Tekil Mesaj gösterimi
Eski 02.04.13, 13:51   #1
No Pasaran
« Çapulcu »

No Pasaran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Nov 2012
Yaş: 28
Konular: 197
Mesajlar: 821
Ettiği Teşekkür: 1866
Aldığı Teşekkür: 4393
Rep Derecesi : No Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura about
Ruh Halim: Meskul
Standart Sol yine 'yetmez ama evet' tuzağına düşer mi?

Tuzaktan sakınmak

Metin Çulhaoğlu

Birbirini izleyen özel uğraklarda “bakalım bu sefer ne diyecekler?” diye başkalarını meraklandıranların hakkı teslim edilmelidir. Demek ki çok yaratıcılar; en olmadık durumlarda bile belirli bir tutumu gerekçelendirecek gelişkin kurgular üretebiliyorlar…

Bu konu, yeni Anayasa’nın referanduma gitmesi halinde bir kez daha gündeme gelecek gibi görünüyor. Zaten sağda solda en çok sorulan sorulardan biri de buna ilişkin: “Solda yeni bir ‘yetmez ama evet’ modası zuhur edebilir mi?

Biliyorsunuz, 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği referandumunda “yetmez ama evet”çiler vardı. Üstelik referandum sonrasında Başbakan’ın takdirine de mazhar olmuşlardı.

Yeni referandumda biraz zor gibi görünüyor. “Zor” derken Başbakan’ın takdirinden değil, “yetmez ama evet” sloganının aynen tekrarlanmasından söz ediyorum. Çünkü iktidardan gelen her şeye “bunun arkası da var ama” diyerek destek olunması bir yerden sonra can sıkıcı olabilir ve inandırıcılığını yitirir. Sonra, 12 Eylül 2010 referandumuyla Türkiye’de demokratik devrimin “tamamlandığı” ilan edilmişti. Şimdi bir kez daha “evet” denmesi istenirse ya “demokratik devrimde o zaman gözden kaçan bazı eksiklikler kaldığı” söylenecek ya da yeni Anayasa ile bu kez sosyalist devrimin ilk adımının atılmış olacağı ileri sürülecektir.

İlki olabilir, ama ikincisi biraz zor görünüyor.

12 Eylül 2010 referandumunda “demokratik devrimin” tamamlanması, asker vesayetine son verilmesi, yargının Jakoben tasallutundan kurtarılması, 12 Eylül’le hesaplaşılması gibi temalar üzerinde durulmuş, bunlar işlenmişti.
Bu kez bunlar gündemde olmayacak (mı?). Ama başka bir tema var: Bu kez, yeni Anayasa ile Kürt sorununun çözümü yolunda önemli bir adım atılmış olacağı söylenecek, Anayasa’ya bu nedenle “evet” denmesi istenecektir.
Gerçekten böyle yapacakları bu kadar kesin mi?

Elbette kesin değil, yapmayabilirler de. Ne yapacakları konusunda Kürt siyasetinin tavrı belirleyici olacaktır ve duruma göre Kürt siyasetinin “evet” demesi, başka her tür çekince ve kaygıya baskın çıkacak, evet kervanına soldan katılımlar da kaçınılmaz olacaktır.

Bugünkü işaretlere, ipuçlarına ve henüz tam belirginleşmemiş eğilimlere bakılırsa, AKP eliyle hazırlanan bir Anayasa’ya “evet” denmesi, solun ve solculuğun şanına yakışır biçimde aşağıdaki gerekçelerle savunulacaktır:

1- Marx nasıl daha 1844’te proletaryanın kurtuluşunu insanlığın kurtuluşu olarak görmüşse, bugün de Kürdün kurtuluşu Türkiye’deki ve bölgedeki tüm halkların kurtuluşu anlamını taşıyacaktır. Eğer yeni Anayasa Kürdün kurtuluşu için önemli bir adımsa, “henüz işin başı, ama evet!”

2- Kürdün önünün açılmasıyla birlikte yerelleşme, eyalet yapılanmasına geçiş (olursa), başkanlık sistemi vb. bölgedeki sınıf hareketleri, anti-emperyalist ve sosyalist mücadele için yeni ve “muazzam” olanaklar yaratacaktır. Bunları düşündüğümüzde, “AKP’nin niyeti başka olabilir, ama kendi hedefimiz için evet!”

3- Yeni Anayasa ile Kürt sorununun çözümü yolunda önemli bir adım atılması, zaten baştan sona Kürt karşıtlığıyla yapılanıp şekillenmiş olan TC Devletini daha da çözecek, literatürde “burjuva devlet mekanizmasının tahribi” olarak geçen durum tarihte ilk kez sosyalist devrim öncesinde, bu coğrafyada gerçekleşecektir. O zaman “henüz yetmez, ama burjuva devlet mekanizmasının tahribi için evet!”

4- Ben Marksist-Leninist falan değilim, ama solcuyum; bir solcu olarak da benim için barış her şeyden önce gelir. Eğer yeni Anayasa Kürt sorununun çözümünde bir adım olarak bu coğrafyada “barışın dilini” hâkim kılacak, herkesin barışın diliyle konuşması gibi bir hayra vesile olacaksa, neden olmasın? O halde “sadece barış için evet, üstü sizde kalsın!”

***

Bu ülkede bir de AKP Anayasası’na tereddütsüz “hayır” diyecekler vardır ve bunların arasında elbette sosyalistler de olacaktır. Onlar da, mümkün olduğu kadar çok kişinin “hayır” demesi için uğraşacaktır.

Şimdi, önümüzdeki süreçte “hayır”ı savunup çevrelerini bu yönde etkilemeye çalışacak sosyalistlerin, solda sıkça düşülen bir tuzaktan sakınmaları gerekmektedir. Sosyalistler, kendi entelektüel formasyonlarına, bilgi birikimlerine, analiz yeteneklerine vb biraz fazlaca güvendiklerinden, hiç gerekmeyen yerlerde ve durumlarda bile “karşıt görüşleri çürütme” hevesiyle yersiz tartışmalara girebilmektedir.

İşte bu, tuzaktır.

Eğer soldaki kimi kesimlerin olası “evet” gerekçeleri olarak yukarıda sıralanan dört madde yarın bir gün açık açık dillendirilirse, “hayır” için çalışanların tutup zamanlarını bunların “çürütülmesine” ayırmaları, tuzağın da ötesinde saçmalık olacaktır. Çünkü kimi saçmalıkların, karşıtlarını da ister istemez saçmalamaya yöneltme potansiyeli yüksektir.

Gündemdeki konu bağlamında asıl belirleyici olan, somut durumu çeşitli ilişkileriyle açıklayabilen bütünlüklü bakışa kimin sahip olduğudur. Örneğin, Türkiye’de AKP’nin bugün geldiği noktada yeni Anayasa’nın nereye nasıl oturduğu konusunda bütünlüklü bir görüşü olanlar, argümanlarını bu görüşe dayandırmalıdırlar.

“Deliyle deli olunmaz” diye bir söz vardır. Bunun gibi, insanların kendi bütünlüklü görüşlerini, en kötüsü saçma, en iyisi ise bütünlükten yoksun, parçalı ve üstelik ekseni yanlış kurulmuş tezleri “çürütme” uğraşına kurban etmeleri büyük bir yanlış olacaktır.

Bırakalım onlar “hayırcıların” görüşlerini ve gerekçelerini çürütmeye çalışsınlar.

2010’da hayır diyenler için “bunlar Ergenekoncu” demekten başka bir şey bulamamışlardı.

Yarın da deseler deseler “bunlar barış istemiyor” diyebileceklerdir.
“Vallahi billahi biz de aslında barış istiyoruz” diye çırpınmanın âlemi yoktur.

Kaynak
__________________
''Işık, daha çok ışık!''
No Pasaran isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
3 Üyemiz No Pasaran'in Mesajına Teşekkür Etti.