Tekil Mesaj gösterimi
Eski 05.12.12, 12:07   #1
Dilaver
Moderator

Dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2012
Konular: 413
Mesajlar: 3,679
Ettiği Teşekkür: 18751
Aldığı Teşekkür: 20027
Rep Derecesi : Dilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardırDilaver şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Uykucu
Standart Tozkoparan İskender | Osmanlı'nın En İyi Kemankeşi

Tozkoparan İskender
Osmanlı'da okçuluk tekkesinde kayıt yaptırabilmek için, oku en az 594 mt uzağa atabilmek gerektiğini, tarihin kaydettiği en büyük okçunun ise Tozkoparan İskender olup Hicrî 957 senesinde İstanbul'da yapılan bir yarışmada oku ile 826 mt den hedefini vurarak birinci olduğunu, bugün ise dünyada ki en iyi okçuların 500 küsur metrelere ancak ulaşabildiğini biliyor musunuz ?

Tozkoparan İskender, okçuluk tarihimizin en büyük kemankeşi sayılır. İmparatorluğun çeşitli illerinde 10 ayrı rekor kırmış ve bunların hiçbiri daha sonra aşılamamıştır. En uzun rekorunu, gündoğusu havasıyla atılan Arkurı Menzili’nde 1281.5 gezle kırmıştır. Bu 846 metrelik uzaklık, bir dünya rekorudur...

Bir gün, İran’dan Bahtiyar adında bir pehlivan gelip, Padişahın yanında sert yaylar çekmiş ve büyük hünerler göstermiş. Padişah da;


-Bizde buna gâlip gelecek kimse yok mudur? deyince,

-Pâdişahım bir nice gün izin verin tedârik olunur, demişler.

Atıcıların ileri gelenleri birkaç kantar ağırlığındaki bir top taşına demirden bir halka yapıp Bab-ı Hümayun’dan içerideki meydana koymuşlar ve;


-Her kim bu taşı kaldırırsa, çok büyük ihsan vardır!
diye etrafa haber yaymışlar.

Tozkoparan İskender ise o devirde Acemi Oğlanlar Ocağında “Bakraç Oğlanı” imiş. Günün birinde oradan geçerken, birçok adamın toplanarak taşın yanında durduklarını ve kaldırmaya çalıştıklarını görmüş. Hemen bakraçlarını yere koyup, taşın halkasına yapışmış ve 3 defa göğsü üzerine kadar çıkarı yere vurmuş. Bunun üzerine Pâdişah, Tozkoparan’a 1000 altın ihsan ederek;

-Haydi Genç Kurt Göreyim seni, devir Şu Farslıyı! (İranlı) der.


Bahtiyar’ı çağırırlar. Tozkoparan, İranlı pehlivanın çektiği yayların üstüne kuvvetli bir yay daha koyduktan sonra bunları kolayca çeker ve Bahtiyar’ın deldiği demir levhaların üzerine bir levha daha koydurarak onu da kolayca deler. Böylece Sultanı ziyadesiyle memnun eder..




Bir gün, Makbul İbrahim Paşa, Atmeydanı’ndaki sarayını yaptırması nedeniyle Kanuni Sultan Süleyman’a bir ziyafet vermiştir. Bu ziyafet eğlenceleri sırasında, Türk okçuluk tarihinin önemli kişilerinden biri olan Tozkoparan İskender, at üstünden attığı okla birbirinin içine yerleşmiş 5 kalkanı delmiştir.

Derler ki, Tozkoparan İskender başarılı okçuluk hayatında nasıl olmuşsa olmuş sadece “Lodos Menzili”nde Bursalı Şüca’yı geçememiştir. Bu içine dert olduğundan, son nefesinde “Ah! Lodos Menzili!..” diyerek vefat etmiştir...

Tozkoparan İskender, okçuluk tarihimizdeki en büyük kemankeş sayılır. Rivâyete göre, bir gün Okmeydanı’nda tuttuğu yeni bir yayın kabzasını şevkle sıkınca, kabzayı kaplayan kayın ağacı kabuğu tozu parmaklarına yapışıp yerinden kalkmış.. Bunu gören meydan pîrlerinden Yıldırımlı Baba, hayranlıkla “Bu pehlivan toz koparan!” demiş ve lakabı oradan kalmıştır. Olağanüstü kuvvetine ilişkin birçok hikâye anlatılır. Yavuz Sultan Selim’in İran ve Mısır seferlerine katılmıştır.



İmparatorluğun çeşitli illerinde 10 ayrı rekor kırmış ve bunların hiçbiri daha sonra aşılamamıştır. En uzun rekorunu, gündoğusu havasıyla atılan Arkurı Menzili’nde 1281,5 gezle kırmıştır. Bu 846 metrelik uzaklık, bir dünya rekorudur.

Taşın bugün bulunduğu yer asıl yeri değildir; yok olmaması için buraya taşınmıştır. Üzerindeki tarih, bu taşın Tozkoparan İskender’in ölümünden bir süre sonra, onun kaybolmuş menzil taşlarından birisinin yerine dikilmiş olabileceğini akla getirmektedir. Çünkü, ölüm yılı kesin olarak bilinmemekle birlikte, Tozkoparan İskender’in bu tarihe kadar yaşamadığı biliniyor. Bir başka olasılık, söz konusu taşın aynı lakabı taşıyan Kanûnî dönemi kemankeşlerinden Tozkoparan Ahmed Ağa’ya ait olmasıdır.



Tozkoparan’ın yiğitliğine ilişkin pek çok menkıbe anlatılır. Meydanda çalışırken, geceleri sol kolu üstüne yatmaması için iki kişinin nöbet beklediği söylenir...



Sultan II. Bayezid devrinde gittikçe kuvvetlenen Osmanlı denizcileri Avrupa’yı endişelendiriyordu. 1499 baharında, Papa’nın teşviki ile toplanan haçlı donanması, Osmanlı donan masını Akdeniz’den silmek maksadıyla harekete geçerek İnebahtı’ya doğru yola çıktı. Kaptan-ı Derya Küçük Davud Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması da bu sırada orada bulunuyordu. Kemal Reis ve Burak Reis gibi meşhur Osmanlı denizcileri de bu donanmadaydılar. Osmanlı donanması Mora sahillerindeki Modon açıklarından geçerken, daha önce karakol için ileri gitmiş olan işkanpavyenin köpükler saçarak hızla yaklaştığı görüldü. Kaptan-ı Derya baştardesine iki palamar mesafe kalmıştı ki, gür bir ses duyuldu:
-İkiyüz parçalık bir Venedik donanması üzerimize gelir Baba Reis!

-Kafir uzakta mıdır?

-Sapienza adası açıklarında karşılaşırız Baba Reis!

-Pek âlâ! Pek âla !

Kaptan Paşanın baştardesinde usûl üzere, en seçmelerinden 40 şahbaz okçu bulunur du ki, bunlardan biri de Tozkoparan lakabı ile anılan İskender adındaki yiğitti. Tozkoparan ve diğer kemankeş yiğitler, sefere çıkarken Paşa gemisine binerler, öğün yemeklerini Paşa ile birlikte yerlerdi. Çok iltifat gören bu seçme yiğitlerin vazifesi kumanda yerindeki Paşanın etrafını sarmak ve cenk bitinceye kadar ok yağmuru ile düşmanı oraya yaklaştırmamaktı. Paşa böylece serbestçe kumanda verebilirdi. Tehlike anında yine bu yiğitler Paşaya siper olur, kalkan vazifesini görürlerdi. Çok uzağa ok uçurabildikleri için, düşmanın atış menzilin den önce bulut gibi ok yağdırırlardı.

Genç İskender, bir atış sırasında yayını öyle germişti ki, yayın toz denilen kısmını koparmış, bunun üzerine ona Tozkoparan lakabı verilmişti. Bir müddet sonra iki donanmanın gemileri karşı karşıya geldiler ve birbirlerine borda ettiler. Şimdi kılıç kılıca cenk başlamıştı. Deniz bile yer yer kızıla dönüyordu.

Bir aralık Amiral Antonio Grimani’nin gemileriyle Burak Resi’in teknesine iki yandan rampa ettiler. Osmanlı gemisine bir anda iki bin Venedikli doluverdi. Burak Reis ve leventler ne kadar gayret etseler de sayıca onlardan çok azdılar. Denizlerde nam salmış olan Burak Reis, eriyip gideceklerini, fakat işin bununla bitmeyeceğini kestirdi. Osmanlı gemisi düşman eline geçmemeliydi. Tereddütsüz emrini verdi:


-Düşman gemilerini yakın! Palamar ve kanca atın! Kaçırmayın!

Az sonra üç gemi de tutuşmuştu. Daha sonra Burak Reis, kurtulmak elinde iken bunu yapmayıp, alevler içinde dimdik durarak gemicilerine:

-Denize atlayın! Siz kurtulun evlatlarım, diye bağırıyordu.

Bu hadise Sultan II. Bayezid Han’a anlatılınca Padişah, Sapienza adasına Burak adası ismini verdi. Asırlar boyunca buradan geçen gemiler top atışı ile Burak Reis’i selamladılar. Bir yanda bunlar cereyan ederken, Kaptan Paşa baştardesinde de Osmanlı levendleri destanlar yazıyorlardı. Bir ara her taraf barut ve alev dumanlarıyla kararmış, göz gözü görmez bir hal almıştı. Bu sırada bir düşman teknesi, baştardeye adeta sürünerek geçti. Bir anda düşman gemisinden, her tarafı zırhlara bürünmüş, dev cüsseli bir şövalye, Kaptanpaşa baştardesinin kıç kasarasına atladı. Elindeki uzun kılıcıyla levendlerden beş tanesini yere devirdi. Sonra birden kıçtaki sancağı gönderiyle birlikte sökerek kucakladı ve kendini denize atıverdi.

Bu ölümden beter bir şeydi. Paşa gemisi sancaksız olur muydu? O anda İskender, yayını alıp, palasını sıyırdığı gibi kafirin peşinden suya atladı. Düşman şövalyesi, zırhını çıkarıp sancakla birlikte suya gömmek istiyordu. Fakat hiçbir şey yapmaya vakit bulamadı. Tam suya düştüğü anda yetişen İskender, şimşek misali öyle bir pala savurdu ki, kara kafirin zırhlı eli ile beraber başını da uçuruverdi. Sonra hem sancağı hem de kesik başı alarak gemisine tırmandı. Kesik başı sancağın alemine geçirdi. Bütün bunlar bir dakika içinde olup bitivermişti. Kaptan Paşa ise öte yanda, ateş ve dumandan ne olduğunu göremiyor, sadece:


-Sancak gitti, gayri bana yaşamak haramdır, diye ağlıyordu.

Tam o sırada Tozkoparan İskender yanı başında belirdi ve:

-Paşa Baba, başını kaldır da bak, derken, tepesinde kelle takılı sancak gönderini yerine taktı.

Paşa koşarak İskender’in yanına geldi ve gözyaşlarıyla onu bağrına bastı. Çok geçmeden de düşman gemisinden arta kalanlar, alabanda ederek son hızla kaçtılar.




Tozkoparan’ın üstadı Şeyh Hamdullah’dı. Meşhur okçu Bursa’lı Şücâ’dan da ders almıştı. Hicri 957 senesinde İstanbul’da yapılan bir müsabakada 826 metre mesafedeki bir hedefi vurarak birinci olmuştu. Bu kadar mesafedeki bir hedefi vurabilen bir okçu, daha son ra dünyada duyulmadı. Kışladaki yatağı, yerden bir adam boyu yükseklikteki bir ranza idi. Yatacağı zaman ranzanın önüne gelir, hiçbir yere tutunmadan bir sıçrayışta yatağına girerdi...

Benim düşüncem; 826 metreden hedefi vurduktan sonra efsaneleşmiş ve adına hikayeler ve efsaneler (uydurulmuş demeye dilim varmıyor) anlatılmış...
Not: Sosyal paylaşım sitesinde gördüm yukarıdaki bilgileri, biraz google dan araştırdım... Resmini paylaştığım yazıyı da sizinle paylaşmayı uygun buldum.
Dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Dilaver'in Mesajına Teşekkür Etti.