Tekil Mesaj gösterimi
Eski 20.04.13, 14:36   #2
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1428
Mesajlar: 7,277
Ettiği Teşekkür: 29582
Aldığı Teşekkür: 32337
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Cevap: NATO'nun Gizli Virüsü: GLADİO

Başka bir söyleşi..




Geçtiğimiz ay soL gazetesinde “Yeni Rejim Kurulurken Gladio” başlıklı bir söyleşi dizisi yayınlanmıştı. Türkiye’de kontrgerilla, derin devlet yahut Gladio olarak adlandırılan gizli ve kanlı örgütlenmeler hakkında araştırma yapmış yazar ve siyasetçilerle yaptığımız bu söyleşilere ilişkin, gazete okurları tarafından bazı değerlendirmeler yapıldı.

Türkiye’de ve dünyada Gladio tipi yapılanmaların kimler tarafından kurulduğu ve hangi amaç doğrultusunda kullanıldığı; içinden geçtiğimiz dönemde bu örgütlenmelerin varlığını devam ettirip ettirmediği; yapısı, amacı açısından bir değişime uğrayıp uğramadığı sorularının yanıtlarının arandığı söyleşiler genel olarak bilgilendirici ve açıklayıcı bulunsa da, yeterince detaylı olmadığı yönünde eleştiriler de aldı.

Eleştirilerden en önemlisi, Gladio tipi yapılanmaların dünya çapında ve özellikle Soğuk Savaş döneminde emperyalizm tarafından oluşturulduğunun söyleşilerde ifade edilmesine rağmen, Türkiye dışındaki örneklerinin yeterince anlatılamamış olmasıydı.

soL gazetesi de de bu ihtiyacı gidermek için, konuyla ilgili uzun yıllar çalışma yapmış ve NATO’nun gizli örgütlenmelerini Türkiye’de ve dünyada nasıl kullandığını anlattığı yazıları yayımlanmış Dr. Ataman Aksöyek ile konuştu.
Aksöyek, siyasi mücadelesinin önemli bir dönemini Türkiye dışında yürütmüş bir komünist ve zaman zaman soL Portal’da yazıları yayımlanıyor.

soL gazetesinden Onur Emre Yağan'ın Aksöyek ile yaptığı, dört gün sürecek olan ve geçtiğimiz günlerde soL gazetesinde yayınlanan söyleşinin ilk bölümü şu şekilde:

Geçmiş yıllarda Gladio üzerine oldukça geniş bir araştırma yapmış olduğunuzu biliyoruz. Bu konuda bir yazı diziniz de vardı.

Benimkisi özel bir meraktı.


Aslında, bu konuda Meclis komisyonlarından tarih ve sosyal bilimcilere, gazetecilere dek birçok araştırma yapıldı, doktora tezleri yazıldı, sayısını bilmediğim kadar çok makale ve kitap yayınlandı ama halen aydınlatılmamış öylesine çok yan var ki. Karanlıkta kalanlar bir yana, Parlamento komisyonlarında soruşturma ve inceleme konusu olan, ifadelerle doğrulanmış, basına yansımış olaylar bile örtbas edildi. Belgeler yok edildi. Mahkeme karşısına çıkarılan belli başlı suçlular aklandı.

Türkiye’den mi bahsediyorsunuz?

Hayır, demokrasinin kalesi olduğu düşünülen Avrupa ülkelerinden bahsediyorum. Türkiye’de olan, orada oynanan senaryonun bir benzeri, Türkiye’ye özgü bir uygulamasıdır. Bence, o ülkelerde olanları görmeden, Türkiye’de olanları tam anlamlandırmak olası değil.


Sizin yaptığımız söyleşi serisinde, her biri ayrı saygın bir isim olan muhataplarınız konuya Türkiye’den bakarak, Türkiye’de yaşanan olayları değerlendirmeye çalışıyorlar. Asıl anlaşılması gereken, diğer konuların anlaşılmasına da yardım edecek olan Gladio’nun kendisidir, kanısındayım.
Komünizmin saygınlığı en önemli sorundu.

Ortak bir senaryo mu söz konusu olan?

Evet, 2. Dünya Savaşı bitiminde, Avrupa’da savaşın yıkıntıları henüz sokaklardan kaldırılmadan uygulamaya konulan bir plandan, bir senaryodan bahsediyorum. Hitler “Yıldırım Savaşı” ile Avrupa’yı işgal ettiğinde, işgal bölgelerinde direnecek bir güç yoktu.


Soğuk Harp Avrupa’yı Baltık Denizi’ndeki Szczecin’den başlayarak Triyeste’ye kadar uzanan bir hatla ikiye bölmüştü. “Demir Perde” terimi ilk kez Winston Churchill tarafından 5 Mart 1946 tarihli ünlü Fulton konuşması sırasında, “(…) Doğu ve Batı arasına bir demir perde düştü” şeklinde kullanılmıştır. Bu hattın iki tarafına ordular yığılmıştı. Evvela, Batı tarafından NATO kuruldu, daha sonra Doğu tarafına Varşova Paktı. Varşova Paktı, kara kuvvetleri olarak daha güçlü görünüyordu.

NATO, Varşova Paktı güçlerinin Batıyı olası bir işgali halinde, İkinci Dünya Harbi süresindeki direniş hareketi pratiğinden çıkarak, bu işgale direnecek “direniş güçleri” hazırlamayı düşündü. Yukarıda söylediğimiz gibi, Nazi işgaline karşı direniş güçleri hazırlanmamıştı, bu sefer hazırlıksız yakalanmak istenmiyordu. Bu çalışmalar çerçevesinde planlar yapıldı, bir strateji hazırlandı. Bu çalışmalara “stay behind” ismi verildi. Yine her ülkeye göre bu gizli ordular değişik isimler aldı. İtalya’daki gizli ordunun ismi “Gladio” idi. Gladio adı, süreç içinde bütün kuruluş için kullanılır oldu.

Savaşın bitimi ve hemen sonrasında dünyanın durumuna baktığımızda, gördüğümüz manzara hiç de bugün bize yansıtılan gibi değildi. Faşizmin yenilmesinde en önemli rolü olan Sovyetler Birliği’nin ve Avrupa ülkelerinde anti-faşist mücadelenin başını çekmiş olan komünistlerin, dünya çapında ne denli saygınlık kazanmış olduğunu anımsamak gerekiyor. Asıl sorun da burada, savaşın hemen ardından ortaya çıkan “komünizm tehlikesi”nde idi. Bir yanda sömürgelerde ortaya çıkan kıpırdanmalar, diğer yanda Avrupa ülkelerinde komünistlerin siyasal güç kazanmaya, parlamentolara girmeye başlamaları...

Bu durum ABD, İngiltere ve Fransa’nın dünya çapında hakimiyet kurma planlarının önünde de çok büyük bir engeldi. ABD Başkanı Roosevelt, daha 1944 yılında, o sırada istihbarat çalışmalarını yürüten OSS (Office of Strategie Service- Stratejik Hizmet Bürosu) yerine “komünizme karşı özel savaş yürütecek” çok kendine özgü bir kurum oluşturmak istemişti.

Bu girişim, FBI’ın etkisini yitireceği korkusuyla ilk aşamada John Edgar Hoover tarafından engellendi, ama daha sonra başkan seçilen Truman’ın, kendi doktrinine uygun olarak, özellikle komünizme karşı casusluk faaliyetlerini merkezileştirecek bir büro kurulması emri üzerine, önce geçici olarak CIG (Centre Intelligence Group - ( Merkezi İstihbarat Grubu) kuruldu. CIG geçici bir kuruluştu, zaman içinde daha büyük ve geniş olanaklarla çalışacak devamlı bir kuruluşun gerekli olduğu görüldü ve 26 Temmuz 1947’de, ünlü Ulusal Güvenlik Yasası onaylandı.

Bunun hemen ardından, 18 Eylül’de yürürlüğe giren bu federal kanunla birlikte ordunun, hava kuvvetlerinin, diplomasinin, istihbarat teşkilatının baştan düzenlemesine, bir ulusal güvenlik konseyinin ve sulh zamanında haber alma işlerini yapacak kuruluşun (CIA - Central Intelligence Agency) oluşturulmasına karar verildi.

Yani CIA ile başladı bütün serüven…

Hem evet, hem hayır. Çalışmalar daha evvel başlatılmıştı. Evet, kurumsallaşması CIA ile başladı. Bundan böyle ABD’nin komünizme karşı gizli savaşını bu kurum yürütecekti.


ABD, o dönemde etkin olduğu çeşitli ülkelerde de benzeri bir kanunun çıkmasını temin etti.

Ama biz yasalardan değil, yasadışı olaylardan bahsediyoruz.

Tabii, bu faaliyetlerin gizlice yürütülmesi, hükümetlerin tasarrufundan bile uzak tutulması, devlet başkanlarının suskunlaştırılması bu yasalarla mümkün olmuştur. “Ulusal güvenlik” söz konusu olduğunda, akan suları durdurmak, bir dizi gizli iş yapmak mümkün.


Bu işlerde hükümetlerin rolü yok mu demek istiyorsunuz?

Olmaz mı? Tabii, hükümetlerde ordu, polis, gizli haber alma teşkilatlarında sorumlu birçok insanın bilgisi olmadan olur mu? Tabii vardı. Ama bölük, pörçük.Herkes bir ucunu biliyor, daha fazlasına karışamıyor, üstelik de devlet sırrı olduğu için açıklayamıyordu.


NAZİLER ABD'YE...

Her yerde aynı senaryo demiştiniz...

Kuruluş yöntemleri, kullanılan elemanlar, uygulamaya konulan faaliyetler hep aynı. Savaş sonrası Avrupa’da komünizm tehlikesinden bahsetmiştim. Örneğin, işgal altındaki Almanya’da tam bir karmaşa hüküm sürüyordu.

Bir yanda Nazi suçlularını Nürnberg Mahkemeleri’nde yargılamaya hazırlanırken, öte yanda ABD, İngiltere, Fransa işgal bölgelerinde olası bir Kızıl ordu saldırısına karşı, büyük bir gizlilik içinde, askeri bir güç hazırlığına giriştiler. Bu amaçla kullanılacak elemanlar ülkede zaten hazırdı. Nazilerin vurucu gücü Waffen SS subaylarından daha uygun elemanlar bulunabilir miydi? Azılı anti-komünist, her türden silah ve patlayıcı kullanabilen Nazileri ABD Genelkurmayı’nın bilgisi dahilinde “stay behind” çatısı altında derlediler. Bu arada bir de “ülkeyi Nazilerden temizleme yasası” çıkarıldı. Bu yasa da sayısız faşistin, sözüm ona Nazizmden temizlenerek devlet kadrolarında hizmete alınmasını sağladı. Bütün bunlar, ABD Genelkurmayı’nın projeleriydi.

Bu proje ilk kez 1986 yılında, Allan Ryan’ın hazırladığı 600 sayfalık ABD Adalet Bakanlığı’nın bir raporunda ortaya çıktı. Raporun açıklanması üzerine yapılan basın toplantısında, ABD Adalet Bakanlığı sözcüsü, Nazi suçlusu, 4000 insanın ölümünden bizzat sorumlu olan, 15 bin insanı ölüm kamplarına gönderen Lyon Kasabı Klaus Barbie’nin Almanya’daki “stay behind” ordusunun kuruluşunda aktif olarak çalıştığını kabul etti. Raporda Barbie, SS Oberstrumführer Hans Otto gibi Nazilerin bu gizli ordu çatısı altında toplanarak cezalandırılmaktan kurtuldukları açıklanıyordu. Her ne kadar o sırada aranmakta olan hiçbir Nazi suçlusuna görev verilmediği iddia edildiyse de bunun da gerçek olmadığı ortaya çıktı.

ABD’nin kadrosuna aldığı en önemli isimlerden biri de Reinhard Gehlen’di. Alman Federal Haberalma Teşkilatı’nı (Bundesnachrichtendienst - BND) kuran General Gehlen, savaştan hemen sonra Sovyetler ve komünistler üzerine topladığı mikro filmler ve bilgilerle ABD ordusuna teslim olmuş, ABD’ye götürülerek askeri haber alma teşkilatı başkanı General Edwin Sibert’in himayesinde çalışmış bir Nazi idi. 1947 yılında bir askeri kargo uçağı ile geri döndü. 200 milyon dolar alarak, ABD ile birlikte çalışan “South German Industrial Development Organization” isimli göstermelik bir kuruluş altında “Gehlen Organizasyonu”nu kurdu. Örgütün çatısı altına 5000 eski Nazi ve anti-komünist Rus’u topladı. Gehlen Türk istihbaratının da çok iyi tanıdığı bir isimdi. Bunlar sadece birkaç örnek. Bütün bunlar, ulusal güvenlik adına yapılıyor.
SerseriGezgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.