Tekil Mesaj gösterimi
Eski 18.03.13, 17:31   #1
Mediter
Uzman Üye

Mediter - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Apr 2012
Konular: 295
Mesajlar: 2,410
Ettiği Teşekkür: 34734
Aldığı Teşekkür: 14818
Rep Derecesi : Mediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardırMediter şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: none
Standart Darağacında Bir Şehit (Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey)






Nusret Bey,
1875 yılında (Günümüzde Yunanistan’ın Kuzeybatısında yer alan) Preveze'de doğdu.


1899'da Mülkiye'den mezun olduktan sonra, 20 Eylül 1901 - 4 Ekim 1902 tarihleri arasında Konya Rum ve Ermeni okullarında Türkçe öğretmenliği yaptı.


Öğretmenlik gözrevinden sonra da:


Keskin, Tepedelen, Aydonat, Filat, Meçova, Devline, Sur, Safed, Cisri Ergene (Uzunköprü) Iskeçe Kaymakamlıkları yaptı.


Balkan Harbinde İskece'nin işgali üzerine 14 Kasım 1912'de, İskeçe’den ayrılarak İstanbul'a gelmiş ve 27 Nisan 1914'te Bayburt Kaymakamlığına atanmıştır.


Bayburt Kaymakamı olarak göreve başlamasından kısa bir süre sonra I.Dünya Savaşı çıktı. Bunun üzerine Bayburt Bölgesinin de içinde bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan Ermeniler, Rusların bağımsız bir Ermenistan Devleti kurmalarına yardımcı olacağı şeklindeki kışkırtmaları sonucu silahlı Ermeni çeteleri oluşturularak, Türk mahalle, köy, kasaba ve şehirlerinde katliamlara başladılar.


Ermeni çetelerinin katliamlarını önleme amacıyla, Osmanlı idaresi,1 Haziran 1915’de savaş oturan oturan Ermeniler’in savaş alanı dışı olan Suriye dolaylarına gönderilmesini içeren “Ermeni Tehciri” (sevki) kanununu çıkardı.

Bölgedeki Ermeniler de Nusret Bey’in idaresi altında bulunun bölgedeki jandarma güçleri vasıtasıyla salimen Erzincan’a sevk edildiler.

Techir esnasında, sevke tabi tutulan Ermeniler’e karşı hiç bir olumsuz olay olmadı. Kurulan bir komisyonca, Ermeniler’e ait taşınmaz malların, gayri menkullerin (değerinde) satışı yapılarak bedelleri sahiplerine ödendi.


Nusret Bey 14 Haziran 1917’de, Yıldırım Orduları 2.Grup Kumandanı olan Mustafa Kemal Paşa’nın isteği ile Urfa Mutasarrıflığına (Mutasarrıflık Osmanlı Eyalet yönetimindeki vali gibi, sancaklarda da aynı yetkiye sahip devlet görevliisi) tayin edildi.

Nusret Bey, Urfa’da görev yaparken Mondros Mütarekesi imzalandı. Bunun üzerine Urfa’da işgallere karşı Müdafa-yı Hukuk Teşkilati’nın kurulmasında Nusret Bey’in büyük emek vermiş, İşgale direnmek içim milis alayı oluşturmuştur.



Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey



Urfa İngilizler tarafından işgal edilmek istenmiş, Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey , bu milislerle 4 ay süren direnmeden sonra teslim olmak zorunda kalmıştır.

Urfa’yı işgal eden İngiliz komutanının:

-‘’ Bizi niçin karşılamadınız?’
’ sorusuna:


- 'Haksız yere memleketi işgal eden bir kuvveti karşılamaya çıkmak bir Türk mutasarrıfına yakışmaz. Bir misafir gibi gelseydiniz, sizi Birecik'te karşılardım''
cevabını vermiştir.


İngilizler Urfayı işgal ettikten sonra, Mutasarrıflığa emirler, istekler yağdırmaya başlamışlardır.


Mutasarrıf Nusret Bey, yine bir İngiliz Komutanın kendisine yeni bir emir getirmesi üzerine, tabancasını çıkarıp masasının üzerine vurarak Ermeni tercümana:


- “Git kumandanına söyle, ben kendisinin emir eri değilim… Bir daha tekerrür derse, bunu beyninde patlatırım!..” diye azarlamıştır.


Nusret Bey Urfa Mutasarrıflığı görevinde bulunurken, hakkında yapılan asılsız ihbar ve şikayet bahane edilerek, işgalcilere boyun eğen I.Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından 6 Nisan 1919’da Ermeni tehciri (sevki) meselesinden dolayı görevinden alındı ve İstanbul’a çağrıldı.

Nusret Bey İstanbul’a geldikten sonra Bayburt ve Ergani-Madeni Ermeni tehciri ve taktilinden dolayı Mustafa Nazım Paşa başkanlığındaki Divan-i Harp-i Örfi’de yargılandı.


5 Nisan 1920’de 4.Damat Ferit Paşa Hükümeti kuruldu.
Bu hükümetin en önemli meselesi Ermeni tehciri davalarını hızlandırmaktı. İşte bu amaçla; hükümet 17 Nisan 1920’de I.Divan-ı Harp-i Örfi Başkanlığına (Nemrut) Mustafa Paşa’yı atadı.

Yeni bir genelge yayınlayarak; tehcir davalarının öncelikli görüleceğini, yargılamaların gizli yapılacağını ve sanıkların avukat bulunduramayacağını, açıkladı.



MAHKEME

Mahkeme heyeti Nusret Bey evraklarını inceledikten sonra 29 Nisan 1920’de bazı gazetelere ilanlar vererek; “Bayburt ve Ergani-Madeni taktil ve tehciri meselesine dair malumatı olanların Divan-i Harp-i Örfi’ye gelerek şahitlik yapmalarını istedi”.

Bu ilanlardan sonra Nusret Bey’in duruşması tekrar başladı.

Bayburt ve Ergani-Madeni tehciri sırasında Ermeniler’in ölmesine, mallarının gasp edilmesine, Bayburt Mal Müdürü Ovakim Efendi’nin intiharına, Trabzon’dan tehcir edilen Filoman Nuryan Binti Manu ile 12 yaşındaki hemşiresi Naime Tesmiye’nin ırzlarına geçmesine sebebiyetten dolayı Nusret Bey suçlanıyordu.


Bu suçlamalar karşısında Nusret Bey; Bayburt’un harp sahası içinde olması nedeniyle buradaki Ermeniler’in kendisinin idaresi altında ancak jandarma tarafından tehcir edildiğini, bu sırada bölgede herhangi bir vukuatın olmadığını, tehcir edilenlerin mallarının bir komisyon tarafından satılıp parasının da sahiplerine verildiğini, bunun da kayıtlarının sabit olduğunu, belirtti.

Bir başka gün mahkeme heyeti Nusret Bey aleyhine Hampartsun adlı 12 yaşında bir Ermeni çocuğunu şahit olarak dinleyeceğini belirtti.

Nusret Bey bu duruma itiraz ederek olay anında 7 yaşında olan ve şimdi 12 yaşındaki bir çocuğun şahit olarak dinlenemeyeceğini belirtti.


Buna rağmen mahkeme heyeti bu çocuğu Nusret Bey’in aleyhinde şahit olarak dinledi.


Çocuk olayı yer ve saatine kadar ince ayrıntıları ile anlattı ve Nusret Bey için de Mehmet Nusret ismini kullandı. Bunun üzerine Nusret Bey; bir çocuğun böyle bir olayı teferruatıyla bilemeyeceğini ve kendisinin Mehmet ön isminin sadece nüfuz kağıdında olduğunu ve bu ismi nüfus memurları ve ailesi dışında kimsenin bilmediğini, ancak nüfus memurları vasıtasıyla öğrenilebileceğini, söyledi.


Bir başka duruşmada Haçator Seferyan adlı bir başka Ermeni aleyhte şahit olarak dinlendi. Bu Ermeni; Nusret Bey’in asker olduğunu ve onun emriyle Ermeniler’in öldürüldüğünü söyledi.

Nusret Bey ise; kendisinin sivil bir idareci olduğunu bu nedenle de şahidin yalan beyanda bulunduğunu belirtti.

Bir başka gün mahkeme heyeti Bayburt ahalisinden Agoni Markayan, Varsenik Arisyan Arakel ve Erfahi Arakel adlı kadınları şahit olarak dinledi.

Bu duruşma başlarken mahkeme başkanı yukarıda belirtilen kadınlara;

-“Nusret Bey burada mı? Kendisini tanıyor musunuz?” diye sordu. Kadınlar

-“Tanıyoruz. Ama burada değil” cevabını verdiler.
Oysa Nusret Bey duruşma salonundaydı.

Kadınlar,dışarıya çıkarılıp kendilerine gereken bilgiler verildikten sonra ifadelerini değiştirerek; “Nusret Bey evet burada”, cevabını verdiler.

Mahkeme heyeti Nusret Bey’in hiçbir savunmasını dikkate almadı. Ona bir avukat bulundurma hakkı dahi tanımayarak kaderiyle baş başa bıraktı. Nusret Bey’in geleceği mahkeme heyetinin insiyatifine bırakılmış oldu.

Nusret Bey mahkeme sırasında değişik tarihlerde eşi ve kardeşine birkaç mektup yazdı. O bu mektuplarda kendisinin suçsuz olduğunu ancak mahkeme heyetinin kendisine mutlaka ceza vereceğini belirtti.


Mahkeme heyetinden Ferhat Bey, Nusret Bey’in görevini suistimalden 3 yıl hapsini isterken,
mahkeme başkanı Mustafa Paşa ve diğer üyeler Nusret Bey’in idamını istediler.


Uzun tartışmalardan sonra mahkeme heyeti Nusret Bey’i 15 ay kürek cezasına çarptırdı ve tutanak düzenlenerek, 4 Temmuz 1920’de mahkeme heyetince imzalandı.


Mustafa Paşa başkanlığındaki I.Divan-ı Harp-i Örfi Mahkemesi, Nusret Bey’in idamına karşı çıkan Ferhat Bey’in olmadan, tekrar toplanarak Nusret Bey’in idamına karar verdi.


Fakat, bu kararın geçerli olabilmesi için Ferhat Bey’in de imzalaması gerekiyordu.


Bunun için de Ferhat Bey’in ya ikna edilmesi gerekiyordu, ya da istifa ettirilerek yerine bir başkasının tayin edilip onun imzalaması gerekiyordu.


İşte bu amaçla 27 temmuz 1920’de Ferhat Bey’in görev yeri değiştirilerek, III.Divan-ı Harp-i Örfi azalığına tayin edildi, yerine Mirliva Niyazi bey atandı.


Bunun üzerine 27 temmuz 1920’de Nusret Bey’in idam kararı mahkeme heyetince imzalandı.

Bu karar 4 Ağustos 1920’de padişah tarafından onaylandı ve 5 Ağustos 1920’de de İstanbul Bayezit’te infaz edildi.


Türk Bayrağına kanıyla renk vermiş şehidim,

Ruhun Şadolsun...


__________________
Mediter isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
11 Üyemiz Mediter'in Mesajına Teşekkür Etti.