?" diyerek, Atatürk'ün ölümünden sonra bu teoriyle ilgili çalışmaların sona ermesinin sebebini açıklar.

Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın, 25 Haziran 2005 tarihinde düzenlenen bir açık artırmada Güneş Dil Teorisi ve Dil Karşılaştırmaları Komisyonu Raporunu satın almış ve Türk Dil Kurumu Arşivine bağışlamıştır.

Rukia isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Rukia'in Mesajına Teşekkür Etti.