Tekil Mesaj gösterimi
Eski 27.01.13, 21:12   #9
Duayen
Huysuz ve Tatlı Kadın

Duayen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2009
Konular: 198
Mesajlar: 4,293
Ettiği Teşekkür: 53769
Aldığı Teşekkür: 26079
Rep Derecesi : Duayen muhteşem birisiDuayen muhteşem birisiDuayen muhteşem birisiDuayen muhteşem birisiDuayen muhteşem birisiDuayen muhteşem birisiDuayen muhteşem birisiDuayen muhteşem birisiDuayen muhteşem birisiDuayen muhteşem birisiDuayen muhteşem birisi
Ruh Halim: Huzurlu
Standart Cevap: Halı | Kökeni | Halı Türleri

Nasıl bir el emeği göz nurudur bu halılar. tıpkı bir ressamın çalışması gibi,üstelik zor şartlar altında ortaya çıkan muhteşem eserler.Doğrusu bu el emeği şaheserleri ayağımın altına sermeye kıyamam..İlgimi çeken bu konunun açılması beni mutlu etti Lalecim..
Hep merak etmişimdir,saatlerce halı tezgahının başında oturup,bir makine gibi elleriyle o halıları dokuyan kadınları ve o desenleri nasıl yarattıklarını.
Bir belgeselde seyretmiştim, yaşlı bir teyze dokuduğu halının nakışlarını kendinin uydurduğunu söylemişti..Çoğu halınında bir hikayesi olduğunu ve o hikayeleri desenlerle halılarda ölümsüzleştirdiklerini söylemişti..Halıların desenlerine yansıyan bu hikayeleri merak etmiştim,araştırınca bir kaç hikaye okudum,hepside çok hoşuma gitti..
Örneğin Hereke halılarının üstünde bir sürü figür gördüm,atlılar,kuşlar,eminim onlarında birer hikayesi vardır..Bir tanesinide burada paylaşayım sizlerde okuyun.

Bu güzel konu için teşekkür ederim Lalecim


Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, gökyüzünde, bulutların üstünde bir tanrıkral yaşarmış. Tanrıkrallar o gök şehrinde ölümsüzlük suyundan içerler ve sonsuza kadar kudretli olurlarmış.

Bu kudretli tanrı, bir gün yeryüzünde yaşan güzeller güzeli, su perileri gibi saf bir faniye aşık olmuş. Ona öyle büyük bir aşkla tutulmuş ki, hiçbir engel tanımaz olmuş o ölümsüz bedeni.

Gelgelelim Tanrıkral bu güzeller güzeli kızdan eşi olmasını istiyor, bu duruluğunun onun ölümsüzlüğünden bile daha güzel olduğunu dile getiriyormuş. Bu güzel kız da bir rüyada olduğunu düşünüyor, yaşadıklarına bir türlü anlam veremiyormuş.

Günler günleri kovalamış ve imkansızlıktan doğan bir aşk çıkıvermiş ortaya. Öyle ki çok geçmeden bir de meyvesi olmuş bu olağanüstü aşkın. Öyle güzel öyle güzel bir oğulları olmuş ki, görenler duyanlar gıpta ile bakar olmuşlar. Ancak öyle bir gerçek varmış ki ana yüreğinin içine attığı, gelip çıkacakmış elbet bir gün. Her şey toz pembe değilmiş elbet, Gökyüzü ülkesinin katı kuralları da varmış. Hatta bu kural bir anne için belki de görüp görülebilecek en katı kuralmış. Gökyüzü ülkesinde erkek çocukları anadan ayırırlarmış, ülkenin en bilgin hocalarından eğitimler verilir, geleceğin krallarını yetiştirmek için muazzam çaba gösterilirmiş. Kral olmaya yeterli olduğu vakit ise oğlana ölümsüzlük suyundan içirilirmiş. O günden sonra da zaten o da ölümsüz olurmuş.

Bunu en başından bilen anne, günleri sayar olmuş artık acı içinde. Bilirmiş çünkü bir gün oğlunun ondan koparılacağını. Ne yapsın çaresiz bekler olmuş o gelecek kara günü.

Ve o gün gelmiş çatmış, tanrı kral oğlunu almaya gelmiş. Güzel eşine de sabırla beklemesi gerektiğini söylemiş. Her ne kadar yüreğinden kopsada parçalar annenin, başlamış sebat içinde beklemeye oğlunu dönecek elbet diye.

Ama, günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovalamış. Ne gelen varmış ne giden. Beklemek canına tak etmiş artık annenin. “ben de anneyim, oğlumu ne yapıp edip görmem lazım, bir çare düşünmeliyim..” demiş. Düşünmüş, taşınmış..

“Buldum!” demiş bir gün ve almış eline kazmayı, fidanı. Bildiği bütün dualarını etmiş, okunmuş sularını hazırlamış. Bir ağaç yetiştirmeye karar vermiş. Ama bu ağaç öyle bir ağaç olacakmış ki, göğe ulaşacakmış adalları, oğluna kavuşacakmış hemencecik.

Yıllarca uğraşmış, fidenin gözünün içine bakmış, nitekim büyümüş de fidancık,bir ağaca dönüşmüş…

Yıllar geçmiş dedik de güzel kadın farketmemiş nice uzun yıllar geçtiğini. Bitap düşmüş, yaşlanmış, hiçbir şeye gücü kalmamış. Günlerden bir gün yıkılıvermiş ağacının kenarına. Kalakalmış…Yummuş gözlerini…

Aslında bilemediği bir şey varmış kadının. Sandığı gibi ölüm onun için bir son değil tam aksine ölümsüzlüğe açılan bir başlangıçmış. Ölüm kadın için adeta bir ödül olmuş. Bu sayede hem oğluna hem de tanrıkrala kavuşmuş olmuş.

Bu hikayeye tanıklık eden ahali de hikayeyi nesilden nesile yaşatmak için Adına HAYAT AĞACI dedikleri bu ölümsüzlük sembolü ağacı bir motif haline getirmişler ve dokudukları halılarda yaşatmışlar.

O gün bu gündür halılarda yaşatılan hayat ağacı, basıldığında sadece bir motif olmadı, gönüllerde de yaşadıkça yaşadı.

Burcu Atav
Duayen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz Duayen'in Mesajına Teşekkür Etti.