Tekil Mesaj gösterimi
Eski 13.07.13, 15:54   #1
SerseriGezgin
Cehennem Yolcusu

SerseriGezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: Oct 2011
Yaş: 33
Konular: 1430
Mesajlar: 7,316
Ettiği Teşekkür: 29585
Aldığı Teşekkür: 32406
Rep Derecesi : SerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardırSerseriGezgin şöhret ötesinde bir itibarı vardır
Ruh Halim: Ruhsuz
Exclamation Günde İki Litre Şarap İçiyorum - Tezek (Blog Yazısı)

Mükemmel bir blog yazısı "Tezek" adlı bir arkadaşın anılarından.. Çok seveceksiniz. Küfürsüz halini düzelterek yayınlıyorum.. Elinize kahvenizi alıp okuyun..

****

İKİ LİTRE ŞARAP İÇİYORUM

Sene 2003 üniversite bitmiş. 1999 da bitmesi gereken üni anca bitmiş. Ha sebep ne derseniz panik atak diye bir hastalık var otobüse binip okula gidemiyorum. Sınavlara çalışıyorum, ........ ları yutup tamam bu sefer olacak diyorum. Hooop acildeyiz yine. Doktorlar hemşireler g.tüyle gülüyor. Durum vahim herkes psikolojik diyor. Kimse sallamıyor. Bense o sıralar. Ulan bir kolum bir bacağım olmasaydı da bunları yaşamasaydım diyorum.

Neyse hikayeyi başa sarıçam 1996 ya gitmemiz lazım flashback olayı yani. Hadi zamanda atlama yapıöz.

Sene 1996 lise biteli 2 sene olmuş 2 yıldır dershanedeyim. O zamanlar öss ve öys var. Birini geçmen yetmiyor ikisinde de başarılı olman lazım. Sene 96 1 mayıs arkadaşlarla sinemaya gittik loca da filmi bekliyoruz. Cıvıl cıvıl bir gencim anlayacağınız.

Filmi bekliyoruz bana garip birşeyler olmaya başladı nefes alamıyorum. Etrafımdaki herşey yabancı geliyor. Sigara da içiyoruz. Özamanlar kapalı alanlarda sigara içmek mümkündü. Ellerime bakıp bunlar benim ellerim mi felan diyorum. Arkadaşlara ben bir tuvalete gideyim dedim. Kendime bakıyorum ama sanki çok yabancı kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyor.

Yüzümü yıkıyorum felan nafile. Giderek iyice korkmaya başlıyorum. Locaya geçip beyler ben iyi değilim eve gidiyorum diyorum. Bilet paranı biz ödedik otur diyorlar ama. Ben çıkıyorum. Yer izmir sevgi yoluna yakındı. Ama uzun zaman oldu sinemanın adını felan hatırlarmıyorum. Sadece tek hatırladığım sinemanın önünde oturdum insanlar bana bakıyordu. Ve önümde harley davidson marka bir motorsiklet vardı.

Filmler de görürsünüz insanın başı döner sanki herşey sis perdesi arkasından gelişir öyle bir durum. Yanlış hatırlamıyorsam eğer 86 numaralı otobüse bindim, fahrettin altay a gitmek için. Hala aynı numaramıdır bilemem.

Otobüste kafamı camdan çıkardım mayıs ayında ağustos sıcağı izmirde. Nefes almaya çalıştıkta sıcak hava vuruyor yüzüme. Özamanlar klima da yok otobüslerde. Daha sanos markalar bile yok o denli yani. Eshot un o eski uzun körüklülerinden birindeyim. Daha boynuzlular yeni kalkmıştı yollardan.

Ne oluyor lan bana yolun sonuna mı geldik diyorum kendi kendime yaş daha 19. Neyse sonunda eve ulaşıyorum. Bizimkilere çaktırmadan odama geçiyorum. Ama bu semptomlar giderek artıyor. Hızlı nefes alış veriş. Ellerin ayakların karıncalanması. Aldığın nefesin yetmemesi. Kalbin patlayacak gibi çarpması, baş dönmesi vs.

İyice kontrolden çıkıyorum. Bari diyorum bizimkilere diyeyim. Kapıyı açıp ben oluyorum lan, kurtarın beni diyorum. Ne oldu diyolar kalp krizi diyorum. Herkes yusuf tabi, hemen taksi çağırıyorlar.

3 dk da hastanenin açıline varıyoruz. Atatürk devlet hastanesi, adı değişmediyse hala yeşilyurtta duruyor olmalı.

Hacılar acildeyiz. Bağıranlar çağıranlar inleyenler kan revan içinde olanlar vs. Böyle hastaları kabul ettikleri küçük bölmeler var her bölmeye 2 hasta sığıyor. Beni onlardan birine tıkıyorlar. Yan sedyede de köylü kıyafetleri içinde yatan bir kadın var. Oy anam diyip duruyor. O oy anam dedikçe ben daha bir geriliyorum. Arada kafasını kaldırıp soruyor, o araştırmacı anadolu ruhu sedyede bile devrede. Ne oldu yawrim sana? Kalp krizi geçiriyorum teyze diyorum. Vahhh vahhhhh bizim bi enişte varıdı o da böyle erken göçtü gitti diyor.

Özamanlar reality showlar var, sıcağı sıcağınalar var. İnsanların nasıl ssk köşesinde bağıra çağıra olduğunu haber yapan kanallar var. Abime bağırıyorum, lan o..spu çocuğu getirdin beni devlet hastanesine kimse sallamayacak bizi burada. Öleceğim lan beni özele alın diyorum. O sırada beyaz önlüklü bir doktor geliyor. Genç biri muhtemelen s.. s..acile nöbete yollamışlar onu.

Doktor; yeğen sorunun ne diyor. Doktor bey oluyorum ne sorunu soruyosun kurtar lan beni diyorum. Niye oluyorsun diyor. Kalp krizi geçiriyorum diyorum. Yüzünde yavaş geçir yerleş yaş gibi bir tebessüm oluyor. Ben yine bağırmaya başlıyorum. Yandaki yaşlı teyze kendisini bırakıp iyice bana sarıyor. Vah vahhhhh çok genç çok yazık diyor. Doktor susun ulan çekiyor ikimizede, doktor beni kurtar susmak ne kelime ayağının altına paspas olurum gibisinden bir bakış atıyorum.

Doktor steteskopla kalbimi dinledikten sonra, 5 dk sonra iyi olacaksın diyor. Ne diyor bu doktor diye kafamdan cümleler geçiyor. Bu arada başka bir pratisyen hekim odaya giriyor fıs pis konuşmaya başlıyorlar. Dinlemeye çalışıyorum fakat, ölmek üzere olduğumu düşündüğüm için, herşeyi yarım yamalak duyuyorum. Bu sırada bir hemşire geliyor odaya. Elinde iğne, doktorlar kapının önüne çıkarak konuşmaya başlıyorlar. Hemşire aç kıçını annem birazdan iyi olacaksın diyor. Ben çaresiz kıçı açıp iğneyi yiyorum. O sıra sonradan gelen doktorun kanser olsaydı daha iyiydi lafını duyuyorum. İğneyi yedikten 2 dk sonra, herşey değişiyor. Gayet normalım, 10 dakika önceki benden eser kalmamış durumda. Sonradan gelen doktorun yaptığı yorumu ise o olaydan 8 yıl sonra anlayabildim ancak.

Ben ne oldu şimdi neden iyi hissediyorum derken, doktor bana dönüyor sende bir hastalığın başlangıcı var diyor. İçimden aha kanser yada kalp diyorum. Sende diyor panik bozukluk başlangıcı var. Pardon ne var diyorum panik bozukluk diyor. O ney ya diyorum. Bu gün pazar sen pazartesi polikliniğe gel diyor.

Neyse diyorum eve gidiyoruz herşey normal. Pazartesi polikliniğe gidiyorum. Durum içler acısı, kapıda doktor görmeyi bekleyenler, başka servisler kanamalı hastalar, allahtan psikiyatri polikliniğindeyim kan dehşet vs yok. Yanımda bir eleman beklemekte benimle birlikte, elinde fotomaç mı ne var. Üzerinde fb tişörtü. Bana dönüyor, biliyormusun fb kaybedince hayatım kararıyor diyor. Dinlemeye çalışıyorum. Benim ismim okununca içeri giriyorum. İçerde nur isminde bir doktor var. Durumu anlatıyorum. Bana bakmadan reçeteye birşeyler yazıyor. Ben bitirdiğimde o da reçeteyi yırtıp elime veriyor. Sıradakiiii diye bağırıyor.

Elimde bir reçete var. Gidiyorum eczaneye alıyorum ilaçları. Bilenler bilir x.. yeşil reçetelidir. Neyse ilaçları alıyorum. ilaçların yan etkilerini okumaya başlıyorum. 4 sayfa yan etkisi var. Güzel etkisi ise yok denecek kadar az. Amma x.. kardeş öylemi, bir içiyorsun, beynindeki herşeyi siliyor. Yan etkisini de sallamıyorsun böylelikle.

Herneyse yeni bir yaşam başlamıştı benim için ve ben farkında değildim. Antidepresan ve x.. mal gibin yapmıştı beni. Ama bana bu ilaçları veren ve belki de içinizden birilerine terapi yapan doktor hanım bana sölememişti. Bu ilaçları aldığında ilk haftanın anamın ağlayacağı hafta olacak diye. Bende aynı aspirin içer gibi bu ilaçları içiyordum.

İlk haftam başlamıştı. Ve ben olacaklardan habersizdim. Avuç avuç hap yutuyordum. Nerden bileydim ki o haplar beni duvara toslatacak. Antidepresan kullanmayanlar bilmez.

Otobüsteyken ödeyeceğim en ağır bedellerinden biriyle karşı karşıya olduğumu bilmiyordum. Ve kaçınılmaz olan geldi çattı. 100 kere ölseydim de bunu yaşamasaydım dediğim bir durumla karşılaştım. Bağırdım durdurun lan bu otobüsü oluyorum diye. Sabah sabah işine giden herkes, hem aval aval hemde ulan bu gün değişik birşeyler yaşadık diye yüzüme bakıyorlardı. Talih mi kader mi bilemem, atatürk devlet hastahanesi durağında indim.

Koşarak acile gittim yine. Doktor yüzüme bakara yapabileceğimiz bir şey yok eve git ılık düş al dedi. İşte olaylar bu aşamadan sonra başladı.
Ben üniversiteyi kazanmış bir gençtim. Ve bilmediğim birşeyle karşı karşıyaydım. Özamanlar arama motoru olan altavista.Com A panik atak yazınca 3 sonuç çıkıyordu. Ki google ağa yoktu hatta fikir bile değildi.

Neyse burda özet geçmiyeceğim konu bütünlüğü sağlansın diye.

Üniversiteye başladım. Ege üniversitesinin önünde bir yol çalışması vardı. Hatta yarım kalan bir viyadüğe kamyon şoförünün girip orada olduğunu bilirim. Hatay bornova arası eski körüklü otobüsler de 1.5 saaat sürmekte. Ve ben 10 dakikasına bile dayanamıyorum bunun. Şöyle düşünün ağzına kadar tıkabasa dolu bir otobüs var ve otobüste duramıyorsunuz. İşte bu böyle karın ağrısı birşeydi. Sonraları minibüs i tercih etmeye başladım ama, babam piyango bileti satan bir emekçi idi. Minibüs lüks kaçmaktaydı bana. Herşey kabus gibiydi, ve uyanmak istemediğim bir güne zorunlu olarak uyanıyordum.

Herhangi bir çıkış yolu yoktu fiziksel olarak sağlam görünen ben, aslında içimde çürüyordum ama kimse bunu sallamadı. Bilenler bilir e cafe ye az uğramadım ege üni de. Ordan redhouse azyapmadım. Ama kimseye ayak uyduramadım. Pikniklere gidemedim. Partilerde playboy olamadım. Ulan derslerime bile giremiyordum playboy olmak benim neyime.

Sevgilim posta koymaya başladı, sen hiç bir yere gelmiyorsun benimle, biz hiç bir şey yaşamıyoruz beraber, bak kusura kalma böyle devam edersen kıçına tekmeyi yersin dedi. Kız gerçeği söylüyordu bana, zayıfsan elenirsin diyordu. Önceleri kabullenmek zor geldi. Sonra anladımki kız gerçekçi.

İşte bunu öğrenmem hayli zaman aldı. En önemlisi insanın çaresiz olduğunu kabul etmeye çalışmayasıymış. Bir insan kendine öğretirse bunu galiba ulaşlısmış en büyük erdemlerden birini ulaşmış olandır.

Hiç kimse kendini o pozisyona koymaz. Hiç kimse kendine çaresizliği yakıştırmaz. Her kabullenişimizin ardında bir başka umut yatar. Umutların söndüğü yere bu hayattayken ulaşmak her babayığıdın harcı değildir.

Etrafımdaki herkes birer birer kaybolmaya başladı. Artık herhangi bir faaliyete beni çağırmaz oldular. Zordu bunu kabullenmek ama onları suçlayamazdım da çünkü kim ister ki ayak bağı yanında. Giderek yalnızlaşıyordum. Bir anam vardı bana üzülen. Odamdan bile çıkmıyordum. İnanmayacaksınız evden 4 yıl çıkmadım dersem yeridir. Hiç çıkmadım demiyorum. Ama nerdeyse bütün zamanım evde geçiyordu. Tabi bu aşamada bir de yaşadığımız sosyal çevrenin baskısı var. Sana tepeden bakıyorlar, deli muamelesi yapıp iyice dışlıyorlar. Hele ki annemin üzerinde baskıları yüklenmek daha zor.

Senin oğlun neden hep evde neden bir iş bulup çalışmıyor. Neden hep içiyor. Tabi anne olarak kadın bunların karşısında eziliyor. Ve bunu kabullenmek benden daha da zor onun için.

İçim içimi kemiyor. İçimde fırtınalar kopuyor ama değiştirecek ne gücüm var ne sağlığım. O sıralara ege üniversitesin de doktor erhan bayraktar a gidiyorum. Bana parasız bakıyor. En son o da s.ktiri çekti. Paran varsa gel hastaneye yat dedi yoksa geber der gibi bir cümle kurdu. Bir psikiyatr dan bile s.ktiri yemiştim. Ve sorular kafamda dönüyor du. Nerden geldik nereye gidiyoruz. Bütün bu acıların sebebi ne? O sıralar aklıma ben acildeyken doktorların birbiri ile konuşurken kanser olsa daha iyiydi bir kez olurdu lafı aklıma geliyordu. Bir kere adam gibi ölmek günde binlerce kez ölmekten iyidir demeye başladım. İntihar düşüncesi giderek hakim olmaya başladı beynime.

Sevgilim terk etmiş, arkadaşlar yüz çevirmiş, anam bile öleceksen ol der gibi bakıyordu. Ya da o psikoloji içinde ben öyle algılıyordum. Aslında var olan her ilişkinin bir çıkar ilişkisi olduğunu, sevginin aşkın ve dostluğun aslında sen ayakta durabilirsen var olduğunu yaşadığım süreç bana öğretiyordu. O sıralar anladım bir insan neden intihar eder. Karar vermiştim benim içinde tek çıkış yoluydu kendimi öldürmek. Ama bir engel vardı. Bunu anlamayacak bir kişi vardı o da anamdi. Bunu nasıl o kadına yapabilirdim. Tüm yaşamını ben adam olayım diye harcamış bir anaya bunu nasıl yapardım. Bu kadar bencil olabilirmiydim.

Hastalık ilişkilerimi yok ederken, beni bitirirken. Aslında bir şeylerde bana katıyordu. Benimle aynı yoksunlukları yaşayanları okuyordum nietzsche, søren aabye kierkegaard, arthur schopenhauer vb. Başka bir dünyanın kapıları da açılıyordu beynimde. Ve bütün bu yaşadığım gündelik boktanlık ve yoksunlukların beni ittiği yer aslında çok değerli bir yerdi. İnsanın varoluşu hakkında bu amcaların söyledikleri, acının aslında yaşamın terk gerçeği olduğu, yaşamın gereksizliğini yazmaları vs. Bana başka kapılar açıyordu. Ve ben çektiklerimin beni nereye taşıdığını görünce usuldan da sırıtmaya başlamıştım.

Sokağa çıkamasamda koşturamasam da normal insanlar gibi otobüse binemesemde. Birşeyin farkına varmıştım. 3 dakika huzurlu olup bir otobüse binebilsem yada bir gün batımını seyredebilsem, normal gündelik yaşamını yaşayan insanların eş geçtiği bu şeylerin benim bünyeme bir orgazm gibi girişi bana verilen bir armağandı. Kim otobüste sadece seyahat edebildiği için mutlu hisseder ki. Ya da gün batımını izlerken mest olabilir hem de diğerlerinin hissettiğinin belki de 10 bin katı bir hissiyatla bunu yaşar. Tabi bunlar belki de 3 ayda bir yaşayabileceğim 10 dk lik geçici süreçlerdi. Ve aslında özaman insan anlıyor, günlük yaşamda ne kadar değerli şeyi görmezden geldiğimizi. Ve ayrıntılar derin ayrıntılar bir bir görünmeye başlıyor. Şöyle düşünün gözüne teleskop takan biri oluyorsunuz bir anda.

Anlamıştım ki, acıyı çekmeden bunlara ulaşmak imkansız. Gündelik yaşamında olan bir insana, bunları anlatmak imkansız. Zaten çoğunuz bir s.ktir git çekecektir. Ama anlatacaklarımı iyi dinleyin, sizlere neleri eş geçiyorsunuz öğreteceğim. Normal bir nefes almanın ne kadar değerli bir şey olduğunu anlatacağım size. Ama özet geçeceğim merak etmeyin.

Elle tutulacak hiç bir şey kalmamıştı. Anami karşıma aldım ve dedim ki, diz çökerek yaşamaktansa ayakta ölmek yeğdir. Anne gidiyorum dedim. Nereye gideceksin dedi. İstanbula dedim. Kendi yaşadığı sokağı terk etmekte zorlanan ben, istanbula gitmeye karar vermiştim. Anne belki öleceğim ama gitmem lazım dedim. Bana baktı oğul dedi; delisi olan hergün oluşu olan 1 gün ağlar. Anam okuma yazma bile bilmiyor, ama bana filozofların bile zorlanacağı bir cümle kurdu. Bir şey diyemedim. İvedilikle odamı toplamaya başladım yazılarım, ders notlarım. Hatıralarım. Eski sağlıklı yaşama dair anılarım. İstanbula taşınıyordum. Bilmediğim bir kente gidiyordum. Annemin bin bir emekle köyden alıp 12 yıl boyunca okuttuğu amcamın oğlunun yanına.

Şirin evlere taşındım, gece kondudan bozma çarpık kentleşmenin en güzel örneği bir semt. Yürürken binalardan dolayı, gökyüzünü bile görmekte zorlanacağınız. Doğu kökenlilerin yoğunlukta olduğu, kalabalığında kaybolacağınız varoş semti şirinevler. Anam özamanın parası ile 1 milyar vermişti, onu da şapka orup pazarlarda satarak kazanmıştı. 2 hafta sonra amca oğlunun davranışları değişmeye başladı. Niye geldin ne kadar kalacaksın der gibiydi. Oysa o bizde 12 yıl kalmıştı. Ve hiç bir karşılık beklemeden, bunları yapmıştık ve ben kardeş gibi görürdüm. Evde bir sığıntı gibi hissetmeye başladım kendimi, yani bu kadar da kötü olmamalıydı bu yaşam. İş bakıyordum ama dışarı çıkmakta bile zorlanan birine işi kim verir.

Cd satmanın altyapısını oluşturmaya çalışıyorum. Cd poşeti cd zarfı boş cd vs. Neyse bir gün sokağın birinde bir tezgaha rastladım. Tezgahın başında, kafası kel yüzü içine çökmüş kirli sakallı, 50-55 yaşlarında biraz çakal görünümlü bir adam var. Tezgaha müşteri gibi yaklaştım. Gardaş hayvanlı ***** da var diyerek elinde poşeti gösterdi, ben aslında cd almak istemediğimi şirinevler köprüsünde cd satmak istediğimi bu yüzden zarf ve poşeti nerden bulabileceğimi sordum. İznin var mı dedi, belediyeden mi diye sordum aklıma o gelmiş ti ilk. Güldü yok dedi ocaktan iznin var mı ne ocağı diye sordum.

İşte ülkenin çarpıklığı da karşıma çıkmaya başlıyordu. Ne ocağı abi dedim. Abidin başkana gitmen lazım dedi. Abi dedim. Vergi vermiyoruz. Zaten yapacağım iş yasadışı, niye birinden izin alayım. Sırıtarak yüzüme baktı. Kurd aksanı ile bu işler o kadar kolay değil dedi. Anladım ki köprüde yasadışı satış yapmak için bile birilerinin onayı lazım. Abi dedim ben kimseden izin almayacağım çıkacağım oraya bir kaç güne kadar. Çünkü başka bir seçeneğim yoktu.

Neyse o tanıştığım cd cı bana babacan davranmaya başladı. Senin için reisle konuşurum felan demeye başladı. Tabi ki kıllandım. Ne saticaksın dedi, senin yasin genç ***** felan satma benim 15 tane mahkemem var ama 12 tanede çocuğum var, başka şansım olmadığı için bunu yapıyorum dedi. Benimde başka şansım yok dedim. Bedel her ne ise ödenecek dedim. Neyse adam bana zarf ve poşetler için gerekli adresleri verdi. Ben o sırada ınternet cafe nin birinden program indiriyordum. Şirin evlerde bir marangoz buldum. Tezgahı da yaptırdım. Tüm varımı yatırmıştım bu işe.

Programları basmaya başladım. Nero cd den kapak ta dizayn ediyordum. 16x lg cd room la yavaş yavaş basıyordum. Xp, xp service pack 2, muhasebe programları, visual studio net 7, ingilizce eğitim programları vs gün gelmişti herşeyimle hazırdım köprüye çıkmaya, ülkeye dair ilginç bir gerçeği öğreneceğim bir geceydi.

Elimde tezgah yavaş yavaş çıkıyordum merdivenleri, elinizde tezgah olunca satıcılar size daha değişik bakıyor. Bu eleman ne yapmaya çalışıyor gibi. Benim tezgah küçüktü diğerlerine oranla, bir köşe bakıyordum girecek. Neyse bir hamle ile tezgahı kurdum. İlk müşteriden önce, mekanın sahiplerinden biri geldi. Siz o köprüden geçerken onları fark etmezsiniz arkaplanda dururlar. Gardaş niydiysen burda dedi. Abi cd satıyorum dedim. Aynen diğer cd cının dediği gibi gardaş iznin var mı? Dedi. Yök abi dedim, paraya ihtiyacım var o yüzden satmam lazım. Beni baştan aşağı süzdü
gitti. Ama hissetmiştim, fırtına öncesi sessizlikti bu.

O sıra da ilk cd mi satmıştım bile 2 milyonu cebime atmanın sevinci ile herşey rengarenkti. Derken bir tane bir tane daha sattım. Metro boşalmamıştı ama bana doğru bir kalabalık geliyordu. Onlara bakmamaya çalıştım korkuyordum. Benden başka kimse yoktu benim için. Kimse de kıçımı kollamayacaktı. Yüzü gözü çizik elinde tesbih olan insana benzemeyen bir yaratık öncülüğünü yapıyordu kalabalığın. Lan burası dingonun ahiri mi? Dedi. Pardon abi dedim. Elimi cebime attım. Kaybedeceğim hiç bir şey yoktu. Cebimde bir bıçak vardı. Onu tutuyordum. Lan ben urfalı bilmem ne diye saymaya başladı. Ölmeye geldin lan buraya dedi. Kalabalık etrafımdaydı.

Lan dedi bu tezgahı kapatıyorsun, bir daha da seni burda görmeyeceğim tamam mı dedi. Yök abi gidecek başka bi yerim yok, bu gün burda ölmem gerekiyorsa öleceğim dedim. Bıçağıda cebimden çıkardım. Eleman güldü, lan **** çıkardin madem götün yiyor saplaşana dedi. O an benim kel kafalı cd cı geldi. Dokunmayın lan elemana o da ekmek parasının derdin de dedi. Kendi aralarında tartışmaya başladılar yarı kürtçe yarı türkçe devam ediyordu. Urfalı döndü bana, lan burda kalacaksın ama programdan başka birşey satarsan ananı bellerim dedi.

Tamam abi dedim. Benim yaşlı cd cı bana döndü sen köprü deki tek türksun, o yüzden yanlış yapma ayağını kaydırırlar dedi. Ve bana günlük kaç lira urfalı için, meydanda bekleyen polisler için ve zabıtalar için ayırmam gerektiğini anlattı. Bu rakam 30 tl ye denkti. Anladım ki ilk 30 tl sıstemin işlemesi için var.

Vay canına dedim. İstanbulda bir köprüdeyiz. Ve bu köprüde türk olan tezgah açamıyor. İşin ironik yani kurd olsanız bile abidin başkana gitmeniz lazım yani ülkücü birine. Aklıma şu geldi dedim ulan diyarbakır da bir üst geçit olsa ve orda sadece türkler çalışmaya çalışsa, o köprüyü yakarlar lan. Yanlış anlaşılmasın bunları yaşamama rağmen ırkçı değilim. Ve en yakın arkadaşım da kurd tur. Ama istanbulun göbeğinde bir yabancıydım artık.

Neyse komşu tezgahlar vardı ve bende onların komşu esnafiydim. Kimisi fake marka satıyor kimisi camaken içinde çalıntı telefon, zamanla beni sevmeye başladılar. İsimde ilerlemeye başlamıştım. Çok iyi satıyordum gece de 300 milyon bana kalıyordu, bazen assağı ınıp köprü altında ki büfelerden arnavut ciğeri yiyordum. Mutluydum lan, 4 saat çalışıp iyi para yapıyordum. Bir gelen bir daha geliyordu, çünkü programdan anlayan tek bendim ve gelenlere çok ayrıntılı anlatıyordum. Beceremezler diye mail adreslerini alıp, crack konusunda yardım ediyordum. Hatta uzak masaüstü (vpn) bağlantısı ile program kurduğum bile oluyordu. Bu arada amca oğlu evlendi ve başka eve taşındı. Ve ben o evin kirasını karşılayacak kadar adam olmuştum.

Şirinevlerde adım duyulmuştu. Program için herkes bana geliyordu. Gündüzleri evde iken toptan işler için çalışıyordum. Tezgaha yığmıyordum herşeyi, satabileceğimi yanıma alıp köprüye, şener şen in topukları götüne vurdurarak koşması gibi koşuyordum. Bu arada bir gümüşçü ile tanışmıştım asıl işi ise cd satmaktı. Yani dükkan önden gümüşçü gibi görünse de arka planda cd satıyordu eleman. Elazığlıydı. Bana oğlum bak köprüden iyi para kazanırsın ama orası tehlikeli sen okumuş adamsın o işi yapma.

Abi başka çarem yok dedikçe sadece bana toptan yap ben burda satarım, köprüdekilerin sicili zaten dolu sende onlardan biri olma diyordu. Kaliteyi bile yükseltmiştim. Aldığım cd ler olsun kapak dizaynı olsun yeni bir tarz yaratmıştım. Urfalı bile, yeğen şen çok iyi ilerliyorsun diyordu.

Bir gün yine tezgahım elimde, köprüye gidiyorum ama. Ayaklarım hiç gitmiyor. İçimde bir isteksizlik var. Dönüm noktaların biri daha karşımda idi ve ben isteksiz bir şekilde gidiyordum kaderime. Her gece rutinden di ‘kaçın lan polis’ lafını duyduktan sonra tezgahı kapıp kaçmak. Ama o gece sessiz di. Bilmiyorum keyfimde yerinde değildi.

Bir adam yaklaştı tezgaha, kardeş kaç para bu dedi. 3 milyon abi dedim. O an köprüde büyük bir kargaşa başlamıştı. Polis iki yani ablukaya almış. Kaçacak yer kalmamıştı. Herkes bir telaş içindeydi. Adam bana baktı kimliğini gösterdi elini omzuma koydu kaçarım diye. Topla tezgahı gidiyoruz dedi.

Direniş göstermedim gösterecek halimde yoktu. Bana baktı iyiysen artık kelepçeyi takmam lazım dedi. Tamam abi dedim.

O sırada omzumdan tuttu ve ben bir ölü gibi kımıldamadım. Kelepçeyi taktı. Gözü diğerlerine bakıyordu. Çok büyük kargaşa idi, yakalananlar hayır ben satmıyorum diyordu. Zaten baskın sadece cd çiler içindi. Tanıdığım bir kaç kişi kalabalığın arasına sızmış bizi izliyordu onlarda cd cı idi ama benim gibi acemi değillerdi. Memur bana baktı lan olm senin sorunun ne dedi. Yök abi sorunum dedim. İyi beni takip et dedi. Köprünün altında polis minibüsleri bizim için bekliyordu. O sırada kader midir nedir, amca oğlum oradan geçiyordu, bana baktı, gözlerinden belli idi korktuğu. Ses çıkarmadan devam etti bende başımı önüme eğdim. Çünkü yasaların karşısında idim, ellerimde kelepçe polisi takip ettim.

Bunu ikinci minibüse alın lan dedi, beni yakalayan polis. İkinci minübüse bindirdiler. En arkaya oturdum. Yanıma bir polis oturdu. Beni yakalayan da orda idi. Çıkar bakayım kimliği dedi. Abi arka cepte dedim. Çekti cüzdanı arka cepten. Ben kafayı cama dayadım. İstanbul tüm cümbüşü ile akıyordu. Renkler arabalar, insanlar. Koca istanbulda bir polis arabasında ellerim kelepçeliydi. Usul usul ağlıyordum. Birden polis durttu beni, lan şen üniversite mi bitirdin dedi. Elinde öğrenci kimlik kartım vardı. Evet abi dedim. Niye bu işi yapıyorsun dedi. Mecburum abi dedim. Zaten beni ağlıyor olarak gördükten sonra, beni yakalayan ona döndü dedi ki dokunma ona. Yanımdaki kpss ye niye girmedin lan dedi. Abi girdim iyide puan aldım ama ben o koşullarda çalışamam dedim. Anlamadılar tabiki. Yüzüme aval aval baktılar.
Bakırköye gidiyorduk. Muayene için acil girişi ile aynı yerden içeri alınacaktık. Bizleri açılın önündeki demirlere kelepçelediler. Hastalar bile zombi görmüş gibi bize bakıyordu. Yine bir acil önündeydim. Bu sefer ellerimde kelepçe vardı. Ağlıyordum yine. Yanımda oturan polis geldi derdin ne lan senin, adam gibi dursana içinde azcık erkeklik yok mu senin dedi. Herkes bana bakıyordu. Kendimi toparlamaya çalıştım. Eğilip kelepçeli ellerimle yüzümü gözümü silmeye çalıştım.

Doktorun karşısına çıktım. Doktor halimi görünce memur beyler dışarı dedi. Bana döndü dövdüler mi seni dedi. Yök dedim. Oğlum korkma artık yasalar değişik sana birşey yaptılarsa bana şöyle dedi. Yök doktor bey dedim, bana hiç bir şey yapmadılar. Şikayetin yok mu dedi yok dedim. İyi dedi imzaladı kağıtları ve polisleri içeri çağırıp verdi.

Minübüse bindik bu sefer sadece şoför ben beni yakalayan polis ve minübüste yanımda oturan polis vardı. Ve hepsi sivil giyinimliydi. Ben pencereden dışarı bakarken, cd sattığım yerleri geçtik. Bavulumu sürüklediğim yerlerden geçtik. Ölmeye geldim lan istanbul dediğim yerlerden geçtik. Bulunduğum pozisyon ölümden beterdi. Dizel motorun sesi eşliğinde karakola doğru gidiyorduk.

İki polis aralarında konuşmaya başladılar. Yanımda ki bana döndü, lan or.sp. çocuğu karakolda hiç birşeyi imzalamayacaksın dedi bana. Ben yüzüne bakınca, ben sana ulan imzalayacaksın burayı deyince bana imzadan imtina ediyorum avukatımı istiyorum diyeceksin dedi. Ben şaşkın bir şekilde bakınca. Lan gerizekalı imzadan imtina ediyorum avukatımı istiyorsun diyeceksin dedi bana.

Tamam dedim. Karakola vardık. Başka bir sivil polis lan burada hepiniz adam olacaksınız, burda kral da allah da benim dedi ve elinde jop vardı. Herkes dut yemiş bülbül gibiydi. Eleman şimdi herkes tezgahında ki cd yi sayacak dedi bizler saymaya başladık. Ben en son da idim. 800 cd si olan 200, 500 cd si olan 100 diyordu. Bana sıra geldi 135 dedim. Minibüsteki polislerden biri bu salak sayı saymayıda bilmiyor. Korkudan ödü bokuna karışmış, üniversiteli bu hatayı yaparsa diğerlerini hoşgörmek lazım diyip, bu salağın tezgahta 15 cd var dedi. Görevli memur tutanaklara 15 cd olarak geçti.

Ben yine en sonda idim. Sonradan anladım neden en sondayım. Bir sıra halinde tutanak tutan memurun önüne yazılanları imzalamak için gidiyorduk. Ve herkes okumadan imzalıyordu. Beni minibüste uyaran polisler ise gözümün içine bakıyordu. Evet imzalamayacaktım. Hayatın en boktan pozisyonunda 2 polis bana yardım ediyordu. Oysa polis benim için tiksinilmesi gereken bir pozisyon ve kurumdu. Sıra bana geldi, önümde tutanak vardı. Ben silik bir sesle avukat istiyorum dedim. Önümdeki polis ne diyon sen lan dedi bana. Elinde jop olan lan imzala yoksa beynini bu jop la dağıtırım dedi. Döndüm bir an için bir şey diyemedim korktum ve imzalamak üzereydim. Minibüste olan polislerden biri, elini masaya vurdu. Lan g..s hem yasadışı iş yapıyorsun hemde imzalamayacağım diyorsun. Yaz lan oraya imzadan imtina ediyorum diye. Ben yine bişi yapamadım ensemden tuttu yazsana lan imzadan imtina ediyordum diye dedi. Ben minübüstekilerini düşünerek o şekilde yazdım. Jop lu olan, gençler show bitti şimdi nezarete bakayım diyerek. Boruyu üfledi.

Filmlerdeki gibi değil nezaretin soğuk demirlerini avuçlamak, o an da bütün yaşamınız gözünüzün önünden geçer. Paslı demirleri avuçlayınca aslında, kapalı kaldığım evimde bile ne kadar özgürmüşüm onu anladım. Ellerimde süperman olup bükemeyeceğim demirler var. Ve ben başkalarının sınırları içindeyim, tek suçum ise yaşamak istedim. Özamanlar şu aklıma geldi. Ben ***** bile satmıyorum ama, *****şu revaçta olan gülben ergen el üstünde tutulmakta. Ne vatanıma ne milletime bir or.sp.luğum olmadığı halde demir parmaklıkların arkasında olmak durumunda olan benim.

Aslında çok daha kötü bir şey oldu o gece, beni kelepçelerle gören amcamın oğlu, anami arayıp durumu bildirmiş. Ana yüreği, dayanamamış. Hiç aramaması gerekenleri aramış. Ben şirin evlerde cd satarken, karşı kıyıda ataköyde villalarda oturan dayımı aramış. Kendinin en büyük sorunu için bile kardeşlerine eywallah demeyen yoksul anam benim için kardeşini aramış. Yawrumu ordan çıkar demiş. Bir evlat olarak en çok ezildiğim anlardan biri de buydu. Şirinevlerin köprüsünde orospu olurken bile eywallah dememiştim ben onlara.

Bir polis geldi, aktif olmayan sadece o bina da görevli olan ( merkezin adını vermeyeceğim çünkü o iki polis olmasa idi herşey değişik olacaktı) gençler karakolun bazı ihtiyaçları var dedi. Çay şeker vs. Siz de sigara içmek istiyorsunuz biliyorum. O yüzden cepleriniz de getirdiğiniz paralardan biraz alıp, hem size sigara alıp hemde karakolun ihtiyacını gidereceğim dedi. Hep bir ağızdan ne gerekiyorsa yap abi dedik. Herkes acıkmıştı, ve bize çığ köfte geldi, kişi başına da bir sigara. Ben özamanlar sigara içmiyordum ama, tüm bunlar 2 milyardan fazlaya mal oldu. Kimsenin cebinde para kalmadı bir dal sigaraya, tüm geceyi heba ettik. İçlerimizden birisi çıktı, sakalını sıvazlayıp döndü bize, ulan nezaretteyken bile bunları harcıyamıyorsanız nerde harcayacaksınız. Ki doğru idi, nezarette pintilik yapmak neye denk gelir lan.

Bir battaniye verdiler, benden öncekilerin kokusu sinmiş içine. Bilenler bilir tuvalette bulunur nezaret te. Ama bırakın işemeyi bakmaya bile içiniz el vermez. Neyse tuvaletten havalanan sivrisinekler kokuşmuş battaniyelerimizle bizi sarıyordu.

Gece 3 suları idi. Bir polis copla dürttü beni elinde el feneri vardı. Kalk lan dedi. Ne oluyor abi dedim. Çıkıyorsun burdan dedi. Yukarıya çıktım 3. Kata bilgisayarların olduğu odaya, karşımda bir komser, avukatları ile dayım vardı. Gecenin 3 u bütün istanbul uyuyor. Dayım var karşımda, bana istanbula geldiğim de ona ayak bağı olurum diye yüz çeviren dayım. Ve biz komserin önünde konuşmaya başladık. Avukatlar sürekli not alıyor. Dayım; 14 yasında zorla evlendirilmiş, o başarılı olsun diye boklu donlarını yıkamış annemi malzeme yapmaya çalışıyor. Sen nasıl bunu yaparsın, diyor. Sanki adam öldürmüş muamelesine tutuluyorum. Sen bunu annene nasi yaparsın diyor. Benim kafamda taşlar yerine oturuyor. Annem dayımı aramış. Annem ki kendisi için bir kere bile eywallah etmediğine benim için eywallah etmiş. İşte ana yüreği dedikleri şeyi burda anlıyoruz kendi geberse de senin için dünyaları yakar ana yüreği.

Karşımda ********lik ve iki yüzlülük vardı. Karşımda ki dayım da olsa, annemle aynı karında yatmış olsa da, bana merhamet beşlermiş gibi duran bir akbaba vardı. Çok sonradan değer verdiğim bir arkadaşımın tanımlaması ile size sunarsam bunu eğer; akraba değil akbaba dır onlar. Evet aynen öyle idi, akraba değildi bana yardımcı olmaya çalışan, çürümüş etimi yemeye gelen akbaba idi. Şöyle bir baktım. Devlet zaten ihtiyacı olana avukat veriyor benim size gereksinimim yok dedim. Dayım afalladı ne diyorsun lan şen diye. Sonra ayağa kalktı, komseri aşağılamaya başladı. Üniversiteyi okumuş bu genç cd satmaktan burda ise bu devletten hesap sormak lazım. Memur sesini çıkaramadı, çünkü dayım zengindi. 3 tane avukatla ordaydı. Dayıma en acımasız tokadı ben attım. Ve ona orda ihtyacım olmadığını söyledim. Ne halin varsa gör diyerek olay mahalini çantası ve avukatları ile terk etti.

Komiser dayım gittikten sonra, bana dönüp oğlum sen angutmusun bir çuval inciri bok ettin. Adam seni korumaya gelmişti burda dedi. Bende iç çekerek dışı seni içi beni yakar dedim. Nezarete doğru yol aldım.

Sivrisineklerin aman vermediği, bok kokusunda boğulan, paslı ve kalın demirlere sahip olan nezarethanım demirleri bir kez daha üzerime kapanmıştı. Ama bu sefer amansız bir varoluş savaşı içindeydim. Lan bakın şu aşamada diyeyim size, sonu iyiyle bitecek birşey okumama ihtimaliniz yüksek.

Battaniyeme sarıldım, aynı benden öncekilerin yapmış olduğu gibi, ve sert zeminde uyumaya çalıştım. Hatta battaniyeyi kafama geçirdim. Sivrisineklerden korunmak için. Benden öncekilerin tatmış olduğu bu deneyde onların kokularını içime çekerek uyumaya çalıştım.

Sabah uyandık bizlere goood morninggg vietnam dediler. Jopların sesi parmaklıklarda yankılanıyordu. Ne oldu lan nerdeyim diyordum. Çünkü attığım x..lar anamı ağlatmışı. İlk isim cebimi kontrol etmek oldu ne kadar x.. kaldı ona baktım. 3 mg den fazla vardı ve ben hala uyuşuktum o yüzden daha fazla almadım. Başka polisler vardı karşımızda bizi sıraya sokup sandıklarımızla beraber minübüse yine doldurdular. Bu sefer heryer aydınlıktı, gidilicek yer bakırköydü. Mahkemeye çıkmadan önce doktor amcaları yine görecektik. Nedendir bilmiyorum bu sefer iplemiyordum hiç birşeyi. Çünkü zaten kaybedeceğim herşey arkamda kalmıştı. Daha fazla kaybediceğim bir şey yoktu.

Bakırköyde adliye yeni yapılmıştı. ( ki oraya sabıka kaydı almaya gidecektim, ve bunun farkına varmayacaktım aynı koridora girene kadar) kelepçeli olarak mahkemenin odasının önüne kadar getirildik. Orda kelepçeleri çözdüler. Yanımda benden genç olan polisler bana akıllı ol yanlış bir şey yapma öğüdünde bulundular. Herkese dediğim gibi onlara da abi dedim. Hakim amcanın karşısına çıktık. Maalesef filmler de gördüğümüz kaytan bıyıklı hulusi kentmen ( üstadı da anmış olduk) gibi yufka yürekli senin hikayeni dinleyecek kadar sabırlı biri yoktu orda. Ha ne olmuş yakalanmış nerde şirinevler üstgeçit, cd satarken. Ok canım sen ne diyorsun bu konuda, walla hakim bey ben de suçsuzum herkes gibi. Ok bir sonraki duruşma da bu kişiyi yakalayan polislerinde burda olmasını sağlayacak şekilde seni bilmem ne kanununun bilmem ne gerekçesi ile serbest bırakıyorum.

1 günde istanbul farklı bir elbise giymişti. Artık sabıkam da vardı. Şirinevlerin yolunu tuttum. Bir net cafeye girdim eski sevgilim mail atmış. Yeni bir sevgili bulmuş, tek amacı beni acıtmak. Eee ister istemez kanıyor, dokunmaya kıyamadığın yarım dediğin kişi başkasının kollarından sana resimde sırıtıyor. İşte o anda aslında söyleyecek hiç bir şeyinin olmadığını anlıyorsun. Eğer yaşarsan kabullenmek senin tek amacın olacak. Yök kabullenemeyeceksen köprü seni de kucaklar git atla. Sigara dumanı altında ucuz bir net cafedeyim, beni terk eden kız başka birisinin kollarında sırıtarak bana bakıyor.

Yutkunmak rutin bir aktivite olmuş durumda. Ulan diyorsun daha fazla kötü ne olabilir ki? Yani ulan kader yaşam her ne isen bak lan pes ediyorum diyorsun. Ama ipleyen yok. Sene 2005 istanbula deli gibi kar yağıyor. Şirinevler köprüsünden iniyorum. Tinerci çocuklar var karşımda. Abi 1 lira diyorlar. Cebimde 2 lira var. Düşünmüyorum bile o parayı verirken. Sonra toplu olarak donları sıyırıp millete aletleri sallıyorlar. Ben dahil herkes sanki hayatında ilk kez .. görürmüş bakıyoruz onlara. Hava soğuk en azından benim gideceğim bir evim var. Bu sallayanların ise hiç birşeyi yok. Kendimden ve sahip olduklarımdan utanarak yürüyorum. Oysa 2 tl em var dı birini zaten onlara verdim. Ama başımı sokacağım bir ev var. Ben kendimi herşeyden yoksun yaşamış biri sayarken, aslında benim sahip olduklarımın yanından bile geçemeyecekler beni utandırıyor.
__________________











Geçen zamanın cevapları, bugünün sorularına ışık vermiyor, geleceği de belirsiz kılıyor.

SerseriGezgin Şu Anda Forumda.   Alıntı ile Cevapla
9 Üyemiz SerseriGezgin'in Mesajına Teşekkür Etti.