Tekil Mesaj gösterimi
Eski 14.08.12, 19:02   #1
Zemheri
Üye

Zemheri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jun 2011
Konular: 36
Mesajlar: 86
Ettiği Teşekkür: 212
Aldığı Teşekkür: 446
Rep Derecesi : Zemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Şiirin Ezgileşme Süreci

Şiirin Ezgileşme Süreci




Şiirin kendi müziği vardır. Bu müzik aynı şiiri her okuduğuzda farklı notalara ulaşır,içinizdeki tını asılı kalır yüreğinize. Şiirin içindeki müziği sadece okuyan duyar. Bu müziği herkesin duymasını sağlamak işte burada başlar şiiri besteleme yolculuğu. Şiirin içindeki binlerce tınıyı notalara dökmek. Şiirin kahramanı öyle çoktur ki. Roman ya da öyküye benzemez kendinizi oradaki kahramanlarla özdeştirebilirsiniz ancak. Oysa her okuyan O şiirin kahramanıdır. Aynı şiir birinin ayrılığının birinin kavuşmasının özeti olabilir.

Bir şiir ezgiye dönüştüğünde ne olur? Şiirliğinden vazgeçer mi yoksa iç müziği ile gerçek notalar birleştiğinde çok sesli haliyle yüreğimizdeki yeri ne olmuştur?

Şiir bilinçaltı ile sezginin birleştiği noktadır.Şairin bilinçaltı ile okuyucunun sezgisi buluşur. Bu olduğu an O şiirin kahramanı/oyuncusu siz olursunuz. Çünkü şiir anılardan beslenir. Şair bilinçaltının mühendisidir.Esin perileri çalışır okuyucuya ulaşan bu yolları yapmak için okuyucuyla buluştuğunda bilinçtir artık. İçten yaşananın dışta biçim almış halidir şiir.

Günümüzde çok tartışılsa da ezgiye dönüşen şiirlere baktığımızda kendi iç müziklerinin de bizi ne kadar etkilediği tartışma götürmeyen bir gerçektir. Belki bu nedenle şair şiirinin bestelenmesine izin vermekte bir sakınca görmektedir.

Şair ile besteciyi buluşturan da bu değil midir? Sözcüklerin arasındaki tınının gerçek notalara dönüşmesinin, doğanı verdiği yetilerin buluşmasının keyfi. Esin perilerinin okuyucu ve dinleyiciyi birleştirdiği yolun sonunda gerçek bir şölen alanı.

Şiirin bir ayna olduğunu söylemek ilk bakışta bir ayna kadar yanılsatıcı gelse de doğrudur. Ruhumuzun içyüzüdür şiir.
Aynı tarzda müzikleri dinlemeyen kişileri bile ezgyiye dönüşmüş bir şiirin aynı etkisinde görebilmekteyiz. Burada güçbirliği etmiş bir kuşatmanın varlığını kim rededebilir?
Şiirde hiçbir şeyi hatır için yazamazsınız. Sözcüklerin hatrına yenik düştüğünüz an bu yağmurun hatrı için yağmak olur ki karşılığı gözyaşı /bereket/ ya da gerçek yağmur bile değildir. Bu nedenle yağmurun sesini duymanıza notalar bile yardım edemez. Duygular yaşanmışlıklar sonucu kazanılmış edinimler olduğuna gore sineztesinin doruğa çıkmasıdır şiir ve müzik. Bu nedenle ezgiye dönüşen şiir tutkuların biçimlenmiş halidir. Yaşananın bizimle ilişkisinde ortaya koyduğumuzdur bizi yücelten.

Kapı kapamaya benzer aslında şiir . Bazen bir kapıyı öyle bir kapatırsınız ki sizden başkası açamaz. Şiir ile ezginin birleşmesi hiç açılmamak üzere kapanmış bir kapıyı açmayı başarabilir.

İmgeler kıvılcım saçar ve her yürekte başka bir ateşi tutuşturur. “Eğer” sözcüğü kadar değerlidir yaşamda şiir. Gözümüzden bile bile kaçırdığımız, inanmaya zorlandığımız yaşanmışlıklar karşısında bizi sorgulamaya götürür. “Eğer” ben olsaydım ne yapardım sorusunun yanıtını aramaya başlarız.. İmgelerin herbiri bir “eğer”dir aslında. Varsaymayı becerebilmek duygularımızın kaynağına ulaşmaktır ki şiir bunu yapabilendir. Gözlerimizi kapadığımızda iç perdemizde gördüklerimiz belki kimseyle paylaşmadıklarımızdır şiir. Sözcüklerin azlığı/yüreğin çokluğudur.

Bu nedenle şiir usta ellerde ezgileşmeli ki bize “hadi gülümse” ,”hey özgürlük” diyebilsin…

Derya Biçer
__________________
Zemheri isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
4 Üyemiz Zemheri'in Mesajına Teşekkür Etti.