Tekil Mesaj gösterimi
Eski 08.05.13, 12:36   #1
Bekir_Yaşar
Üye

Bekir_Yaşar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2012
Yaş: 70
Konular: 86
Mesajlar: 162
Ettiği Teşekkür: 90
Aldığı Teşekkür: 373
Rep Derecesi : Bekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Tarihi Üç Karakter, Tarih Olan Üç Karakter

Tarihi Üç Karakter, Tarih Olan Üç Karakter
KARAKİN PASTIRMACIYAN EFENDİ:

Etyranman ve Marie Pastırmacıyan'ın oğlu olan Karakin Efendi 9 Şubat 1873'de Erzurum'da dünyaya gelmiştir.

Erzurum'da Sansaryan Mektebini (Katolik misyonerlerin okuludur), Fransa'da Ziraat Mektebini, İtalya'da Cenova Üniversitesini bitirmiştir. Maden Mühendisi iken adaylığını koymuş ve 16 Kasım 1908'de 169 oy alarak Erzurum Mebusu seçilmiştir. 1912'de yine Erzurum Mebusu seçilmiştir. Bir ara Meclis-i Mebusan İdare Amirliğigörevinde de bulunmuştur. Ermeni Taşnak Komitesinin önde gelen şahsiyetlerindendi. Kilise için, "Ermeni Kilisesi Ermeni Milletinin kilise tarafından can verilen ruhunun yeniden dünyaya gelmek için yaşadığı vücuttur" dedi.

26 Ağustos 1896'da Pastırmacıyan liderliğindeki Taşnak Komitesine mensup 26 terörist çantalarında ve torbalarında bombalar ellerinde silahlarla İstanbul-Galata'daki Osmanlı Bankasını işgal ettiler. Asker, polis ve halkın üzerine bomba ve kurşun yağdırmaları Müslüman halkı ayağa kaldırdı.

İstanbul'da Ermenilerle Müslümanlar birbirine girdiler 120 asker öldü, 25 asker yaralandı. Sivillerden kaç kişinin öldüğü ise tam olarak belirlenememiştir.


Pastırmacıyan, Kafkasya ve oradan da Erzurum'a gitmek isterken Batum'da Rus makamları tarafından tutuklanır ve İstanbul’daki Rus sefaretinin ve Rusya'daki Osmanlı Büyük Elçiliğinin etkili teşebbüsleri sonucunda serbest bırakılır.

1'nci Dünya Savaşı çıkınca Rusya'ya kaçtı ve orada başına topladığı Ermeni Komitecilerle Osmanlı'ya savaş açtı. Daha sonra Pastırmacıyan Tiflis’teki ermeni bürosuna yayınlattığı bildiride "Ermeniler dünyanın dört bir yanından gelip Rus saflarına katılıyor, Rus bayrağı İstanbul ve Çanakkale boğazlarında dalgalanacak gün gelecek Anadolu’da tek Türk kalmayacak" dedi.

Ruslar bölgede dört Ermeni taburu oluşturmuşlardı.

Bunların başında Dro, Keri, Amazasp ve Antranik adlı ermeni generaller vardı. Çete elemanları içinde Rus Ermenileri vardı. Rus Çarı 2'nci Nikolay Sibirya’ya sürgüne gönderdiği Ermenileri af edip Osmanlı topraklarına göndermişti.

800 kişilik ve 600 kişilik ermeni çeteleri vardı, hepsinin komutanlığını ise daha bir kaç yıl önce Meclis-i Mebusan'da görev yapan Mebus Karakin Pastırmacıyan yapıyordu. Kafkasya'da karşı cephelerde çarpıştığımızda yandaşları Pastırmacıyan'a "Armen Garo"(Ermeni Kahramanı) diyorlardı.

Pastırmacıyan kafkasya sınırında faaliyet halindeydi. Amerika'da yayınlanan ve Taşnakların fikirlerini propaganda eden Asparez gazetesi Pastırmacıyan'ın savaş meydanına gelmeden önce dini ayin yapıldığı sırada Terı ve Çehoile birlikte çektirdiği fotoğrafı yayınlamıştır.

1'nci Dünya Savaşında General Antranik ile beraber korkunç katliamlar yaptırmıştır.

Osmanlı Devleti ile Rusya arasında savaş başlamasından sonra Armen Garo adıyla tanınan Pastırmacıyan Tero ile Çeho tarafında silahlandırılmış bulunan Ermeni gönüllülerinin başında Osmanlı sınırına tecavüz etmiştir.

Beyazıt'ın Ruslar tarafından işgali sırasında yol üzerinde rastladığı bütün Müslümanları katletmiştir. Başına geçtiği Tero-Çeho komitesiyle Türklere en adi ve acımasız işkenceler yaptırmış ve toplu şekilde öldürtmüştür.

Ermeni komite şeflerinden Beyazıt'lı Süron ve Kargin ile birlikte 1200 kadar Ermeni'den oluşan bir çetenin başında Erzurum'da Müslümanların oturduğu köylere gittiler, cenin halindeki çocukları analarının karınlarından çıkarmak için hamile kadınların karınlarını deştiler, kadınların ırzına geçtiler geri kalanlarını da korkunç işkencelerden sonra öldürdüler.

Pastırmacıyan, Kafkasya ve Erzurum’u kan gölüne çevirmiş, Erzurum kavak mahallesinde tam bir vahşet yaşaniyordu. Osmanlı 3'ncü Ordusundaki bütün ermeni askerler Pastırmacıya’nın emrine girdi. Kısa bir müddet sonra Müslüman köylerini yakıp-yıkmaya ve ele geçirdiği masum insanları kılıçtan geçirmeye, mal ve eşyalarını yağma etmeye başladılar.

Rusya tarafına geçen ve Rus kuvvetlerinin öncüsü olarak geri dönen Pastırmacıyan liderliğindeki ermeni çeteleri Nisan 1915'de Van’ı işgal ettiler, Van'dan gelen haberlerin Türkler üzerindeki etkisi 1919'daki Yunanların İzmir’i işgaline etkisi kadar derin oldu. Teşkilat-ı Mahsusa'nın silahşörü Yakup Cemil, Pastırmacıyan'ı vurmanın bir vatan borcu olduğunu söyledi ama İttihat ve Terakki Cemiyeti böyle bir karar almaya çekindi.

Pastırmacıyan'ın Kafkasya ve Erzurum'da yaptığı zulüm Osmanlı İmparatorluğunu tedirgin edip yıkımın eşiğine getirmiştir. Bu gibi ayaklanmaları bastırmak için her türlü tedbiri almak tabiki Osmanlı Hükümeti'nin en tabii egemenlik hakkı olmuştur. Karakin Pastırmacıyan 1916 yılında Teşkliat-ı Mahsusa'nın sadece şiddete tapan hiç bir toplumsal ahlak kaydıyla bağlı olmayan en yırtıcı adamı Kemahlı Değirmenci Halil Ağanın oğlu "Efsane Kahraman Aziz Ağa" tarafından Erzurum’da öldürülmüştür. Pastırmacıya’nın öldürülmesi Osmanlı Hükümeti ve Müslüman halkı özelliklede Erzurum halkını sevince boğarken Ermeni halkını ise yasa boğmuştur. Kafkasya Ermenistan Cumhuriyetinde Başbakan Kocaznoni tarafından üç gün yas ilan edilmiştir.

ŞERİF HÜSEYİN VE KRAL FAYSAL:

Filistin Bayrağı, ilk olarak Şerif Hüseyin tarafından 1916'daki Osmanlı Devleti'ne karşı yapılan Arap ayaklanmasının sembolü olarak tasarlanmıştır.
Osmanlı’nın 1914 yılında 1 Dünya savaşına girmesi ile birlikte kendi seçildiği toprakların geleceği için arayışlar içinde idi. Ama pek belirli etmiyordu tavrını. Osmanlı mebusu olarak 1916 yılı başlarında Şam’ı en son ziyaretinde bölgedeki Arap milliyetçileri ile görüşmüş ve “o anın beklenmesini” istemişti.
Hakkında bilgiler verdiğimiz kişi Hicaz Emiri Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal 1916 yılı başlarında gerçekleyen gizli görüşmeler sonrasında Mısır’daki İngiltere Seferi kuvvetler kumandanlığının istekleri doğrultusunda hareket etmeyi, harcamaları için para ve silah almayı kabul etmişti .
Aynı yıl içinde İngilizlerin Cidde limanına denizden saldırılarına emrindeki Arap isyancılar ile destek vermişti ve arkasından başlayan Medine kuşatmasına katılmış, Hz Muhammed’i ve kenti savunan Fahreddin Paşa kumandasındaki Türk askerlerine kurşun ve bomba atılmasına yardımcı olmuştu.

Devamlı temas halinde bulunduğu kişi ise ünlü İngiliz Casus Lawrence idi. İngilizlerin Filistin ileri harekatına da tam destek verdi, İngiliz kumandan Allenbi’nin 11 Aralık 1917 tarihinde Kudüs’e girişini alkışlayanlar arasında idi. Lafın gelişi “kendisini Hz Peygamber soyundan gösteriyor” ve kendisinde hikmetler olduğu fikirlerini de yayıyordu.

Ekim 1918 başlarında İngiliz askerleri ve Emir Faysal’ın kumandasındaki Arap isyancılar Şam kentini muhasara ve ele geçirmişlerdi. Şam Hastanesinde aç ve ilaçsız ama yaralı çok güç şartlar altında bulunan Osmanlı Askerlerine eziyet ve işkencenin yapılması hatta tekmelenmesi dövülmesine bile karşı çıkmadığı gibi destekleyici olmuştu.

Aynı günlerde Şam’a gelen Lawrence elindeki fotoğraf makinası ile karşısında bulunan iki kişinin gülümsemesi ve omuz omuza vererek dostluk gösterisi yapmasının görüntüsünü fotoğraf karesine aldı. Hayalleri ve beklentileri arasında Osmanlı’nın terk ettiği topraklarda yani Suriye dahil daha aşağılarda Arabistan yarımadası ve Hint Okyanusuna kadar uzanan geniş alanda Büyük Arap Devleti’nin hükümdarı olmak istiyordu.

3 Ocak 1919 tarihinde Dünya Siyonist hareketinin lideri Haim Weizmann ile karşılıklı çıkarları ve işbirliği dostluğu esas alan anlaşmaya da imza atmıştı. Bu anlaşma ile Yahudilerin Filistin topraklarına yerleşmelerini ve milli vatan sahibi olmaları görüşlerini kabul etmişlerdi. Arkasında Büyük Britanya (İngiltere) Devleti’nin olduğuna inanıyordu. Osmanlı’nın terk ettiği Arabistan topraklarının yeni oluşumunun esaslarını belirleyen 1919 tarihli Paris Barış Konferansı’na katıldı Paris’te iken yine görüntüye yansıyan bir kare fotoğraf daha çektirdi.


Burada bir binanın giriş merdivenlerinde önde ve ayakta görülüyor. Hemen arkasında sağ tarafta Casus Lawrenceduruyor, yine Faysal’ın arkasında Fransız kumandan Pisani’nin kendine özgü başında şapkası var ve bu fotoğrafın verdiği mesaj ise her ne olursa olsun Faysal, arkasındaki büyük ülkeler olan Fransa ve İngiltere’nin istekleri ve destekleri doğrultusunda ayakta duruyor. Paris Konferansından çıkan en önemli sonuç ise Faysal’ın1917 tarihli Balfur Deklarasyonunu kabul etmesidir.

7 Mart 1920 tarihli Suriye Meclisi’nin toplantısında Faysal “Büyük Suriye Kralı” olarak seçildi. İşte bu aşamada baltayı taşa vurdu . Çünkü Suriye üzerinde Fransa’nın mandater hakları vardı. Fransız ordusu Faysal’ın isteklerini red etti.

Faysal’a destek veren Arap silahlı unsurlar 24 Temmuz 1920 tarihli Maysalum savaşıyla yenilgiye uğratıldı.Faysal Suriye’den kovuldu.

İşte bu aşamada Faysal, kendisini İngiltere’nin kucağına attı. İngiliz İstihbarat Servisinden Irak devletinin sınırlarını çizen Gertrude Bell’in verdiği fikirler doğrultusunda İngiltere Mandaterliğini (hakimiyetini ve çıkarlarını) kabul etmesi şartıyla Irak kralı olması kabul edildi.

Irak’ta göstermelik halk oylaması yapıldı. Faysal 5-96 oy çoğunluğu ile Irak Kralı seçildi. 1921 yılı içinde Faysal resmen Irak Kralı idi. Faysal Irak Kralı olarak tahta oturduğunda bir kare fotoğraf daha çektirdi. Orta yerde başında Arapların kendine özgü kenarları birbiri ile bağlantılı örtüsü ve onun altında askeri kıyafeti vardı. Koltuğa oturmuştu ama etrafta ona dikkatle bakınan İngiliz subayları vardı .Irak Devleti bu şartlar altında doğdu. Orta yerde ve tarih sahnesinde Faysal adında bir Irak Kralı vardı. Kendi halkının inançlarının kültürünün ve iradesinin sağladığı güç ile Kral olmamıştı. O sadece ve sadece efendilerinin emrinde göre yapan bir “kukla” idi Tahta bacakları ile yürüme zorluğu çeken bir insan.

Yukarıda verdiğim iki tarihi karakterin ortak yönü nedir?

Ne olduğu gün gibi ortada.. Kendi etnik kimlikleri üzerinden batılı emparyalistlerin maşası olup sözde bağımsız devlet kurma hayalinde olan ve bu uğurda oluk oluk Türk kanı dökmekten hiç çekinmeyen çetelerin liderleri olmasıdır.

Peki neden durup durup dururken bu iki şahsiyeti yıllar sonra yazdım dersiniz?

Nedeni yine gün gibi ortada... yine birileri yine birilerini sözde bağımsız devlet olma hülyası il coğrafyamızda son 30 yıldır Türk kanı akıtmaya başladı ve bu akan kanın miktarı artacak..

Umarım tez zamanda ulusumuz bu oyunun farkına varır.

Zira bu niyetler asla bitmeyecek.

Yeni nesil Pastırmacıyanlar, Şerif Hüseyinler, Kral Faysallar hatta Damat Ferit Paşalar türedi.

Aklımızı başımıza almaz isek, türemeye de devam edecek.


Oğuz Geren.. - (Askerhaber)



__________________
Bekir_Yaşar isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Bekir_Yaşar'in Mesajına Teşekkür Etti.