Tekil Mesaj gösterimi
Eski 30.08.12, 16:30   #2
Zemheri
Üye

Zemheri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jun 2011
Konular: 36
Mesajlar: 86
Ettiği Teşekkür: 212
Aldığı Teşekkür: 446
Rep Derecesi : Zemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmedeZemheri muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Cevap: Onüç Günün Mektupları - Cemal Süreya

20 Temmuz 1972


Sabahleyin Memo'ya okula mı gitmek istediğini yoksa halasında mı kalmak istediğini sordum. Cevap: "Beni evime götür". Hayır, yine soruyu yineledim: "Okul mu? Hala mı?" "Hala!" dedi. Onu orda bıraktım, dolmuşa atlayarak 7.30'da evin önüne geldim. Okulun arabası geldi. Öğretmene 150 lira verdim. Memo'nun evde kalacağını söyledim. Gerekince yine arayacağımızı sözlerime ekledim. Böylece Memo, kavgasında galip çıktı.
* Şimdi vapurdayım. Nahit Eruz'a uğrayacağım. Saat 11.30'da sana geleceğim. Kazandibi getireceğim. Domates ve üzüm belki dokunur. Onları yarın, öbürgün getiririm. Dedikleri gibi çay verdiler mi? Gece inlemişsindir. Ben de uyuyamadım. Kalkıp sana mektup yazdım; bir şiirim var, onunla uğraştım biraz. Perihan gömlekleri, çorapları yıkamış, ütülemiş. İyi oldu onlara gittiğimiz. Perihan bugün hastaneye gelecek galiba. Ben, "Gitme, başka bir gün seni götürürüm dedim" dedim. 


21 Temmuz 1972


Bugün nasılsın? Birşeyin olup bitmesi olayı önemlidir, ondan sonrası çorap söküğü gibi gelir. Senin durumun da öyle şimdi. Gün günden iyiye doğru yöneleceksin. Akşam Perihan'lara gittim. Gece yine orda kaldık. Memo bugün de orda. Nihal'lere belki yarın götürürüm. Alıştı çünkü. Dicle ile oynayıp duruyorlar. Perihan'a demiş ki: "Benim bir halam daha var; ben onu daha çok seviyorum. Çünkü o daha güzel." Görüyorsun oğlunun azizliklerini, muzipliklerini. Perihan onun gerçekte çok uslu ve utangaç bir çocuk olduğunu söylüyor.
* Dün Perihan gelmiş demek. Nasıl geldiğinin, seni nasıl bulduğunun serüvenini anlattı. İyi kızdır Perihan. Akşama doğru E yayınevine uğramıştım. Buyrukçu ordaydı. Birlikte çıkıp biryerde oturduk. Sana çok selam söyledi. Buyrukçu Eylülde Ankara'ya yerleşiyor. Mualla'nın ailesiyle de anlaşmış bu konuda Ankara'da ev tutulacak. Misli yurtdışından döndükten sonra Buyrukçu Ankara'ya gidecek ve boşanma işlemlerine başlayacak. Bu sefer daha ciddi ve kararlı görünüyor. Onun ne işleyeceği belli de olmaz, o da başka.
* "Annem ne yapıyor baba? Ne zaman gelecek?" "Kimi seviyorsun en çok?" "Anne-babamı."
* Bana da Cemal anne diyor bugünlerde. Dicle'ye "dagıl dugul" diyor.
* Neler demiyor ki.
* Benim o son şiir büyük yankılar uyandırmış. Günlerce üstünde tartışılmış. Kimileri çok önemserken, kimileri "hadi canım sen de" gibisinden laflar etmişler.
* Şimdi bir şiirim var, bitmemiş. Onda şöyle iki dize var: Dinle küçük bir kız söylüyor Koparmasınlar beni koparmasınlar beni. Hadi iki dize daha ekleyeyim buna;


Dinle Pir Sultan Abdal söylüyor Sesinde gökyüzü ve binlerce ipekböceği




* Bir İtalyan gemisi vardı, demir aldı demin. Mavi, dev bir gemi. Kimler var içinde. Böyle anlaşılıyor ki bu satırları Nahit'in ordan yazmaktayım. Zaten gümrük şu günlerde sana gelirken ya da senden dönerken bir durak oluyor benim için. Maliyeye daha hiç uğramadım.
* Sevmek ne uzun kelime!
* Derin deniz mavisi.
* Ne zaman geleceksin?
* İçsel geldi mi? Son sıralarda ondan hiç haber çıkmadı. Kışa televizyonun olacak. Memo üç yaşını doldurmuş olacak. Saat 17'lerde ortalık kararacak. Şarkılar söyleyeceğiz. Radyodan fasıllar dinleyeceğiz. Ama yazda, güzde de yapacağımız işler var. Yapılacak çok şey var.


* Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim.
Elimde uçuk mavi bir kalem, cebimde iki paket cigara.
Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
"Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz."
Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere,
O gülün yüzü gülmüyor sensiz.
O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
Hepten hüzünlü bugünlerde
Gür ve coşkun bir günışığı dadanmış pencereye Masada tabaklar neşesiz
Koridor ıssız
Banyoda havlular yalnız
Mutfak dersen derbeder ve pis Çiti orda duruyor,
ekmek kutusu boş
Vantilatör soluksuz Halılar tozlu
Giysilerim gardropda ve şurda burda
Memo'nun oyuncak sepeti uykularda
Mavi gece lambası hevessiz
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi
Radyo desen sessiz
Tabure sandalyelerden çekiniyor
Küçük oda karanlık ve ıssız
Her şey seni bekliyor
her şey gelmeni
İçeri girmeni
Senin elinin değmesini
Gözünün dokunmasını,
ve her şey tekrarlıyor
Seni nice sevdiğimi.


Cemal 


22 Temmuz 1972




Dün senden ayrıldıktan sonra eve gittim. Akşam geç saatlere dek bekledim. Memo gelmedi. Sonra Madam söyledi; Nihal telefon etmiş; bu gece Nihal'lerde kalacaklarmış; hoşuma gitmedi bu; çünkü oğlumla beraber olmak isterdim. Sanırım Memo da beni aramıştır. Böylece, annenin gezme sevdası daha ilk günden başladı bile. Her neyse, seni düşündüm bütün gün, bütün gece. Bizim ne büyük mutluluğumuz, ne kocaman aşkımız var; başka kişilerin düzenimizi bozmalarına izin vermemeliyiz.
* Şimdi daha iyisin ya. Bugün dördüncü gün. Elif ne zaman doğacak acaba? Onun için neler düşünüyorum bilsen. İşten ayrılacaksın. Derginin sahibi olacaksın ve bu sıfatınla Bağ-Kur'a bağlı prim ödeyeceksin. Böylece 7-8 yılda emekli olman ve sözgelimi 2000 lira (hiç değilse 1500 lira) emekli aylığı elde etmen mümkün. Tabii bu bizim yaratacağımız prime bağlı. Ayda senin için 250-300 lira ödeyebiliriz.
* Sen yoksan, bir de Memo yoksa duramıyorum evde. Yalnızlık duyuyorum. Onun için gece Ercü'ye telefon ettim, o geldi; bir duble rakı verdim. Sonra da pişman oldum çağırdığıma, çünkü saat 11'de uyku bastırdı beni; o ise gitmeyi bir türlü akıledemiyor. Bayağı sıkıldım.
* Seni hayırlısıyla en geç önümüzdeki cuma ya da cumartesi günü eve götürebilsek... Şimdi bütün derdim o. Yoksa sen hastaneden çıkmadan ayın 30'u akşamı burdan gidersem,gözüm arkada kalacak. Eğer böyle bir şey olursa, n'olur, eve geldiğin gün telefon et bana, Ankara'ya. İçim ancak o zaman rahat eder.
* Annen ortalığı süpürmüş. Gerçekten de ortalık toz duman olmuştu 10-12 günde. Sen yokken ben bardağı bile mutfağa götüremiyorum. Tırnaklarımı bile kesemiyorum, bilesin bunu.
* Sevgiler içinde Zuhal sevgisi.
* Bu arada Pir Sultan çalışmaları aksadı. Pazartesiden itibaren bütün gücümle ona abanacağım. Ağustos sonuna kadar bitirmeliyim onu. Gazeteye vermeden önce bir kez senin okumanı, eleştirmeni, bir de imlasına bakmanı rica edeceğim. Bunu yaparsın, değil mi?
* Bir de şiir yazıyorum bu arada. Ayrı bir şiir. Uzun bir şiir. Hiç yayımlanmayacak. Sende kalacak. Bir şairin, sevdiğine en büyük armağanı, yayımlanmayan, hiç de yayımlanmayacak bir şiir olabilir. Böyle düşünüyorum. Her yıl böyle bir şiir yazacağım sana. Saklarsın. İstersen ben öldükten sonra yayımlarsın. Ben ölene dek yayımlamak yasak. İstersen sen de hayatın boyunca sakladıktan sonra Memo'ya verirsin. O ne isterse yapar.
* İnsan bazı şeyleri geç keşfediyor. Meğer tam Okmeydanı dolmuş durağının önünde bir kahve varmış. Zemin (yani bodrum) katta olduğu için şimdiye kadar görememişim. Oysa 13 gündür, hastaneye gelmeden, oturup mektuplarımı yazacak bir yerin ne kadar sıkıntısını çekmiştim. Bayağı bir sorun olmuştu bu benim için. Kadıköy'deki kahvede mi, Nahit'in Karaköy'deki odasında mı, yoksa Şişli'de bir pastanede mi oturmalıydım. Ama, işte, bugün, bir pınar gibi buldum o kahveyi. Kahve deyip geçme, önemlidir. Ve oturup hep aynı yerde yazmak eğilimi vardır bende. Evde ya da dairede masamın yeri değişse düzenim bozulur. Kolum kanadım kırılmış gibi olur. Bir süre gerçek havama giremem. Daha tuhafını söyleyeyim, hep aynı tuvalete gitmek isterim. Sinemada aynı koltuklar çeker beni. İnsanlarda da öyle. Yeni biri, yeni bir arkadaş sıkar beni. Neler konuşabilir insan yeni bir kişiyle. Yeni bir kişiyle dost olunabilir mi? Bu yüzden diyorum ki insan anılarıdır. Kabul edeceğim tek yeni kişi Elif Zeyno olabilir. O da yeni sayılmaz; bizim (senin, benim, Memo'nun) yeni bir biçimlenişi, yeni bir dirim kazanması belki.
* Selam ona
* Selam sana


Cemal Süreya 


23 Temmuz, pazar, BEYKOZ


İşte yine Beykoz. Saat 15. Kim derdi ki bir hafta sonra yine buraya, Sıtkı'nın gazinoya (Gazino Sıtkı) geleceğim, aynı masaya oturup sana bir mektup yazacağım. Ama oluyor işte. Biraz sonra Ercü de gelecek. Eve gidip (Hasan Gani'nin evine) dergilerden 12. ve 17. sayı ayıklaması yapacağız. Tabii ayıklanacak dergi kalmışsa. Hava çok güzel. Hafif bir de esinti var. Sizin orası nasıl şimdi? İçsel gitmiştir. Ameliyatın 5. günü bugün. Oysa geçen hafta bu masada Fazıl Hüsnü'yü beklerken ameliyattan henüz bir haber yoktu daha. Hayat bu, zaman olayları geride bırakıyor, örtüyör. Gün gelecek, hastane ve ameliyat da bir anı olacak, Okmeydanı'ndaki koğuş da, tıpki Şişli hastanesindeki koğuş gibi uzaklara kayacak, az görünür bir kimlik kazanacak. Ama Okmeydanı'ndaki yaklaşışımız bize kalacak, bizim olacak, yaşantımızın bundan sonraki evresiyle kaynaşacak.
* Kahveye gittiğim anda Memo'nun şarkısı çalıyordu; "Kendim ettim kendim buldum, eyvah eyvah!" İşte o şarkı çalıyordu. Annem çamaşırı yıkadı. Memo ile öğleye doğru Ayla'lara gittiler. Annen boyunca Sakıp'tan söz ediyor. Kızıyorum biraz buna. Oysa, biliyorum, kızmamak gerek böyle şeylere. Doğal bir şey Sakıp'ı ağzından düşürmemesi. Nedenini de buldum; Memo sıradışı bir çocuk, üstün bir çocuk. Oysa Sakıp tam annene göre bir çocuk. Nihal'le sana karşı duygularını da bu mantıkla yorumlayabilir miyiz acaba? Herkeste kendi adamını, kendi esprisini arama eğilimi var galiba. Sence de öyle mi?
* Eskiden de gelip bu masaya otururdum. Sondan bir masa bırakarak en uçta oturmak. Huyumdur benim. Akşoti geldi demin. Akşoti'de söz etmiştim sana, belki anımsarsın, hani bizim damı aktaracaktı. Beykoz'un yahudisi. Yahudi ama yoksul bir adam. Ona bir Coca-Cola ısmarladım ve gitti. Yolda Kör İbrahim Efendiye de rasladım; görmemiş gibi davrandım, adımlarımı sıklaştırıp yürüdüm. Yine maç var sahada. Burda hayat hep aynı geçiyor, ve bu tekdüzeliğin ayrı bir güzelliği var, inkar edemeyiz. ("Can alıcı bakışları gözünde gözünde.")


* Seni doyurmak
Seni giydirmek
Seni uyutmak
Seni güldürmek
Seni yaşatmak


* Evet, evet, Beykoz'da oturmalı. İlerde gelip buraya yerleşmeli. Büyük ve her olanağı bulunan bir ev, bahçe, küçük bir araba. Yapıtları burada yazmalı, arabayla Boğaz köprüsünü geçerek yayınevlerine götürmeli. Buna varsın, değil mi? 13 yıl sonra burdayız. Yaşarsak tabii. Memo 16 yaşında olur o zaman, çayırda top koşturur, bisiklete biner. Elif Zeyno -ki 10-12 yaşındadır- senin dizinin dibinden ayrılmaz. Elif'tir o! Çiçekleri o sular. Elif bir su! Elif kibrit versene! Elif aşağı Elif yukarı. Bende böyledir. Anılarla düşler iç içe gelişir. Birbirinden ayrılmaz. Düşler anıların kız çocuklarıdır. Sen yaprak bakışlı küçük kız, eğil bir yol öpeyim yanağından.
* " Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de "


(Aragon)


* Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli bir erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler ağlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, o polisler. Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki. Anam sürgünde öldü, babam sürgünde öldü. Memo'ya ve sana duyduğum sevgide bu ölümleri de, bu öksüzlükleri de değerlendirmelisin. Aşkımın tandırdan yeni çıkmış bir yufka gibi her dem sıcak ve taze olduğunu anlamalısın. Yüksek öğrenim yıllarında Başkent sokaklarında ceplerimi ellerime doldurarak yürürken ileride bir karım olacağını, çocuklarım olacağını düşünürdüm. Yüzsüz, bedensiz bir şeydi bu kadın; bir gölge gibi düşlerimin arasından sıyrılır, geçer giderdi zaman zaman. Sensin o kadın. O çocuklar Memo ile Elif. Annemle babam Bilecik'te Şoşa'nın yanında yanyana iki mezarda uyuyorlar. Annem 1939'de, babam 1957'de öldü. İki ölüm arasında 20 yıllık bir ara var. Ama işte ikisi de yanyana yatıyor. Birgün gidelim. Gidelim mi? Büyükannemle Hasan amcam da şu koyu yeşilliğin altındalar. Ama yanyana değiller. "Sizin hiç babanız öldü mü?"


* Biz gözyaşımızı gizleyen insanlarız.
Biz kahkahamızı da gizleriz.
Biz koşuyu kaybettikten sonra da koşan atlarız.
* Seni seviyorum.


* Cemal Süreya 


24 Temmuz 1972


Sevgilerle. * Dün görüşemedik. İki yüzyıl görüşmemişiz gibi geldi bana. Ve üç yüzyıllık görestim seni. Önce dünün haberlerini tamamlayayım. Eve gittim, kimse yoktu. Saat akşam yediye kadar bekleyip bir daha gittim, yine kimse yok. Beykoz'lara kadar bir daha gitmek zorunda kalmamak için sonucu almadan dönmemeye karar verdim. Saat sekizde Ercüment'le birlikte gittik. Yine kimse yok. Ercüment karnının aç olduğunu söyleyerek benden ayrıldı. Gece voleybol maçı varmış, yemekten sonra oraya gidecekmiş. Ben evin bahçesine girdim. Kuyunun üstüne oturdum. Hem bekledim, hem de inen karanlıkla birlikte burda geçen günlerimizi yeniden yaşadım. Köpek havlamaları kuş seslerine ne güzel karışıyormuş burda. Nihayet saat dokuzda kiracılar geldiler. Neyse ki dergilerin büyük kısmını atmamışlar. Hemen tarama işlemini yaptım. Eksik sayıları aldım. Bir paket yapıp yola çıktım. Eve geldiğimde saat 11'i buluyordu. Memo uyuyordu.
* Bugün Nahit'e uğradım sabahtan. Mesut beni aramış. Suat'ın değil onun arabasından yararlanacağız. İnşallah Cumartesiye kadar (en geç) çıkarsın. Bak ameliyatın altıncı günü oldu bile. Sana istediklerini aldım.
* Elif! Yani hem Elif Sorgun, hem Elif Zeyno.
* Şimdi o Şişli'de keşfettiğim kahvedeyim. Her yerden yazıyorum sana. Gerekirse Nikaragua'dan, Kongo'dan, Çin'den de yazarım. Kahve kalabalık. Kağıt oynayanlar, tavla oynayanlar, tartışanlar, fısıldaşanlar, hiçbir şey yapmayanlar... Memo son günlerde seni daha çok söylemeye başladı. Günler geçtikçe özlemi de ağırlaştı herhal. Ama anneannesinden çok memnun. Öyle ya, ben sokağa çıkarken artık eskisi gibi ağlamıyor. Ama akşama mutlaka gelmemi de şart koşuyor. Şimdi düşgücünü daha da başka türlü çalıştırmaya başladı. Boyuna masallar, öyküler anlatıyor. Öcü At ile Tak-Tak arasında olaylar uyduruyor. İşte kayıp arabasını Tak-Tak alıp Öcü At'a vermişti de... falan filan. Öcü At mı döver Tak-Tak mı? Hangisi daha güçlü? Hangisi hangisini kuyuya atacak? Boyuna bir kuyudan söz ediyor.
* "Baba, anneme gittin mi?" "Annem gelecek mi?"
* Seni ne kadar da seviyor.
* Sigaran bitmiştir. Kibritin bitmiş. Akşamları bir kadeh rakı içiyorum. Ufak bir Yeni Rakı'yı bir haftada bitirmecesine. O da yetiyor. Kilo düşmede bir durma oldu galiba. Akşamları biraz fazla mı yiyorum ne? Olsun, bu gidişten memnunum ben. Eylül'de değilse de Ekim'de giyeceğim elbisemi. Sen hastaneden çık, bir kravat alacağım o gün.


* Sevgilim bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık, Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor


Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgahtan çıkmış bir su sayacı gibi
Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
Sevgi eskidikçe sevgi


Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde Uzaklarda ne kapılar açılıyor
Trenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.


Her şey biliniyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrediğimi?


Geldiğimi?
Gittiğimi?


Hadi!


Cemal Süreya


__________________
Zemheri isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Zemheri'in Mesajına Teşekkür Etti.