Tekil Mesaj gösterimi
Eski 24.05.13, 15:43   #1
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1428
Mesajlar: 7,295
Ettiği Teşekkür: 29582
Aldığı Teşekkür: 32374
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Efsane Vali - Recep Yazıcıoğlu (1948-2003)

Türkiye'nin Efsane Valisi

Recep Yazıcıoğlu

1948 -2003





Doğumu

Türk halkının yakından tanıdığı ve çok sevdiği bir insandır. 1948 yılında trabzon'un sürmene ilçesine bağlı köprübaşı yılmazlar köyünde doğmuştur. ailesinin sonradan aydın iline yerleşmesi sonucu, 1964 yılında aydın lisesi, 1968 yılında ankara üniversitesi hukuk fakültesi'ni bitirmiş, aynı yıl aydın maiyet memuru olarak kaymakamlık stajına başlamış, devamında 16 yıl kaymakamlık, 5 yıl tokat, 2 yıl aydın, 8 yıl erzincan, 1 yıla yakın da denizli valiliği yapmış, topluma önemli hizmetlerde bulunmuş, özgün, nevi şahsına münhasır, eşsiz bir devlet; devletten daha ziyade bir millet adamı'dır. evli, üç çocuk ve bir torun sahibidir. kız çocuklarına Rüveyda ve Necla, oğluna ise Mehmet Kemal adını vermiş bir babadır.



Siyasi Görüşü


Bürokratik, elitist, Merkeziyetçi sistemi" eleştirmiş, idari sistemde adem i merkeziyeti savunmuş, bu yönde devlet - halk işbirliği ve toplum kalkınması metodu ile çok sayıda projeye öncülük etmiştir. Doğa sporları ile doğu anadolu'nun imajını değiştirmeye, bölgeyi tanıtmaya çalışmış, böyle yaparak bu süreçte klasik terörle mücadele metodlarının yanında bir de terörle psikolojik mücadele yöntemini uygulamaya koymuştur. "bu sistem değişmeli", "sil baştan" isimli iki kitabın yazarıdır. Kendisi hakkında da "aykırı vali yazıcıoğlu", "vali yazıcıoğlu" adlı iki kitap yayınlanmıştır. Tokat toplum kalkınması projesi iki doktora tezine, Erzincan, Kemaliye Başpınar köprüsünün yapımına ilişkin çalışmaları da, Ayşe Kulin'in köprü romanına konu olmuştur. Sağlıklı yaşamla ilgili bir dizi uygulamalar yaparak "kolalı içeceklere, sigaraya, alkole hayır; süt, ayran içelim, kepekli ekmek yiyelim" kampanyalarını başlatmıştır.


Sistemin içinde olmasına rağmen sistemi sürekli eleştiren, sistemle barışmayan, devletin değil halkın valisi olmayı amaçlayan ve bunu da başaran birisidir. Aydın oligarşisine ve bürokrasi despotizmine savaş açtığından zaman zaman eleştiri oklarına da hedef olmuştur ki, 28 şubat sonrası merkeze alınarak bir ara valilik görevinden el çektirilmiştir.


Millet ile yatırımcı arasında bir köprü olması gereken bürokratik yapılanma ve merkezi zihniyetinin, köprü değil ama duvar işlevi gördüğünü her dem vurgulamıştır. Merkezi idarenin hali hazırdaki bir temsilcisi olarak, devlet sistemimizin ağır işlediğini, yıldıran bir bürokrasiye sahip olduğunu, bu bürokrasinin demokrasiye diz çöktürdüğünü, merkezi idarenin yetkilerini bir an önce yerel yönetimlere aktarılması gerektiğini, Türkiye'nin düze çıkması için mutlak surette hizmetlerin halkın ayağına götürülmesini defalarca söylemiş ve medyanın bu konulara dikkatini çekmek ve bu söylemini ülke gündemine sokabilmek için de sörf, kayak, yamaç paraşütü, rafting yapmış, kendisine yönelen ilginin içini de bu sert söylemle doldurmuş özgün bir kişidir. devlet hizmetindeki bilgi, görgü ve deneyimlerini bu yolla içinde yaşadığı topluma ve hizmet ettiği milletine anlatmaya çalışmıştır.


1984 yılında 36 yaşındayken Türkiye'nin en genç valisi olarak Tokat Valiliği'ne atandıktan sonra; ihale açmaksızın müteahhitleri devreden çıkararak, kamu özel idaresi ve halk işbirliği ile tokat ve köylerinde tüm cumhuriyet tarihinde yapılan dersliklerden çok daha fazla derslik yapımını sadece dört yıla sığdırmıştır. özellikle bu tokat valiliğindeki hizmetlerinin duyulması ve akabinde yılın bürokratı seçilmesi sonrasında, tüm idealist kaymakamların örnek aldığı mülki amir konumuna geçmiştir. Bu idarecilik yeteneklerini takdir eden Mümtaz soysal da, yazıcıoğlu'ndan zıpkın gibi biri diye övgüyle bahsetmiştir. Sürekli söylediği sözlerden biri "Kurtarıcı yoktur, halkın kendisi önce kendini kurtarmayı, kurtarıcılardan medet ummamayı öğrenmelidir", diğeri ise şerefu l mekan bi l mekin'dir.




Ölümü


İçinde bulunduğu düzeni alabildiğine eleştirmiş, bir çok politikacının doymaz iştahı ve paylaşım isteklerine tek başına karşı koymaya çalışarak Türk insanının gönlünde taht kurmuş olan bir diğer sıra dışı devlet adamı ve yine kendisi gibi Trabzon sürmene doğumlu Adnan Kahveci ile aynı kaderi paylaşmış bir bürokrattır. Sistemi değiştirme söylemi üzerine kurulu ciddi eleştirileriyle tanınan Recep Yazıcıoğlu, vali olduktan sonraki süreçte geçirdiği üçüncü trafik kazası sonrası maalesef ki kurtarılamamıştır.


Son görevi Denizli Valiliği sırasında, Ankara'nın temelli beldesi yakınlarında 2 eylül'de geçirdiği trafik kazası sonrası tedavi altında bulundurulduğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn'i Sina Hastanesi'nde 4 eylül perşembe günü beyin ölümü gerçekleşmiş, yaşam destek ünitesine bağlı olarak diğer organları yaşatılmasına rağmen 8 eylül 2003'de vefat etmiştir. Vefatı sonrası Aydın - Söke asri mezarlığında toprağa verilmiştir. Mezarına bir dönem görev yaptığı Erzincan'dan getirilen Fırat nehri suyu dökülmüş, Erzincan toprağı serpilmiştir. Yine erzincan'da gıyabi cenaze namazı kılınmış, Erzincanlı kadınlar da cenaze namazında saf tutmuştur.


Komplo Endişeleri
Vali Recep Yazıcıoğlu, Denizli'deki zengin uranyum madeni çalışmaları sırasında öldürülen mühendislerin faillerinin dosyaları ile birlikte bakanlığa (Ankara)'ya, giderken bir kazada hayatını kaybeder. Yazıcıoğlu'nu taşıyan araba aşırı hız yüzünden takla atarak istinat duvarına çarpar. Araçta bulunan Ziraat Odası Başkanı olay yerinde hayatını kaybeder. Vali Yazıcıoğlu ise ağır yaralanır ve yoğun bakıma alınır. Ancak aracı kullanan şoför kazadan hiçbir yara almadan kurtulur. Yazıcıoğlu beş gün kaldığı yoğun bakımda hayatını kaybeder.
prü Dizisi, Vali Filmi ve Yazıcıoğlu

Yazar Ayşe Kulin tarafından kaleme alınan Köprü adlı romandan esinlenilerek çekilen ve Star TV'de Erzincan Valiliği sırasında yapılması için büyük emek harcadığı Başpınar Vali Recep Yazıcıoğlu Köprüsü 'nün konu edildiği bir dizi film yayınlanmıştır.Dizide valiyi sanatçı Erdal Beşikçioğlu canlandırmıştır.

Valinin karakter ismi dizideki ve diziden sonra devam eden "Vali" filminde Faruk Yazıcı'dır.

9 Ocak 2009'da gösterime giren "Vali" filminde ise Vali Recep Yazıcıoğlu'nun Denizli'deki Uranyum rezervlerini Amerikan firmasının kullanımına açmadığı için suikaste kurban gittiği iddia edilmektedir.


Vali Yazıcıoğlu'nu bir de yardımcısı anlatıyor, bakalım o nasıl tanıyor merhum Vali'yi...

Onu ilk kaymakamlık kursunda bize ders vermeye geldiğinde gördüm. O güne kadar hep toplum kalkınması çerçevesindeki inanılmaz icraatlarını, Tokat efsanesini, traktörle veya motosikletle tebdili kıyafet yaptığı habersiz denetimlerini, baston yutmuş gibi kasılmaktan bir taraflarına felç inecek bürokrat tavırlarını, bürokrasiyi ve halkı da sigaya çeken, toplumumuza başaramama fırsatını bile tanımayan merkeziyetçi yönetim yapısına karşı alternatif çözümleri de ortaya koyan eleştirilerini birlikte çalıştığı meslektaşlarımızdan, basından vs.. duymuştum. Aklıma takıldığı için sordum: ‘Siz valilerin seçimle gelmesini savunuyorsunuz.

Seçimle gelen başarısız yöneticilerin yanında tayinle gelen sizin gibi başarılı yöneticiler de var. Bir de üniter yapı meselesi... Bu niye önemli?’ Bilmeden damardan girmişim. Üç saatin nasıl geçtiğini anlayamadık. Ders bittiğinde hepimiz karşımızda örnek alınmaya değer, heyecanı, iddiaları olan muhteşem biriyle karşılaştığımızı anladık. Her meslek grubunda olduğu gibi mülki idarede onun gibi olmaya heveslendiğimiz bir örnek insandı artık. Bu örneğin tekrarlanmaması gayretlerine de şahit olduğunu söylerdi. Değil mi baltanın sapı bizdendi. 1984 yılından beri Türkiye’de kaymakamların örnek aldığı, yanında çalışan hiçbir meslektaşımızın hakkında olumsuz tek laf edemeyeceği bir insandı.

1993 yılında Erzincan Vali Yardımcılığı’na tayin edildiğimde Mümtaz Soysal’ın ‘zıpkın’ diye tarif ettiği birisinin yanına gitmekten dolayı epey heyecanlı ve memnundum. Merkeziyetçi yönetim yapısının Özal’ın bütün gayretlerine rağmen cari olduğu, güçlü yerel yönetim yapısının üniter devlet yapısına sanki ters addedildiği ülkemizde taşrada olmasına rağmen ülke gündemine yaptıkları ve söyledikleri ile girmeyi başarmış, bundan daha önemlisi hiçbir zaman ülke gündeminden çıkmamış birisi ile çalışmak her meslektaşıma nasip olacak bir mazhariyet değildi.

Altı yıl Erzincan’da ki görev yaptığım vakitler, şimdi hayatımda hatırlamaktan bile zevk aldığım en müstesna yıllardı. Çalışana her türlü yetkiyi, imkanı vermeye programlanmış, Erzincan’da çalıştığı dokuz yıl boyunca her türlü güzel işe bir yerinden mutlaka katılmış, hiçbir şey yapamazsa gidip ‘aferin, arkanızdayım, her türlü yardıma hazırım’ sözünü söylemiş birisi olduğunu yakından gördüm. Bu sebeple ve sahip olduğu müthiş bir empati yeteneği, içinde fazilet duygusuna yer vermek kaydıyla başkalarının meşru menfaatlerine karşı duyduğu saygı sebebi ile herkesin sevgisi yanında minnettarlığını kazandı.


Herkesi kucaklardı


Ancak Recep Yazıcıoğlu’nun hayattayken de gördüğü müthiş ilgi ve sevgi için bunların yanında sahip olduğu başka meziyetlerinin de olması gerekirdi. Bu ülke insanının birbirleri ile kavga edenleri, marjinal olarak nitelenen unsurları da dahil olmak üzere toplumun bütün kesimleri tarafından benimsenmesi, sevilmesinin esas nedeni neydi? Yanında çalışmış olmak hasebi ile şahsıma sorulan en önemli sorulardan birisi de ‘yahu bu vali solcu mu sağcı mı?’ oldu. Üstelik bu soruyu soranların başka yerlerde akademik lafazanlıklarla sol ve sağın bittiğini söyledikleri halde bu soruyu sormaları söz konusuydu. Recep Bey’in bu kategorilere konulamayacak kadar geniş vizyonu olduğunu, belli kalıplara sığmasının mümkün olmadığını söylediğimde de kimseyi inandıramadığımı hep müşahede ettim. Geçen günlerde İşçi Partililerle ülkücülerin ortak miting düzenlemesi yukarıdaki ifadeleri belki bir ölçüde anlaşılır kılmıştır.

Recep Yazıcıoğlu kadar bu toplumu kucaklayabilen, toplumun bütün kesimlerinin kendisini ifade edebileceği birisi bugün artık Türkiye’de maalesef yok gibidir ya da varsa biraz daha öne çıkmalıdır. Türkiye maalesef örnek alınmaya değecek önemli ve değerli sembol isimleri bol olan bir ülke değildir. Solda, sağda, ileride geride vs.. hangimizin arkasından gidebileceği kıvamda bir insan kalmıştır ki... Politikaya girseydi bu kucaklayıcılığını muhafaza edemezdi diye düşünülebilecek bir ön yargıya verilecek cevabı test etmek mümkün olamadan kendisini kaybettik. Ancak politikada taraf olan Turgut Özal’ın cenazesine katılan milyonlar bu tür iddiaların her zaman geçerli olamadığının ispatıdır.

Girdiği hiçbir yerde ikinci adam olamayacak kadar kapasiteli, moda tabirlerin ifadesiyle vizyonu geniş, doyumlarını sağlamış ve komplekslerinden arınmış birisi olarak Recep Yazıcıoğlu idarecilik hayatında sağladığı başarı grafiğini politikada da mutlaka yakalardı diye düşünüyorum. Çünkü siyasi iktidarların neden iki senede tıkandığının nedenlerini çok iyi yakalayabilmiş birisi olarak sistematik düzenlemelere gitmeden nokta bazlı proje ve icraatların devamını getirmenin çok zor olduğunu devamlı ifade edegelmiştir. Yanlışların bir kısmını düzeltmenin aslında yanlışta bile bir dengenin sağlanması sebebi ile yanlışlığın dengelerinin bozulmasına ve boyutunun büyümesine yol açtığına, bu nedenle sil baştan yapmadan başarılı sonuç alınamayacağına inanan nadir insanlardandır.

Belli makamlara gelen bürokrat ve siyasetçilerin adeta 100, 150 yıl orada kalacağını zannederek icraat yapmaya çalıştıklarını, yetkilerini merkezileştirmeye, taşrayı güçlendirmenin önüne set çektiklerini, konumlarını kaybedenlerin de yapma fırsatını sanki hiç bulamamış gibi sızlandıklarını, bunun ise trajikomik olduğunu ondan işittim.

Recep Bey bürokrasinin eline geçirdiği hiçbir ipin ucunu bırakmadığını, daima kağıt üzerinde düzenli ama fiiliyatta iflas etmiş bir Türkiye’den yana tavır koyduğunu, karar aldığını, ıslahının ise gayri kabil olduğunu bu ülkede en iyi anlayan kişilerden biriydi. Her şeyi çözebilecek bir süpermen olarak görülmesinin altında yatan esas sebep de budur. Adına açılan ziyaretçi defterine bir vatandaşımızın yazdığı şu ifade ilginçtir: ‘Sırat köprüsünün başında durup, ‘hadi uşaklar böyle gelin’ diyerek bizi karşıya geçireceksin’. Öbür dünyada da kendisinden kurtarıcılık beklenen bir devlet adamı herhalde başka yoktur. Sürekli söylediği; ‘kurtarıcı yoktur, halkın kendisi önce kendini kurtarmayı, kurtarıcılardan medet ummamayı öğrenmelidir’ sözüne rağmen bu toprakların gerçeği bu olup bu gerçeğin hükmünü gelecekte de icra edeceği açıktır.

Bir Recep ayında hayattan kopan Recep Yazıcıoğlu açısından el hak bu vatandaşın temennisinin de gerçekleşeceğine benim itikadım vardır. Onun gerçekten iyi bir idareci olmak yanında muhteşem ölçülerde iyi bir insan olduğunun dünyada ve ukbadaki şahitlerinden birisi de benim.


Bürokrasiye Savaş Açmıştı


Usulsüzlük ile yolsuzluğun devamlı karıştırıldığı Türkiye’de yolsuzluğu yok, usulsüzlüğü çok bir bürokrat olarak Molla Kasımları hiç eksik olmamıştır. Değil devlette özel sektörde bile usule uymak suretiyle icraat yapmak zordur; çünkü bürokratik yapılanma ve zihniyet köprü değil maalesef duvar fonksiyonuna sahiptir. Bu ülkede toplumla bürokratik yapı arasında adeta ilan edilmemiş gizli bir savaş vardır ve savaş kuralları hükmünü icra etmektedir. Yatırımcı bir işadamını dinlerseniz çok rahat ikna olmanız mümkündür.

Burada usule hiç uymamak gerekir şeklindeki değerlendirmelerin yanlış olduğu ise her türlü izahtan varestedir. Kuralsızlık zaten hiçbir toplumun katlanabileceği bir olgu değildir. Ancak kuralların uygulanamamasının gerisinde yatan gerçeklerden birisi de budur.

‘Siz isterseniz yaparsınız’ tarzındaki halk değerlendirmesinin gerçekçiliği vardır. Biz devletlular istersek yapabiliriz. Neyi istedik de yapamadık ki... Ben Recep Bey’de bunun sayısız örneklerine şahit birisi olarak halkın bu anlayışının yersiz olmadığını ifade etmekle yetiniyorum.

Recep Yazıcıoğlu gibi insanları büyük yapan en önemli hususlardan birisi yaptıkları işlerden daha çok başlattıkları süreçler, açtıkları yollardır. Her zaman yapılacak sonsuz sayıda iş vardır ve bunları yaparak ihtiyaç ve beklentileri karşılamak imkansızdır. Ancak açılan yollar ve başlatılan süreçler sonsuz sayıdaki işlerin vs.. yapılmasına uygun ortamı hazırlar. Esas olan da budur. Devletin müthiş harcamalara rağmen hizmetlerinde yetersiz ve kalitesiz olması işleri vs.. yaparak bitirmeye çalışmak istemesindendir. Yetişmenin mümkün olamadığı, yönetilemez büyüklükleri yönetmek iddiasında olmak başarısızlığı peşinen kabul etmek demektir. Aynı ödenekler, aynı mevzuatla Recep Bey’in farklılığını ortaya koymasının sırrı da budur.

Kendisine ulaşılamayacak ölçüde liderlik özelliklerine sahip olmasının bu sırrı maalesef yeterince anlaşılamamış, dolayısı ile bu kadar yıllık idarecilik hayatında onu aşacak kapasitede insanlar yeterince ortaya çıkamamıştır. Bunun bir ufuk, vizyon meselesi olduğu açıktır.

Seni ameliyat masasında sargılar içerisinde yatarken gördüm. Tıbben öldüğünü söyledikleri, makineye bağlı yaşadığın anda bile görünüşün gerçekten heybetli ve muhteşemdin. Sen bu düzeni bozuk, insanların haysiyeti ve şerefinin hiçe sayıldığı, demokratlığın özünün yakalanamadığı, adam yerine konulmaya, başarıya, saygıya aç bu toplumdan, kötülüğün kol gezdiği diyarlardan bizi yalnız başımıza bırakıp, umutlarımızı, gelecek hayallerimizi de beraberinde götürüyorsun. Dik durdun, dik gidiyorsun. Allah makamını cennet eylesin. Güle güle büyük insan, güle güle...

Denizli Vali Yardımcısı Yazıcıoğlu’nun yakın mesai arkadaşı Orhan Öztürk



Bazı Demeçleri..

  • Kim kutsal devlet diyorsa, kutsal değerlere küfür ediyordur. Devletin kutsalı olmaz. kutsal olan insandır, millettir, duygudur. üç - beş kişinin biraraya gelip kurduğu yönetim organizasyonunun adı olan devletin nesi kutsal... Bizde demokrasi talebi yok; bu yüzden de antidemokrat adamlar istedikleri gibi at koşturuyorlar.
  • Atçalı Kel Mehmet 1826'da hademe olarak çalıştığı valiliği basar ve kendini vali ilan eder. buna ilk demokrasi girişimi deniliyor. işte ilk demokrasi girişimi böyle olursa, bugünün demokrasisi de böyle olur...
  • Kendi çıkarlarını korumak isteyenler önce "sistem elden gidiyor, rejim tehlikede" derler.
  • Ülkenin dirliği hep, menfaatlere çalışıyor. kim bu ülkenin dirliğini savunanlar, bir düşünmek gerekiyor...
  • Sistem ya da rejim halkı içine çekerek güçlendirilir. Askerdeki kürt çavuşlara bir bakın bakalım nasıl da çakı gibi askerlik yapıyorlar. Doğu halkı sistemin içine çekilip sorumluluk verilseydi bugün doğu sorunu olmazdı."
  • Su kayağı gibi fuzuli islerle de uğraşıyoruz biliyorsunuz. Erzincan'da doğa sporları derneğine para verdiğim icin yargılanıyorum.
  • Sen doğuda yüz tane bes yüz tane askerle gezersen, deliğine girersen, orada yaşamın devam ettiğini insanlara nasıl göstereceksin? Sokağa öyle çıkarsan adam der ki "Eyvah memleket elden gitti". Risk alacaksın kardeşim başka çaresi yok. şansın varsa postu deldirmezsin.
  • Ankara'da zil calip para isteyen sendikalar neden düzeni tartışmaz, düzen değişikliği istemez. Türkiye'nin en buyuk sendikası "Ne değişecekmiş Türkiye'de, ben siyasi parti miyim? der mi? harika".
  • İtaati, biati iman haline, kültür haline getirmeyin.
  • Aydın'ın dibinde yatan milli serveti çıkarmamanın vebali ve gunahı hepimizin. oradaki milli servet Aydın halkını, politikacısını, odasını, sendikasını vs, bekliyor.
  • Memur tayin ederek, katip sürerek yöneticilik olmaz. bunlar fasaryadir. Proje yaratmak zorundasın.
  • Yıllarca çoban sulu (süleyman demirel) diye dalga geçtiniz de o çobansa biz de sürü değil miyiz kardeşim. ama bunu sekiz sefer söylediniz.
  • Boyuna politikacı karşılıyoruz, politikacılar karşılanmayı, uğurlanmayı çok sever, o yüzden bakan olurlar. Ulan ben neymimim der ya. Beni yeni keşfettiler herhalde der. Bakanların mersedese binmesi gerekiyor Kuran'da ayet var biliyorsunuz.
  • Halkın gücünün farkına varın. Kayseri'deki üniversitenin her bir binasını bir işadamı yapmıştır. Hükümet "hangi il altyapıyı yaparsa o ile üniversiteyi veriyorum" derse çıkacak sonucu görün.
  • Bir milyonluk Kuşadası'nda hastane yok, Sağlık ocağında hizmet veriliyor. Söke'nin nüfusu 50 bin, hastane olarak bilinen bir sağlık ocağı ve 55 uzman doktoru var. Erzincan'in nüfusu 100 bin, 15 uzman doktor var ama toplam 1000 yataklı dört tane hastanesi var.(zamanın koşullarlna göre) para bol.
  • Erzincan'da her on kişiye bir hastane yatağı düşüyor, biz de tasarruf tedbiri olarak; kağıdın arkasına yazıyor, musluk tamir ediyor, arabalara binmiyor, iki lambadan birini söndürüyor, asansör kullanmıyoruz.
  • Bir gün kaymakamı ziyaretinde içeride ocak bucak başkanları, çivi karaborsacıları, lastik bilmem necileri var iken, kaymakamın babasına “Otur” yerine “Ne var Mustafa Bey” diye sorması”, babası ile kaymakamın ilişkilerini koparıyor ve dört yıl görüşmüyorlar.(bundan sonra Kaymakam olmaya karar veriyor.
  • Ben öyle aman aman şeyler söylemiyorum. Söylediklerim 5 yıllık kalkınma planlarında yazan, hükumet programlarında yer alan, Meclis'ten geçmiş ama hayata geçememiş konular. Karnımdan değil yürekten konuşuyorum"
  • Herkes sisteme teslim, yeniden yapılanma için eylem yok. Halkın talebi yok. Halkımız duyarsız, ilgisiz. Çarkıfelek'e, Sibel Can'a gösterdiği ilgiyi değişime göstermiyor. Siyasi iktidar bindiği dalı neden kessin? Duyarsız yığınlar kendi varlığının farkına varmadı, çünkü örgütlenemedi. Bana sorarsanız millet sınıfta kaldı. Halkımız korkuyor çünkü ana dayağı, baba dayağı, polis dayağı, asker dayağı ile halkımızı korkutuyoruz. Bu kadar dayaktan sonra duyarsız oluyor. O kadar ki; kendisine zararlı olan yiyecek ve içecekleri söylüyoruz adam anlamıyor. Beyaz ekmek yeme, beyaz ekmek demek nişasta demek, tansiyon, kolesterol demektir diye anlatıyoruz, adam yine gidip beyaz ekmek alıyor. Boyalı içecek içme diyoruz, tabii içecek, ayran iç diyoruz adam anlamıyor. İçki, sigara tüketimi ve kumar oynamada dünyada dördüncüsüyüz. Bu muazzam halktan ne beklenir!"
  • Mezar taşına şunu yazdırmayı düşünüyor; "Hür, demokrat, adam gibi bir ülkede yaşayamadan gitti"
  • Devlet kademesinde yükselmenin üç yolu olduğunu vurgulayarak, Valilik abartılmamalı. Her görev önemlidir. Önemli olan geldiğin konumun yükseklik derecesi değil, yaptığın iş ne olursa olsun onun en iyisini yapmaktır. Ben de işimi yapmaya çalışıyorum.
  • İnsanlar devlet kademelerinde nasıl yıkselir diye sorulursa, ya hak ederek, ya sürünerek ya da yaltaklanarak yükselirler. Bu gibi pek çok yöntem vardır. Ben hak ederek geldiğime inanıyorum.
  • Bizim yetişme tarzımızda, eğitim sistemimizde yasakçı bir anlayışı var. Tartışma, sorgulama, araştırma ve eleştiri yok. Ezilmiş, bozulmuş, yasaklanmış, kalıplara sokulmuş, siyah beyaz dediğimiz mutlak doğrularla yatıp kalkan bir kültür, eğitim sistemimiz var. Biz halk olarak mutlak doğrulara teslim olmuşuz. Halbuki ne sosyal alanda, ne teknik alanda mutlak doğru yoktur. (Neden Çağdaş Uygarlık Düzeyine Ulaşamadık diye soran çocuğa ölmeden önceki son röportajından)
  • Bizler hiçbir şeyden şüphe duymuyoruz. Üretici olamıyoruz. Bizler sadece bekliyoruz. Vali tebdili kıyafet giysin Denizli'yi kurtarsın. Başbakan Türkiye'yi kurtarsın. Böyle bir şey yok. Kurtarıcı halktır. Halkın örgütlü gücüdür, halkın katılımıdır. Problemler bu şekilde çözülür. Ama biz hep kurtarıcı, kurtar bizi ana, kurtar bizi baba gibi yetişme tarzımızdan kaynaklanan beleşçi bir yaklaşım içindeyiz. Bu nedenle bizden dinamik bir yapı, dinamik, özgür, üretken beyinler çıkmıyor
  • Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar.
  • Gidemediğimiz yer bizim değildir


"Aykırı Vali Yazıcıoğlu" adlı kitabtan kısa bir söyleşisi..

"Türk kültürü Allah kerim , devlet kerim diyor; böyle bir şey yok. bu yanlıştır , sakat bir kader anlayışıdır. Gereğini yaptıktan sonra Allah'a ve devlete güven. "

"Bizim insanımız söylemez söylenir. toplum yüksek sesle düşünmez. Ondan sonra da kurallara uymaz. Herkes kurallara uysun ben de uyayım, herkes çalmasın ben de çalmayayım, herkes saygılı olsun ben de saygılı olayım der. "

"Sui misal , misal olmaz. bizde sui misal misaldir. Sen kendinden sorumlusun kardeşim. Kurallara kimse uymaz sen uyarsın. yok diyor, herkes uysun ben ondan sonra uyayım. Şimdi bu yapıdan ürün çıkmaz. "

"Birbirimizi tamamlıyoruz. Ne yönetenler yönetilene fatura çıkarsınlar ne de yönetilenler yönetene. Bu bileşik kap işidir. kollektif sorumluluktur. Fatura hepimizindir, siyasetçiler gökten zembille inmedi. Bunları sandıktan çıkarak ölünceye kadar başına taç eden sevgili halkımızdır."

"O zaman neticesine de katlanacaktır ve katlanmaktadır."

"Nedir o netice? "

"Geri kalmışlıktır. ''


__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.