Tekil Mesaj gösterimi
Eski 26.01.13, 19:36   #1
Ekin
Moderator

Ekin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Dec 2011
Konular: 1175
Mesajlar: 8,990
Ettiği Teşekkür: 30788
Aldığı Teşekkür: 40437
Rep Derecesi : Ekin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardırEkin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Kotu Cocuk
Standart Uğur Mumcu yaşasaydı | SALMAN ALTUNDAL

Uğur Mumcu yaşasaydı…

SALMAN ALTUNDAL


Gazeteci-yazar Uğur Mumcu Ocak 1993'te bombalı saldırı sonucu parçalanarak öldürüldü. Cinayetten hemen sonra dönemin Başbakanı ve İçişleri Bakanı cinayeti çözmenin ve faillerin yakalanmasının “Devletin namus borcu” olduğunu söyledi. Aradan 20 yıl geçti. Uğur Mumcu’nun katilleri yakalanmadı ve cinayetin arkasındaki ilişkiler aydınlatılmadı. Katillerin izleri devletin ‘derin’ dehlizlerinde kayboldu.

Okurları, sevenleri, dostları her yıl olduğu gibi onu özlemle, hüzünle bu yıl da andılar. ‘Umut Davası’ yerini umutsuzluğa bıraktı. Dava tam bir arap saçına döndü. Mumcu Ailesi’nin mahkemeye sunduğu sayısız talepleri, dilekçeleri dosyaları şişirmekten öteye bir işe yaramadı.

Sabahattin Ali, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Kemal Türkler, Musa Anter, Muamer Ersoy, Turan Dursun, Bedrettin Cömert Cevat Yurdakul, Dogan Öz, Necip Hablemitoğlu, Hrant Dink ve
binlerce faili meçhul cinayatte olduğu gibi. Mumcu’yu da henüz 51 yaşında en olgun, en üretken döneminde hayattan koparıp aldılar…

HEM BİLGİ HEMDE FİKİR SAHİBİYDİ

Mumcu toplumsal süreçleri ta içinden izleyen, fikirlerini yalın ve samimi biçimde toplumla paylaşan bir düşünce adamıydı. Yazma serüveni Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, gibi dergiler ile öğrencilik yıllarında başladı.

1968-69-70 yıllarında Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çeşitli konularda inceleme yazıları ile devam etti. Köşe yazarlığına 1974 yılında haftalık Yeni Ortam dergisinde daha sonrada Anka Ajansından sürdürdü. 1975 yılından itibaren kısa bir kesinti hariç hep Cumhuriyet’e Gazetesinde yazdı. Mumcu muhabirlikten gelen bir gazeteci değildi. O daha çok araştırma, inceleme ve yorumcu özeliğiyle düşünce üreten bir gazeteci ve toplum adamı oldu.

Uğur Mumcu’yu defalarca canlı dinlemiş, onunla karşılıklı konuşma fırsatını yakalamış bir kuşaktanım. Aklımdaki notları, kimi gözlemlerimi bir anlamda sesli düşünerek paylaşmak istiyorum.
Öncelikle herkesin tanık olduğu gibi mütavazi, sade, ilkeli bir yaşamı benimsemişti.

Güzel konuşurdu. Gümbür gümbür, ajtasyonla karışık akıcı, ikna edici bir üslübu vardı. Düşüncelerine katılırsınız, katılmasınız samimi bir insandı ve o samimiyet herkese geçerdi. Bu kadar sevilmesi, kitaplarının hala okunması tesadüf değil.

Pozitif bilimleri tutkuyla savunurdu. Onun ‘bilgi sahibi olmadan fikirsahibi olunmaz’ sözü hala akıllarda. Toplumu saran şiddet sarmalına, terörizmin her türüne karşıydı.

Siyasi bakımdan karşıtlarının da özgürlüğünü güçlü biçimde savunurdu.

En başından beri Türkiye’nin önünü tıkayan ‘Kürt Sorununa’ adıyla vurgu yapanların başındaydı. Resmi ideolojinin ‘kart kurt’ demgojisini kameraların önünde ilk deşifre edenlerden biriydi.

Kürt sorununun AGİK, Paris Şartı, insan hakları çerçevesinde barışçı çözümünü her platformda dile getirdi. Devletten ve PKK’dan kaynaklı şiddete, terörün her türüne karşı çıktı.

MUKTEDİRLER İÇİN ‘SAKINCALI PİYADE’ İDİ

Doğan Avcıoğlunda Yön çizgisinin etkileri vardı. ‘Sol Kemalist’ diyebileceğimiz bir politik hattı sol sosyaldemokrat anlayışa yakındı. Ulusal kurtuluş savaşının anti- emperyalist kazanımlarına coşkuyla sahip çıkardı. Irçılıktan uzak ulusal demokratik bir çerçeveden bakardı.

Emekten yana sol ve anti-faşist duyarlılığını her adımda ifade etti.

Devrimci gençlik hareketleriyle, onların yiğit öncülerine yakınlık duydu.

Sosyalist çevre ve kişilerle dostluk ilişkisi vardı onlara saygılıydı. Behice Boran, M.Ali Aybar, Musa Anter, Deniz Gezmişin konuşulduğu bir sohbette bu düşüncelerine bizzat tanıklık ettim. Uğur Mumcuyla bir çok temel konuda farklı düşünmeme rağmen ona olan saygım hiç azalmadı.

Her dönemde ağır mağduriyetler yaşadı. 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerine şiddetle karşı çıktı. Hayatı boyunca darbelerle gelen ırkçı, miliyetçi, vatan- millet- bayrak demogojilerini bıkmadan bazen tiye alarak eleştirdi. O darbeciler için ‘Sakıncalı Piyadeydi”.

Kim yaparsa yapsın yolsuzlukların üzerine gitti, onları tüm ayrıntısıyla araştırdı deşifre etti.
Hep çoğulculugu, evrensel demokrasiyi, insan haklarını, adaleti savundu.

Usta bir polemikçiydi. Bu konuda medyadaki karşıtlarına çoğu kere üstünlük sağlardı buna rağmen onlarla medeni ilişkilerini sürdürdü.

EGER YAŞASAYDI…

Uğur Mumcu yaşasaydı bu günkü çizgisi nasıl olurdu?

Bunu tam olarak bilebilmek elbette zor. Yazdıklarını, konuştuklarını bir bütün olarak incelediğimizde, eşi Güldal hanımı, artık birer yetişkin olan çocukları Özgür ve Özge Mumcu’nun yazdıklarına baktığımızda bir öngörüde bulunabiliriz.

AKP iktidarına onun Amerikancı, neoliberal, savaşçı politikalarına karşı karalı bir muhalif olurdu.
Çağdaş değerlerden, devletin demokratikleşmesinden yana tutumunu sürdürürdü.

Konturgerilaların, özel harp dairelerin dağıtılmasını, failimeçhullerin aydınlatılmasını isterdi.

Toplumun ortak değerlerini sülük gibi emen, geçmişle kıyaslanmayacak kadar katlanarak artan yolsuzlukların en sıkı takipçisi olurdu.

Ülkenin birliğini savunur, Kürt sorununun barış ve uzlaşmayla çözümünü destekler, PKK’nın silah bırakmasını, şiddetin kanın durdurulmasını isterdi.
Kürt sorununu inkar eden, halkların eşitliğine ve kardeşliğine inanmayan, demokratikleşmeye dudak büken, iç savaş histerisine tutulanlarla, Atatürk istismarcılığı yapan ırçı, milliyetçi çevrelerle, nasyonalistlerle aynı çizgide olmazdı.

ÇOCUKLARI BABALARININ İZİNDE

Bakın acılarla yoğrulan, babasından aldığı değerleri, kültürü, birikimi yeni bir düzeye yükselten oğlu Özgür Mumcu – 07- 01- 2013 günülü Radikal Gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı “Şehitler ölmez, babalar ölür’ başlıkılı yazısından kısa bir alıntı…

“Kürt meselesinin çözümünün hukuki altyapısının şeffaflık içerisinde ve soğukkanlılıkla ele alınması elzem.

İmralı ile müzakerelerin başlayacağına yönelik işaretler ve bu sebeple doğan umutlu hava 2013’ün en azından şimdilik iyi başlamasına yol açtı. Ölen bir Türk ya da Kürt gencinin bütün Kürtlük ve Türklük davasından daha önemli olduğunu düşünenlerdenim. Yoksul Kürt ve Türk gençlerinin birbirlerini öldürmek yerine ortak sınıfsal ve kültürel çıkarlarını tespit edip, beraber yaşamanın da ötesinde beraber mücadele edecekleri bir siyaset ortamının özlemini duymamak elde mi?

Ucuz milliyetçilikten beslenen, güvenlik ve şiddet dilinin, dolayısıyla gencecik insanların bedenlerinin arkasına sığınarak yapılan yüksek ya da toplumsal siyasetin götüreceği tek yerin bir bataklık olduğu da ortada.”

Bir alıntıda kızı Özge Mumcu’dan. T24.internet sitesinde 24 Ocak 2013 günü “Belleğimizde mezar taşları” başlıklı duygulu bir yazı yazdı.

“2006’da ise Hrant Dink öldürülüyor. Babam ile Hrant Dink’i karşılaştıran, ağabeyimin deyişiyle “ölüleri yarıştıranlar” çıkıyor. Defterime not bile düşemiyorum artık, babamın sözü sürekli aklımda: “İnsanlar öldürülürken susulmaz.” İnsanlar haksız yere tutuklanırken, hapishanelerde ne için tutuklandıkları bile belli olmadan terörist payesi altında tutulurken, Sivas’ta zaman aşımı kararına devletlilerimiz “hayırlı olsun” derken, aile yakınları, insanlar sokakta gaz yerken de susulmayacağı gibi.”

Sözün kısası, Uğur Mumcu bugün yaşasaydı her anlamda birinci derecede mirasçısı olan çocuklarından farklı düşünmezdi.

Gerçek bir demokrat olarak toplumsal yaşamımıza katkı yapmaya devam ederdi.

Kaynak
__________________



Ekin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz Ekin'in Mesajına Teşekkür Etti.