Tekil Mesaj gösterimi
Eski 05.04.12, 13:50   #1
Canan
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 5418
Mesajlar: 24,445
Ettiği Teşekkür: 97377
Aldığı Teşekkür: 135792
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Merkez Efendi Camii | Türbesi | Çilehane













Merkez Efendi, 1493 yılında Denizli’de doğdu , asıl adı Musa’dır. İlk öğrenimini memleketinde taamladı. Daha sonra İstanbul’a gelerek Hızır Velüyiddin Efendi ve Mevlana Ahmet Paşa’dan dersler aldı. Müderrislik için Karaman ve Amasya’ya gitti bu dönemde Halvetiye Tarikati icazetini aldı. Tekrar İstanbul’a gelerek Etyemez Tekkesine devam eden Merkez Efendi, Sümbülîlik’in piri “Sümbül Efendi” lâkaplı Şeyh Yusuf Sinaeddin Efendi’nin halifesi, döneminin ileri gelen sûfîlerinden ve hekimlerinden oldu. Merkez Efendi’nin 1514 yılında, mensubu olduğu tarikatın (Halvetilik) halvet geleneğine uygun bir tekke tesis ederek sur dışındaki bu tenha yere yerleşmiştir.

Merkez Efendi’nin kendi buluşu olan mesir macununu Yavuz Sultan Selim’in eşi Ayşe Hafsa Sultan’ın inşa ettirdiği külliyenin zâviyesinde şeyhlik ve dârüşşifâsında tabiplik yapmak üzere Manisa’da bulunduğu süre zarfında icat ettiği bilinmektedir.



(Hafsa Valide Sultan hastalanınca Merkez Efendi 41 baharattan oluşan meşhur mesir macununu yapmış, Hafsa Sultan bu macun sayesinde şifa bulmuştur ve bu macunun herkese dağıtılmasını istemiştir. Merkez Efendi 22 Mart günü zaviyenin yanındaki Sultan Camii minareleri ve kubbeleri üzerinden mesir macunun halka dağıtmıştır. Bu gelenek günümüze kadar gelmiştir. Her yıl 22 Martta Manisa’da mesir macunu şenlikleri yapılmaktadır)










Türbenin hemen arkasında 15-20 basamaklı bir merdivenle inilen çilehane, bir 30 metrekarelik bir kuyu üzerine oturtulmuş küçük bir kapı ve benekli penceresinden başka birşeyi olmayan bir barakadır. Kırmızı balıkların yüzdüğü havuz çevresini dolanan dar bir yol barakayı kuşatır.










Halvetiye tarikati mensupları nefiserini ancak halvete çekilmekle terbiye edebileceklerine inandıkları için halvete girerlerdi. Hicre veya Halvethane adı verilen kapısı kıble tarafında bulunan, insan boyu yükşekliğinde namaz kılınacak uzunlukta, hareket edilebilecek genişlikte, ışık almayan bir odacıkta nefisle mücahede gerçekleştirilirdi. “Erbain” kelimesi Arapça’da “Çihil” kelimesi Farsça’da “kırk” anlamına gelir. Bu sebeple Halvet sürecine “Erbülne Girmek”, “Erbain Çıkarmak”, “Çile Çekmek”, “Çile Doldurmak” gibi isimlerde verilirdi. “Halvethane” yerine “Çihilhane” ve “Çilehane” isimleride kullanılırdı.










Çilehane ön tarafında parmaklıkla çevrili 8 ince sütuna dayalı ahşap tavanlı bir şadırvan ve etrafında iki kilitli kuyu vardır. Bütün bu bölümlerin etrafı mezarlıktır. Sabahattin Eyüpoğlu, Halil Nadaroğlu, Tahsin Öz, Tevfik Kut, Mükremin Halil Yinanç, Atatürk'ün hafızı Yaşar Okur, Halide Edip Adıvar, Abdullah Cevdet burada yatmaktadır.






Külliyenin hamamı camiden 200 m uzaktadır. İç kapısının sağındaki bölmenin üzerinde Merkez Efendi'nin burada yıkandığı yazmaktadır. Cami avlu kapısından girmeden solda eskiden çocuk kütüphanesi olan Abdülbaki Paşa darülkurrası vardır. Burası küçük bahçesinde paşanın mezarı olan kubbeli taş yapıdır. Araba trafiğinin kütüphane tarafından kapatılmasıyla bu küçük meydanda tıp şenlikleri düzenlenmektedir. Kütaphanenin yan tarafındaki üç katlı ahşap bina metruktur, yanındaki yeni yapılar Kuran kursu ve talebe yurdudur.










Tekkenin cümle kapısından girmeden evvel, kapının sağında küçük bir çeşme karşılıyor ziyaretçiyi. Büyük Merkezefendi Mezarlığı’yla birleşen ve tekke haziresinin duvarına gömülmüş olan bu küçümen çeşme bir ayna taşı ve pek de derin olmayan bir tekneden ibaret. Çeşme şu an faal değil ve lülesi de sökülmüş durumda. Vaktiyle tekkenin Mimar Sinan tarafından yenilendiği devre ait bir çeşmenin varlığından söz ediliyordu. Fakat bu çeşmenin o çeşme olmadığı biliniyor. Zira üzerinde iki mısralık ebced hesabıyla düşülmüş tarihinden de anlaşılacağı üzere bu çeşmenin yapılış tarihi, Hicrî 1227 / Miladî 1812 tarihini göstermektedir.


__________________


Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
11 Üyemiz Canan'in Mesajına Teşekkür Etti.