Tekil Mesaj gösterimi
Eski 17.04.13, 04:09   #1
No Pasaran
« Çapulcu »

No Pasaran - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Nov 2012
Yaş: 28
Konular: 197
Mesajlar: 821
Ettiği Teşekkür: 1866
Aldığı Teşekkür: 4393
Rep Derecesi : No Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura aboutNo Pasaran has a spectacular aura about
Ruh Halim: Meskul
Standart Sanat İçin Kötü Bir Dün




Dün 15 Nisan Dünya Sanatçılar Günü'ydü. Efendim bu tür günlerde genelde hükumetin bürokratları bir dizi etkinliğe katılır, sanata ve sanatçıya neden önem verilmesi ile ilgili bir dizi söylemde bulunur, yanlarına da kendi "sanatçı"larından bir iki tanesini alır ve popülist söylemlerle günü kurtarmaya çalışırlar.

Neden günü kurtarmak?

Çünkü zihniyetlerinin sanat ile uzlaşabilmesi mümkün değildir de ondan. Sanatın gericilikle kan uyuşmazlığı var!

Sanat var olanı muhafaza etmeye yönelik değildir. Değişimlere, yeniliklere açıktır ve dahası değiştirmeye yöneliktir. Toplumun alışkanlıklarına göre hareket etmez. Başkaldırır. Biat etmez. Herhangi bir geleneği yoktur. Daha sade bir deyimle özetlemek gerekirse Picasso'nun dediği gibi: "Sanat asla edepli olmamıştır. Zaten edepli olsaydı sanat olmazdı".

Bunun Türkiye'ye yansımasını net bir şekilde görebiliriz. AKP siyasi kimliğinin hakkını verecek şekilde gerici bir partinin yapması gerekeni canla başla çalışarak yapmaya çalışıyor. Beceremiyor. Ama durmadan saldırıyor. Çünkü sanat devrimseldir. Biat kültürünü yıkar. Bu sebeple bundan bir süre önce "muhafazakar sanat" diye bir kavramı gündeme getirdiler. Hem piyasacı hem de gerici temaları barındıran bu "akım" topluma "halk bunu istiyor", "toplumun değerleri ile örtüşüyor" diye pazarlamaya kalkacaklardır.

* * *

Yazının başlığını kötü bir dün olarak seçtim. Bunun sebebi de dün, yani Dünya Sanatçılar Günü'nde dünyanın en büyük piyanistlerinden olan Fazıl Say'ın Hayyam'ın bir dörtlüğünü paylaşmasından ötürü 10 ay hapis cezası verilmesi. Bu olay tarihimize kara bir leke olarak geçecek ve bir sembol halini alacaktır. Bu dava bir sindirme davasıdır. Sivri dilli Fazıl Say'ı susturmaya yönelik bir davadır. Ama bunun siyasi karşılığı sadece Fazıl Say'dan ibaret değil.

Birincisi, "ifade özgürlüğü"nün tamamen rafa kaldırıldığı anlamına gelir.

İkincisi, mahkeme Fazıl Say'ın "ateistim ve bunu bu kadar rahat söyleyebildiğim için gururluyum" şeklindeki ifadesini suç unsuru saymış olması. Yani inançsız olmak da suç unsuru haline gelmiş oldu.

Üçüncüsü ise bu davanın bir emsal yaratmış olması. Bu da ileride başka aydınların benzer davalarla yargılanabilecek olmasının önünün açılması anlamına gelir.

Hem ulusal basında hem de dış basında bu olay epey yankı buldu ve bir süre daha konuşulacak gibi. Özellikle yandaş medya tarafından büyük bir sindirme kampanası başlatılmış durumda. Bu karar hukuki bir karar değil, siyasi bir karardır. Siyasi davaların hukuki davalardan farkı sonucunun baştan belli olmasıdır. Yargılanan da sadece Fazıl Say olmadığına göre bizlere düşen de Fazıl Say'a sahip çıkmaktır.

16.04.2013
No Pasaran
__________________
''Işık, daha çok ışık!''
No Pasaran isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz No Pasaran'in Mesajına Teşekkür Etti.