Tekil Mesaj gösterimi
Eski 28.06.13, 21:40   #1
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1429
Mesajlar: 7,309
Ettiği Teşekkür: 29585
Aldığı Teşekkür: 32395
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Standart Tayyip ve Obama'nın Tel Görüşmesindeki Perde Arkası Ne?.

Başbakan Erdoğan'la ABD Başkanı Barack Obama'nın telefonla görüştüğünü öğrenmek pek de sürpriz olmadı. Ben pazartesi günü Başkan Obama'nın Berlin Brandenburg Kapısı konuşmasındaki gizli Gezi Parkı mesajlarını yazmıştım ki Başbakan'ın bizzat kendini ifade ihtiyaci duyduğu ortaya çıktı. Şimdi o telefon görüşmesine neden ihtiyaç duyulduğunun perde arkasına bakalım.

Başkan Obama ile görüşme ihtiyacı Başbakan'dan gelmiş. Yani ilk arayan taraf Ankara. Muhtemelen tek arama nedeni de Gezi Parkı değil. Suriye'deki gelişmelerin konuşulduğu Beyaz Saray'dan yapılan resmi açıklamada da yer alıyor. Gezi ile ilgili cümleler ise aynen şöyle:

“Başbakan Türkiye'deki son durumu izah etti. Her iki lider şiddetsiz ortam ve özgür ifade hakkı ile basın özgürlüğü konusunun önemini tartıştılar.”

Son cümlede kullanılan fiil “discuss” yani tam anlamıyla tartışmak. Kavga etmek değil ama fikir ayrılığı ifade eder. Ankara'dan yapılan açıklamada “dikkat çekmek, altını çizmek” gibi muğlak bir fiil kullanılmıştı ki, doğru değil.

ABD Gezi Parkı konusunda taraf değil ama Başbakan ne anlatırsa anlatsın birinci elden kendi diplomatlarının anlattıkları ve şahit oldukları var. Bir tanesi benimle paylaşıldığı için aktarabilirim.

ABD'Lİ DİPLOMAT TAKSİM'DE GAZ YEDİ!

Olayların patladığı 30 Mayıs Cuma günü ABD'deki babasına hediye almak için İstiklal Caddesi'ne çıkan İstanbul'da görevli bir ABD'li diplomat bir değil iki kere biber gazı yedi. Hem de ikincisinde resmen Atlas Pasajı'nın içine kadar bir grupla birlikte kovalanarak kapalı ortamda gaza maruz kaldı. Yani tesadüfen polis müdahalesinin içinde kalan sıradan vatandaşlar gibi birebir olaylara tanık olan Türkçe'yi de iyi konuşan ABD'li bir diplomat var. Tatile ABD'ye giden bu diplomat bir hafta kadar yaşadıklarını rapor etmedi, olayların Pazar günü biteceğini düşündü ama Türkiye'de tansiyon yükselince doğal olarak ABD Dışişleri Bakanlığı'na bilgi verdi. Benzer ama çok daha kötü bir olayı Mısır'da Tahrir gösterileri sırasında yaşayan ve linç edilmekten zor kurtulan bir Türk Dışişleri mensubu da tanıyorum ben. Yani kim olsa çalıştığı kurumu harekete geçirirdi.

'DARBE OLSA GÖSTERMEYECEK MİSİNİZ!?'

AB ve ABD'nin basa basa kayda geçirdiği “basın özgürlüğü” konusu da önemli. Çünkü olayların ilk patladığı gün TV ekranlarına bakan diplomatlar haber kanallarının Gezi Parkı'nda olanları duyurmadığını gördü. Sadece sosyal medya üzerinden olayları anlamaya çalışan Ankara ve İstanbul'daki diplomatik temsilciler hem dehşete düştüler hem de aynı haftasonu tanıdıkları gazetecileri arayarak “Size yayın yapmayın emrini kim verdi? Bu sansür kararı nasıl alındı? Bunun nedeni nedir? Ankara'dan kim size olayları göstermeyin diyor? Bu ülkede darbe yapılsa böyle saklayacak mısınız?” diye sorular sordu.

Washington'a oldukça detaylı bir rapor yazdılar.

'BU BOYUTTA BİR ŞİDDETİ HAYATIMDA GÖRMEDİM'

Yani AK Parti kurmayları Gezi Parkı olaylarını anlatmak için videolar, kitapçıklar hazırlayabilirler ama sokakta birebir olayları yaşamış ABD ve AB vatandaşları var. Şahsen polis şiddeti görmüş Avrupalı turistler var. Cihangir'de yemek yerken birden bire nefessiz kalan orta yaşlı Amerikalı akademisyenler, Hilton otelinde gaz yiyerek mahsur kalan Rum Ortodoks Din adamları var. Polisin şiddetinin dozunu “yıllardır gösteri ve çatışma takip ederim bu boyutta bir şiddet hayatımda görmedim” diye anlatan Ortadoğulu gazeteciler var. Kime ne anlatıyorsunuz?

BAŞBAKAN'I MURSİ'YE BENZETTİLER

Gelelim şu “Çoğunluğun Tiranlığı” konusuna. Başlık, ForeignPolicy dergisinin yazarı James Traub'a ait ama kelimenin kökeni ABD'nin ilk dönem Başkanlarından John Quincy Adams'ın.Traub, yazısında Başbakan Erdoğan'ı Mısır'ın Arap Baharı sonrası yönetime gelen lideri Muhammed Mursi'ye benzetti ve şöyle dedi:

“Nelson Mandela ya da George Washington gibi liderleriniz varsa şanslısınızdır, çünkü gücün demokratik yollarla elde edilip korunması için bir dizi müzakere ve taviz gerektiğini bilirler. Ama Arap devletleri gibi yerlerde devrimle rejimi değiştirenler kazanan herşeyi alır ilkesi ile davranır… Brezilya'da Rousseff de bir dizi koalisyonla iş yaptığını hiç unutmadığı için bu krizi yönetebiliyor. Oysa Türkiye'de seçim sistemi Erdoğan'a parlamentoda mutlak bir çoğunluk verdi. Bunun nedeni de % 10 barajı. Türkiye'deki sistem Erdoğan'ın en kötü dürtülerini besliyor.”

Traub daha sonra Başbakan'ın sözlerine de atıfta bulunarak şöyle devam etti:

“Erdoğan her dört yılda bir sandığa gidiyoruz ve bu millet bir tercih yapıyor diyor. Yanlış! Seçimli (ya da seçilmiş) otoriterlik artık eskisi gibi işlemeyecek çünkü artık kitleler bu geçişi ve sadece sandığa kilitlenmiş demokratik vatandaşlığı kabul etmeyecek. Çoğunluk diktatörlüğü, ya da hipotetik bir çoğunluk diktası, Rusya gibi yerlerde bir süre daha geçerli olabilir ama Venezuella gibi yerlerde artık günleri sayılı ve Türkiye'de de hiç olmayacak.”

O İddialar ABD'de neden alıcı bulmaz?

Son olarak da kamu diplomasisine değinelim. ABD perspektifinden bakınca özellikle insan çemberleri, yüzbinlerin yürüyüşleri ve oturma eylemleri Siyahların 1950 ve 60'lardaki “Eşit Haklar Mücadelesini” hatırlatıyor. Bu nedenle “camide bira içtiler” gibisinden iddia ve karalamalar o dönemde FBI tarafından uydurulan “siyah işçiler beyaz kadınlara tecavüz etti, siyahi gençler dükkanları yağmaladı” yalanlarını akla getiriyor ve fena halde eksi haneye yazılıyor. Ankara, bundan sonra verdiği mesajları çok daha dikkatli formüle etmek zorunda.




Ahu Özyurt
Twitter.com/ahuozyurt
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
6 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.