Tekil Mesaj gösterimi
Eski 09.12.12, 23:51   #1
Basakca
Yönetici

Basakca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 2209
Mesajlar: 13,401
Ettiği Teşekkür: 85359
Aldığı Teşekkür: 82599
Rep Derecesi : Basakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart AKP Türk Milletini Fişliyor, Uyanın.... | Erdal Sarızeybek

Dünya tarihinde böyle bir fişleme görülmedi, ne tarih yazdı böylesi bir ihaneti, ne de insanoğlu gördü böylesi bir casusluğu. Mata Hari, 1. Dünya savaşının en büyük casusu ne ki, AKP fişlemesinin yanında bir hiç, yapmış olduğu casusluk AKP örgütü yanında bir hiç.

Fişleme demek, bir insanın isminin yanına “sağcı ya da solcu” yazmak değildir. Fişleme demek, bir kişinin adını bir kağıda yazıp “türban takar ya da namaz kılar” yazmak değildir. “Oruç tutar ya da tutmaz, hükümete yakın ya da uzak, PKK ile bağı vardır ya da yoktur” şeklinde bir takım kanaatleri yazmak demek, fişleme yapmak demek değildir.


Peki, böylesi bir liste yapmanın anlamı nedir, hani bugünlerde “fişleme, fişleme” diye haykırıp duruyorlar ya, nedir bunun anlamı? Hiçbir anlamı yok, bir kıymeti harbiyesi de yok. Peki neden yapıyorlar? Gerçeği gizlemek için, kendi yaptıkları fişlemenin açığa çıkmaması için…

Peki, hukukta bir anlamı var mıdır, bir kağıda “şucu bucu” yazmanın? Hayır. İstediğiniz kadar kağıt alın, kalem alın ve istediğiniz her kişi için yazın “sağcı, solcu, dinci, yobaz, türbancı, devrimci, akılcı, faşist, Kemalist… ” bu ve benzer şekilde ne yazarsanız yazın hukukta bir anlamı yoktur, çünkü böylesi bir dosyayı işleme koyduğunuzda ya da dava konusu ettiğiniz zaman aklı olan her yargıç delil ister, ispat ister. Kaldı ki “şucu ya da bucu” olmak, Türk Ceza ve diğer kanunlarda yazılı bir suçu oluşturmadığı için, bir anlam ifade etmez, kanunda yazılı olmayan bir eylem suç sayılmaz.


Peki nedir bu yaygara, “Fişlemek” nedir?

Fişlemek her demokratik ve çağdaş ülkenin gizli istihbarat servislerince yapılan bir bilgi toplama işidir, böylesi faaliyetler devlet olan her devlette olur, doğaldır, hukukidir.



Ama bizdeki yapıldığı gibi değil, “şucu ya da bucu” diyerek değil, aksine bilimsel, kanıtlı, akademik ve hukuka uygun bir şekilde yapılan istihbarattır. Bunun adına “BİYOGRAFİK İSTİHBARAT” denir!


Biyografik istihbarat kim için yapılır?

En başta kendi ülkenizin varlığına ve bekasına düşman olarak algıladığınız rejimlerin yöneticileri için ve bu ülke adına faaliyet gösterdiklerinden şüphe edilen her kişi için, özellikle de casus ya da ajanlar için, bu bir.

Biyografik istihbarat, kendi ülkenizin sanayisine, teknolojisine, ekonomisine, askeri gücüne, siyasi gücüne karşı faaliyette bulunduğu şüphe edilen ülkeler için yapılır ve o ülkelerin bu alanda kullandığı düşünülen kişileri için yapılır.


Ve biyografik istihbarat, kendi ülkenizin mevcut anayasal düzenine karşı ağır toplumsal olaylar, toplumu ajite etmek için provokasyonlar, bu amaçlı cinayetler, siyasi komplolar, sabotajlar gibi eylemleri düzenleme ve yapabilme potansiyeline sahip oldukları düşünülen kişiler ve guruplar için yapılır. Hukukidir, yasaldır, bir kanunu kitabı vardır, kaydı kuydu vardır, gizlidir, elbet devlet olan bir devlet için gizlidir, açıklanmaz.


Peki, biyografik istihbarat nedir, neyi kapsar?

Takip altındaki kişinin açık kimliği, ailesi, yakınları ve yakın çevresinin tespitini içerir. Buradan hareketle, tespit edilen her kişi için yaptığı telefon görüşmeleri, bilgisayar üzerinden e-mail hareketleri, banka ve finans kurumları üzerinden para hareketleri, menkul ve gayrimenkul kayıtları, siyasi, sosyal ve ticari bağlantıları, sağlık durumu, günlük yaşam hareketleri, tespit edilen tüm bu hususlara ilişkin görüntülü kayıtlar, belgeler ve yazışmalarla ilgili tüm tespitleri ihtiva eden bir ÖZEL DOSYA hazırlaması işidir ki buna “Biyografik İstihbarat Dosyası” denir.


Bu tür istihbarat dosyaları en başta ABD ve AB ülkelerinin ve de Rusya, Çin, Hindistan gibi büyük ülkelerin istihbarat servislerinde mevcuttur ve bu istihbarat faaliyetleri güncelleştirilerek devam ettirilen önemli bir faaliyettir. Bu dünyada küresel güç olmak isteyen her devletin biyografik istihbarat kayıtları mevcuttur, hala da bu çalışmaları devam etmektedir.


Şimdi gelelim bizim ülkemize; “Polis fişlemiş” diyorlar. Peki, nasıl fişlemiş, “Ocu, bucu, şucu” demiş, geçin bunları, böyle fişleme olmaz.


Şimdi gelelim AKP medyasının yaptığına; Jandarma fişlemiş, diyorlar. Peki, nasıl fişlemiş;” türban takar, namaz kılar”, demiş. Geçin bunları, böyle istihbarat olmaz, böyle fişleme de olmaz. Peki nedir bunlar, derseniz, görevli istihbarat mensuplarının kişisel kanaatleridir ki sadece kendileri bağlar, hakkında not düşülmüş kişiyi bağlamaz, hukuken de geçerliliği yoktur.

Peki, diyeceksiniz ki bu tür notlar yüzünden işten atılmış… O halde o kişiyi işten atana hesap sorun! Üniversiteden çıkarılmış… O kişiyi üniversiteden çıkartan kişiye mahkeme önünde hesap sorun!



Efendim, o kişi bulunduğu görevde yükseltilmemiş… O kişiyi hak ettiği halde yükseltmeyen amirden hukuk önünde hesap sorun! Aksi halde bunlar uydurmaca, düzmece, aldatmaca, tezgahtır… Fişleme ve sonuçları bu değil, olamaz da! Oluyorsa eğer tezgahtır!


Peki, Türkiye’de, bugün itibariyle ve kelimenin en doğru anlamıyla fişleme yapan var mıdır ve kim için yapmaktadır?

Bugün Türkiye’de fişleme yapanlar AKP’nin yönettiği hukuk içerisindedir ve bu hukukunun adı olan “savcı ve yargıçlar” eliyle yapılmaktadır. Ve bu fişleme belki de dünya tarihinde hiç görülmemiştir çünkü devleti yöneten hükümet eliyle yapılmakta ya da yapılmasına olanak sağlanmakta ve yabancı istihbarat örgütlerine servis edilmekte ya da bu servislere kapı açılmaktadır.



Nasıl mı?


Kod adı Ergenekon’u başa koyun, yanına son on yıldır yapılmakta olan bütün adli soruşturmaları ekleyin; ATO; Sinan Aygün, Sendika; Mustafa Özbek, İşadamı; Mehmet Emin Karamehmet, Baro; Ümit Kocasakal, Yargıç; Sabih Kanadoğlu, asker; İlker Başbuğ, gazeteci; Mustafa Balbay, Belediye; Aytaç Durak, Savcı; Deniz Feneri Savcıları, Vali; Rasih Özbek, Polis; Hanefi Avcı, Jandarma; Şener Eyuygur, daha sayayım mı…


Ne yaptılar bu soruşturmalar eliyle? Türkiye ve Türk Milleti’ni fişlediler. Hem de kelimenin tam anlamıyla fişleme! Hepsinin banka kayıtları, telefon görüşmeleri, aile çevresi, ticari sosyal ilişkileri, aklınıza ne geliyorsa tespit ettiler, hem de yargı kararıyla yasal olarak tespit ettiler ve kayıt altına aldılar, dosyaladılar ve biyografik istihbaratlarını apaçık oraya çıkardılar. Soruşturma gizliliğini de kasten ihlal ederek bu gizli bilgilerin yabancı istihbarat örgütlerinin eline geçmesine olanak sağladılar, başta İsrail’in MOSSAD ve ABD’nin CIA’sının eline. Hatırlayınız, son olarak da Mehmet Baransu açıklamıştı, MİT arşivleri MOSSAD’a açıldı, diyerek.

Türkiye resmen ve alenen fişlenmeyen kim kaldı? Hiç kimse, inanın bana hiç kimse kalmadı, dünya tarihinde böylesi bir casusluk faaliyeti hiç görülmemiştir, üstelik kendi hükümetimizin siyaseti ve hukuku eliyle yapılmıştır.

Peki, ne oldu bunu yaptılar da, diye soracak olursanız, Türkiye ve Türk Milleti’nin gelecek yüzyılını ipotek altına aldılar, gelecek yüzyılda ülkemizde yönetici vasfı olan kim varsa biyografik istihbaratını çıkardılar, günü geldiğinde de karşı tarafta kullanacaklar. Biyografik istihbarat deyip geçmeyin; dünyada en zor olan istihbarat biçimidir, bir kişinin, hele ki yabancı bir kişinin yabancı bir ülkede biyografik istihbaratını çıkarabilmektir ve bu nedenle istihbarat örgütleri bu yolda milyonlarca dolar parayı bir anda harcamaktadır, çünkü hayati önemi vardır.


SONUÇ:


Türkiye’de AKP siyaseti ve hukuku eliyle yapılmakta olan bu fişleme faaliyetlerine baktığınızda, ister hükümet olsun ister hukuk, bu eylemin adı fişleme değil, casusluktur!

Bu casusluk faaliyeti başka ülkeler menfaatine yapılmış olduğu için de düşmanla işbirliği yapmak anlamındadır! Düşmanla işbirliği yapmanın hukuk dilindeki adı da vatana ihanettir!

Herkes aklını başını almalı, bu iş böyle gitmez yoksa geleceğimiz de olmaz, hani diyorlar ya “devletin ve milletin bekası”, işte onlar olmaz, çocuklarımız, gelecek nesillerimiz, devletimiz, bayrağımız, vatanımız, hiçbiri olmaz, sahip çıkın, şimdi!


Kaynak








Basakca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Basakca'in Mesajına Teşekkür Etti.