Tekil Mesaj gösterimi
Eski 19.06.12, 23:45   #1
Gece
Uzman Üye

Gece - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Nov 2011
Konular: 70
Mesajlar: 1,099
Ettiği Teşekkür: 5688
Aldığı Teşekkür: 6857
Rep Derecesi : Gece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmedeGece muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: Cap Canli
Standart Oruç Aruoba (1948 - ...) | Yazar ve Felsefeci






Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin

Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen

Özlediğin, gidip görmek istediğin
ama gidip göremediğin

Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen









1948 yılında Karamürsel'de dünyaya geldi.
Ortaöğrenimini Ankara TED Koleji'nde tamamladıktan sonra, Hacettepe Üniversitesi'ne devam eden Aruoba,
psikoloji bölümünden lisans ve yüksek lisansını aldı.

Yine aynı üniversitede felsefe bilim uzmanı oldu. 1972 ve 1983 yılları arasında öğretim üyesi olarak görev yapan yazar,
felsefe bölümünde doktorasını da tamamladı.

Aruoaba, 1976 yılında başlamak üzere bir yıl süreyle Almanya'daki Tübingen Üniversitesi'nde felsefe semineri üyeliği yaptı.


Ayrıca 1981'de Yeni Zelanda'ya giden yazar, Victoria Üniversitesi'nde konuk öğrenim üyeliğinde bulundu.
1983 yılında akademisyen olarak çalışmayı bırakıp üniversiteyle ilişiğini kesti.

Bu dönemde İstanbul'a yerleşti ve çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı.

Ağırlıklı olarak yazı ve çeviri işleriyle uğraşan Aruoba'nın çalışmaları saygın edebiyat dergilerinde yer aldı.

Bir dönem Açık Radyo'da Filozof Dedikoduları isimli programı da hazırlayıp sunan Aruoba,
Wittengstein'ın eserlerini Türkçe'ye ilk çeviren kişi olarak da bilinmektedir.
Halen serbest yazar olarak çalışmalarına devam etmektedir.





Şiir Kitapları

Tümceler (1990)
De ki İşte (1990)
Yürüme (1992)
Hani (1993)
Haiku'lar (1997)
Ne Ki Hiç(1999)

Şiirleri

Gündüz Yarasaları
Kendi Olarak Sana Gelen
Ne Ki Hiç

Şiir Çevirileri

Yurt - Friedrich HÖLDERLİN
İşaret Ateşi - Friedrich NİETZSCHE






Ve yazarın severek okuduğum söyleşisinden sevdiğim parağraflar...


Kitaplarınız yoğun olarak gençler tarafından okunuyor. Bunu nasıl anlamlandırıyorsunuz?

Aruoba: Hepsi için söylemek herhalde zor ama, üniversite gençleri bir yandan bir tür düşünce özgürlüğüne sahiptir. Daha kendisini bir takım toplumsal ölçülerle sınırlandırmamıştır. Bir yandan da arayış içindedir. Üniversite bittiği zaman ne olacak? Kocaman bir hayat. Ne yapacak? Öğrenci kafasında “Ben para kazanacağım, en iyi para kazanacağım iş hangisi ise ona gireceğim, şimdi kendimi ona hazırlayacağım.” dediği zaman, tamam yolu belli. Sanıyorum yolunun henüz ne olduğunu bilmeyenler bende birşeyler buluyorlar. Çünkü ben de öyleyim.

Önce psikoloji eğitimi aldınız. Ardından felsefe doktorası. Hangi kimlik daha çok örtüşüyor sizinle?

Aruoba: İlle sen nesin diye sorulacaksa “yazar” derim. Üstünde Oruç Aruoba yazılı birtakım kitaplar var. Kimsenin filozof olduğunu inkar edemeyeceği Kant; “Kimse kendine filozof diyemez.” diyor. Birisi kendisine filozof diyorsa o onun filozof olmadığını gösterir. Gerçekten filozof olan da kendisine filozof diyemez zaten. Türkçe filozof ile felsefeciyi çok güzel ayırıyor. Simitçi, balıkçı gibi bir de felsefeci var. Felsefe satanlar var. Filozof; bilgeliği seven. Ama hiçbir zaman ulaşamayacağını bilerek. Çünkü bir de sophos’lar var. O bilge demek. Eski Yunan’da 7 bilge vardır ya, onlara sophos denir. Hiçbiri kendine sophos demiyor tabii. Pythagoras’dır yanılmıyorsam ilk defa philosophos sözünü kullanan. Bilgeliği sevendir o. Bilgeliğe ulaşmaya çalışan ama hiçbir zaman da ulaşamayacağını bilen. Hani Sokrates’in sözü var ya; “Bir bildiğim varsa hiçbir şey bilmediğimdir.”

Eski ve yeni jenerasyon gençleri kıyaslar mısınız?

Aruoba: Çok hızlı değişti o işler. Ben üniversitede hoca iken çok başka bir süreç vardı. Liseden yollarını bulmuş olarak geliyorlardı. Bulduklarını sanarak geliyorlardı. Tek yol devrim, tek yol islam, tek yol bilmem ne, diye geliyorlardı. Bizim üniversitedeki işimiz de büyük çapta kafaları temizlemek oluyordu. Tek yol yoktur, diye uğraşıyorduk.

Şimdi?

Aruoba: 12 Eylül’den sonra bomboş kafalar geliyor. Bence Türk toplumu 12 Eylül’den şöyle bir sonuç çıkardı: Bunlar ne yaptılar? Düşündüler. Düşününce ne yaptılar? Bir ideolojiye sahip oldular. Bir ideolojiye sahip olunca ne yaptılar? Başka türlü düşünenleri öldürmeye başladılar. O zaman geriye dönelim. Düşünme. Düşünürsen ideolojin olur, ideolojin olursa öteki ideolojiden olanları öldürürsün. Bu da çıkar yol değil. Sonu yok. Vazgeç. Böylece düşünmekten vazgeçtik.

O gençler bir süre sonra iş hayatına atılıyor.

Aruoba: İş dünyası açısından şu söylenebilir: Özal döneminden sonra, üretmenin değil satmanın değer olduğu bir ekonomi ortaya çıktı. Şu anda Türkiye’de en zor durumda olanlar üreticiler. Bir şey ürettiğin zaman zarar ediyorsun, ama bir şey sattığın zaman kar ediyorsun.

Felsefecinin bu anlamda bir toplumsal sorumluluğu var mı?

Aruoba: Var tabii. Asıl üretmenin sahici değer olduğunu, satmanın bir değer olmadığını anlatmaya çalışmaktayız. Borsa seanslarını gözünüzün önüne getirin. Orası bir tapınak sanki. Bilinmeyen bir Tanrı var. O Tanrı’nın ne yapacağı belli değil. Gönenç de getirebilir, yıkım da getirebilir. Onlar da rahip. O Tanrı’nın ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyorlar. Onun arzusu o gün hangi yönde tecelli edecek onu belirlemeye çalışıyorlar, onu insanlara bildiriyorlar. Tek kutsal şey para. Yani kut kalmadı mı, başka kut yok mu? Kut aramak nedir? Kutsal olan ne bulacağız başka? Ya da kutsal olanı nasıl bulabiliriz? Çünkü bugün yok. Paradan başka kutsal olan birşey var mı insanların kafasında? Para kutsal birşey değil ki! Para bir aracı. Parayı kendi başına amaç haline getirdiğin zaman mutsuz olursun. İşte post-kapitalist durum. Kapitalizm üretim üzerine dayalı bir şeydir. Kapitalist toplumun işlemesi hep daha fazla üretim üzerine dayalıdır. Öyle bir nokta geldi ki iktisat tarihinde, tüketime dayalı olmaya başladı. Tüketim de satış demek. Satış da para demek. Amerikan Otomotiv Sanayi, İkinci Dünya Savaşı’ndan çıktıktan sonra, ellerinde müthiş bir üretim potansiyeli ile çıktılar. Zaten devletin desteklediği birşeydi. O sırada otomobilin yaygınlaşmasıyla birlikte rekabet başladı. Rekabette ilk düşünülecek şey nedir? Dayanıklılık. Ömür boyu dayanıklı otomobiller yapmaya başladılar. 1953-54, doruk noktası 1955-56’dır. 55 Chevrolet, 56 Chevrolet, 56 Ford, 57 Ford. Dünyanın en iyi arabalarıdır. Otomotiv tarihinin en dayanıklı arabalarıdır. Ne yapacağız peki? Bir yığın araba üreteceksin, kime satacaksın. Adam almış 56 Chevrolet’yi, en az 20 yıl kullanabilir. Hiç tık etmeden. 58 yılından başlayarak bilinçli olarak dayanıklı araba üretmemeye başladılar. Buruşturup atacaksın ki yenisini satsın sana. Yani artık ne ürettiğin önemli değil, satmayı biliyorsan satacaksın.

Peki bundan sonraki aşama ne?

Aruoba: Çöküş. Güm diye dibe vuracağız bir noktada. Çünkü üretimi gözardı ettiğimiz zaman ya da üretimden daha önemli birşeyi ekonomide onun önüne koyduğunuz zaman, bir noktada çökersiniz. Türkiye bundan 4 yıl öncesine kadar, kaç tane var dünyada, kendini besleyebilen ülkelerdendi. Artık değiliz. Bilgisayar ve cep telefonu. Herhalde onlar çökecekler ilk önce. Çöküş, fikir ve düşünce üretimini durdurduğumuzda da geçerli mi? Aruoba: Gayet tabii. Düşünce üretmeyen insana insan denilebilir mi? Ya da herhangi birşey üretmeyen. Çünkü insan kendini üretir aslında temelde. Ürettikleri ile kendisi yapar. Türkçe’de nefis bir kavram var; emek. Birşeye emek vermek; dünyanın başka hiçbir dilinde yoktur. Çocuğuna da emek verirsin.

Bu eğilimler ve değişimler içinde yaşayan gençlere tavsiyeleriniz?

Aruoba: Kimse kimseye tavsiye veremez. Herkesin kendisinin onu bulması gerekir. Felsefe olsa olsa, ben yolumu böyle bulamadım, der. Bir örnek vereceksek; bak ben yolumu böyle bulamadım, sen şimdi ara bul, diyebilir. “Felsefede en son söylenebilecek şey en sonda hiçbirşey söylenemeyeceğidir.” (De Ki İşte adlı kitabının son cümlesi) Sen kendin bulmak zorundasın. Arada bir hani okura seslenirim: Eğer burada kendine bir yol bulabileceğini sanıyorsan aldanıyorsun, bu yazarın kendisi de zaten o yolu bulamadı.

Plan-pr.com'dan İpet Altınay'ın İş Dünyası, Felsefe, İnsan ve Toplum Konuları Üzerine Oruç Aruoba İle Gerçekleştirdiği Söyleşiden alıntıdır...
__________________
"Aşk nasıl da kırılgan, sus dedim ama olmadı
Kalbimden ismin geçti , kimseler duymadı"
Gece isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
15 Üyemiz Gece'in Mesajına Teşekkür Etti.