Tekil Mesaj gösterimi
Eski 29.03.13, 00:19   #1
Basakca
Yönetici

Basakca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Aug 2009
Konular: 2209
Mesajlar: 13,401
Ettiği Teşekkür: 85359
Aldığı Teşekkür: 82599
Rep Derecesi : Basakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardırBasakca şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart İzmir’de İlk Medeni Nikah Nasıl Kıyıldı?

İzmir’de İlk Medeni Nikah Nasıl Kıyıldı?






Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın askeri yönü 9 Eylül 1922’de zaferle sonuçlandığında 10 Eylül günü İzmir’e gelen Mustafa Kemal Paşa; asıl savaşın yeni başladığını söylüyordu. Bu savaş, Türkiye’yi çağdaş bir ülke ve toplum haline getirme savaşıydı. Bir imparatorluğun enkazından modern bir ulus-devlet ve toplum yaratabilmek adına ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanda girişilen devrimler bu savaşın özneleriydi. Ümmetten ulus, tebaadan yurttaş, kuldan birey ve monarşiden cumhuriyet bu devrimler sayesinde yaratılabildi. Türk insanı bu devrimlerle kamusal alan ve özel alanda cumhuriyetin eşit ve özgür yurttaşları haline geldiler.





Mahmut Esat Bozkurt




Hiç kuşkusuz bu devrimlerin içinde en önemlilerinden birisi hukuk devrimiydi. İmparatorluğun şer’i hukuk ve örfi hukukla sınırlarını çizdiği, toplumsal yaşamı buna göre düzenlediği hukuk sistemi modern Türkiye Cumhuriyeti’nde artık geçerli olamazdı. 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı reformcuları da bu durumu gözlemişler Mecelle ile birlikte soruna geçici bir çözüm bulmuşlardı. Mustafa Kemal daha 1923 yılında Bursa’da yapmış olduğu bir konuşmada “…yeni Türkiye, ne zamana ne de ihtiyaca uymayan Mecellenin hükümlerine bağlı kalamaz. En uygar uluslar derecesinde hukuk kurallarımızı da iyileştireceğiz. Yüz sene, beş yüz sene, bin sene evvel yaşayan bir toplum için yapılan yasalarla bugünkü toplumu yönetmeye kalkışmak gaflettir, cehalettir.” sözleriyle yeni bir hukuk sistemine duyulan gereksinimi bütün açıklığıyla ortaya koymuştu. Bu amaçla 1923 yılından itibaren Adalet Bakanlığı bünyesinde Mecelle başta olmak üzere hukuk alanında bazı temel yasaları yeniden oluşturabilmek amacıyla komisyonlar kuruldu. Dönemin Adalet Bakanı bir İzmirli ve Türk devriminin teorisyenlerinden Mahmut Esat Bozkurt’tu,








Mahmut Esat, engin bilgi birikimi, uluslar arası düzeyde hukuk bilgisi ve o dönemde emekten, üreticiden yana düşünceleriyle Türk Devrimi’nin önderi Mustafa Kemal’in ilgisini ve beğenisini kazandı.. Mahmut Esat’a 1934’te Soyadı Kanunu gereğince Atatürk tarafından Bozkurt soyadı verildi. O’nun bu soyadını alması da 1927 yılında Türkiye’yi Lahey Uluslar arası Adalet Divanı’nda temsil ettiği bir dava ile ilintiliydi. Cumhuriyet tarihimize “Bozkurt- Lotus Davası” olarak geçen bu olayda 2 Ağustos 1926’da Ege Denizi’nde Bozkurt adlı Türk gemisiyle Lotus adlı Fransız gemisi çarpışmıştı Çarpışma sonucunda her iki ülke arasında hukuki anlaşmazlık çıkmıştı. Mahmut Esat, Uluslar arası Adalet Divanı’nda Türkiye’nin tezini başarıyla savunmuştu.




Medeni Kanunu HAzırlayan Komisyon Üyeleri



Mahmut Esat Bozkurt hukuk sisteminin, Batıdaki örneklerinde yararlanarak tamamen yenilenmesi gerektiği düşüncesindeydi. Yapılan çalışmalar sonucunda Batı ülkelerinin medeni kanunları incelenmiş ve İsviçre Medeni Kanunu Türkiye için en uygun medeni kanun bulunmuştur. Türk Medeni Kanunu’nu hazırlayabilmek amacıyla milletvekili, öğretim üyesi, yargıç ve avukatlardan oluşan 26 kişilik bir komisyon çalışmalarına başlayarak İsviçre Medeni Kanunu’nu Türkçeye çevirmişler ve yeni bir metin oluşturmuşlardır. İsviçre Medeni Kanunu’nun tercih edilmesinde öne çıkan etkenler ise dilinin basitliği ve kadın erkek eşitliğine dayalı bir aile düzeni içermesi olmuştur. Türk Medeni Kanunu’nun gerekçesini o günlerin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt şu sözlerle temellendirmiştir. “Türkiye halkı, adaletin uygulanmasında kuralsızlık ve sürekli kargaşa karşısındadır. Halkın kaderi belli ve yerleşmiş bir adalet esasına değil, rastlantı ve talihe bağlı birbiriyle çelişkili Ortaçağ dinsel hukukunun kurallarına bağlı bulunmaktadır. Cumhuriyet, Türk adaletinin bu karışıklıktan, yokluktan ve pek ilkel durumdan kurtarılmasını Devrimin ve yüzyılımız uygarlığının gereklerine uyan yeni bir Türk Medeni Kanunu’nu hızla vücuda getirilmesini ve uygulamaya konulmasını zorunlu kılmıştır.” Bu gelişmeler sonucunda medeni kanun 17 Şubat 1926’da kabul edildi. 4 Nisan 1926’da Resmi Gazete’de yayınlandıktan 6 ay sonra 4 Ekim 1926’da yürürlüğe girdi.






İzmir Türk Medeni Kanunu’nu büyük bir sevinçle karşıladı. Zira İzmir ; Cumhuriyetin ve devrimlerin öncü kentiydi. Bu bağlamda İzmir’de ilk resmi nikah; 21 Ekim 1926’da kıyıldı. Yani kanun yürürlüğe girdikten tam on yedi gün sonra İzmir’de cumhuriyetin ilk medeni nikâhı gerçekleştirildi. Nikâh için kentte büyük hazırlıklar yapıldı. Nikah yeri İzmir Belediyesi bünyesinde hazırlanmış Beyler Sokağı’ndaki Medeni Nikah Dairesi’ydi. Nikah saati olarak da saat 11 tespit edilmişti. Nikah’ a başta İzmir Belediye Reisi Aziz Akyürek olmak üzere Dr. Mustafa Enver Bey, Belediye Nikah-ı Medeni Memuru Necati Bey, Başkatip Şükrü Bey ve Medeni Nikah Dairesi Müdürü Celal Bey katılmışlardı. İzmir’in ilk nikahı Belediye Başkanı Aziz Akyürek tarafından kıyıldı. İzmir’de Medeni Nikahla evlenen ilk çift ise Alaşehirli Aliye Hanım ile İzmirli Abdülhafız Bey’di. Onların nikahları kıyıldıktan sonra aynı törenle ikinci bir nikah daha kıyılmış ve bu kez İzmirli Saime Hanım ile Osmanoğlu Ramiz Efendi’nin nikahları akdedilmişti. Dönemin Hizmet Gazetesi ertesi günü bu olayı “şehrimizde ilk medeni nikah kıyıldı” başlığıyla duyurmuştu. O günlerin bütün coşkusunu ve heyecanını yansıtması açısından İzmir’de yayımlanan Hizmet Gazetesi’nin 22 Teşrin-i Evvel (Ekim)1926 tarihli bu haberini günümüz Türkçesiyle aynen vermekte yarar var.






Hizmet Gazetesi İzmir’deki
ilk medeni nikahı okuyucularına
böyle duyurmuştu.



“Dün şehrimizde de ilk medeni nikâh kıyılmıştır. Kanuni müddetleri hitam bulan iki çiftin nikâhlarının akdi mukarrer olduğu için belediyenin Beyler Sokağı’ndaki Medeni Nikâh Dairesi’nde bazı hazırlıklar yapılmıştı. Saat on bire gelirken merdivenler halılarla tefriş edilmiş ve davetlilerin vüruduna intizar edilmiştir. Muazzam inkılâbın yüksek eserlerinden Medeni Kanun’umuzun nikâh faslındaki feyiz ilk defa olarak idrak edileceği için birçok zevat nikâh dairesine meduv bulunuyorlardı. Vali Paşa ile daha bazı zevat da davet edilmişlerse de gelmemişlerdir. Yalnız Şeyhül etıbba Doktor Mustafa Enver Bey davete icabet etmişti. Saat on bire gelmişti. Belediye Reisi Aziz Bey ilk nikâhı bizzat akdetmek istediği için frak labis bulunuyorlardı. Müracaat itibariyle birinciliği alan Alaşehirli Aliye Hanım’la İzmirli Abdulhafiz nikâh odasına dâhil oldular şahitleri de beraberlerinde idi. Merasimin icrasında Belediye Reisi Aziz, Nikâh-ı Medeni Memuru Necati, Doktor Mustafa Enver, Başkâtip Şükrü, Daire Müdürü Celal Beyler hazır bulunmuştur.

Taliplerle şahitler kaim bir vaziyette oldukları halde Reis Aziz Bey evvela Hayriye Hanım’a hitap etti:

-Talibiniz Abdulhafiz Efendi’ye birrıza akd-i nikâh eylemenizi arzu ediyor musunuz?

Aliye Hanım:
-Birrıza akdimizin icrasını istiyorum.

Bu sual Hafız Efendi’ye tekrar edilmiş ve mumaileyh de aynı cevabı verdikten sonra hazır bulunan şahitlerden talipleri tanıyıp tanımadıkları sorulmuştur. Tanıdıkları anlaşılınca Aziz Bey, Hükümet-i Cumhuriyet namına nikâhın akdedildiğini söylemiş ve tarafeyne saadetler temenni eylemiştir. Müteakiben Abdulhafız Efendi tarafından celp olunan pasta, şeker ve sigaralar meduvine ikram edilmiştir.

Bundan sonra diğer talipler Saime Hanımla Osmanoğlu Ramiz Efendi’nin akdleri de aynı merasimle icra edilmiştir.”





Evlenme Cüzdanı




Medeni nikah; Cumhuriyet’in Türk kadınına özel alanda tanıdığı en önemli haklardan birisi olmuştur. Bu bağlamda Türk kadını; Meşrutiyet dönemlerinden itibaren sürdüğü hak ve özgürlük mücadelesini Cumhuriyet’ le birlikte somuta taşımıştır. Böylelikle Nezihe Muhiddin, Suat Derviş, Fatma Aliye , Halide Edip ve daha nicelerinin büyük bir özveriyle yıllarca sürdürdükleri kadın özgürlüğü ve eşitliği savaşımı; Cumhuriyet’in kamusal ve özel alanda eşit yurttaşlık projesiyle önemli bir aşamaya ulaşmıştı.

Oktay Gökdemir




__________________
"Ey egosu boyundan büyük insan..
Bir gün ölüp toprak olacaksın. Bir tohum filizlenecek ot olacaksın, bir öküz seni yiyecek ve sıçtığı bok olacaksın.. Yani hep aynı kalacaksın."

Basakca isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
11 Üyemiz Basakca'in Mesajına Teşekkür Etti.