Tekil Mesaj gösterimi
Eski 03.03.12, 03:00   #1
Canan
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 5418
Mesajlar: 24,445
Ettiği Teşekkür: 97377
Aldığı Teşekkür: 135792
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Mezarlıklar - Mezar Taşları ve Edebiyatçıların Mezarları

Mezarlıklar - Mezar Taşları
Edebiyatçıların Mezarları




Yahya Kemal’e Paris’te kaldığı yıllarda bir tarihçi İstanbul’un nüfusunu sormuş. Yahya Kemal 50 milyon cevabını verince, muhatap şaşırıp bu nasıl olabilir demiş. Yahya Kemal de şu açıklamada bulunmuş:
- Biz ölülerimizle beraber yaşarız.

Hakikaten İstanbul, sokaklarında dolaşılırken mezarlarla çok sık karşılaşılan ender şehirlerden biridir. Şehrin içinde kalmış mezarlıkların hemen yanı başında bütün canlılığıyla devam eden bir hayat vardır. Meskenler ve mezarlıklar birbirine yaslanmış olarak bulunur. Bundan başka mezarlıklar belli günlerde daha yoğun olmak üzere ziyaretçileriyle dolup taşar. Hayatın bir başka cephesini oluşturur.


Büyük mezarlıklardan başka hemen hemen bütün tarihi camilerin bahçelerindeki hazire adı verilen kısımlarda mezarlar vardır. Külliyelerde, yahut herhangi bir yol üzerinde, bir tekkede türbelere rastlamak da çok mümkündür.

Mezarlıklar, mezar taşlarındaki resimler, figürler, mezar taşı kitabeleri de araştırmaya değer diğer konulardır.
Mezar taşları mezarın baş ve ayak tarafında bulunur ve şahide adını alır. Baş tarafındakine “baş taşı”, ayak tarafındakine “ayak taşı” adı verilir. Baş taşı tek başına olduğu gibi ikisi beraber de bulunabilir. Eski mezar taşları kitabeleri tarihi, dini ve sosyolojik, psikolojik açıdan birer belge olması yanı sıra üzerinde yazılan şiirlerde edebi açıdan değer taşımaktadır.

Mezar taşı, her ne kadar defnedilen kişi için hazırlanmış olsa da bir yönüyle aileyi, ailenin kimliğini gösterir. Maksat o kişiyi sadece zikretmek değil, toplumsal olarak da konumlandırmaktır. Bu durum günümüzde aile içindeki fertlerin tanıtımları konusunda da geçerlidir.
Ailede kim daha nüfuzluysa onunla ilgi kurulur. Bazı durumlarda babadan, kayınpederden hiç söz edilmeyip, önemli bir kişinin kızı olan kayınvalidenin adı zikredilir. Albay falancanın damadı, genel müdür filancanın hanımı gibi.


Giderek artan bir toplumsal kaygıyla, kişiye bir makam oluşturulmaya çalışılır. Bu biraz da asalet hastalığının bir nişanesidir. Yakınını mezar taşını yüksek ve heybetli yapan bir ailenin diğer insanlara tepeden baktığını çıkarmak da zor olmasa gerek.

Şairlerin kendi mezar taşları için kaleme aldıkları şiirler ayrı bir inceleme konusudur. Türk edebiyatında Batı’nın etkisiyle mezar taşı kitabesine şiir yazma 1880'lerden sonra artmıştır. Cenap Şahabettin'in Şairin Kitabe-i Mezarı, Abdullah Cevdet'in Kitabe-i Seng-i Makber’i, Tahirü’l- Mevlevi'nin kendi mezar taşı için yazdığı şiir bu tarz şiirlerdir. Orhan Veli de 1938 yılında Kitabe-i Seng-i Mezar adlı şiir kitabını yayımlamıştır. Bu şiirler, şairlerin ölüme ve öteki dünyaya bakışlarını gösterme açısından ilginçtir.

Fatih Andı'nın Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde 8 Ağustos 1894 tarihli Mâlûmât Mecmuası’nda rastlayıp yayımladığı Abdullah Cevdet'in şiiri şöyledir:

Madam ki cihanda vücud-ı muhakkarım
Oldu gıdâ-yı ejder-i buhrân u infiâl
Sarsın derim civârımı bir samt-ı sermedî
Olsun yerim zalâm-ı leyâlî-i bî zevâl"


(İsteği kabul olmuş ki cenaze namazını kimse kılmak istememiş. Birkaç belediye görevlisi cenazeyi alıp defnetmiştir.)

Hasan Akay'ın 5 Şubat 1924 tarihli Servet-i Fünun'da görüp yayımladığı Cenap Şahabeddin'in "Şairin Kitabe-i Mezarı" adlı şiirinin ilk dörtlüğü şöyledir:

Okuyup tabsıra-i ömrü esefsiz kapadım
Ebediyen uyusun toprağın altında adım
Şimdi ben gölgede bir şi'r-i sükûtun sesiyim.
Her sesin, her nazarın kör ve sağır ma'kesiyim.

Bu iki şiirden çok farklı olarak, Tahirü'l Mevlevi'nin mezar kitabesi için vasiyet ettiği şiir de şöyledir:

Eli boş gidilmez gidilen yere
Boş gelmedim yâ Rab, ben suç getirdim.
Dağlar çekemez bu ağır yükü
İki kat sırtımla pek güç getirdim.


Harf devrimiyle beraber bugünkü mezar taşı geleneğine gelinir: Beyaz bir taş üzerinde isim, doğum ve ölüm tarihleri ve Fatiha isteyen bir ibare. Geçiş döneminde nasıl bir değişikliğin yaşandığının anlaşılabilmesi için 1925-1935 arası dönemi incelemek gerekir. Dil konusunda da “öztürkçecilik” denilen garip ifade tarzlarının da mezar taşlarında yansımaları görülebilir.

Mezarlıklarla ilgili ilk çalışmaları yapan Süheyl Ünver’dir. Kendisi, 1915 tarihinde Karacaahmet Mezarlığı’ndaki taşların üzerindeki desenleri tespit etmeye çalışmıştır. Süheyl Ünver, kitabelerin üzerindeki süsleme örneklerini defterlerine çizmiş ve yayımlamıştır.

Mezarı kaybolmuş şair ve yazarlar da ayrı bir araştırma konusu olabilecek değerdedir. Bu araştırmalar sırasında birçok edebiyatçının mezarının da kaybolmuş olduğunu fark ettik. Divan şairi Naili 1666 vefat edince Fındıklı’daki Sünbüli Dergahı’na gömülmüş. Daha sonra Beyoğlu Mezarlığı’na nakledilmiş, daha sonra burada yeri kaybolmuştur.

Tanzimat şairi Şinasi, Ayas Paşa Mezarlığı’nın taşınmasıyla; Yedimeşalecilerden Ziya Osman Saba’nın Eyüp’teki mezarı da yol inşaatı sebebiyle yapılan değişiklikler sırasında kaybolmuş. 18. yüzyıl önemli şairlerinden olan Şeyhülislam Yahya Efendi, vefatından sonra Fatih Çarşamba’da babasının yaptırdığı Darülhadis Medresesi’nin bahçesinde babası Zekeriya Efendi’nin yanına gömülmüş. Medrese meşhur Çarşamba yangınında tamamen yanınca arsası icra vekilleri heyetinin 8.12.1926 tarihli kararıyla Darüşşafaka Lisesi’ne verilmiştir. Bu genişçe arsa Darüşşafaka Lisesi’nin batıya bakan kapısı ile Çarşamba’ya giden yol arasındadır.
Daha sonra yapılan düzenlemelerde Şeyhülislam Yahya ve babası Zekeriya Efendi’nin mezar taşları bulunmuş, fakat şu anda kayıptır.

Mezarı kaybolan şairlerimizden farklı olarak Yunus Emre gibi birçok yerde mezarı olan şairler de vardır. Yunus’un Eskişehir, Erzurum, Aksaray, Ordu - Ünye, İsparta, Bursa, Ankara - Nallıhan gibi değişik yerlerde mezarları vardır. Merak edenler için, İstanbul’daki çeşitli yerlerdeki mezarları uzun bir çalışma sonunda tespit edildikten sonra bu edebiyatçıların kısa hayat hikâyeleri de eklenmiştir.
Kaynak; Vikipedi ve yazarmezar.com'dan derlemedir.
__________________


Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
26 Üyemiz Canan'in Mesajına Teşekkür Etti.