Tekil Mesaj gösterimi
Eski 04.06.12, 11:59   #7
Haziran__
Tam Üye

Haziran__ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 17
Mesajlar: 260
Ettiği Teşekkür: 364
Aldığı Teşekkür: 1409
Rep Derecesi : Haziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: Kaygili
Haziran__ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: Hasan Hüseyin Korkmazgil Şiirleri

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi Gece Mesajı göster
Ben cesaretine çok şaşırmıştım Azim Hanım' ın...
Evli, iki çocuklu, edebiyat öğretmeni bir bayan...
Şiirlerinden aşık olduğu adamı görebilmek için iki çocuğunun
elini tuttuğu gibi Ankara' ya gidiyor...İk gittiğinde göremiyor şaiiri...
İsim adres telefon bırakıyor...Sonra mektuplaşmalar, telefonlaşmalar...
Ve eşinden ayrılıp herkese kafa tutarak evleniyor şairle...

Bu güzel paylaşım için teşekkürler Haziran...

3 Haziran 1963 günü akşamı, kulağı radyoda, bahçesindeki çiçekleri sulayıp, biraz dinlenmek için masaya oturan Azime’nin önünde de birkaç şiir kitabı ile birlikte bir şiir dergisi de duruyordu: Dost. Ankara’da yayınlanan Dost, Nezihe Meriç ve eşi Salim Şengil tarafından yayınlanıyor.

Hayatın bizi, yeni bir sayfasını çevireceğimiz zamanın kucağına atacağı anı, ancak kaderimizle belirleyebiliriz. O gün sıra Azime de idi. Uşak Lisesi, edebiyat öğretmeni olan Azime, evli ve iki çocuk annesi. O yıllar, şiirin, edebiyatın varlığını hissettirdiği, sözün, bir hükmünün olduğu dönemler. Yeni bir dünyanın kurulacağına inancı tamdır, insanlarınca. Hâlbuki ideolojiler, dünyanın hiçbir yerinde, tüm insanların mutluluğunu ve geleceğini alsa garanti edememiştir. Denenen ütopyalar, geçerlilik sürelerinde, kâinat üzerinde o güzel ve arzulanan yaşamı, insana ait olan değerlerin eşliğinde mümkün kılamamıştır. Gerek ideolojilerin eksikliği, gerek uygulamadaki insani zaaflar, böyle bir saadeti, yeryüzü kavminden adeta esirgemiştir.

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in, Ağustos şiiri, Azime’yi derinden etkilemiştir. Zaten o akşam dinlediği radyo haberinde, Nazım Hikmet’in, Moskova’da vefat ettiği haberini alır, kaygılanır. Nazım bu dünyadan göçmüştür. Ama aynı idealleri savunan birçok yazar, şair ve sanatçı, mücadelelerini sürdürmeye kararlıdırlar. Bunlardan biri de Hasan Hüseyin’dir.

Şairler bir dizesiyle, romancıları ve diğer edebiyatçıları nakavt edebilirler. Koskoca romanı bir mısra ile nakşedebilirler. Şairler, dünyevi nimetlerin uzağında dururlar. Edebiyatın etinden, sütünden mümkün olduğunca faydalanmazlar. Mısraları, yol, su ve elektrik olarak onlara geri dönmez. Bu alanın tüm nimetlerini romancılar yer, tüketirler. Şan, şöhret, para ve saygınlık onlarındır.

Nazım bir dizesiyle bir ülkeyi yeniden inşa eder: “Akdeniz’den Anadolu’ya, bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim…”, Ataol Behramoğlu, bir mısrada bir ömrü özetleyerek: “yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var” der. Behçet Necatigil, sevgiyi içine gömenlere gerçeği fark ettirir: “sevgileri yarınlara bıraktınız/bitmeyen işler yüzünden” der. Dünya şiirinden Kavafis: “nereye gidersen git, bu şehir peşinden gelecek” der.

Ağustos şiiri, dönemin siyasi atmosferine uygun bir şiir dili ile kotarılmıştır. Uzun ve destansı bir söyleyişle, hayalde canlanan belirsiz bir sevgiliye, iç dökme şeklinde ilerler. Yeni ve farklı bir dünyanın kurulacağını da müjdeler. “Allı’nın kızı” meçhul bir sevgiliyi ya da gelecekte karşılaşılması muhtemel bir aşkın varlığını betimler.

Okuduğunuz bir şiirin, öznesinin siz olabileceğini gerçeğini hiç düşündünüz mü? Ya da okuyucusu ile evlenen kaç şair vardı dünyada. Bir şiirin mısralarında betimlenen karakterin, kendisi olabileceğine inanmış kaç şiir seven vardır acaba?

Radyo haberi Azime’nin ruhunda derin oyuklar açar. Dünya şairi Nazım, bir yıldız misali kayıp gitmişti.(r) Ama şiirlerini en az Nazım kadar sevdiği Hasan Hüseyin nispeten yakındadır. Uşak, Ankara arası kuş uçumu bir mesafedir. Hem âşıklar için yol nedir ki? Bir aşkı, saf bir aşkı sorgulamak kimin haddine… Aşk kendi gerçeğiyle gelmiştir. Nedensiz, sebepsiz ve sorgusuzca… Zaten aşk, hesabını muhataplarının vereceği bir süreç değil midir?

Aşk beklemez. Azime öğretmen Uşak’ta daha fazla duramaz, sabahı zor eder. Eşi, milli eğitim müfettişi olarak başka ilde görevdedir. Onun uzakta olması ve araya giren mesafeler, artık karı-koca için bir yol ayrımına gelindiğini de gösterir. Dört yaşındaki oğlu Ufuk ve iki yaşındaki kızı Barış yanına alan Azime, Uşak tren garına yetişir. Ankara trenine bindiğinde, akşam olmuş, çocukları kompartımanda uyuyakalmışlardır. 5 Haziran 1963 sabahı Ankara’ya indiğinde elinde ne bir adres ne de bir adres soracağı tanıdık telefonu vardır. Çaresizdir. Solcu bir şairin adresini bilse bilse Türkiye İşçi Partisi bilir, deyip, İşçi Partisi’ni aramaya koyulur. En iyisi polislere sormak… Azime’de öyle yapar. Polisler adresi tarif eder. Ne yazık ki partide, Hasan Hüseyin’i tanıyan kimse çıkmaz. Çaresiz kapıya yönelir, o esnada içeri girmekte olan Kemal Çitler, Azime’nin kurtarıcısı olur. Hasan Hüseyin’in arkadaşı olan Çitler, şairin il dışında olduğunu, ne zaman döneceğini de bilmediğini söyler.

Hüznünüz varsa yalnız değilsinizdir. Uşak’a dönen Azime, son umut, bir mektup yazar şaire. Postacılar adı konulmamış bu ilişkinin kahrını çekerler bir süre. Duygular, Türkçenin en güzel ifade biçimi ile karşılıklı aktarılır. Öyle ya! Biri edebiyat öğretmeni diğeri önemli bir şair! Kelimeler bile aciz kalır çoğu kez.

1963-64 yılları karşılıklı mektuplaşmalarla geçer. Fotoğraflar gönderilmiş, sıra seslerin duyulmasına, sözcüklerin kulaklara fısıldanmasına gelmiştir. Görev yine polise düşer. Çünkü Azime’nin görev yaptığı yerde, telefon bir tek polis karakolunda vardır. Akis dergisinin bürosundaki telefonun avizesini kaldıran şair, müşfik bir ses tonu ile: “Evet benim, ben, Hasan Hüseyin Korkmazgil.” Artık yüz yüze konuşmanın vakti gelmiştir. Şair kararlıdır, “Çocuklarını yanına al gel, yeni bir hayat kuralım” der. Azime cevabını birkaç gün sonra telgraf ile bildirir: “Geliyoruz!”

17 Ağustos 1963 cumartesi günü, sıcak, sabırsız âşıkların avuçlarına ter damlalarını boca ediyor. Mekân: Ankara Garı. Saçları yer yer gümüşlenmiş, incecik dal gibi bir adam, vagonları gözleri ile kolaçan ediyor. Nihayet karşılaştılar…

Yaşam, sorduğunuz bütün soruların cevabını belki de içinde saklıyordur. O cevabı bulup çıkarmak, biraz da ısrarınıza bağlıdır. Kaderine yürüyenleri hayat hiç utandırmamıştır. Azime de öyle yaptı, o günlerde çoğu kadının kolayca veremeyeceği bir kararı verip, eşinden boşandı, çocuklarını da yanına alıp, kaderinin peşine düştü.

11 Haziran 1964 günü, Ankara Altındağ Evlendirme Memurluğu’nda hayatlarını birleştirecek o karara imza attılar. Ankara’ya tayin yaptıran Azime, çocukları ile birlikte, sevdiği adamla yeni bir yuva kurdu. Bir yıl sonra da oğulları oldu. Hasan Hüseyin’in bir şiirinde dediği gibi, (bir oğlum olacak adı Temmuz) adını Temmuz koydular.

Güzel bir uzun hava vardır. Her dinlediğimde gözlerim buğulanır. Yıllar sonra büyük kızım Aybegüm de o şehre, üniversite için gidince, o türkünün avazı benim için daha da derinlere işliyor: “Ankara da yedim taze meyveyi”




__________________
Hoş olayım olmayayım
O yâr benim kime ne

Haziran__ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz Haziran__'in Mesajına Teşekkür Etti.