Tekil Mesaj gösterimi
Eski 19.06.12, 23:47   #1
Mislina
Süper Üye
Mislina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 458
Mesajlar: 2,989
Ettiği Teşekkür: 4166
Aldığı Teşekkür: 9717
Rep Derecesi : Mislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzelMislina gerçekten güzel
Ruh Halim: none
Standart Tarihte Gladyatörler









Beş yüz küsur yıllık Roma İmparatorluğu’nu en parlak döneminde yıkılma tehdidiyle yüz yüze getiren isyan İO 73 yılında Roma’nın güneyindeki Capua kentinde, dönemin en ünlü gladyatör okulunda başladı ve kısa sürede yüz yirmi bin kölenin örgütlendiği bir güce dönüştü. Varlığını köle emeği üzerine inşa edilen imparatorluk için dönüm noktasıdır bu isyan. Günümüze aktarılırken dönüştürücü gücünden çok efsanevi boyutuyla öne çıkarılmıştır. Oysa “kölesiz bir dünya” talebinin kalabalıklar tarafından, hep bir ağızdan ve yüksek sesle, tarihte belki de ilk kez seslendirilişiydi. Sınıf bilincinin değil de, kaba intikam duygusunun bir araya getirdiği Trak, Kelt, Germen kadın, erkek, çoluk çocuk binlerce köle Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde üslenerek üç yıl boyunca direnmiş, Pompeius’un ve Julius Caesar’ın ordularını püskürtebilmîşlerdi.

İstedikleri, ellerinden alınan özgürlüklerinin geri verilmesiydi, Roma’yı alt etmek ya da ele geçirmek değil. Ne var ki, yenilgiyi hazırlayan nedenler, onları bir araya getiren nedenlerden daha fazlaydı. Sonunda, Roma’nın köleci “cumhuriyet” yönetimine karşı ayaklanmanın bedelini topluca çarmıha gerilerek ödediler. Marcel Ollivier, Spartakus’ta anlatıyor. “Spartakus, esirlerin oluşturduğu kalabalığın içinde kaybolmuş, pür dikkat o güne dek hiç görmediği bu manzaraya bakıyordu. Sokakları dolduran bu kalabalığa, bu evlere, bu alanlara, bu anıtlara… İşte tüm dünyada hüküm süren bu kent, orduları uzak topraklara felaket ve ölüm götüren Roma, yadığı korku ve kin duygularına aldırış etmeden tüm halkları köleleştiriyordu. Bir kent nasıl oluyordu da bütün ulusları yasalarına boyun eğdirebiliyor, öfkesi karşısında tir tir titretebiliyordu!
Castor ve Pollux tapınaklarının önünden Forum’a giden yolda ilerlerken sütunlu girişleri ve kaldırımları dolduran, her yandan taşan müthiş kalabalığa bakıyordu Spartakus ve yüzlerde bu gücün sırrını okumaya çalışıyor ama çözemiyordu.”













Spartakus’un yaşam öyküsünün yarı gerçek, yarı kurgusal unsurlar barındırdığına kuşku yok. Ancak, yayılmacı imparatorlukların köleleştirme siyasetinin, bireyin bakış açısına indir*gendiği yukarıdaki satırların, binlerce yıldır değişmeyen insan duygularını ve yanıtlanmamış soruları dile getirdiği de bir gerçek.

Kimi Anadolu’dan, kimi Suriye’den, kimi Filistin’den, kimi lonia’dan geliyordu, Atina’daki ünlü köle pazarına Samnitler, Makedonlar, Karacalılar, Libyalılar, Traklar ve daha pek çok iyi savaşçı olarak bilinen halk, eninde sonunda Roma’ya yenik düşmüştü. Beyaz tenli Galyalılar, Afrika çöllerinin siyahileri, her ırktan insan günün birinde yeniden vatanlarına döneceği umudunu tümüyle yitirmiş, Romalı köle tüccarlarının malı olmuş, köle pazarlarında alınıp satılmışlardı.

Spartakus gibi güçlü kuvvetli kölelerin özel alıcıları vardı. Gladyatör yetiştiricileri onlar için büyük paralar öderdi. Eğitilmek üzere getirildikleri gladyatör okullarında Roma toplumunun dışladığı, aşağıladığı, çeşitli suçlardan hüküm giymiş, vatandaşlık haklarından mahrum edilmiş profesyonel dövüşçülerle bir araya geliyor ve böylece aynı sınıfın üyesi oluyorlardı. Arenadan her defasında sağ çıkmayı başarabilirlerse toplumun gözünde kahramanlaşıyor, gerek kadınlar, gerekse erkekler için birer merak ve hayranlık nesnesi haline geliyorlardı. Hatta günün birinde emeklilik hakkı bile kazanabiliyorlardı.
















Roma hukuk sisteminin ceza yöntemlerinden birinin sonucu olarak kendini gladyatör okulunda bulan hükümlüler de vardı. Yargıç bir suçlu için “kılıca”, “vahşi hayvanlarla dövüşe” ya da “gladyatör okuluna” kararı verebiliyordu. İlk ikisi kesin ölüm demekken gladyatör okulu, kişinin kendi gücü ve becerisi oranında “bir şans daha” anlamına geliyordu. Bu hükümlüler tüm dövüşlerde hayatta kalmak koşuluyla üç yılın sonunda arenadan çekilme hakkını elde edebiliyordu.

Gladyatör okullarının kapısı özgür doğmuş Romalılara da açıktı, ancak bunun ağır bir bedeli vardı: Gladyatör, sadece kölelere verilen türden en ağır cezalan göze aldığına dair and içecek, “onursuzlar ve suçlular” sınıfına katıldığını kabul edecekti. Böylece, artık para karşılığında dövüşecek, ölerek ya da öldürerek tribünler dolusu Romalının ölümle yüzleşme duygusunu tatmin ederken efendisine de büyük paralar kazandıracaktır.

Arenayı infaz alanı, tribünlerdeki Romalıları vahşet sever, oyun düzenleyicilerini kan taciri ve dövüşleri kuralsız katliam olarak adlandırmadan önce bilinmesi gerekenler var. Gladyatör dövüşleri, kendine özgü gelenekleri, teknik kuralları, yönetici hakemi olan bir spor türü olarak kabul görüyordu. Seyirciler de farklı dövüş tekniklerini en ince ayrıntısına kadar bilir, daha çok haz alacağı ikili karşılaşmaları heyecanla beklerdi. “Derby” niteliğindeki bu dövüşlerin kuralları daha esnekti. Kimi zaman yenilmiş de olsa iyi dövüşçü, seyircinin isteğiyle arenadan canlı çıkabilirdi. Elbette bir sonraki dövüşte “daha güzel” ölebilmesi için! Suçluların infazını amaçlayan toplu dövüşler için vahşet tanımı biraz daha uygun düşer. Nitekim halkın sevgisini kazanan profesyonel gladyatörler bu dövüşlerde yer almazdı. Ancak bu sevginin bedeli de kimi zaman imparatorların (Caligula ve Domitianus) nefretine maruz kalmaktı. Hadrianus ve Gallienus tanınmış dövüşçülere halkın istediğini vermeyi reddetmeleriyle tanınan imparatorlardı.

Kaynak




__________________
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

Mislina isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Mislina'in Mesajına Teşekkür Etti.