Tekil Mesaj gösterimi
Eski 05.03.13, 19:38   #1
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1431
Mesajlar: 7,317
Ettiği Teşekkür: 29585
Aldığı Teşekkür: 32418
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Thumbs up Rothschild Hanedanlığı, Filistin ve Yeni Dünya Düzeni

Dikkat bu yazıda argo kelimeler içermektedir... gerçekten de çok uzun bir yazıdır.. kahvenizi hazırlamanızı tavsiye ederim..

Bahsi Geçen yazı Michael sikkofield adlı yazarın blog adresinden alınmıştır. Yazı da sadece küfürlü kelimeler silinmiştir.. rahatlıkla okuyabilirsiniz..


************


Selam kaynatasız.

Dünyadaki savaşların sebeplerini anlamak ve bu savaşların nereye varacağını öngörebilmek için, bu savaşları başlatanların "neyi amaçladıklarını" ve "neye inandıklarını" bilmek gerekir. O sebeple bu yazıda konunun epey derinine ineceğiz, biraz sert olacak ama vakit ayırıp okursanız ne ala.

Komployu gizlemenin en iyi yolu, onu ayağa düşürmek ve insanlara saçma bir şekilde anlatmaktır.

Eğer komployu tamamen gizlemeye yeltenirseniz, en ufak bir bilgi sızıntısında büyük darbe alırsınız.

Fakat komplonuzu, insanlara "inandırıcı olmayacak" bir şekilde sunarsanız, işte o zaman istediğiniz gibi at koşturabilirsiniz.

Adını "Illuminati" koyduğumuz oluşumun stratejisi de budur aslında. İsim vermeyeyim, kimileri bunu kasten yapıyor, yine isim vermeyeyim fakat kimileri de kendi gerizekâlılıklarından buna alet oluyorlar. Örneğin sübliminal mesajlar oldukça ciddi bir konudur ve bu yazıda değil fakat bir sonraki yazıda o konuyu daha bir deşmeyi düşünüyorum. Bilinçaltı mesajları gibi ciddi bir konuyu bile hâlen "safsata" olarak gören insanlar var. Fakat bilgi sahibi olmadan önyargı sahibi olan bu kesim bilmez ki, reklamlarda sübliminal mesajlar kullanmak hukuken yasaktır -yine de bu kural sıklıkla ihlal edilir-. Şimdi sorarım size, safsata olan bir şey için neden hukuki önlem alınsın? İşte eğer siz sübliminal mesajları denyo dinci tayfa gibi "Çocuklara yıllarca susam sokağı seyrettirdiler, şimdi her yerde simit sarayları kuruldu" veya "Coca Cola'yı tersten okuyunca 'no Muhammed no Allah' yazıyürmüş" şeklinde insanlara sunarsanız haliyle bu ciddi konu gayriciddi bir hâle gelir ve insanların gözünde inandırıcılığını yitirir. Neyse, dediğim gibi bu bir sonraki yazının konusu olacak. Bu yazıda daha çok siyonizm ve Rothschild üzerinde duracağım, fakat daha sonra konuyu genişleteceğim gadasını aldıklarım. İlk başlarda biraz tarihi olaylar üzerinde duracağım, okurken belki sıkılabilirsiniz fakat sonra konu biraz renklenecek. Gerçi anlatacağım şeyler pek de hoş şeyler değil, bunlar için "renkli" ifadesini kullanmak da garibime gitti fakat maalesef ki insanlara ne anlattığından çok, onu nasıl anlattığın önemlidir..

Vatikan'ın en bilindik 2 gizli yapılanması vardır, "bilindik" ve "gizli" kelimelerinin yanyana kullanılması belki ironik gelebilir size, "gizli olan bir şey hakkında nasıl bu kadar bilgi sahibi olabiliyoruz?" şeklinde düşünebilirsiniz. Fakat bu yapılanmalar hakkında sadece yüzeysel bilgilere sahibiz ve gizliliklerini korumalarını sağlayan yegâne unsur ise yukarıda belirttiğim üzere bilgi dezenformasyonudur. Vatikan'a ait olan bu 2 gizli yapılanmadan biri Malta Şövalyeleri, ikincisi ise Opus Dei'dir. Bu yazıda Vatikan'dan da bahsetmeyeceğim, bunları anlatmamın tek sebebi şudur; benim bu blog'da "Illuminati" diye tabir ettiğim oluşum, Malta Şovalyeleri veya Opus Dei gibi kısıtlı bir gizli örgütten ziyade, siyonist zihniyettir. Yalnızca kişileri değil, aynı zamanda fikirleri sembolize eder Illuminati. Yani bugüne kadar yüzeysel bir şekilde "emperyalizm", "siyonizm" denilen şeye biz Illuminati demiş olduk.

İşte bu tek dünya devleti, tek merkez bankası kurma hayali taşıyan ve insanları köleleştirme amacında olan zihniyetin baş aktörleri Rothschild ailesidir.

Siyonizm sadece Rothschild'den ibaret değildir. Eğer Rothschild ailesinin bütün üyeleri bir gün topluca suikaste uğrasa, onların yerini dolduracak başka aktörler çıkacaktır, zira "siyonizm" bir felsefedir ve bu felsefeyi takip eden kişiler tarafından ekonomik yollarla köleleştirilen bir dünya vardır.

Burada anlatacaklarımın en büyük delili ne kitaplar, ne gazeteler, ne de herhangi elle tutulur başka bir materyaldir.

Burada anlatacaklarımın en büyük delili, yakın tarihte yaşananlar ve bugün yaşanmakta olanlardır.

Girizgâhı yaptım, başlıyorum kaynatasız.

Rothschild hanedanlığının hikâyesi 1812'de ölen Mayer Amschel Rothschild ile başlar. M. A. Rothschild, öldüğünde dünyadaki sayılı servetlerden birini bırakmıştır ardında, fakat bu serveti asla oğulları arasında bölüştürmemiş ve dağıtmamıştır. Tüm servetin, kendisinden çok sonraki nesillerde bile tek bir çatı altından yönetilmesini ve bu sebeple ailenin ve servetin "en büyük oğul tarafından yönetilmesini" vasiyet etmiştir. Bu en büyük oğul tarafından yönetilme vasiyeti bazı durumlarda ihlal edilmiştir, örneğin M. A. Rothschild ölünce aile liderliğini en büyük oğlu olmayan fakat ticari dehası ile tüm ailenin onayını alan Nathan Rothschild üstlenmiştir.

Peki bu para M. A. Rothschild'e nereden geldi, nasıl böyle büyük bir servet bırakabildi? Coğrafi olarak bugünün Almanya'sında yer alan Hesse Cassel'in prensinin şahsi bankeri olan M.A. Rothschild, en büyük vurgunu bu genç prensi dolandırarak yapar. Malumunuz ABD'nin kuruluş tarihi 1776'dır ve bu yıla kadar ABD, İngiltere'ye karşı bir bağımsızlık mücadelesi vermiştir. Hesse Cassel prensinin babası bu savaşta İngiltere'ye asker kiralar ve bunun karşılığında İngiltere'den epey bir miktar para alır. Kavak Yelleri dizisi tadında olan bu dolandırıcılık hikâyesini çok detayına inerek anlatmayacağım, fakat bilmeniz gereken kadarını söyleyeyim: Prens, babasını dolandırarak -tahmini- 3 milyon doları kendi cebine indirir, ardından bu parayı en güvendiği insan olan M.A. Rothschild'e emanet eder, M.A. Rothschild ise prensin o zamanki zor durumundan istifade ederek bu parayı kendi zimmetine geçirir.

Yani senin anlayacağın kaynatasız, bugün dünyanın en zengin ailesi olan Rothschild hanedanlığının ilk büyük sermayesi, 2 kez el değiştirilen bir dolandırıcılık öyküsüne uzanır.


Bilirsiniz ben böyle biyografik detaylara pek değinmem, akademisyen miyim ben la? Bunları anlatmamın esas sebebi şuydu; Rothschild ailesinin o tarihten günümüze kadarki "servet edinme" yöntemi hiç değişmemiş, sadece update edilmiştir. Mantık daima aynıdır ve bu mantık spekülasyon yaratma, kriz oluşturma, savaş başlatma, astronomik faizler ile borçlandırma gibi ahlaksız temeller üzerine kuruludur. Rothschild ailesinin bu "hesaplanamaz" miktardaki serveti, hep buna benzer entrikalar ve savaşlardan beslenmiştir. (In devastation, there is opportunity = Yıkımda fırsat vardır)

M. A. Rothschild, edindiği servet ile Avrupa'nın 5 büyük şehrinde şubeler açar ve bu şubelerin başına oğullarını atar. Çok gerekli değil ama söyleyeyim, bu şehirler Napoli, Frankfurt, Viyana, Paris ve Londra'dır. En önemli olan şehri kasıtlı olarak sona bıraktım ki aklınızda daha bir yer edinsin.

Zira baba M. A. Rothschild, oğlu Nathan Rothschild'i Londra'ya tayin eder. Nathan, en az babası Mayer kadar deha bir bankerdir. Şimdi lütfen buradan sonrasını dikkâtle okuyun.

İngiltere-Prusya ittifakı ile Fransa arasında gerçekleşen Waterloo savaşının sonlarına doğru, İngiliz-Alman ittifakının Fransızları yeneceği neredeyse kesin bir hâl alır. Ki zaten bu savaşın sonucunda Napolyon önderliğindeki Fransızlar bozguna uğramıştır. Nathan o dönem sadece yahudilere tanınan ayrıcalıklar sayesinde bu savaşa gözlemci olarak katılmış ve savaşı İngilizlerin kazanacağını anlar anlamaz Londra'ya doğru yol almıştır.

Peki neden?

Borsa, Rothschild tarafından kurulmuş bir piyasadır.

Küçük oğul Nathan Rothschild, Londra Borsası'na girerek Waterloo Savaşı'nı İngiltere'nin kaybettiği söylentisini yayar. Tabi ki Rothschild ailesinin bir üyesi, yeterince güvenilir bir kaynaktır dönemin piyasası için. Gerçi hâlâ öyle ya neyse ehehe.

Bunun üzerine Londra Borsası'nda hisse sahibi olan herkes, olabildiğince ucuz fiyatlarla hisselerini satmış, elinden çıkarmıştır. Peki bu çok ucuzdan satılan hisseleri, doğal olarak satın alan da birilerinin olması gerekir değil mi? Kimdir bu hisseleri ucuzdan satın alan şahıs?

Tabi ki Nathan Rothschild.

Radyo, telefon, telgraf gibi haberleşme mekanizmalarının henüz olmadığı o günlerde İngilizler, Nathan'ın hisselerin çoğunu toplamasına yetecek bir süre boyunca savaşı kaybettiklerine inanmıştır. Ardından Waterloo Harbi'ni İngiltere'nin kazandığı ortaya çıkar ve iki gün önce "aman zarar etmeyelim" diye adeta çöp fiyatına satılan hisseler aşırı oranda değer kazanır. Bu hisselerin sahibi ise çoktan Nathan Rothschild olmuştur.

Sonuç olarak Nathan Rothschild, Avrupa'nın her yerine yayılmış olan ailesinin toplam servetini, sadece İngiltere üzerinden "binlerce" kez katlamıştır.

Bu aile sadece bu spekülasyon ile değil, öte yandan sahip oldukları sermaye sayesinde savaşa giren ülkelere kredi vererek de servetine servet katmıştır. Kredi vermek, tefeciliğin kanuna ve kitaba uydurulmuş halinden başka bir şey değildir. Yani bir insana kredi vermek; "ben sana para vereceğim, fakat bunu faiziyle senden geri alırım, aksi takdirde boklu bezlerini yıkayan annene bile el koyma hakkına sahip olurum" demektir. Bunu bir insana değil de İngiltere, ABD veya Türkiye gibi bir ülkeye kredi vermek olarak değerlendirirseniz elde edeceğiniz kârı varın siz düşünün. Günümüzde işleyen "borçlandırma" sistemi de aynen bu şekilde işler. Ödediğiniz borç, ilk başta aldığınızdan borçtan daima fazladır, zira işin içine faizler girer. Bu kredi tanımım yüzünden topa tutulabilirim, fakat bankacılık "kitabına uydurulmuş haksız kazanç yöntemi"nden başka bir şey değildir. Bu sistemin kurucularının ve önderlerinin başında da son 200 yıldır Rothschild vardır.

Neredeyse 200 yıldır ödediğimiz her faizde, aldığımız hemen hemen her üründe, Rothschild ailesinin cebine katkı sağlarız.

Rockefeller, Morgan, Warburg aileleri, Rothschild'in yan kollarından sadece birkaçını oluşturur. Rockefeller ailesini finanse eden ve piyasaya sürenler, Rothschild ailesinden başkası değildir.

Günümüzde ABD merkez bankası (Federal Rezerv), başını Rothschild'lerin çektiği yahudi ve siyonist bankerler tarafından yönetilir. Yani ABD'nin merkez bankası, kişilere ait özel bir kuruluştur. İngiliz Merkez Bankası yani Bank of England da yine Rothschild'ler tarafından uzun süre yönetilmiştir. Alman Merkez Bankası da önemli oranda Rothschild'e aittir zira 1. ve 2. Dünya Savaşı'nda Almanya'ya verdikleri kredilerin Almanya tarafından karşılanamamasının bedeli, Alman Merkez Bankası'na el koymaları olmuştur.

Şu göstereceğim rakamlar 2007'ye aittir:





Dünyada en fazla dış borcu olan 3 ülke sırasıyla ABD, İngiltere ve Almanya'dır. Bu ülkeler, dünyadaki ekonomik bağımsızlıktan en uzak ülkelerdir. Tabi ABD ve İngiltere'nin son 12 yıldır Körfez Savaşı'na, Afganistan ve Irak savaşlarına yağdırdıkları paralar da bunda etkilidir. Sonuç olarak sırf bu 3 devletin toplam dış borcu, 27 trilyon dolardan fazladır. 27 trilyon dolar diyorum bak.

Sadece bu 3 ülke değil, dünyadaki çoğu merkez bankasının önemli miktardaki hisseleri de yine Rothschild ailesine aittir.

Şaşıracağınız bir şey söyleyeyim, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın bile %15'i İngilizlere aittir.

Bunun sebebini ise bana değil, İsmet İnönü'ye sormak gerekir. İsmet İnönü hakkında konuşmamı engelleyen bir şey varsa eğer, o da 2. Dünya Savaşı'na girmemizi önlemiş olmasıdır. Fakat Atatürk'ün ekonomik bağımsızlık uğruna verdiği mücadeleler, İsmet İnönü ve ardından gelen Adnan Menderes'in yaptığı gizli anlaşmalar ile adeta "heba" edilmiştir. İnsanları "niyet" açısından değerlendirmenin insana göre bir iş olmadığını düşünüyorum ben, kimsenin kalbini açıp göremeyiz neyi amaçladığını. Fakat İsmet İnönü de, Adnan Menderes de "muhtemelen" iyi niyetli olmalarına karşın, bu ekonomik köleleştirme oyunlarına mağlup gelmişlerdir. Neyse konuyu küçültmeyelim, evrensel gidiyorduk.

Şimdi "merkez bankalarına sahipler veya hissedarlar, peki bu neyi ifade ediyor?" şeklinde düşünüyor olabilirsiniz, birçoğunuzun bunu bildiğini düşünsem de şöyle bir hatırlatma ve örnekleme yapayım sevgili kaynatasızlar.

Merkez bankaları tarafından basılan paraları, kağıt parçası olmaktan ayıran şey, o basılan paranın değeri kadar altın, elmas, değerli maden, petrol, tahvil vesairenin devlet hazinesine koyulmasıyla gerçekleşir.

Bugün ABD merkez bankası olan Federal Rezerv 100 dolar basıyorsa, 100 dolar değerinde tahvil yahudi bankerlerin cebine girmektedir. Her ABD vatandaşı, harcadığı her 1 dolarda, siyonist bankerlere para kazandırmaktadır. Bunun da tek bir adı vardır: Köleleştirme.


Bu işin önemini vurgulayan yegâne söz ise Rothschild ailesi lideri Mayer Amschel Rothschild tarafından söylenmiştir:

"Bana bir ülkenin para kontrolünü verin, kanunları kimin koyduğu umurumda bile olmaz."

Sistemleri ve ekonomik olarak neyi amaçladıkları ortadadır.


Peki akıllara şöyle bir soru gelecektir: Neden?

Neden bu kadar büyük bir hırsla tüm dünyaya böyle bir bankacılık ağı kurmuşlardır? Neden böylesine büyük miktarlarda borçlar ile devletleri kendilerine bağımlı hale getirip köleleştirmişlerdir?

Bu ailenin "neler yaptıklarının" çok ufak da olsa bazı kısımlarını anlatmaya çalıştım ve bunun şimdilik yeterli olduğunu düşünüyorum. 1929 ekonomik buhranı, 1948 krizi, 1974 petrol krizi ve başta Dünya Savaşları olmak üzere son yüzyıldaki diğer savaş ve krizleri biraz deştiğimizde, bu işten kazançlı çıkanların başında yine Rothschild ailesinin geldiğini göreceksiniz, tüm bunlar belki de diğer yazıların konusu olacaktır.

Bu kişilerin "neyi amaçladıklarını" öğrenebilmek için ise dünyanın "bugün geldiği hâli" gözlemlemek ve bu kişilerin "inançlarını, emellerini" öğrenmek gereklidir.

Buradan sonra anlatacaklarımı "yahudi düşmanlığı" olarak yorumlamayın lütfen, baştan hükümlü olursanız ben bundan hiçbir şey kaybetmem, çok da tın. Fakat önyargı ile yaklaşırsanız, sizin ortada duran gerçeği kabul etmeniz zorlaşır, zira içinde "Rothschild icraatleri"nin anlatılmadığı ders ve tarih kitapları size gerçeği değil, gerçeğin "bilmeniz gereken kadarını" anlatmaktadır yıllardır. Ders kitaplarına giremeyen bu tarihi gerçekler ise yine ota boka "komplo teorisi" yaftası yapıştıran kişiler tarafından "alternatif tarih" etiketini alır. Önemli değil, ben sadece üzerime düşeni yapıp anlatmak istiyorum, gerisi size kalmış.

Yahudiler tarih boyunca en çok zulme uğramış millet olmuşlardır. Asurlular, Babilliler, Romalılar, İspanyollar ve son olarak da Hitler (bu da çoğul isim gibi durdu lan), yahudileri katletmiştir. Bunları söylememin sebebi "dur Yahudilere giydirmeden önce biraz onlara hak vereyim de tarafsızmışım gibi gözükeyim" düşüncesinden kaynaklı değildir. Bu biraz övüp ardından "ama" ile başlayan tonlarca karalama yazısı yazan çapulcu gazeteci taktiğidir, işim olmaz. Fakat ben gerçekten Yahudilerin de olanı biteni görmelerini, gözlerini açmalarını istiyorum. Olur da üç-beş tanesi denk gelir belki... Zira siyonizm ve yahudilik bambaşka şeyler.

Fizikteki etki-tepki yasası toplumlar için de geçerlidir. Bir millete ne kadar baskı uygular, zulüm eder ve köleleştirirseniz, aynı büyüklükte bir tepki ve isyan ile karşılaşırsınız. İsrail'in politikasını destekleyen Yahudiler var ise, bu da yahudilerin tarihteki ezilmişliklerinden ve zulme uğramalarından kaynaklıdır.

Hatta şöyle bir örnek daha vereyim, Almanlar en son Hristiyanlaştırılan millettir ve bu sebeple tarih boyunca pek çok katliama uğramışlardır. Alman halkının 1. ve 2. Dünya Savaşları'nda neredeyse tüm dünyaya karşı tek başlarına meydan okuması da aynı durumdan kaynaklıdır.

Etki ve tepki.

Bu tabi ki bu milletlerin sonradan veya şu an yaptıkları katliamları ve zulümleri haklı çıkarmaz, fakat psikolojik sebebi budur.

Tıpkı askerde acemi birliğindeyken kıdemliler tarafından ezilen askerlerin, daha sonra kendileri usta birliğine geçtiklerinde kendilerini diğer acemilerden üstün görmeleri ve kendi gördükleri muamelenin aynısını diğer acemilere yapmaları gibi.

İşte Rothschild hanedanlığı da halkların bu psikolojisinden beslenmiştir. 2. Dünya Savaşı öncesi ve esnasında "yahudilere ölüm, Alman ırkı tüm dünyaya hükmetmelidir" naraları atan Hitler'i hipnotize olmuşçasına destekleyen bir Alman halkı olmuştur. Halkının bu desteği olmasa, Hitler bunları yapamazdı. Halkının bu desteği olmasa, Rothschild ailesi Hitler'i savaş boyunca finanse etmezdi. Zira Rothschild, kaybedeceği bir kumara girmez.

Evet, yahudileri katleden Hitler'in finansörü, yine bir yahudi olan Rothschild'di.

Zira Rothschild sadece bir musevi değil, siyonisttir, siyonist emelleri vardır. Yahudilerin katledilmesinin Rothschild için manen hiçbir önemi yoktur, bugüne kadar olmamıştır da. Rothschild sadece kendi cebine ve emeline hizmet eder.

Şimdi bu kişilerin "neye inandıklarını" incelemeye başlayabiliriz. Kendiniz bir dini inanca bağlı olmayabilirsiniz, fakat kendinizin bir dini inanca bağlı olmaması, diğer insanların hatta günümüz elit bankerlerinin sapık bir dini inanca sahip olmadıkları anlamına gelmez. Lütfen kendinizi kısıtlamayın, zira bugün Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da yaşanan savaşların, tıraş Arap devrimlerinin, iç savaşların sebebini "petrol" veya "para" gibi basit objelere indirgeyerek, aklınıza zincir vurmuş olursunuz.

Durum o kadar basit değil, keşke öyle olsa.

Rothschild'ler, tarih boyunca siyonistlerle yakın ilişkiler ve ahbaplıklar kurmuşlardır. Misal modern siyonizmin kurucusu olan Teodor Herzi'nin Lord Rothschild II ile yakın dostluğu herkesçe bilinir. Şimdi tarihleri 1. Dünya Savaşı'na çekelim, Balfour Deklarasyonu nedir bilir misin sevgili kaynatasız? Belgeler konuşsun.. Buyuralım.




Balfour Deklarasyonu, Lord Rothschild'e gönderilmiş bir mektuptur ve gayet bilinen bir gerçek olup zamanında İngiltere'de çok tepki toplamıştır. Arthur Balfour 1917 yılında İngiltere dışişleri danışmanlığı yapmaktaydı, bir siyonist olan Arthur Balfour, siyonist ahbabı Rothschild'e bir mektup gönderir. Bu mektup, Filistin topraklarında bir yahudi devleti kurulması gerektiğini, bu toprakların yahudilerin doğal yurdu olduğunu belirtir. Bu Filistin'de kurulacak olan yahudi devletinin İngiltere tarafından destekleneceğini bildiren Balfour, bu konunun Rothschild tarafından "Siyonist Federasyon"a iletilmesini rica eder.

Yok canım, dünyayı yöneten gizli örgütlermiş, siyonizmmiş, Illuminati'ymiş, Siyonist Federasyon'muş, bunlar hep komplo teorisi. Hıhı, bugün Araplara ve Filistinlilere atılan füzeler tek dünya devletinin kurulma sürecinde senin götünde patladığında göreceksin komplo teorisini. Neyse.

Bu deklarasyon yalnızca 1948'de kurulacak olan İsrail Devleti'nin temellerini atmakla kalmamış, 1920'de bize imzalattırılacak olan Sevr Antlaşması'na da zemin hazırlamıştır, buna birazdan değineceğim.

Siyonizmin maksadının ne olduğunu anlamak için, inançlarını incelemek gerek demiştim. Şimdi sizlere kaynak da belirterek bazı Talmud ayetleri göstereceğim. Talmud, bizdeki hadis kaynakları gibi bir şeydir. İnsanlar tarafından yazılmış olmasına rağmen Talmud'un Adem ve Musa'ya öğretildiğine inanırlar ve tüm yahudiler tarafından kabul edilir Talmud.

Filistin Talmudu ve Babil Talmudu olmak üzere iki Talmud vardır. Esasında piyasadaki bu Talmudların birçoğu sansürlüdür, fakat kendileri tarafından piyasaya sürülen sansürsüz versiyonlarında dahi siyonizmin amacının ne olduğunu görebilirsiniz.

Bu adresten Talmud'un birçok bölümüne erişebiliyoruz, ben alıntı yaptığım bölümleri göstereceğim, kıçımdan salladığımı düşünen ilgili bölüme girerek durumu kendi gözleriyle de görebilir. İsterseniz bir Talmud edinerek ilgili bölümleri siz de bulabilirsiniz zaten.


The property of a heathen is on the same footing as desert land; whoever first occupies it acquires ownership. - Baba Bathra 54b (kaynak link'i)

Meali: Yahudi olmayanın malı ve mülkü, boş arazi gibidir. Onu ilk kim işgal edirse, mülkiyetin sahipliği ona geçer.

Ek olarak Yahudi Ansiklopedisi - 270'e de bakabilirsiniz bunun doğruluğunu teyid ettirmek için.

Yani Talmud'a göre, Yahudi olmayan birisi mülk edinme hakkına sahip değildir, bir Yahudi bu malı ve mülkü gasp edebilme hakkına sahiptir.

"Heathen", kelime anlamı olarak putperest veya dinsiz demektir, fakat Talmud'a göre Yahudi olmayan herkes zaten "heathen"dır. Bu durumu "o zamanlar Yahudilerden başka Allah'a inanan yoktu, diğer herkes putperestti, orada putperestleri kast ediyor" şeklinde açıklamaya çalışanlar vardır ve bu tamamen saçmalıktır. Putperest bir insanın toprağını gasp edebilme hakkı bile zaten etik değildir, fakat Talmud zaten İsa'dan çok sonra yazılmıştır. Talmud'da İsa ve Meryem'den bahseden ve onları kötüleyen bölümler de vardır, örneğin Talmud'a göre Meryem bir bakire değildir, birçok kişiyle ilişki kurmuştur. Bu kısımların bölümlerini vermeyeceğim, benim maksadım Talmud'un vahşiliğinden dem vurmak değil, felsefelerini anlatmaktır. Yani Talmud'a göre, Hristiyanlar da "heathen"dır ve arazileri gasp edilebilir. Tabi ki Müslümanlar da, tıpkı Filistin örneğinde gördüğümüz üzere.




Yukarıdaki resimde 1946'dan 2000'e kadarki Filistin ve İsrail toprakları değişimi gösterilmektedir.

Siyonistler, "vadedilmiş topraklar"dan yahudi olmayan herkes gidene kadar katliama devam edeceklerdir.

Balfour Deklarasyonu ile emellediklerini, 1948'den itibaren başarıyla uygulamaya koymuştur siyonistler.

1930-1945 arası dönem Musevilerin, 1948 ve sonrası ise Filistinli Müslümanların katliamıyla geçmiştir İsrail Devleti'nin kurulabilmesi için.

Şimdi size bir soru soruyorum, azıcık saksıyı çalıştırın.

1917'de Balfour Deklarasyonu ile emelledikleri İsrail Devleti'ni kurmak için neden 1948'e kadar beklemişlerdir?

Rothschild, bir yahudi devleti kuracak servete ve güce zaten sahipti. 1. Dünya Savaşı'nda Filistin ve Hicaz da zaten Osmanlı Devleti'nin elinden alınmıştı. Para var, toprak var, neden helva yok? Neden 1920'li yıllarda kurulmadı Yahudi devleti?

Filistin 1948'e kadar İngiliz mandası olmuştur ve ardından Rothschild bu toprakları satın almıştır. Fakat bir sorun vardı, Filistin'de kurulacak olan bu siyonist Yahudi devletinde yaşayacak Yahudilere ihtiyaç vardı. Birçok Yahudi bu nedenle Filistin'e çağrılmıştır, fakat Yahudiler Avrupa'da refah içinde yaşamaktaydılar. Göç etmelerini, düzenlerini ve rahatlarını bozmalarını gerektiren hiçbir gerekçe yoktu ortada Yahudiler için. İşte bu nedenle devreye, Yahudi düşmanı Thule örgütünün ortaya sürdüğü Hitler girdi.

Siyonistler, toplumları emelledikleri oyuna yöneltmek için her zaman "sahte düşmanlar" yaratmışlardır.

Siyonistler ABD'nin Afganistan ve Irak'a girmesi için "İslami Terör" adında bir fake düşman yaratmış ve 11 Eylül'ü planlamışlardır. Mağarada yaşayan Arapların önce İkiz Kuleleri daha sonra Pentagon'u vurduğuna medya yolu ile insanları inandırmışlardır. Ardından ABD uyduruk belgeler ile Birleşmiş Milletler'i sözüm ona ikna ederek "kitle imha silahları var Saddam'ın" diyerek Irak'a girmiştir. Savaşın ardından George Bush, "Irak'ta kitle imha silahları yokmuş, 11 Eylül ile bir alakaları da yokmuş" açıklamasını yapar, buyrun balık hafızalı olmayın:




1:14 ve sonrasına özellikle dikkat. Tek bu değil, diğer açıklamalarını da görebilirsiniz biraz araştırırsanız. Zaten Bush'un bu açıklamayı yapmasına gerek de yok, zira Irak'taki kitle imha silahları asla bulunamadı. Çünkü hiçbir zaman var olmadılar. ABD, olmayan bir düşmanın peşine düştü ve 2 milyondan fazla sivilin ölümüne yol açtı. Bunun tek sebebi o bölgede "savaşın olması ve sürmesi"ydi. ABD'nin Irak'ta bozguna uğradığı, istediğini alamadığı düşünülür insanlar tarafından. Oysaki global bankerler o bölgedeki savaşların süresini uzatarak istediklerini almıştır. Zira savaş demek, silah kaçakçılığı yapmak, savaşa girecek olan hükümetlere kredi vermek, uyuşturucu pazarını kontrol altına almak, ilaç ve inşaat firmalarına yeni pazarlar oluşturmak demektir. Ve tüm bu saydıklarım, dünyadaki en kârlı para kazanma yöntemleridir ve buralardan kazanılan paralar yine siyonist bankerlerin kasasına girer. Zira silah, uyuşturucu ve ilaç sektörleri neredeyse tamamen onların elindedir.

Buna benzer olarak, Yahudilerin Filistin'e göç etmelerini sağlamak için Hitler adında bir Yahudi düşmanı piyasaya sürülür ve siyonist Rothschild tarafından finanse edilir. Hitler önce Yahudilere yaptırımlar uygulamaya, sonra onları gettolarda yaşamaya mecbur etmeye ve gaz odalarına doldurup öldürmeye başlar. Yahudiler düzenli olarak soykırıma uğrarlar ve mecburen 1948'de Filistin'e göç ederek İsrail Devleti'nin kurulmasını sağlarlar.

İsrail Devleti, Rothschild'in özel mülküdür.

Ve Mayer Amschel Rothschild oğullarına bir Yahudi hükümdarlığı kurulması vasiyetinde bulunmuştur. Bunu sağlamanın yegâne yolu ise, ülkeleri ekonomik olarak kendilerine bağımlı hale getirmekti. Bu siyonist hedef uğruna yahudi olsun olmasın, kaç insanın öldüğü hiç de önemli değildir onlar açısından.

Evet Filistin topraklarını parasıyla almıştır Rothschild ve İsrail'in "hukuken haklı" olduğunu söylemektedir kendilerini "aydın ve objektif" adleden kişiler.

"İsrail parasıyla satın aldı" denilen Filistin toprakları şöyle satın alınmıştır Filistinlilerin elinden: 1. Dünya Savaşı sonrası Filistin, İngiliz mandasına girer. İngiltere ise Filistin'e "nasıl ki eskiden Osmanlı'ya vergi ödüyordunuz, şimdi de bize ödeyeceksiniz" diyerek astronomik vergiler dayar. Bu vergiler o kadar ağırdır ki, Filistin'in bu vergiyi karşılayabilme şansı dahi yoktur. Sonuç olarak Balfour Deklarasyonu'nda belirtildiği üzere bir Yahudi devleti kurulmasını destekleyen İngiltere hükümeti ve Rothschild, bu Filistin topraklarına el koyar.

İşte kimileri tarafından "parasıyla satın almışlar, aslında İsrail'in toprağı orası, adamlar haklı" şeklinde dayatılan "satın alma" hikâyesinin aslı budur.

Kanununa uydurulmuş gasptan başka bir şey değildir.

Ayrıca bu, ABD'nin çorak Alaska topraklarını parasını bastırarak alması gibi bir olay değildir.

"Parasını vermiş, almış adamlar" denilen yer, bir milletin hâlen üzerinde yaşamakta olduğu vatanıdır.

Şimdi konuyu başka bir yere çekerek sizden azıcık saksıyı çalıştırmanızı isteyeceğim.

Bizim liderlerimiz de Sevr Antlaşmasını imzalamışlardı ve isterseniz tarih dersinden aklınızda kalanları tekrar canlandırayım gözünüzde:




Sevr ile bize layık görülen topraklar bunlardı ve üzerinde İngiliz, İtalyan, Yunan, Fransız bayrağı bulunan bölgelerde ve Doğu'da Ermeni devleti için ayrılan topraklarda Osmanlı Devleti vatandaşları yaşamaktaydı.

Biz Sevr'i millet olarak kabul etmedik, "başımızdakilerin yediği bok bizi bağlamaz, burası bizim vatanımız" dedik ve Türk, Kürt, Laz herkes mücadele verdi bunlara karşı. Kuvay-ı Milliye birlikleriyle gerilla savaşı yaptık, ardından Atatürk bu birlikleri ve cemiyetleri birleştirdi, Kurtuluş Savaşı'nı başlattık ve galip geldik.

İyi de, bir şey soracağım, adamlar Osmanlı heyetini Sevres'e getirip bu antlaşmayı imzalatmışlardı. Hukuken haklılardı yani. Şimdi biz vatanımızı savunmakla suçlu mu olduk?

Kurtuluş Savaşı'nı kazandığımız için bizler kahraman olduk, Filistinliler ise İsrail'e üstünlük sağlama gibi bir şanslarının bulunmayışından dolayı "terörist" oldular.

Yahudi sivillere füze atan, canlı bombalar gönderen Hamas'ı desteklemiyorum elbette.

Fakat o topraklar o insanların vatanıdır. Sen istediğin kadar dönemin parasıyla satın almış ol o toprakları, bu hiçbir şey ifade etmez. Maslak1453 mü ulan bu parasını bastırıp sahibi oluyorsun?

Neyse, isterseniz Talmud'dan devam edelim.

"For murder, whether of a Cuthean by a Cuthean, or of an Israelite by a Cuthean, punishment is incurred; but of a Cuthean by an Israelite, there is no death penalty" - Sanhedrin 57a, (kaynak link'i)

Meali: Yahudi olmayan birisi Yahudi olmayan bir başkasını veya bir Yahudiyi öldürürse cezalandırılmalıdır. Fakat bir Yahudi, Yahudi olmayanı öldürürse, ölüm cezası yoktur.


Bu Talmud ayetine göre Yahudiler, Yahudi olmayanları öldürebilir.

Cuthean (Küti), putperestler için kullanılan bir laftır. Bu Küti kelimesi musevileri ve diğerlerini yanlışa yöneltmek için kullandıkları bir maskedir, zira siyonistlere göre yahudi olmayan herkes Küti'dir.

Küti'nin anlamlarından birisi de Goyim veya Goy'dur. Goyim, yahudiler tarafından "yahudi olmayanlar" için kullanılan bir ifadedir.

Zira yukarıda kaynağını belirttiğim bölümün dipnotlarında Küti'nin aslında Goy demek olduğu, fakat sansürlendiği yazmaktadır.



Meali: 'Küti' burada orijinal Goy (Yahudi olmayan) ifadesinin yerine sansür maksadıyla kullanılmıştır.

Yani Küti, goy, heathen, hepsi aynı şeyi ifade ediyor: Gayri Yahudileri.

Talmud ayetleriyle devam edelim:

"The graves of Gentiles do not defile, for it is written, And ye my flock, the flock of my pastures, are men; only ye are designated 'men'". - Baba Mezi'a 114b (kaynak)

Meali: Yahudi olmayanın mezarına hürmet edilmesi gerekmez. Yalnızca yahudiler insandır.

"Gentile" de yine yahudi olmayanlar için kullanılan bir terimdir.

Yani siyonistlerin kitabı Talmud'a göre, sadece Yahudiler insandır. Onun dışında kalan goyimler insan bile değildir.

Bunları neden yaptıklarını anlamak için, neye inandıklarını bilmek gerekir demiştim di mi?

"It applies to the withholding of a labourer's wage.44 One Cuthean from another, or a Cuthean from an Israelite is forbidden, but an Israelite from a Cuthean is permitted." - Sanhedrin 57a

Meali: Bir Küti'nin diğerinin veya bir Küti'nin Yahudinin maaşına el koyması yasaktır. Fakat bir Yahudi, Küti'nin maaşına el koyabilir.

Yani burada denmek istenen, bir Yahudi, Yahudi olmayan birini para vermeden çalıştırabilir. Zira Yahudi olmayanlar, Yahudilerin kölesidir Talmud'a göre. Siyonistler de zaten tüm dünyayı ekonomik yollarla köleleştirmişlerdir. Buyrun bir başka örnek:

"A heathen who keeps a day of rest, deserves death, for it is written, And a day and a night they shall not rest" - Sanhedrin 58b (kaynak)

Meali: Bir günlüğüne dinlenen ve Yahudi olmayan birisinin cezası ölümdür. Onlar ne bir gün ne de bir gece dinlenebilirler.

"If a heathen smites a Jew, he is worthy of death" - Sanhedrin 58b

Meali: Yahudi olmayan birisi bir Yahudi'ye vurursa, öldürülmelidir.

"A heathen who studies the Torah deserves death, it is our inheritance, not theirs" - Sanhedrin 59a (kaynak)

Meali: Yahudi olmayan bir kişi Torah üzerine çalışma yaparsa cezası ölümdür. Bu bizim mirasımızdır, onların değil.

"Come and hear: If one finds therein a lost object, then if the majority are Israelites it has to be announced, but if the majority are heathens it has not to be announced" - Baba Mezi'a 19a (kaynak)

Meali: Eğer birisi Yahudilerin çoğunlukta olduğu biryerde bir mal bulursa, bunu duyurmalıdır. Fakat çoğunluk Yahudi olmayanlardan oluşuyorsa, duyurmasına gerek yoktur.

Yani Yahudi olmayanın malı, bir Yahudi'ye helaldir.

Baba Mezi'a 19a bölümünde tüm text'i okursanız ne anlama geleceğini daha iyi anlayacaksınızdır durumun, isteyen kaynağından hepsini okuyabilir, ben burada "ayet cımbızlama" yapmıyorum. Tüm bölümde anlatılan hikâyeyi özetleyen cümleleri seçiyorum size kolaylık olması için, eğer Baba Mezia'nın veya diğer alıntıladığım bölümlerin tamamını okursanız anlayacaksınız ne söylemiş olduklarını.

Unutmayın, bunlar Talmud ayetleri ve M. A. Rothschild oğullarına "Yahudi hükümdarlığının kurulmasını" vasiyet ettiğinde veya Arthur Balfour, Lord Rothschild'e Balfour Deklarasyonunu gönderdiğinde veya İsrail bugün Filistin'de yaptıklarında, işte bu felsefeyi takip ediyorlar.

Siyonist felsefeyi...

__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
8 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.