Tekil Mesaj gösterimi
Eski 22.11.12, 16:43   #24
Haziran__
Tam Üye

Haziran__ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: May 2012
Konular: 17
Mesajlar: 260
Ettiği Teşekkür: 364
Aldığı Teşekkür: 1409
Rep Derecesi : Haziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmedeHaziran__ muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: Kaygili
Haziran__ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Cevap: Hristiyanlığı Yaymak İçin Yapılan Kilise İşkenceleri

‘’Orta Çağda kitle duygularını dinsel bir gıdayla besliyordu; böylece, coşkun

bir harekete yol açmak için,kendi çıkarlarını dinsel bir rüküşlükle karşısına çıkması gerekiyordu.’’ Engels
ESKİ DİNDEN YENİ DİNE : REFORM
Avrupa da Reform yüzyılıdır aynı zamanda. Reform deyince Avrupa’nın büyük bir bölümünü Papalığın egemenliğinden çıkaran ve Protestan Kiliselerinin kurulmasına yol açan dinsel hareket anlaşılır.
Nereden kaynaklanıyordu bu?
REFORMUN KAYNAKLARI
Buradan konuya girmeli.
KAPİTALİZM VE REFORM
Gerçekten Reform, Burjuvazinin feodaliteye karşı ilk başkaldırı eylemi oldu. Başkaldırı olayının, ilkin, bütünüyle manevi bir alanda olması da çok iyi gösteriyor ki, tarihsel ilerlemeyi temsil eden sosyal sınıflar, artık geçerliğini yitirmiş yerleşik düzenin kendilerine dayattığı engellerden kurtulmak için, bu düzene yaptırım kazandıran ideolojiyi yıkmakla işe başlıyorlar, kaçınılmaz olarak. Nitekim Reform içinde böyle olmuştur. Ezilen sınıflar, haksızlığın ve akıldışı oluşumun bilincine varmadıkları sürece Feodalizm devrilemezdi.
Reformun sadece ideolojik bir çerçeveye sıkışıp kalmaması, genişliğine sosyal bir hareket oluşu da, karşısına çıktığı Orta Çağ ideolojisinin ayırıcı özellikleriyle açıklanır. Batı Avrupa’ da feodalizm, bilindiği üzere, ideolojik temelini, gerekçesini, Katolikte buluyordu.

Oysa Kilise, feodal rejimin yalnızca manevi kalesi değildi; yaşamın _istisnasız- bütün görüşlerine sızan ve onlara mührünü basan, evrensel bir sosyal kurumu da temsil ediyordu aynı zamanda. Katolik Kilisesi, öte yandan Avrupa’nın en büyük toprak mülkiyetine sahipti; haksızlıkları bütün sosyal sınıfların çıkarına zarar veriyordu. Öyle olunca da, kiliseye takınılacak tutum, yaptıklarını ayıplamadan ibaret kalmayacaktı yalnız; birikmiş bütün hınçlar, er geç ortaya dökülecekti.
Açıktan açığa başkaldırı kaçınılmazdı.

Katoliklik, yükselen burjuvaziye mutlak olarak uygun değildi; tersine onu felce uğratıyordu. Burjuvazi istediği gibi davranmakta serbest kalıp, karışanı edeni olmasın istiyordu. Oysa bir malın maliyet fiyatını akla uygun artırmakla yetinilmesini isteyen Katolikliğin ‘’adil değer kuramı,’’ kazançları hissedilir biçimde kırpıp azaltıyordu. Aslında tefecilerin ustaca önünü kestikleri faizli ödünç yasağı, bu tür zenginliklerin üzerine Tanrısal bir leke sürüyordu. Girişim ruhuyla çalkalanan burjuvalar, birbirini izleyen dinsel bayramlara ve tanrısal görevlere, değerli zamanı gözü kapalı harcama konusunda karşı çıkıyorlardı. Ama daha önemlisi, din uğruna harcamak zorunda bırakıldıkları yığınla anlamsız para bir yerde hasisçe bağlı oldukları keselerine dokunuyordu. Kilise, çeşitli bahanelerle, müminlerden hatırı sayılır servetleri alıp iç ediyordu; oysa başlarda ilkel birikim hırsına tutulmuş insanların elinde yeterince de yoktu böylesi zenginlikler. Dinsel hizmetler için ödemeler, çeşitli sungu ve bağışlar, zorunlu sadaka ve özellikle öşür, ulusal servetlerin büyük bir bölümü yanlış yerlere aktarılıyordu; burjuvaların gözünde ise, bunlar daha üretken biçimde kullanılabilirdi. Yığınla servet hesaba gelmez bir papaz ve rahip güruhunu beslemeye, ayin için pahalı şeyleri satın almaya ve Kilisenin süslemesine ayrılıyordu.

Burjuvazi; Kilisenin rahatsız edici ve yıkıcı vesayetinden kurtulmadıkça ve daha doğrusu onu kendi gereksinmelerine uydurmadıkça, soylulara karşı siyasal bir zafer umamayacağı gibi, durmuş oturmuş bir iktisadi üstünlük de sağlayamazdı. Öyle olduğu içindir ki, burjuvazinin XVI yüzyılda reform çevresindeki düşüncelerin tercümanı olmasında şaşılacak bir şey yoktur.

SOYLULAR VE REFORM

Bununla beraber, çökmekte olan Orta çağın öteki sosyal sınıfları da, reformcu düşüncenin uzağında kalmadılar. Yığınla soylu buna; kent halkının ve kırsal kesimin aşağı tabakaları da. Soylular için, Kilisenin manevi tekelinin ağır bir yük olmadığını söyleyebiliriz; zaten soylular kim destek sağlayacaktı Kiliseye? Fazla olarak, Kilise makamlarında en çok kazanç getiren yerlerde yer alanlar genç soylulardı. Çoğu kez de ailenin en genç oğulları. Oysa, Reformun en gayretli savunucular, Almanya, Güney-Batı Fransa, İngiltere, İsveç ve kimi öteki ülkelerin soyluları arasında çıktı. Bu ayrılığın nedenini, ideolojik alanda aranmamalı; maddi yaşamın kendisinden doğmuştur bu. Soylular, reformcu düşüncelerin özüne bile girmeden, doğmakta olan sosyal hareketlerden, kendi sosyal çıkarları adına yarar sağlamanın derdine düştüler.

Burjuvazi, yeni bir ilahiyat, insanın Tanrı karşısındaki tutumuna ilişkin bir öğreti, yani yeni bir ahlak gereksinmesi içindeyse soylularda, Kilisenin elindeki hesapsız servetleri, özellikle de toprakları ele geçirmek için bir bahane arıyorlardı. XVI. Yüzyılın soylularının büyük çoğunluğuyla, eski zenginlikleri yoktu artık; öyle olduğu için de, yanında yöresinde alabildiğine kırpılmış topraklarını kuşatan o hesapsız Kilise mülklerine çevirmişlerdi gözlerini. Burjuva reformu, Kilisenin mallarını dinden bağımsızlaştırıp dünyalaştırmayı isterken, soylular omuz verdiler buna; ve böylesi bir reform, göründüğü kadarıyla, feodal toplumun temellerini de tehlikeye atmıyordu. Son olarak, soylular ve krallık iktidarı, burjuvazinin, Kilisenin cismani iktidarına karşı giriştiği mücadeleye hoş bir gözle bakabilirlerdi. Kiliseyi, yalnız ve yalnız öte dünya yaşamıyla uğraşır duruma getirmek; Avrupa monarşilerinin her gece gördükleri düştü bu.

HALK KİTLELERİ VE REFORM

Reformcu harekette, halkın aşağı-tabakaları önemli rol oynadılar: Reform lehine çoşkun bir halk akımı oluştu. Burjuvazinin başlattığı Reform karşısında ezilen kitlelerin tutumu, bir bütün olarak ne oldu? Hali vakti yerinde kentlilerle aynı sınıfa giren aşağı halk tabakası, Reformun itici gücü oldu. Şurası gerçektir ki, halk kitleleri halk kitleleri kendi ilahiyatlarını bir formüle kavuşturduklarında, Reformun yaydığı düşüncelerin pek uzağındaydı düşündükleri. Öyle de olsa; bu kitleler, Reforma hemen her zaman destek oldular, özellikle de başlarda. Şaşmamalı buna. Halkın aşağı tabakası çoğunlukla burjuvazinin çektiği acıları çekiyordu. Ucuza gelecek bir kilisenin kurulması, dertlerini büyük ölçüde hafifletecekti onların da.
Köylülüğün tutumu çok daha karmaşık oldu. Yerel adetlerin sürmesinde yararları bulunduğu hallerde, köylüler, reformun uzağında kaldılar. Çünkü, Kilisede yapılacak yeniliklerin, toprak mülkiyeti ile rant ilişkileri konusunda yerleşik adetleri sarsacağı korkusu içindeydiler. Buna karşı, soylularla Kilisenin senyörleri rant ve toprak için köylülere karşı mücadeleye başladıklarında, bir başka değişle, toprak sahibi sınıflar, yerleşik tarım rejimini kendi yararlarına bozmayı istediklerinde, köylüler, halkçı reforma etkin olarak katılmaya hazırdılar; çünkü, geleneksel haklarını daha iyi savunabilmek için, onda ideolojik bir destek bulacakları umudundaydılar.

REFORM VE HUMANİZM

Hümanizma, zaman bakımından Reformdan öncedir ve özü bakımından da. Bunlar burjuva çağının sahnesinde ortaya çıkmış iki ideoloji biçimiydi ki, karşılıklı olarak birbirini etkilemiş ve XVI. Yüzyılda Avrupa halklarının manevi yaşamına damga vurmuşlardır. Denilebilir ki, Reform, hümanist düşüncelerin geleneksel düşünce ve kalıplarına alışkın halk kitlelerinin anlayabileceği ses perdesine aktarılmasıydı.

Gerçekten bu düşüncelere verilecek biçim, o devirde, dinsel olabilirdi ancak.Başka bir değişle, Reformun dili, tutkuları ve düşleri, hümanist ideolojinin ileri sürdüğü aynı sosyal ve ahlaki amaç ve görüşleri saklıyordu örtüsü altında. Kısacası, reformcular ve hümanistler, aynı düşünsel gelişmeyi tanımamış kitlelere güveniyor ve bunu yaparken de, kendine özgü bir dil ve simgeye başvuruyorlardı. Kimi kutsal kitaptan alıyordu bunları, kimi de eski Yunan ve >Roma’nın pagan mirasından.

Hümanizma bir çok görünüş altında reformu hızlandırdı. Basımcılığın yayılması, kitapları, geniş kitlelerin eline verdi. XVI. Yüzyılda, basel ‘ de 16 basımevi vardı. Ausburg’da 20, Kolonya’da 21, Nurenberg’ de 24. Çeşitli ülkelerde hümanistlerin halk diline kazandırdıkları Kutsal Kitap çevirileri, Hıristiyan kuralların bilimsel eleştirisine girişmek olanağı verdi. Git gide daha fazla mümin İncil’i anlayabiliyordu. Ama aynı zamanda yeni yorumlarda baş gösterdi, doğal olarak kuşkularda.

Son olarak, hümanistlerin, İncil’in saflığından uzaklaştığından dolayı, Kiliseye yönelttikleri saldırılar; bilgisizleri, ahlaksızlıkları, dünya işlerine dalmaları, sözlerindeki skolastik böbürlenme, giderek boş inançlara inanmalarından dolayı din hizmetlerine karşı yapılan suçlamalar, müminlerin gözünde saygınlıklarını büyük ölçüde azaltmıştı hepsinin; o kadar ki, müminler, yeni bir kilise vazedenlerin sözlerine kulak vereceklerdir çok geçmeden.

REFORM ÖNCESİNDE ROMA KİLİSESİ

Katolik Roma Kilisesinin, Avrupa feodalizminin siyasal sistemi içindeki durumu, XV. Yüzyılın sonuna doğru köklü biçimde değişmişti. Onun, feodal parçalanma dönemi boyunca Avrupa dünyasının üstünde kendisine bir yer sağlamış olan merkezi niteliğinin, zamanla merkezileşmiş monarşilerin güçlenişinde ciddi bir engel olduğu ortaya çıktı. Bununla beraber Papalık, ne Kilisenin başı olmaktan vazgeçmeyi düşünüyordu, ne de Avrupa’da en üstün senyör rolünü oynamaktan. Öyle olduğu içinde, ülkelerin iç ve dış siyasal işlerine karışıyordu. İngiltere ve Fransa, papalığın iddialarına az-buçuk karşı koymayı becerebilmişlerdi; parçalanmış Almanya ve İtalya ise, istediği zaman pençesine alacağı birer ülke olarak duruyorlardı.

Papalığın geçmişteki büyüklüğü, otoritesinin tartışılmaz niteliği, canlılığını yitirip silikleştiği ölçüde, Vatikan’la piskoposluk dairelerinde, insanların gözüne git gide daha batan şeyler vardı: Ahlaksal çürümüşlük, dinsel konularda sömürüp çıkar sağlama, eş-dost ve hısım akraba kayırıcılığı. Katolik Kilise, dev bir mali örgüt haline gelmişti ve müminlerin saflığını sömürmek için fır dönüyordu. Vatikan ‘da işlemler öylesi hünerle yapılıyordu ki, onu pek de yerinde olarak Avrupa’lı bankerlerin ilk okulu olarak gösterebiliriz. Tüm Katolik dünya, bucaklara ayrılmış ve her birinin başına da Papalığın gelirlerini toplayan tahsildarlar geçirilmişti.

Avrupa ülkelerinin Kilisece soygunu, en kaba boyutlarına ulaştı. Para sızdırmak için her bahaneye başvuruluyordu; gün geldi inançlar tiksinti verecek biçimde kullanılır oldu. Ayin, gerçek bir ticaret işletmesi olup çıkmıştı. Papanın maliyecilerinin utanmazlığı, en açık biçimiyle, günahların Kilisece bağışlanması (indulgence)ticaretinde gösteriyordu kendisini; devrin en hayasız aldatmacası bu idi. Birbiriyle kıran kıranayarışan çeşitli manastırlar ve tarikatlar arasında ermişlere tapma öylesine boyutlara ulaştı ki, İsa bile unutuluyordu. Ermişlerden arta kalan artıkları ululamaya gelen müminleri kendine çekmek için, manastırlar arasında gerçekten bir yarış başladı. Saksonya’da Ermiş Anne manastırı 5000 kalıntı toplamıştı elinde; bunların arasında ‘’ İsa’nın doğduğu zaman içine konulduğu yemlikten gelen saman’’ ‘’Bakire Meryem’in Sütü’’ ‘’gerçek haçtan bir parça’’… da vardı.

Hümanizmanın doruğuna çıktığı bir sırada, böylesi uygulamalar, pek doğaldır ki, tiksinti uyandırıyor ve protestolara yol açıyordu. Kilise, geçmişteki manevi egemenliğini yitirmişti. Skolastik öğreti büyük bit bunalım geçiriyordu. İmanı akılla haklı çıkarmak, giderek bilmeyi sınırlandırmak, yerine XVI. Yüzyılın başlarından başlayarak, akıl imanın karşısına çıktı, zincirlerinden kurtuldu ve en azından bu dünya ile ilgili işlerinde bağımsızlığını ileri sürdü. Kilise, boş inançların yığınıydı artık; aylak aylak dolaşan, cahil ve açgözlü, bir papaz güruhunun barınağıydı bu. Yeni bir çağın dayattığı sınavın üstesinden gelemezdi. Bir reform, egemen sınıf bakımından bile kendisini dayatıyordu.
__________________
Hoş olayım olmayayım
O yâr benim kime ne

Haziran__ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz Haziran__'in Mesajına Teşekkür Etti.