Tekil Mesaj gösterimi
Eski 14.02.13, 17:37   #6
Canan
Çiçekci kız

Canan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2011
Konular: 5418
Mesajlar: 24,445
Ettiği Teşekkür: 97377
Aldığı Teşekkür: 135792
Rep Derecesi : Canan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardırCanan şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Cevap: A'dan Z'ye Deyimlerimiz ve Anlamları


klına yer etmek:

Uygun bulduğu bir düşünce kafasına yerleşmek."Onun sana söyledikleri aklına yer eder inşallah."

Aklından zoru olmak:

Tutarsız, dengesiz, ölçüsüz, delice davranışlarda bulunmak."Bırak o bıçağı, aklından zorun mu var senin?"

Aklını almak:

Çekiciliği, güzelliği ile büyülemek, etkisi altına almak."Kızın bir bakışı, aklını başından almaya yetti."

Aklını başına almak (toplamak, devşirmek):

Mantıksız, ölçüsüz davranışlarda bulunmaktan kendini kurtararak akıllıca bir yola girmek."Aklını başına al, yoksa bu içki seni götürecek."

Aklını başından almak:

Çok şaşırtmak, düşünemeyecek duruma getirmek."Gördüğü ev aklını başından aldı."

Aklını (bir şeyle) bozmak:

1. Sapıtmak, delirmek. 2. Yalnızca ilgilendiği, üzerine düştüğü şeyle uğraşıp durmak, başka hiçbir mesele düşünmemek."Bizim çocuk sinema ile aklını bozdu."

Aklını çalmak (çelmek):

1. Kararından, niyetinden vazgeçirip başka bir yola sokmak. 2. Baştan çıkarmak, ayartmak."Aklını çelip onu evlenmeye razı et."

Aklını peynir ekmekle yemek:

Akılsızca, şaşkınca, delice işler yapmak."Misafirliğe böyle gidilir mi? Sen aklını peynir ekmekle mi yedin?"

Ak pak:

1. Tertemiz. 2. Saçı sakalı ağarmış. 3. Alımlı ve beyaz tenli."Ne kadar da ak pak bir çocuk."

Akşama sabaha:

Neredeyse, pek yakında, kısa bir süre içinde."Konuklar akşama sabaha burada olurlar, sakın bir yere kaybolma!"

Akşamdan kavur, sabaha savur:

Kazandığını günü gününe harcayan, har vurup harman savuran, savruk kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.

Akşamı iple çekmek:

Gecenin olmasını sabırsızlıkla beklemek."Ne güzel bir ziyaret olacak. Akşamı iple çekiyorum."

Alacağına şahin, vereceğine karga:

Alırken bütün gücünü kullanan ve kolaylık gösteren, kimsede parasını bırakmayan; verirken ise bin bir güçlük çıkaran, vereceğini geciktirmek için elinden geleni yapan kimse için kullanılır."Ne adamsın be! Alacağına şahin, vereceğine karga! Yazıklar olsun!"

Alacağı olsun:

"Günün birinde ondan öcümü alırım" anlamında göz korkutmak için söylenir.

Al aşağı etmek:

Birini bulunduğu yerden, mevkiden indirmek."Ya, gördün mü, demek ki el oğlu adamı al aşağı ediyormuş bir çırpıda!"

Al birini vur birine
(ötekine):
Hepsi aynı, bir ayarda, hiçbiri işe yaramaz."Onlardan söz etme bana. Al birini vur birine."

Alçak gönüllü olmak:

Gurur ve kibre kapılmayıp kendini olduğundan daha aşağı düzeyde sayma, başkalarından yüksek görmeme durumu."İnsanı insan yapan vasıflardan biri de alçak gönüllü olmaktır."

Al gülüm ver gülüm:

1. Karşılıklı sevgi gösterisi. 2. Çokluk uygun olmayan işlerde birbirinin çıkarını kollamak.

Alı al, moru mor:

Telâş veya yorgunluktan yüzü kıpkırmızı kesilmiş (olarak)."Uçağı kalkmak üzere olan babama alı al, moru mor bir şekilde yetişebildim."

Alıcı gözüyle bakmak:

Çok dikkatli bakmak, inceden inceye gözden geçirmek."Mobilyaya ilk defa alıcı gözüyle baktı."

Alın teri dökmek:

Zahmetli iş görüp çok emek vermek."Alın teri dökmeyenler, emeğin ne olduğunu bilemezler."

Ali Cengiz oyunu:

"Kurnazca, haince aklı durduracak iş yapmak" anlamında kullanılır."Bana bir Ali Cengiz oyunu oynadılar ki sormayın gitsin."

Ali kıran baş kesen:

Çok zorba, kaba kuvvetle hâkimiyet kuran."Mehmet, sınıfın Ali kıran baş kesini olmuştu."

Ali`nin külâhını Veli`ye, Veli`nin külâhını Ali`ye giydirmek:

Kendi sermayesi olmadığı hâlde, birinden aldığını ötekine, ötekinden aldığını bir başkasına vererek işini yürütmek.

Allah adamı:

Hile, kötü bilmeyen; hak yol üzerinde olan, Allah`a ibadette kus dini bütün kimse."Allah adamı olmalısın dünya da, hem de ahrette iyilik görebilesin."

Allah`a emanet:

Herhangi bir şeyi Yüce Allah`ın korumasına ve esirgemesine terk etmek."Seni Allah`a emanet ederek gidiyorum oğlum."

Allah Allah!:

Daha çok şaşkınlık ve hayret hâllerini anlatır."Allah Allah! Nasıl oldu bu iş, aklım almıyor?"

Allah aratmasın:

Yakınılacak bir durumda, bir şeyin hiç bulunmaması hâlindeki sıkıntı anında "Allah daha kötüsünü göstermesin" anlamında kullanılır.

Allah aşkına:

Yemin vermek veya yalvarmak için "Allah`ını seversen" anlamında şaşma, usanç bildirir."Allah aşkına şu işi bir daha yapma!"

Allah bilir:

1. Belli değil, Cenab-ı Hak`tan başka kimse bilmez."Allah bilir bu sırrın iç yüzünü."2. Bana öyle geliyor ki."Allah bilir esrar da alıyordur bu çocuk."

Allah`ın belâsı:

Varlığı üzüntü veren, varlığından huzursuz olunan şey."Allah`ın belâsı adam yine çıktı ortaya."

Allah versin:

1.Dilenciyi savmak için "bekleme, sadaka vermeyeceğim" anlamında söylenir. 2. İyi şey elde edenlere memnunluk bildirmek için, kimi zaman da takılma ve şaka için söylenir."Allah versin, işlerin gayet iyi görünüyor.

Allah yarattı dememek:

Kıyasıya dövmek, çok hırpalamak."Adamlar yabancıya bir giriştiler ki Allah yarattı demediler."

Allah "yürü ya kulum" demiş: Az zamanda çok para kazanan ve işinde çok çabuk ilerleyenler için söylenir."Cenab-ı Hak bir kimseyi zengin etmek isterse ona, `yürü ya kulum` demesi yeter."

Allak bullak etmek:

Kurulu düzeni bozmak, karmakarışık bir duruma getirmek."Çocuklar evi allak bullak edip gitmişler."

Allayıp pullamak:

Kötü görünüşü kapatmak için bir şeyi süslemek, donatmak."Hurda arabaları allayıp pullayıp pazara çıkarmışlar."

Allem etmek, kallem etmek:

İstediğini elde etmek için her türlü kurnazlığa başvurmak."Namussuzlar allem edip kallem edip yaşlı adamın evini elinden aldılar."

Alnı açık yüzü ak (olmak):

Herhangi bir ayıbı, çekinecek bir durumu olmamak, iffetli ve şerefli olmak."İşte alnı açık yüzü ak meydandayım; çıksınlar karşıma."

Alnını karışlamak:

1. Bir işin çok güç olduğunu, yapılamayacak kadar zor olduğunu anlatır. 2. Küçümseyerek meydan okumak, tehdit etmek."Beni polise bildirenin alnını karışlarım."

Alnının akıyla:

Küçümsenecek, ayıplanacak bir duruma düşmeden; tertemiz, şerefiyle, başarılı olarak."Allah`ın izniyle bu işten alnımın akıyla çıkacağım."

Alnının ar damarı çatlamak:

Utanma, sıkılma duygularını yitirmiş bulunmak."Adama bak nerede soyunuyor, alnının ar damarı çatlamış anlaşılan."

Alnının damarı çatlamak:

Başarmak için çok sıkıntı çekmek, çok çaba sarf edip emek vermek."O yolu açıncaya kadar benim alnımın damarı çatladı, sen ne halt etmeye bozuyorsun?"

__________________


Canan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz Canan'in Mesajına Teşekkür Etti.