Tekil Mesaj gösterimi
Eski 08.05.13, 12:40   #1
Bekir_Yaşar
Üye

Bekir_Yaşar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Mar 2012
Yaş: 70
Konular: 86
Mesajlar: 162
Ettiği Teşekkür: 90
Aldığı Teşekkür: 373
Rep Derecesi : Bekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmedeBekir_Yaşar muhteşem bir gelişmede
Ruh Halim: none
Standart Selçuklu Devletinin Yıkılışı Oğuzlar-Türkmenler

SELÇUKLULAR DEVLETİNİN YIKILIŞI VE OĞUZLAR-TÜRKMENLER

Selçuklu devletinin asıl ve temel unsuru Oğuzlar-Türkmenlerdi. Selçuklu devletinin birinci ilkesi Türk Cihan Hâkimiyetini gerçekleştirmek ve dünya egemenliğini kurmaktı. Devletin ikinci ana ilkesi ise Türkmenlerin göçlerini yönlendirmekti. Giderek kalabalıklaşan Oğuz boyları yeni ülkelere ve özellikle Anadolu’ya göç etmeğe başlayınca Selçuklular bunları Müslümanlaştırarak sınır boylarına yerleştirdiler. Türkmenler Selçuklu devleti ve orduları için depo görevi görüyorlardı, fakat çıkardığı kargaşalıklar ve disiplinsiz tavırları ile de devletin gücünü zayıflatıyorlardı.

“Tuğrul Bey, Alp Arslan ve Melik-şah gibi ilk büyük Selçuklu sultanları için Anadolu’nun fethi, bir yandan kesif Türkmen muhacereti (göçü) baskısı ile ve onlara yurt bulmak zarureti ile yapılmakta, bir yandan da kendi devletlerini, Müslüman halk ve ülkelerini istilâ ve asâyişsizlikten korumak maksadını gütmekte idi ki, Anadolu’nun Türkleşmesi bu iki başlı siyaset ve gayretlerin neticesi olarak tecelli etmiştir. Bu iki cepheli siyaset yanında Selçuk hükümdarları, İslâm’ın sultanı ve hâmisi sıfatı ile, onun eski ve yenilmez düşmanı Bizans imparatorluğuna karşı Türkmenleri gönderir ve orduları ile bu göçlere yol açarken, aynı zamanda, İslâm’ın cihad mefkûresini ve Türklerin kadîm Cihan hâkimiyeti ideallerini de gerçekleştiriyordu.”(O.Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslâm Medeniyeti, s:115)

Her ne kadar devletin asıl ve temel unsurunu Türkmenler oluştursa da , Türkmenler devletin ve ordunun önemli mevkilerine getirilen Türk olmayan unsurlardan şikayetçi idiler. Sultan Tuğrul Bey zamanından beri devletin önemli mevkilerine başta Nizam-ül Mülk olmak üzere İranlı vezirler ve idareciler getirilmiş, devletin temel unsurunu oluşturan Oğuz-Türkmen kitlesi ikinci sınıf insan muamelesine maruz kalmışlardı. Devleti idare edenler de bu durumdan haberdardı ki Nizâm-ül Mülk bu konuda:
“Her ne kadar Türkmenlerden bıkkınlık geldi ise de sayıları çoktur. Bu devletin kuruluşunda çok hizmetleri ve emekleri vardır ve sultanın akrabalarıdır” (O.Turan, s:115) diyerek yukarıdaki tespitin doğruluğunu ispatlamıştır.

Tuğrul Bey, Alp Arslan ve başkaları, daima yanlarında ve buyrukları altında bulunacak sadık ve itaatkâr bir kuvvete sahip olabilmek için, Türkistan’dan Endülüs’e kadar olmak üzere, İslâm aleminin her ülkesinde hânedanlar tarafından kabul edilmiş olan “Memlük” usûlünü benimsediler. Daha Gazneliler ile mücadele sırasında bir çok Türk memlûkün Selçuklular tarafına geçtiğini biliyoruz. Devletin kurulmasından sonra gerek Gaznelilerden, gerek Deylemlilerden mühim sayıda Türk memlûkün Selçuklu hizmetine girdiği muhakkaktır. Tuğrul Bey, Alp Aslan itaatli, terbiyeli, muhite intibak etmiş olan bu memlûkleri çabuk kızan, sert mizaçlı, yaltaklık-yalakalık bilmeyen soydaşlarına tercih ederek onların ileri gelenlerini yüksek mevkilere getirdiler. M.H. Yınanç’ın dediği gibi, “Tuğrul Bey ve Alp Arslan’ın Memluk sistemini benimsemelerinde başta vezirler olmak üzere, İranlı devlet erkanının mühim bir rolü olmuştur.”(Faruk Sümer, Oğuzlar, s6)

“Alp Arslan memluk emirlerini mühim mevkilere çıkarırken öz kavminden olan beyler Suriye’de Arap hükümdarların hizmetine girmeğe başlamışlardı ki, böyle bir hadise hiç bir kavmin tarihinde görülmez. Türkmenler için yapılan şey onları Bizans ucuna yollamak ve orada başlarına ya bir Selçuklu şehzadesi geçirmek veya onları bir Memlûk emirinin buyruğuna vermekti.”(F.Sümer, Oğuzlar, s7)
Melik-Şah devrinde devlet hizmetindeki Türkmen beyleri ancak birkaç kişi olup, bunlara da mühim mevkiler verilmiyordu. Bu beylerin en tanınmışları da asil bir aileden gelen ve aynı zamanda dirayetli bir kumandan olan Artuk Beğ ile Çubuk ve Antakya hâkimi Alp oğlu Yağı Sıyan idiler. Fakat bunlardan Artuk Beğ’e de hizmeti ver değeri ile mütenasip bir mevki verilmemiş ve neticede bu bey, Melik-Şah’ın hizmetinden ayrılarak Suriye meliki Tutuş’un emrine girmiş ve son günlerini Kudüs valisi olarak geçirmiştir(F.Sümer, 97-98)

Türkmen kitlesinin devlet tarafından dışlanmasının sebebi olarak, onların sert ve haşin tabiatlı insanlar olması gösterilse de asıl sebep, Türkmen kitlesinin Türk töresine aykırı hareket edilmesine asla razı olmayışları ve müsamaha göstermemeleridir. Nitekim Türk devlet felsefesinde, töreye aykırı hareket eden hakanlara isyan meşru olarak kabul edilirdi. Töreye göre devletin önemli makamlarına devletin asıl sahibi ve kurucu unsuru Oğuz-Türkmen kitlesi dururken yabancıların getirilmesi uygun değildi. Bu bakımdan Türkmen kitlesine haksızlık yapıldığını kabul etmek gerekir. Zaten bu haksızlık gerek Selçuklunun gerekse Osmanlının sonunu hazırlayan nedenlerin başında yer almıştır.

__________________
Bekir_Yaşar isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
2 Üyemiz Bekir_Yaşar'in Mesajına Teşekkür Etti.