Tekil Mesaj gösterimi
Eski 18.11.12, 17:05   #1
LaLe
Ne Mutlu Türküm Diyene

LaLe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2490
Mesajlar: 21,832
Ettiği Teşekkür: 88528
Aldığı Teşekkür: 127782
Rep Derecesi : LaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Atatürk sadece asker mi? | Yaşar Nuri Öztürk

Şu söz, çoğu insanın sadece asker olarak gösterdiği Atatürk’ündür:

“Hiçbir zafer gaye değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük olan bir gayeyi elde etmek için vasıtadır. Gaye fikirdir. Bir fikrin istihsaline dayanmayan zafer yaşamaz.” (Şevket Süreyya, Tek Adam, 3/505)

Bu sözler, bir askerin değil, bir filozofun hem de idealist bir filozofun sözleri olabilir. Dahası, bu sözler, bir mistik-hümanist filozofun sözleri olabilir. Ama biz biliyoruz ki bu sözler Atatürk’ün sözleridir.


Atatürk denince hepimizin aklına askerlik gelir. Bunu devlet adamlığı ve siyasetçilik izler. Çoğumuz Atatürk’ün çağrıştırdığı değerler konusunu burada kapatırız. Zaten bu ilk üç alanda öylesine kuvvetlidir ki Atatürk, onu bir başka alana daha çekmek insanın zihnine zor gelir. Oysaki Atatürk, daha birkaç alanda büyüktür, örnektir, yaratıcıdır. Bu ‘öteki’ alanların başında kültür ve düşünce alanı gelir. Başka bir deyişle, düşünce derinliği, filozofik kişilik. Bir kere, şu gerçeği görelim:


Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı araştırmaya göre, Atatürk, 10 bin civarında kitap okumuş. Atatürk tarafından kenarlarına notlar, eleştiriler, açıklamalar konarak okunan kitapların dökümü şöyle: 1233 tarih, coğrafya ve biyografi, 121 felsefe, 161 din, 387 dilbilim, 261 askerlik, 204 siyasal bilimler, 150 hukuk.


Bitmedi. Yurt içinde yaptığı tüm gezilerde, okuyacağı kitaplardan birkaç sandık yanına alıp götürürdü. (Cumhuriyet, 9 Aralık 2004)

Devam edelim:


NUTUK’U YAZAN BENLİK, SADECE ASKER OLAMAZ


Gazi’nin kimlik kodlarının tümünün tecelli alanı bulduğu tarihî eser Nutuk’tur. Nutuk, bazı Atatürk düşmanı mecnunların iddia ettikleri gibi, ‘Atatürk’ün hatıratı’ değildir. Aynı anda tarihî, edebî, felsefî, siyasî bir eserdir. Hemen ekleyelim, edebî yönden baktığımızda, Nutuk, Osmanlıcanın en selis ve seçkin kullanıldığı ender eserler arsındadır. Kısa cümleleri birer edebî söylem gibi yerine oturmaktadır. Ama iş bu kadar değildir. En girift meselelerin ele alındığı en koyu Osmanlıca cümlelerin bazıları son derece uzundur. Bu uzun cümlelere, dikkatle ve eleştirel gözle baktım; hiçbirinde en küçük bir anlam kayması, en küçük bir içinden çıkılmazlık yoktur. Murat ve maksat, en kısa cümlelerdeki vecizlik ve selislikle ifade edilmiştir. İsmail Arar’ın şu tespiti derin bir hakikatin ifadesidir:


“Türk hitabet sanatının erişilmesi en güç ve en güzel örneklerinden biri de Nutuk’tur.” (Sinan Meydan, Nutuk’un Şifreleri, 73)


Gazi, Fransızcayı iyi bilirdi. Atatürk’le, 1928 yılında İstanbul’da 7 saat süren uzun bir görüşme yapan Fransız gazeteci Henri Beraud, Le Petit Parisien’in 7 Ekim 1928 tarihli nüshasında yazdığı uzun makalede Atatürk’ün değişik yönlerini anlatırken şunu da söylemiştir:


“Tuhaf bir hoşluk ve alaycı bir tavırla, dilimizi çok rahat ve aksansız kullanıyordu.” (ABE, 22/215)


Fransızcayı böylesine güzel konuşmasına rağmen, Fransızca konuşan gazetecilerin çoğuyla, tercüman aracılığıyla konuşmayı tercih etmiştir. Bu da Atatürk’ün örnekleştirdiği bir devlet adamı ciddiyeti, bir Türklük gururu idi.


Atatürk Arapça biliyor muydu? Birçok din hocasından daha iyi biliyordu ve bunu kendisi de ilan ve itiraf etmiştir. Dinci ve dinsiz yobazlar bu gerçeği saklarlar. Onlara göre, Atatürk’ü ‘Arapça biliyor’ göstermek onu örtülü biçimde ‘dindarlaştırmak’ olur. O
halde, Atatürk’ü Arapçanın A’sını bile bilmeyen bir adam olarak tescil etmek lazımdır.

Atatürk, İzmir İktisat Kongresi gibi önemli bir toplantıda şöyle diyor:


“Ben Arapça bilmem, fakat Arabistan’da bulunduğum için anladım ki, Müftü Efendi’den daha çok biliyorum Arapçayı… Nasara yensuru. Bilirsiniz ki, bunu hepimiz okuduk ve ben de senelerce okudum, hâlâ öğrenemedim. Ve ben mi öğrenemedim? Medreselerde okuyanlar da çok iyi bildiklerini iddia edemezler.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 15/96-97)


Konuşmalarında birçok ayet ve hadisi özgün metinlerinden okuyup büyük bir vukufla tercüme ederek yorumladığını görüyoruz. Bu, Arapça bilmeden yapılamaz.


Yaşar Nuri Öztürk
Yurt
LaLe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz LaLe'in Mesajına Teşekkür Etti.