Tekil Mesaj gösterimi
Eski 03.05.12, 15:45   #2
Gece
Uzman Üye

Gece - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Nov 2011
Konular: 70
Mesajlar: 1,099
Ettiği Teşekkür: 5688
Aldığı Teşekkür: 6857
Rep Derecesi : Gece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: Cap Canli
Standart Cevap: Erkam Tufan Aytav/Sevdim Seni Bir Kere





Alevi-Sünni evliliklerine giden yolda yaşananlar



Erkam Tufan Aytav, “öteki”nin dünyasını aksettirmede son derece usta bir kalem.
“Türkiye’de Öteki Olmak” kitabından sonra bu ustalığını yeni kitabında sürdürüyor: Alevi Sünni Evlilikleri Sevdim Seni Bir Kere

Kitabın isminin de ima ettiği üzere Aytav, farklı kimliklerden ve kültürel coğrafyalardan gelen evli çiftlerin izini sürüyor bu çalışmasında.

Aytav, konuyu ele alırken, farklı mezhep mensuplarıyla evlenen bilindik simalarla ve onların eşleriyle görüşmeyi tercih etmiş. Üstelik görüştüğü kimselerin de yalnızca bir camianın mensupları olmamalarına dikkat etmiş.

Sabah gazetesi yazarı Sevilay Yükselir’den, Zaman gazetesi yazarı İbrahim Öztürk’e, Güneş gazetesi yazarı Rıza Zelyut’tan, Bloomberg TV’den Ali Çağatay’a ve Kezban/ Hüseyin Hatemilere kadar görüşülenlerin her biri, farklı aile yapılarına ve yaşam şekillerine sahipler. Bununla birlikte her birinde, ne olursa olsun “Sevdim Seni Bir Kere” diyebilecek kadar büyük bir kalp ve sarsılmaz bir irade mevcut.


Kitap okuduğunuzda, Aleviler ve Sünniler arasında, gönül alıcı birkaç kelime veya hamasi nutuklarla aşılamayacak denli yüksek ön yargı duvarlarının varlığını görüp şaşıracaksınız. Bu kitap, hiç de “aslında yok birbirimizden farkımız” türü bir hayalcilikle kaleme alınmadı. Zihinlerindeki masal ülkesinin konforunu bozmak istemeyenler bu kitaptan uzak dursunlar.

Bununla birlikte, gerçekle yüzleşmek cesaretine sahip olanlar için Aytav’ın çalışması, konuyu etraflıca ve ilk kez ele alması hasebiyle benzersiz. Sorunlar, hatırlandığında görüşmecileri hala ağlatacak kadar büyük ve gerçek. Fakat en az onun kadar büyük bir gerçeğin daha müjdesini Aytav’ın kitabını okuyunca özümsüyorsunuz: Birbirini seven iki kalbin önünde, hiçbir duvar, aşılamayacak kadar yüksek olamaz.

Kitap, çok karamsar bir manzara da aksettirebilirdi, eğer farklılıkları gerçek manada “bir çatı altında” yaşatmayı başaramamış diğer onlarca örneğe odaklansaydı. Aytav bunun yerine, farklılıkları, birlikte yaşamalarına ve mutlu bir yuva kurmalarına engel teşkil etmeyen isimleri nazara veriyor. Zorlukların, hatta zaman zaman olanaksızlıkların, karşılıklı hoşgörü ve elbette yoğun bir sevgi ile nasıl aşılabileceğini göstermesi açısından, bu çiftlerin başardıkları, Türkiye’nin de başarması gerekeni hatırlatıyor biraz da

Türkiye’de yüksek duvarlar her yerde mevcut. Bu duvarları yıkmanın değilse de, üzerlerinden atlamanın yolunu merak edenlerin, Aytav’ın yazdıklarına kulak kesilmeleri şart.


MEDYA DÜNYASINDAN TANIDIK İSİMLER

Bir gün AKP’nin Alevi milletvekili Reha Çamuroğlu’na Alevi bir gençten mektup gelir.

Mektubu gönderen gencin bir derdi vardır. Sevdiği kızı, Alevi olduğu için kızın annesi babası vermemektedir. Sevdiği kız Başbakanın hemşerisi yani Rize Gümüşsuyu’ndandır.

Hâlbuki birbirlerini çok sevmektedirler. Eğer kızı vermezlerse kızın ve kendisinin intihar edeceği mektupta yazılıdır.

Mektubun sonunda şu cümle vardır; ‘lütfen Başbakanımız ve siz birlikte gidip kızı isteyin, ailesini ikna edin. Başbakan bizzat gelmesi ve hemşeri olması sayesinde ‘belki’ ikna olurlar’

Bu talebin sonucunun ne olduğunu bilmiyorum. Başbakan Rize’ye kız istemeye gitseydi her halde duyardık.

Mektupta dikkatimi çeken Sayın Erdoğan’ın hem başbakan hem de kız tarafının hemşerisi olması sayesinde, o da ‘belki’ ikna edebileceği konusu.

Anlayacağınız zordur Türkiye’de Alevi Sünni evliliği. Zannedersiniz ki evlenen birbirlerini seven iki genç değil de bir araya gelemeyen iki toplum.

Şartlanmışlıklar çıkar karşılarına bu gençlerin, ardından anne baba devreye girer, sonra akrabalar ve mahalle. Yetmez müftülüğe ve dedelere sorulur. Kolay değildir asırların savrulmuşluğunu bir evlilikle yeniden bağlamak.

Alevi Sünni evlilikleri günümüze ait bir konudur. Geçmişte örnekleri pek fazla görülmez. Günümüzde bu tür evliliklerin yaşanmasının en önemli sebebi şehirleşmedir.
Peki, köy ortamında fazla karşılaşmadığımız bu evlilikler şehir hayatında nasıl gerçekleşir oldu?

Bunu üç temel nedene bağlamak mümkün.

· Şehirleşme ile birlikte asırlarca ayrı köylerde yaşayan Alevi ve Sünniler artık aynı mahallede hatta apartmanda yaşamaya başladılar. Çocukları aynı sokaklarda oynadı, aynı okulları, aynı sıraları paylaştı. Ortak yaşam alanları arttı.

· Şehir hayatı mezhep duygularını aşındıran bir ortam sağladı, Alevi ve Sünni kimliğini sembolik hale getirdi. Bunun sonucunda meydana gelen laik yaşam ortak paydası bu tür evliliklere kapı açtı.

· Köy ortamında gelenekler ve mezhebi taassup bu tür evliliklere imkân tanımıyordu. Şehir hayatının getirdiği eğitim imkânı ve kültürel gelişmişlikle taassuptan kurtulma ortamı bulundu.

Ne var ki bu şehir hayatında bir araya gelen iki toplum içinden Aleviler gerçek kimlikleri ile kamusal alanda yer almak istemediler. Alevi kimliklerini evde bırakarak kamusal alanda yer aldılar. Bunun nedeni de Sünnilere olan güvensizlikleriydi. Zaman içinde Aleviler kamusal alanda kimliklerini saklayanların tek kendileri olmadığını fark ettiler. Kürtler, tarikat veya cemaat mensupları, gayrı Müslimler, Romanlar da kimliklerini saklıyorlardı. Yani yaşadıkları şehirde kamusal alanda maskeli balo vardı.

Sevilay/Mustafa Yükselir çiftinin evliliklerinde bu net gözüküyor. Kürt olan Mustafa Bey köyünden çıkıp şehre geldiğinde Alevi Sevilay hanımla tanışıyor ve seviyor. Böylelikle başka ötekilerin farkına varıyor. Bu sayede Alevilere empati kurabiliyor.
Ürkütülmüş bir toplumdur Aleviler. Azınlık olmanın ve ezilmiş olmanın ruh halini taşırlar. Sünniler dindarlıkları ile ötekileşirler sistem karşısında, ama Aleviler Alevilikleri ile.

İşte böyle bir şehir hayatında ister istemez her iki tarafın gençleri tanıştılar ve birbirlerini sevdiler. Evlilik ve gelecek hayalleri kurarken karşılarında mezhep farklılığı kocaman bir engel olarak çıktı.

En dramatik olanı da gençlerden birinin diğerine endişe içinde ‘ama ben Aleviyim’ demesiydi. Bunu demek o kadar kolay değildi. Ya sevdiği genç bu sebepten onu reddederse? Ya bu iş olmaz diye kestirip atarsa? İşte bütün bu iç sancıları ile bu cümle söylendi; ‘ama ben Aleviyim’! Kimisi ilk aşamada bunu sakladı ama evliliğe giden süreç içinde bu elbet ortaya çıkacaktı. Enin de sonunda söylenecekti.
‘Biz birbirimizi sevdikten sonra önemi yok’ cümlesi bu tür evliliklerin başlangıcında söylenen ortak cümledir. Ama işin öyle kolay olmayacağını iki tarafta bilmektedir. Evet, birbirlerini sevmektedirler ama aileler yani iki toplum birbirlerini sevmemekte hatta yan gözle bakmaktadır. Biri Yezittir öbürü de Kızılbaş. Biri diğeri için ötekidir.
Konu ailelere korka korka açılır. Önce annelere söylenir, genelde annelerin tepkisi ‘bunu aklından çıkar at, eğer baban duyarsa seni keser’ olur. Evlilik konusunda gençlerin kararlı duruşu ile konu babaya da açılır.

‘Ortalama’ Sünni anne babanın endişesi şudur; onlar kızılbaştır, gusül abdesti almazlar, pişirdikleri yemek yenmez, yani bizden değillerdir. Sünni ebeveyn çocuklarına Aleviler hakkında bütün önyargılarını dillendirir. Aslında bu ön yargılarını destekleyen olaylar da yok değildir. Yer yer medyada gördüğü Alisiz Alevilik yani İslam dışı bir görüntü onların zihinlerindeki asırların önyargılarını pekiştirmiştir.
Bazı Sünni anne babaların oğullarına ‘bakma Alevi kızının şimdi güzel olduğuna, şeytan onun yüzünü yaladığı için sana güzel geliyor, yaşlanınca çirkinleşecek’ dedikleri bazı Aleviler tarafından iddia edilir.

Hatta Binali Doğan Dede ile yaptığım röportajda ‘Sünni’ye giden bir kızımızın, dünya evine girmeden önce bir caminin etrafında kelime-i şahadet getirerek yedi kere döndürülüp, yıkandıktan sonra dualarla kabul edildiğini söylediğini burada hatırlatayım. Sünniler içinde böyle yapanlar var mı bilemem. Ama Alevi kanadında algı böyle.
Rıza Zelyut ile evlenmeye karar verdiklerinde Özden Hanıma bir akrabası tarafından söylenen şu söz çok ilginçtir; ‘sen madem bu alevi çocuğa tamah ettin bak göreceksin yarın öldüğün zaman bel altın senin tamamen haşereler tarafından ne hale gelecek.’

‘Ortalama’ bir Alevi aile de oların Yezit olduğunu, Sünnilerin kendileri dinsiz olarak gördüğünü, mum söndü gibi iftiralar ile çok hassas oldukları namuslarına çamur attıklarını ve asla onlara güvenilemeyeceğini söyler. Bazen de Sevilay Yükselir’in annesinde gördüğümüz gibi ‘seni köpeklerin önüne atarım gene Sünni’ye kız vermem’ denir.

Bu tarz sert tepkileri daha çok iki toplum arasında yaşanmış acı olayların, provokasyonların olduğu Malatya, Sivas, Kahraman Maraş’lı ailelerde görüyoruz.
Evliliğin artık kaçınılmaz olduğunu aksi takdirde kaçacaklarını düşünen anne baba soluğu ya müftüde ya da dedede alıyor. Peki, her iki kesimin dini otoriteleri bu evliliklere cevaz veriyorlar mı?

Diyanetin tavrı bu konuda net, bu tür evlilikler caizdir diyor. Allah, Muhammet, Ali diyen Alevilerle evlenmekte dinen bir sakınca görmüyor.

Ancak Alevi dedelerinde bu konuda farklı görüşler var. Kimi dede bir alevi genç ister kız, ister erkek olsun gidip bir Sünni ile evlenirse otomatik olarak düşkün ilan edilir derken, bir başka dede de bu düşkünlüğü alevi kızın Sünni adetlerini benimsemesi durumuna bağlıyor. Bir başka dede de bu tür evlilikleri tasvip etmem ama düşkün de ilan edilmez diyor. Alevi kesimde bu konuda farklı uygulamalar var.

Kamuoyu tarafından yakından tanınan bir Alevi dedesi, babasından dedeliği devralması için Sünni eşinden boşanması şart koşulmuştu. O da çocuklarının annesi, yıllardır evli kalmış Sünni eşini dede olmak için boşamıştı. Bu olay bile bize bu konuda yeterince ışık tutucudur.

Sohbetine doyum olmayan Erzincan’dan Ahmet Uğurlu Dede bu evliliklere şiddetle karşıyım diyor. Nedenini ise iki sebebe bağlıyor.

‘Bunlardan birincisi, kültürel ve inanç farklılıklarından doğacak uyumsuzluk. Biri Ramazan orucu öbürü matem orucu tutacak. Bu gibi pek çok alanda uyumsuzluklar olacak. İkincisi ise tecrübeler ile sabittir ki Sünni bir gelin Alevi bir damat evlenirse baş tacı edilir, hiç bir şeyine karışmayız. Başımızın üstünde tutarız. Ama Alevi kızımız Sünni bir erkeğe giderse hemen baskı görür. İnancına müdahale edilir. ‘Kendilerince Müslümanlaştırılmaya’ çalışılır.

Her iki taraf için de kız vermek endişe kaynağı. Bu Aleviler için kızlarının asimile olması demek, Sünniler için de İslam dışı bir topluma kızını vermek anlamına geliyor.
Alevi gelinin Sünni adetlerini benimsenmesi yani namaza başlaması, Ramazan orucu tutması hoş görülmez Alevi toplumunun önemli bir kısmında. Alevilikten koptu anlamına gelir bu.

Öztürk ailesinin röportajını okurken görmüşsünüzdür Zeynep Öztürk’ün başına gelenler gerçekten ibretlik. Zeynep Hanım daha evlenmeden üniversitede tanıştığı arkadaşları vesilesi ile namaza başlar. Bunun üzerine babası onu Sünnileşti diye dayak atar ve evden kovar. Zeynep hanımın çilesi evlenince de bitmez. Bu sefer de kayın validesi kendisini Alevi diye kabul etmez. Bir taraftan Sünnileşti diye dayak yiyen ve evden kovulan bir kız, diğer taraftan namaz kıldığı halde bile Alevi diye kayın validesi tarafından kabul edilmeyen bir gelindir o.

Pek çok Alevinin başına gelen Sevilay Yükselir ile Zeynep Öztürk’ün de başına gelir. Biri Malatya diğeri Tunceli Alevisidir. Her ikisi de birbirinden bağımsız olarak okullarında o çirkin iftira ile karşılaşırlar. Yani mum söndü iftirası. Zeynep hanımın karşılaştığı iftira Sevilay Hanıma göre daha korkunçtur. Çünkü Zeynep Hanıma bunu anlatan din dersi öğretmenidir. Kendisinin alevi olduğu bilmeden Alevilerin Allah tanımadığını gibi anne baba da tanımazlar deyiverir. Oradan da mum söndüye girer. Sevilay hanım ise bu iftirayı sınıf arkadaşından duyar.

İlahiyat Fakültesini bitirmiş bir din dersi öğretmeninin bunu Milli Eğitim Bakanlığının okullarında öğrencilerine söylemesi Sünniler açısından konunun vahametini ortaya koyar. Gerek Sevilay Hanımı, gerek Zeynep Hanımı evliliklerine giden süreçte bu yaşadıkları ciddi etki altında bırakır.

Namuslarına çok düşkün Alevi toplumunda bu tür olaylar doğal olarak ciddi infial yaratmakta ve Sünnilere karşı olumsuz imajı pekiştirmektedir.

Biz gene dönelim Alevi Sünni evlilik sürecine.
Evlenmek isteyen gençlerin çilesi anne babalarını ikna etmeleri ile de bitmez. Bir şekilde ikna edilen anne babalar, kız isteme sürecinde ve düğünde problem çıkarabiliyorlar. Mesela Sevilay Yükselir’in yaşadıklarını dinlerken o da ben de gözyaşlarımızı tutamadık. Annesi ‘seni köpeklere atarım ama gene de Sünniye vermem’ demiş biridir. Ama Sevilay Hanım ve Mustafa Bey zar zor anne babalarını ikna etmişlerdir. İş erkek tarafının gelip istemesine kalmıştır. Bir kız için kendisini istemeye gelindiği gün çok önemlidir. Hayatının en heyecan verici, en romantik günüdür çünkü. Kız tarafı büyük bir heyecan içinde hazırlanır. Ama Mustafa beyin anne babası son anda fikir değiştirir gelmez. Anne kız birbirlerine sarılıp sabah kadar ağlaşırlar. Problem kız tarafının Alevi oluşudur. Hâlbuki Alevi tarafı ikna olmuştur, Sünni taraf direnmektedir.

Zeynep ve İbrahim Öztürk çifti düğünde yaşananları acı bir şekilde hatırlıyorlar. İki aile Seferoğulları ile Tellioğulları gibidir. Zeynep Hanım ‘biz kestik o resimleri düğün fotoğraflarımızdan. Yani hem İbrahim Bey’in ailesine ait olanlarını hem kendimize ait olanları. Çok negatif bakışlar vardı birbirlerine, bize de öyle. Öyle olunca o fotoğrafları bizim düğün fotoğraflarımız gibi algılayamıyorduk, iki taraftan da kestik’ diyor.
Genelde aileler ve akrabalar bu evliliklere ciddi direnç gösteriyor. İkna edilme aşamasından, kız istemeye, oradan düğüne kadar her an bir arıza çıkabiliyor. Evlendikten sonra da ailelere bakan yönü ile problem bitmeye biliyor.
Sülalede ilk mezhepler arası evliliği yapan oldukça zorlanıyor. Ama evlilik başarılı olunca arkadan gelenlerin önü açılıyor. Çünkü bu tür evlilikler başarılı olursa ön yargılar kırılabiliyor. İbrahim Öztürk’ün evlendikten sonra ‘bir alevi kız ile iyi ki evlenmişim, Alevileri ben sevdim. Hatta Alevilerin temiz, bakir kalmış, protest olmaktan, periferiye çekilmiş olmaktan kaynaklanan bir bekâretlerinin olduğunu, bir temizliklerinin olduğunu ve yeni bir toplum inşa etmede bu temiz kalmış kesimin topluma ileride çok büyük katkılarda bulunabileceğini, toplumun farklı kesimlerinin Alevilerden bozulmamış Anadolu değerlerini, Anadolu İslam’ını öğrenebileceğini düşündüm. Daha olumlu yönde gelişti düşüncelerim’ diyor.

Bu bakış önemli bir kazanım Sünni dünyası için. Alevi Sünni evliliğinin önemli bir meyvesi bu bakış açısı.

Özden Zelyut’un bu konuda yaşadığı da çok güzel. Annesi Rıza beyi başlangıçta Alevi diye istemez. Ama yıllar sonra annesi namaz kılarken şöyle dua eder; ‘Allah’ım sen beni affet ben Rıza’yı istemedim, ben istemedim Alevidir diye, kurban olduğum Allahım sen Özhan’a (diğer kızı) Rıza gibi bir Alevi nasip et
Kezban hanım Hüseyin Bey ile evliliği için bakın ne diyor; ‘Şii ile evlendim iyi ki de evlenmişim. Onun sayesinde dinin sevgi boyutunu yakaladım’. Buna mukabil Hüseyin Bey de ‘Kezban’da samimi dindarlıkla benim tekrar kendime bir çekidüzen vermeme yol açtı’ diyor.

Bu tür başarılı evlilikler sayesinde kız ve erkek tarafı birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı buluyorlar. Böylelikle karşılıklı ön yargılar giderilmiş oluyor. İki toplum arasında bu evlilikler sağlam bir iletişim kanalı olarak işlev görüyor.

Başarılı evliliklerden doğan çocukların durumuna gelelim. Çocuklar babalarının mezhebine eğilimli oluyorlar. Ona göre yetiştiriliyorlar. Ama annelerinden de Aleviliğin ve Sünniliğin ne demek olduğunu öğreniyorlar.

Çocuklar genelde her iki mezhebi de çok iyi özümsemiş oluyorlar. Çevrelerinde ne Aleviliğin ne de Sünniliğin aleyhinde laf söyletiyorlar. Kimi çocuk başlangıçta Sünniyim diyebiliyor Sevilay Hanımın oğlunda olduğu gibi. Çünkü öteki olmak istemiyor toplumda. Ama zamanla kişilikleri geliştikçe her iki kimliği de ruh dünyalarında barıştırabiliyorlar.

Gözlemlerimde gördüm ki karma evliliklerden doğan çocuklara genel de Ömer, Osman ismi konulmuyor. Alevi kesimin hassasiyetleri dikkate alınıyor. Kimse risk almak, aileleri daha da germek istemiyor.

Neticede karma evliliklerin çocukları her iki toplumu birleştiren, kaynaştıran rolleri oluyor.

Ama bir de başarısız bir evlilik olursa ki, oluyor. İşte bu durum iki toplum arasında gerginliği daha da arttırıyor.

Rıza Zeyut çevresinde Alevi Sünni ilişkilerine zarar verecek düzeyde çok olumsuz örnekler yaşadığını söylüyor. Dayısının torunu Sünni erkekle evlenir, kız bir zaman sonra geri gönderilir, amcasının torununun da aynı şey başına gelir. Köyünde de benzer olaylar olur.

Kucağında çocukla kızlar baba evlerine dönüyorlar sonunda da iki toplumda düşmanlıklar pekişiyor.

Rıza Zelyut ‘Alevilik’ kitabında Alevi Sünni evliliğini teşvik eden bir bölüm koyduğu için Alevi okuyucularından çok tepki alır. Okuyucuları Rıza Beye ‘senin sözüne dikkat ediliyor, sen bunları yazıyorsun evlenen insan oluyor kızlar oluyor gidiyorlar hep böyle geri dönüyorlar, bak vebali senin boynuna’ derler. Rıza Bey de kitabından evlilik teşviki kısmını çıkartır.

Son söz

Peki, bu kitabı yazdıktan sonra bu tür evlilikleri tavsiye eder misin diye bana soracak olursanız, öyle bir çırpıda bu soruya evet ya da hayır diyemiyorum. Öyle kolay cevap verilebilecek bir soru değil bu.
Gençlerin çok iyi düşünüp öyle karar vermesi lazım. Her şeyden önce zorlu bir sürece gireceklerini bilmeliler. Her iki tarafın ailelerini iyi tanımalılar. Evleneceği kişinin ailesinin kültür yapısına, Aleviliğe, Sünniliğe bakış açılarına çok iyi bakmalılar. Eşlerin birbirini sevmesi mutluluk için her zaman yetmeyebiliyor. Mezhebi bakış açsını aşamamış anne babalar devreye girip evliliği sıkıntıya sokabiliyorlar. Bu durumda eşler birbirlerini kollayıp eşini anne babasına ezdirmemeye dikkat etmeli.
Mezhep farklılığı kültür farklılığını da beraberinde getiriyor. Bu da zaman içinde problem olarak çiftlerin karşısına çıkabiliyor.

Mezhebi farktan doğan ayrılıklar zaten problemli olan iki toplumun arasını daha da açıyor. Ama bir de mutlu bir aile kurulursa işte toplumsal barışımız adına bu evlilikler sigortamız olmuş oluyor.

Rota Haber





__________________
"Aşk nasıl da kırılgan, sus dedim ama olmadı
Kalbimden ismin geçti , kimseler duymadı"
Gece isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
5 Üyemiz Gece'in Mesajına Teşekkür Etti.