Tekil Mesaj gösterimi
Eski 28.11.12, 20:40   #1
LaLe
Ne Mutlu Türküm Diyene

LaLe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Konular: 2490
Mesajlar: 21,832
Ettiği Teşekkür: 88528
Aldığı Teşekkür: 127782
Rep Derecesi : LaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardırLaLe şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Rusya ile İran’ın Patriot itirazı ve Çehov tüfek sendromu

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Türkiye’ye Patriotların yerleştirilmesini Çehov tüfek sendromu olarak tanımlıyor.

Lavrov’a göre, birinci sahnede tüfek eğer asılı ise üçüncü sahnede mutlaka ateşlenir.


Rusya Dışişleri Bakanı, askeri konularda önemli olan niyet değil potansiyeldir diyor.


Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinin 7 merkezine Patriotların yerleştirilmesine sadece Rusya değil İran da tepki koyuyor ve bölgesel savaş ikazlarını yapıyor. Önceki gün Türkiye’ye gelip Başbakan’la 2 saat görüşen İran Meclis Başkanı Ali Laricani ve konu ile alakalı olarak Tahran’da basın toplantısı düzenleyen İran Hükümet sözcüsü Ramin Mehmanparast, ısrarla Patriot’u sorguladılar ve bölgemizde barışın tehlikeye girdiğine dikkat çektiler.


Burada sorulması gereken soru; Moskova ile Tahran yönetimlerinin neden telaşa kapıldıklarıdır?


Türk kamuoyu uyutuluyor ama belli ki Rusya ile İran gibi bölgesel güçler, birkaç adım sonrasını bugünden tahmin ederek ön almaya ve Batı’nın oyununu bozmaya çalışıyorlar.


Peki, ne midir birkaç adım ötesi?


Türk ordusunun Suriye topraklarına sokulmasıdır!


Hepimiz bu asla mümkün değil, olamaz diyeceğiz ama küresel güç olan Moskova ile Tahran’a göre öyle tezgâhlar sergilenir ki, Türk ordusu Suriye’ye girmek zorunda kalır yani buna mecbur edilir ki bu da topyekûn savaş demektir.


Objektif olalım, bu bakış vehim ya da komplo teorisi değil gerçekçi bir değerlendirmedir ki Akçakale’ye düşen topa, Ankara’nın anında mukabelesi ortadadır.


Sınırımız civarı ile yakın çevresinde son yaşananlar bölgemizin savaşa gebe olduğunu gösteriyor. Bir tarafta Esad ile çarpışan güdümlü Özgür Suriye Ordusu ve PYD’nin özel konumu, öte yanda Barzani ile Maliki!nin Kerkük için kapışma eşiğinde olması çatışmanın işaret fişekleri gibidir.


Tabi böyle bir süreçte Türkiye’nin Suriye bağlamındaki pek çok talebine hayır diyen NATO’nun -eğer Kürecik’i korumak gibi özel amaç yok ise Patriotları alel acele bölgeye sevk etmesi sorgulanmaya muhtaçtır.


Diziye Muhteşem (!) tehdit!


Doğrudur, Muhteşem Yüzyıl dizisinde bazı mübalağalar var.

Ancak adı üstünde bu bir dizi yani tarihi anlatan belgesel değil.


Televizyon dizileri kurguya dayanır ve reytingi esas alır.


Dolayısıyla bir Başbakan’ın ortaya çıkıp, bir televizyon dizisini ismen hedef alıp tehdit etmesi ve yargıyı göreve çağırması demokrasi ile bağdaşmaz ve de Türkiye’deki ifade özgürlüğünün seviyesini ortaya koyar!


Ne yani dizilerin senaryoları önceden Tayyip’in takdirine mi sunulacak ki böyle bir şeyi Taliban bile yapmıyor!


Velev ki Muhteşem Yüzyıl’daki bazı detay abartılarına rağmen öz doğrudur.


Mesela Harem diye bir yapı ve kölecilik diye ayıplı bir kurum Osmanlı’da vakıadır.


Aynı şekilde kimi Osmanlı sultanlarının iktidar hırsı adına kendi çocuklarını bile boğdurduğu ortadadır.


Keza Saray’ın devşirme bürokrasisinin marifeti ile merkezi yönetimin Anadolu Türk- menlerine zulüm yaptığı da biliniyor.


Osmanlı’yı sevmek ya da sahiplenmek topyekûn olmamalı!


Yüzyıllarca hükmedenlerin doğrulan gibi yanlışları da olabilir ve vardır.


Türkiye’deki İslamcılarla Cemaatlerin yanılgısı budur!


Her şeye siyah-beyaz mantığı ile bakarlar ve aradaki tonlan hiç görmezler.


Yahu Osmanlı ile övünmek için hareme ve köleciliğe sahiplenmek olacak şey midir?



Özal’a zehir senaryosuna iki itiraz!


Gündemde üç büyük seçim var ya, istismar için yeni bir hikâyeye ihtiyaçları var.

Pek çok şeyi tükettiler sıra geldi. Cumhurbaşkanı’nı bile zehirlediler tuluatına!


Hatırlayın, daha mezar açılmadan Özal’ın zehirlendiğini söyleyecekler diye yazmıştık.


Yandaş ve besleme matbuatta manşetler biri biri ardına patlamaya başladı.


Buna göre, meğer Özal’a bir değil birkaç zehir şırınga edilmiş!


Dramatik olan, yıllarca solculuğu istismar edip onun üzerinden para ve itibar kazanan Zülfü Livaneli gibilerin bu psikolojik harekâta omuz vermesidir.


Gelelim zehirlenmenin gerçekliğine:


O dönemin Başbakan’ı Demirel zehirlenme iddialarına karşı çıkarken Ankara Üniversitesi Adli Tıp’tan Prof. Hamit Hancı, Özal’da bulun*duğu ifade edilen polanyumun bir insanda ancak 138 gün kalabileceğini açıkladı. Hancı ayrıca, DDT ile zehirlenmenin de mümkün olamayacağını söyledi.


Tayyip ile Kılıçdaroğlu’nun Seyit Rıza kardeşliği!


Hepimiz biliriz, Alevilerin evinde iki resim var.

Biri Hazreti Ali diğeri Atatürk!


Evet, Aleviler Atatürk’ü çok severler zira Osmanlıdaki Ebus- suud içtihadı ya da faşizminden Atatürk sayesinde kurtuldular.


Tablo bu ya, şimdi bunu ters yüz etmek istiyorlar!


Nasıl mı?


Seyit Rızaya itibar ambalajı ile Atatürk’ü mahkûm ettirerek!


Yahu Seyit Rıza feodal bir İngiliz kuklası!


Aleviliğin İslam’daki konumunu tartışan ve Alevilere nasıl baktığı belli olan Tayyip Erdoğan’ın, Seyit Rıza’yı sahiplenmesi ise Alevi kardeşlerimizi Atatürk’le karşı karşıya getirmek için!


Diyeceksiniz ki Erdoğan öyle de peki ya Kılıçdaroğlu’nun Seyit Rıza hayranlığı?


En dramatik fotoğraf, Tayyip ile Kılıçdaroğlu’nun Seyit Rıza kardeşliğidir ki bunu siz yorumlayın!

Aydınlık
LaLe isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz LaLe'in Mesajına Teşekkür Etti.