Tekil Mesaj gösterimi
Eski 05.03.12, 23:36   #5
Canan
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 5442
Mesajlar: 24,494
Ettiği Teşekkür: 97445
Aldığı Teşekkür: 135907
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Mezarlıklar - Mezar Taşları ve Edebiyatçıların Mezarları

Mehmet Akif Ersoy
(20 Aralık 1873 - 27 Aralık 1936)





Asıl adı Mehmet Ragif olan Mehmet Akif, 1873 yılında İstanbul'da doğdu. Annesi Emine Şerife Hanım, babası Temiz Tâhir Efendi’dir. Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek hicri 1290 rakamına karşılık ona Rağıyf adını verdi, ancak bu yapma kelime anlaşılmadığı için çevresi onu Akif diye çağırıldı.

Zirâat Bakanlığı’nda baytar olarak vazife aldı. Üç dört sene Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da bulaşıcı hayvan hastalıkları tedâvisi için bir hayli dolaştı. Bu müddet zarfında halkla temasta bulundu. Âkif'in memuriyet hayatı 1893 yılında başlar ve 1913 tarihine kadar devam eder.

İstiklal Marşı

1913′te İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. 1′inci Dünya Savaşı sırasında bu cemiyete bağlı bir örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla Almanya’daki Müslüman tutsakların durumunu incelemek üzere Berlin’e gönderildi. Daha sonra Arabistan ve Lübnan’a gitti. Batı uygarlığının koşullarına ve Doğu-Batı çelişkisine tanık oldu.

İstanbul’a dönüşünde Dâr-ül-Hikmet-i İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine atandı. İzmir’in işgalinden sonra Anadolu’da başlayan kurtuluş hareketine destek verdi. Balıkesir’de yaptığı konuşma, İstanbul hükümetini endişelendirdi, görevinden alındı. Ama o mücadalesini sürdürdü.

Camilerde yaptığı konuşmaların metinleri çoğaltılarak bütün yurda dağıtıldı. Ankara hükümetinin kurulması üzerine Burdur mebusu olarak Büyük Millet Meclisi’ne girdi. O sırada İstiklal Marşı için açılan yarışmaya katılan 724 eserin hiçbiri beğenilmemişti. Maarif vekilinin isteği üzerine 1921′de “İstiklal Marşı”nı yazdı. Metin, 12 Mart 1921′de Büyük Millet Meclis’nde kabul edildi. Mehmet Akif, ödül olarak kendisine verilen 500 lirayı Türk Ordusu’na armağan etti.

Eserleri:

Safahat – 1911, Süleymaniye Kürsüsünde – 1911 Hakkın Sesleri – 1912, Fatih Kürsüsünde – 1913, Hatıralar – 1917, Âsım – 1919 , Gölgeler – 1933.

1936 yılında siroz hastalığına tutuldu ; hava değişikliği iyi gelir düşüncesiyle önce Lübnan’a, sonra Antakya’ya gitti fakat Mısır’a hasta olarak döndü.

17 Haziran 1936’da tedavi için İstanbul’a döndü. 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da, Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda hayatını kaybetti.

Edirnekapı Mezarlığı’na gömüldü. Cenazesine resmi bir katılım olmadı ancak büyük bir üniversiteli genç topluluk katıldı. Mezarı iki yıl sonra, üniversiteli gençler tarafından yaptırıldı; 1960’ta yol inşaatı nedeniyle kabri Edirnekapı Şehitliği'ne nakledildi. Mezarlıkta Süleyman Nazif ve arkadaşı Ahmet Naim Bey'in arasında yatmaktadır.


Edirnekapı Mezarlığı




Peyami Safa
(2 Nisan 1899 – 15 Haziran 1961)




Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğlu olan Peyami Safa, 2 Nisan 1899'da İstanbul'da doğdu. Sivas'a sürgüne gönderilen babasını iki yaşında kaybeden Peyami Safa, dokuz yaşında tutulduğu kemik hastalığı ve maddi sıkıntılar yüzünden düzenli bir eğitim göremedi.

1914 - 1918 yılları arasında Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yaptı. Öğretmenlik yaptığı yıllarda kendi çabalarıyla Fransızca öğrendi.

1918 yılında öğretmenlikten ayrılarak ağabeyi İlhami Safa ile çıkardıkları Yirminci Asır Gazetesi'nde Asrın Hikayeleri adlı öyküleriyle kırk üç yıl sürecek olan gazetecilik ve yazı hayatına ilk adımını atmış oldu. 1921 yılında Son Telgraf Gazetesi'nde, daha sonra da Tasvir-i Efkâr'da yazdı. Tasvir-i Efkâr' dan sonra 1940 yılına kadar Cumhuriyet Gazetesi'nde yazan Peyami Safa ayrıca Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde de yazdı.

1936 yılında 21 sayı “Kültür Haftası” ve 1953 – 1960 yılları arasında 63 sayı “Türk Düşüncesi” adlarında iki dergi çıkarmıştır. Peyami Safa'nın edebî değeri olmayan, "Server Bedi" imzası ile yayınladığı Cumbadan Rumbaya romanı ve Cingöz Recai Polis Hikâyeleri halk arasında çok rağbet gördü.

Güçlü bir fikir adamı olan Peyami Safa, Batı tarihçilerince "zalim" olarak tanıtılan Hun hükümdarı Atilla'yı aklamak amacıyla bir de tarihsel roman yazdı. Çağın düşünce akımlarıyla da yakından ilgilenen Peyami Safa, siyasal sorunlar karşısında tavır aldı. Zaman zaman Nazım Hikmet, Nurullah Ataç, Sabiha ve Zekeriya Sertel ve Aziz Nesin'le çeşitli polemiklere girdi.

Fıkra ve makalelerinde mantık ve inandırıcılığı ön plana çıkaran Peyami Safa, romanlarında ise olaydan çok tahlile önem verdi. Mahşer, Şimşek, Fatih-Harbiye ve Biz İnsanlar adlı romanlarını Doğu-Batı sorununu ve halkın yaşadığı çelişkileri somutlaştırarak kaleme aldı. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Sözde Kızlar, Matmazel Noralya’nın Koltuğu; Yalnızız önemli romanlarındandır.

Peyami Safa, Nebahat Hanım’la evlenmiş, Merve isimli bir oğlu dünyaya gelmiştir. Merve’nin askerliğini yaptığı sırada vefat etmesi Peyami Safa'yı çok derinden etkilemişti. Bu üzücü olaydan birkaç ay Havadis Gazetesi'nin baş yazarı iken 15 Haziran 1961'de İstanbul'da vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Mezarlığı’nda, 15. adada oğlu ve eşiyle yan yana bulunmaktadır.

Edirnekapı Mezarlığı





Ahmet Haşim
(1885 - 4 Haziran 1933)





1885 yılında Bağdat'ta doğan Ahmet Haşim, Arif Hikmet Bey’in oğludur. Babasının kaymakamlık vazifesi ile durmadan yer değiştirmesi eğitim yaşını geciktirmiştir. On iki yaşında İstanbul’a geldiğinde Türkçeyi iyi konuşamamaktadır.

Bir yıl Numune-i Terakki Mektebi’nde okuduktan sonra Galatasaray Lisesi’ne girer. 1906’da mezun olduktan sonra 400 kuruş maaşla Reji İdaresi'nde memurluk yapar. Mekteb-i Hukuk’taki (Hukuk Fakültesi) öğrenimini yarıda bırakarak Fransızca öğretmenliği ve çevirmenlik yapmaya başlar.

Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi), Mülkiye Mektebi (Siyasal Bilgiler Fakültesi) ve Harp Akademisi'nde öğretim görevlisi olarak çalışır.
Göl Saatleri, Piyale isimli şiir; Bize Göre, Gurabâhâne-i Laklakan, Frankfurt Seyahatnamesi isimli mensur eserleri vardır.

Hayatı boyunca yalnızlığın acısını çeken şair, 1933 yılının Mayıs ayının son gününde, yani vefatından dört gün önce kendisinin hizmetine bakan kadınla nikahlanır. Bundaki maksadı da bulunda çatı katındaki dairesinin bu kadına kalması arzusuydu.

Fecr-i Ati adı verilen edebiyat topluluğu içinde yer alan Ahmet Haşim, on beş ay süren bir ciğer ve böbrek hastalığından sonra, doktorların verdiği bir yıllık ömrü üç ay geçerek, 4 Haziran 1933 günü ölür.

Ahmet Haşim, ölüm döşeğinde kendisini ziyaret eden Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Kutsi Tecer’e öleceğini ima etmiş ve onlara, "Şairlerin en garibi öldü" son mısrasını söylemiştir.


Eyüp Mezarlığı



Necip Fazıl Kısakürek
(26 Mayıs 1905 - 25 Mayıs 1983)



Maraşlı bir soydan gelen Necip Fazıl, İstanbul’da doğdu. Çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyükbabasının İstanbul Çemberlitaş'taki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında dönemin ünlülerinden Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Akseki, İbrahim Aşki gibi isimler vardı.


Şairliğe ilk adımını on yedi yaşında iken, annesinin arzusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı. Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı.


Necip Fazıl'ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü, çıkardığı dergiler ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir. 1936 yılında haftalık Ağaç dergisi dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olmuştur. Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi, Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anıları yer aldı. Sık sık kapatılan ve toplatılan Büyük Doğu'nun çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babıali’de Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayımladı.

Büyük Doğu'da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi müstear isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferanslarla büyük ilgi topladı.


1980'de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü, 'İman ve İslam Atlası' adlı eseriyle fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı'nı 1981 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü'nü 1982 yılında almıştır. Ayrıca Türk Edebiyatı Vakfı'nca 1980'de verilen beratla “Sultan-üş Şuara” (Şairlerin Sultanı) unvanını kazanmıştır.


Necip Fazıl Kısakürek 25 Mayıs 1983 tarihinde Erenköy'deki evinde öldü. Eyüp sırtlarında toprağa verilir.

Kabri, Piyer Loti’ye çıkan yolun üzerinde sol taraftadır.
Eyüp Mezarlığı

__________________


Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
21 Üyemiz Canan'in Mesajına Teşekkür Etti.